Trafik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Trafik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Perşembe, Ocak 07, 2016

Eğitim mi Saygı mı?

Once egitim, her isin basi egitim...

Egitim sart...

Hep oyle denir ya...

Hayir...

Egitim falan degil, saygi sadece saygi...

Saygi egitimle kazanilmiyor ne yazik ki...

Yetistirmek te degil bence, insanin ozunde olmali...

İcinden gelmeli...

Bana yapilmasini istemedigim seyi baskasina yapmama sag duyusuna sahip olmak bence...

Trafikte her gun yasanan...

Emniyet seridi ihlalinden tutta, saridan kirmiziya gecerken son bi hamle gaza basmak, sikisip kalmis kavsakta gidemeyecegini bile bile diger yonun akisini kesecegini gore gore yesil yandi ya bana, gecerim bencilligine...

Plazada asansor dolu geliyor diye asagi inmek    İcin yukari basip yukari gideni kapmak...

Yukari cikmak icin asagi basmak, yukari gideni bekleyenlerin onune gecip asagi inmek, bu sefer asansor yukari gitmek uzere geldiginde dakikalardir sirada bekleyenin o asansore binememesi...

Pardon biri egitim mi dedi...

% 100'u en az lisans, eser miktarda da lisans ustu egitim almis bir topluluk...


Baska yorumu olan???

Cuma, Aralık 14, 2012

Yine Bir Trafik Aksaminda

Beraberiz...

Eroglu'nun o bahsettigim sevimsiz insaatini yine gordum az once :((( trafik olunca farkediyorum iyi ki her gun trafik olmuo

Ama bu aksam daha keyifliyim cok yakisikli bi adamin telefonumun ekraninda bana bakarak romantik sarkilar soylemesinin etkisi olabilir mi ki acaba???

:))))

Tanistiriyim Michael Buble...


Salı, Şubat 28, 2012

Arabamı Nereye Çektiler?

Hiç ihtiyaç duymamanız temennisiyle, ama yine de aklınızın bir köşesinde olsun...

Çekilen aracınızın nerde olduğunu öğrenmek için PARK plakanız yazıp 1550'ye göndermeniz yeterli.

Bi kaç saniye içinde hangi otopark'a gitmeniz ve kaç para ödemeniz gerektiği kısa mesaj olarak cebinize geliyor.

Trafik vakfının web sitesinden aynı sorguyu yapabilirsiniz ama genel kültürünüze güveniyosanız...

Çünkü kelime doğrulama yerine

dünyanın uydusu,

ülkemizin başkenti,

.... Nisan Çocuk Bayramı,

... Ağustos Zafer Bayramı,

İstanbul'un fethedildiği yıl,

gibi Pakize Suda'nın sokaklarda sorup da cevap alamadığı soruları geçmeniz gerekiyor.

Cumartesi, Ocak 14, 2012

Nasıl Geçti Bir Hafta?

Bu hafta tembelliğim tuttu ya da beynimdeki üreten bana yazdıran hücreler yıllık izninin bir bölümünü kullandı.

Aslında hayat aynı hayat yaşayıp gidiyoruz...

Ama bazı zamanlar yaşadıklarım, gördüklerim, tattıklarım, yaptıklarım yazı olmak için can atıyor; atıyor ortalara kendini...

Bazen de böyle saklanıp perdelerin kutuların arkasına kimse görmese, bilmese...

Bu hafta neler saklandı???

Salya, sümük saklandı mesela

İçimdeki o bitmek bilmeyen bi türlü mutlu olamadığım yerin, beni neden mutsuz ettiğini bilinçsizce verdiğim bi cevapta buldum...

"Ben de nedenini bilmiyorum"

Sonra o en ihtiyaç duyduğum ama en ihtimal vermediğim zamanda O'nu gönderdi yanıma, salya sümük durdu...

Yeni yıl taze günlerle geldi gelmesine de herkesin sırtındaki kara çuval öylesine dolu ki, küçük bir kıymık parçası bile belini büküp diz çöktürüyor sahibine...

Biri dursa diğeri başlıyor, salya sümük...

Ama dostluk öyle bir şey ki, en doğduğun günde en mutsuzsan bile gülümsetebiliyor seni. Gözüne rimel, dudağına ruj olup kocaman bir gülümseme yapıştırıyor inadına hayata...

Sonra,

Ön yargılı olduğun gitmem, yapmam, yemem dediğin bile denenip hayata bir macera akşamı eklendi. Aksaray Horhor'da Şavak Usta denendi, ciğer yendi.

13. cuma idrak edildi...

Ne terslik olsa ondan bilindi,

İstanbul'un Marmara bölgesinin elektriksiz kaldığı 3 saat, 14. cumartesi laneti miydi yoksa dünyanın bi yerlerinde halen 13. cuma olmasından mı kaynaklanıyordu tartışılmak bilinmek istiyor...

O çok özlediğim istediğim lapa lapa kar yağdı İstanbul'a, bi yerlere yetişme kaygısı olmadan kelimenin tam anlamıyla arap saçına dönmüş trafiğe rağmen anın farkına birlikte olmanın keyfine varılabildi...

PMS yine PMS'liğini yapıp bir haftayı kara bulutlarla çevirdiyse de P'liği kalmayınca baş ağrısına bıraktıysa da yerini,

Bu aşk bu bedende oldukça ben bu işi yapmaya devam edeceğim...


Pazar, Kasım 20, 2011

30. Kitap Fuarı Ardından

Yıllar var ki Tüyap kitap fuarına gitmemiştim.

Uzaklığından, kalabalığından, indirimlerin, yazarları görmenin, kitap imzalatmanın;  internetten alışverişe, lüks kitapçıların rahat atmosferine daha az tercih edildiğinden olsa gerek...

Tüm bunlara rağmen bi kültür perisi tuttu beni kolumdan götürdü, iyi de oldu aslında. Ama seneye gider misin dersen, perinin bi sihir yapması gerek derim :)))

Gerçekten şehre çok uzak...  -Merter'den yola çıkan biri olarak bile-

Anadolu yakasından hele ki Kartal-Pendik gibi şehrin doğu ucundan gitmek isteyenler için karıncanın hac yolculuğu benzetmesi abartılı olmayacaktır.

Ama buna rağmen yol kenarlarındaki, otoparktaki, kapıdaki, içerdeki kalabalığı görünce; bu memleket insanının okumak için nasıl yüksek bir motivasyona sahip olduğunu görüyorsunuz.

Salı, Kasım 08, 2011

Bir Bayram Günü

Bir bayram daha geldi gidiyor...

Bayramın gelişiyle kendini tatilin kollarına atmak üzere yollara düşenler trafikte cinnet geçirdi.

İstanbul'da kalanlar bayramlaşmaydı, kurbandı derken ne kadar gitse de bi türlü boşalmayan trafik çilesinden payına düşeni almaya devam etti.

Nispeten şanslı olanlar evde oturup trafik kameralarından, telefonlarından yoğun trafik olan yollara bakıp bakıp; "ohhh iyi ki dışarda di'iliz" şükürleri ettiler.

Evde de bi yere kadar, sıkılıyor insan...

Ya bi türlü bitiremediği kitabı eline alıp bitirmeye, ya izlemeye vakit bulamadığı dvd'leri izlemeye yada mutfağa girip oyalanmayı tercih etti.

Bilin bakalım ben hangisiydim???



Geçen gün yaptığım sürpriz kekin sürprizsizinden ama üzerine siyah beyaz çikolata rendesi ile dekor yapıldı.

Aşağıda da bir waffle'ın fotoromanını görebilirsiniz. Tarifini daha önce vermiştim,burdan>>




Perşembe, Ağustos 11, 2011

Bu Akşam

Yağmura, serinliğe öylesine hasrettik ki; sıkışan trafiğe, dereye dönen yollara, ayakkabımın içine dolan sulara, şiddetle yere düşen damlaların bacaklarıma sıçrattığa çamura rağmen kendi kendime gülerek; Allah'a şükrederek çektim bu fotoğrafı...

İstanbul -Merter 19:10

Pazartesi, Haziran 20, 2011

Bir Lezzet Keşfi

Ezel başladı, bitiyor ama ben daha bir kez oturup da bir bölümünü izlemiş insan değilim. Ama izlemesem de sor hikayenin ne olduğunu söylerim, fragmanlar saolsun ;)

Bu akşam Ezel yerine daha lezzetli bir  uğraşım var :)))))


Sıkışık köprü trafiğinde kimin canının çekip aldığını bilmediğim, frizbi misali yuvarlak kağıt helvanın evrim geçirerek insanlığa daha faydalı bir şekle dönüşmüşünün arasında dondurma topları...

Şiddetle tavsiye ederim...

Salı, Aralık 28, 2010

Ortaya Karışık

Mevzular arası trekking diycem Onur Baştürk'ün başlık çalarak. Ama mevzulardan çok düşünceler arası trekking olsa gerek bu.

Çünkü şöyle bi durup düşünmeye, düşündüklerimi yazıya dökecek kadar bölünmeden geçirdiğim zaman yok desem abartmış olmam. Aslında Gebze, Çamlıca, Merter arasında trafikte geçirdiğim zamana nasıl acıyorum anlatamam. Bu aralarda düşüncelerime odaklanıyım dedim dün, yok ilk cümle var gerisi gelmiyor.

Konsantrasyon sıfır.

Ama bu kadar iç karartıcı tabloya rağmen pazar günü beni mutlu eden keyifli bir şeyle bi kaç saat geçirmek, bu hafta dönüp dönüp sarıldığım güzel bir anı benim için.

Aslında sihirli bir şey.

Beni mutlu ettiği gibi artarak çoğalıp değdiği herkesi mutlu edicek biliyorum...

Gelelim düşünceler arası trekkinge

Toplu taşıma araçlarında "yaşlı, çocuklu ve gazilere yer verin" yazıyor. Bir grup daha eklenmeli bu listeye "topuklu ayakkabı giyenler"

Akşamın ilerlemeyen delirtici köprü trafiğine inat Boğaz Köprüsü rengarenk, işveli, cilveli. Hele bi de kendi duyabildiği müziği başladı başlıyor kıvırtmaya. Yana söne, döne hoplaya, iki gerdan kırıp oynaması yok mu. Dalga geçiyor bu köprü bizimle ama biz farkında di'iliz galiba.

"Yok. Ben sevmiyorum artık seni..."

Çalma listelerimde birbirinden çok farklı şarkılar, müzikler var. Her listenin de bir adı. Mesela biri "Tedavi", biri "Tamzara" falan falan falan. Birinin adı da "RUH". Ey ruh geldiysen üç kere vur di'il tabiki. Ama nasıl bir liste yapmışsam yağmurlu ve puslu havayla bir arada alınınca nasıl bir mikser etkisi yapıyor sormayın. Altta üstte ne varsa, kattı karıştırdı birbirine.

Sevgili astroloğumuz Susan Miller demiş ki benim için; Kova'lara bol para var, güzel manzarası olan çok dolaplı  bir evim olacakmış. Bebek de varmış. Ama kocadan bahsetmemiş -buraya kocaman bi ??? soru işareti.- Yükselenim balık için de iyi hoş yine para demiş, bi de demiş ki "Yıl başlar başlamaz çok güzel para kazanmaya başlayacaklar. Sanki biri kapılarının önüne kamyonla altın boşaltacak" yani anlıycağınız bu senenin milli piyango talihlilerinden biri benim. Çok güzel yazmış Susan'cım siz de okuyun.
http://www.hurriyetport.com/news/122/ARTICLE/26723/2010-12-14.html

Geçen akşam yıl sonu şirket yemeği için Al Jamal'deydik. Tamam eğlence süper ama gitmeye kalksanız hafta içi 150 haftasonu 200 tl. İnsan bi geceye o kadar parayı verince eğlenmeye hali kalmaz. Çünkü ne yediğinden bi şey anlıyosun ne de başka bi şey. Çadırımsı bölümündeydik şansımıza da yağmur yağmasın mı? Gecekondu misali şıp şıp tepemize damlayan sular mı, ıslanan yerde kayma tehlikesi mi desem. 

Cuma, Eylül 24, 2010

Açım,Yorgunum, Ağlıycam...

Çarşamba akşamki bowling'ten kalma, kol,bacak, kalça, boyun ağrıları tam gününde etkisini gösterdi, dün ağırması gerekmiyo muydu bunların???

Tüm gün yüksek topukların üstünde ders anlatmak, öğrenciden öğrenciye dolaşmak ne kadar da yorucuymuş. 6'da çıktığım yatağıma şu anda uzanmak için yalvarıyorum biri ışınlasın beni evime...
Açım :((

Bütün gün ders öncesi ve aralarda dersin eksiklerini tamamlama koşturmacasında ne yedim ne içtim...
Ayaklarım korkunç ağrıyo, eve gidince tuzlu suda aromatik yağlarımla ağrılarını hafifletebileceğimi umuyorum
Gebze'den istanbul'a dönmek ayrı bir işkence...

Açım, yorgunum, huysuzum, PMS'min M'sindeyim,

Ağlamak istiyorum :(((

Sebepsiz

Belki sırf yağmur yağdığı için,

cama vurduğu için,

güneş battığı için...

Okuduğum kitaptaki halvetin ruh haline özenip, halvete niyetlenip kendimle yalnız kalmak için...

Son zamanlarda gördüğüm garip rüyalar, ilginç karşılaşmalar, tesadüfler, evrenin sorularıma; çok uğraştırmadan beni pat diye cevaplar verdiği için...

Kimle n'pacağımı bilmediğim için

Açııııım :(((
Ve hala köprüyü geçemedik :((((

Salı, Aralık 22, 2009

Dinazorlar TEM'de

Bu akşam Levent'ten Tem'e bağlandığımız 5 dakikalık yolu tam 55 dakikada aldık. Servisin koltuğunda bi sağa bi sola döne döne, kah radyo dinleyerek, kah internete girerek yolun bir an önce sona ermesini bekledim.

Her zamankinin aksine Otogar yoluna devam etmek yerine Okmeydanı sapağından kaçıverdik. Tam o sırada sağdan sola döndüm koltuğumda ve etrafımızın tırlarla, kamyonlarla çevrili olduğunu farkettim.

Bir anda kafeslerinin kapağı açılıp ortalığa saçılmış dinozorlar gibi göründüler gözüme.
-Hayatımda kaç kez gördüysem- :))))

Trafiği bu hale getirenin ne olduğunu öğrenemedim ama kısa süreli bir dinazor fantezisi yaratmış oldum.

Çarşamba, Haziran 04, 2008

Çanakkale-Gelibolu gezi notlarıma uzun uzun devam etmek istiyordum ancak yine aynı döngüye giriyorum. Uzun uzun yazmak için erteliyorum; aklımda onlar olduğu için de başka bi şeye konsantre olamıyorum.

Seyahatimin kalanında Çanakkale'deki Çimenlik Kalesi'ni ve Çanakkale Arkeoloji müzesini gezdik. Özellikle Truva'da bulunan milattan öncesine ait eşyalar, Hadrian heykeli, lahitler ve özellikle MÖ 2000 yılına ait afrodit heykeli çok etkileyiciydi.

Arkeoloji müzesinin bahçesinden tarihteki Yonca figürü :)
Çanakkale sahilindeki sahte Truva Atı (filmde kullanılan) ve güneş saati görülebilecek diğer şeyler.



Gezimiz boyunca Çanakkale Boğazı'nın iki yakasını birbirine bağlayan tüm feribot iskelelerini kullandık. Kilitbahir, Eceabat, Lapseki karşılıkları da Çanakkale ve Gelibolu.

Çanakkale'yi gezdiğimiz gün dönüşte Lapseki üzerinden Gelibolu'ya geçmeye karar verdik. Avrupa tarafında göre çok daha düz olan yörede Çanakkale Ovasını ve pek çok meyve bahçesini gördük. Düzlüklerde seyahat etmek alabildiğince ufku görmek değişik bir duygu. Karadeniz ve Ege gibi dik yamaçlı yollardan sonra.


Gelibolu zaten konakladığımız yer olduğu için en yakını en sona bırakmıştık. Fakat Gelibolu o kadar zengin bir tarihe sahip ki, ancak bir kaçını gezebildik.

Lapseki'den Gelibolu'ya geçerken denizden Gelibolu
En çok görmek istediğim Gelibolu Mevlevihanesi'ydi. Gerçekten çok güzel bir yapı. Eminim orada Sema töreni izlemek çok etkileyici olurdu. Üstelik teyzemin evine yürüyerek sadece 10 dakika mesafede.


Gelibolu Hamzakoy’da bulunan Gelibolu Mevlevihanesi, Mevlevihaneler arasında en büyük alana yayılmış olduğu kadar, en büyük semahaneye de sahip olanıdır. Günümüze bu mevlevihanenin semahane-türbe binası ile iki taç kapısı gelebilmiş.


Bölgede çok sayıda türbe var. En meşhurlarından biri de Bayraklı Baba. Dileğiniz olduğunda türbeye gelip bayrak asıyorsunuz. Demek o kadar çok dilek gerçekleşmiş ki bayraklardan neredeyse türbe görünmüyor.


Aynı gün öğleden sonra da Gelibolu'nun güneş ve denizinin tadını çıkaralım dedik. Gelibolu'ya 10 km mesafede ki Güneyli'ye gittik. Saroz Körfezi'nin berrak sularında deniz sezonunu açmak gerçekten çok keyifliydi. Ayrıca koyun ucundaki küçük tepe güneş batışını seyretmek için güzel bir yer bence.

Bahsettiğim tepeden koyun görünüşü
Henüz tatilciler sezonu açmadığı için, her yerde tadilat ve bahçe işleri vardı. Sanırım benim için tatil bu zamanlar demek, en güzel yerler sadece bize ait.

Pazar, Nisan 13, 2008

Boğaziçi Mevsimi

Ben bugün karar verdim, bir mevsimin adını değiştirmeye. Sonbahar, Kış, Boğaziçi, Yaz. Yani artık ilkbahar falan yok, bir mevsimi bir yer bu kadar mı güzel yaşar?

Aslında dün akşamdan planımız sabah kahvaltısı için Mihrabat Korusu'na gitmekti. Rezervasyonumuzu yapmıştık. Ancak dün gece benim midem bozulup da geceyi kötü geçirince iptal etmek zorunda kaldık. Üstelik benim yüzümden planın bozulmuş olması canımı sıkıyordu. Kahvaltıdan sonra Tema Parkı'na gidelim dedim.

İyi ki demişim.

Bunca zamandır gitmemek, kaybedilmiş anlara işaret ediyor.

İşte resimler... Hepsi bana ait.


Parkın girişinde sizi ilk karşılayan manzara

Rumeli Hisarı her zamanki asaletiyle

Elma çiçekleri

Aslında erguvan dalları arasından Rumeli Hisarı'nın kulesini çekmek istedim ama hava o kadar kapalıydı ki net çıkmadı.

Erguvan sevgilimle kavuştuk. Pek ilişkimizi ilan etmek istemesek de, siz yabancı değilsiniz.


Erguvan Terası adı verilen seyir terasının manzarası

Bizim küçük maymun :) Sabah izlediğimiz çizgi filmdeki maymunu taklit ediyor. Çimenlerin üzerinde kendini yerden yere atmaktan helak oldu, resmen kendini kaybetti.

Bir şeyler atıştırmak için hemen yakındaki Güzelcehisar Cafe'de mola verdik. Servisten çok fazla bir şey ümit etmezseniz muhteşem bir yer. Kendinizi kentin dışında doğayla bütünleşmiş hissedebilirsiniz.

Hayat aslında dört dörtlük değil. Her yer böyle sakin ve huzurlu değil. Sahiller ve parklar bu şehirden kaçma hissi uyandırıyor. Eminönü ve Üsküdar

Cuma, Ocak 25, 2008

Cinnet

Bazı zamanlarda bazı şeyler normalde kızdırdığından daha fazla kızdırıyor beni. Ben bu durumlara kısaca “CİNNET” diyorum.

Sofi’nin Mim’indeki resimdeki kadın olmak istiyorum.
Resmi Sofi'den aldım ama sormadan umarım kızmaz

Tıkanan trafikte arabaların etrafını saran dilenci, satıcılar

Tv ve radyodaki 6’lı atyarışı reklamları

5 dakikalık yere sırf arabada olduğun için 45 dakikada gitmen

Trafik sıkışık olmadığı için işlerini yapamıyorlar

İşyerinde camdan baktığımda Tekfen Plaza’yla Fako binası önüne denk kısa bir mesafede değişen sayılarda insanların araçların arasında bir ileri bir geri yürüdüğünü görüyorum. Bir tane ufak çocuk, öğleden sonraları bir adam ve bir kadın ve başka adamlar. Adamın, omzuna halı gibi attığı bir çocuk. Bugün saydığımda tam 8 kişiydiler.

Neden polis bunları toplamaz, neden bunun yasağı yok?
CİNNET!!!!!

At yarışı pek çok aileyi batıran bir kumar değil mi? Öyleyse kumarhaneler niye yasaklandı Türkiye’de? At koşturacak bir evinizin olabilme ihtimalinin; at koşturacak evlerini aynı yöntemle kaybedenler sayesinde olduğunu düşünüyor musunuz?

Huysuz Virjin’i ahlak çocukların ahlakını bozucu olduğunu düşünenler, aynı çocukların at yarışı oynayarak zekalarının açılacağını ahlaklarının artacağını düşünüyor olsa gerek.
CİNNET!!!!!

Büyükdere Caddesi’nin bir tarafından diğer tarafına arabayla geçmek akşam trafiğinde tam 45 dakika.
CİNNET!!!!!!

Cumartesi, Ocak 12, 2008

Yollar Cebinizde

Aslında bu haberi basın toplantısı yapıldığı gün yazacaktım. Bütün gazetelerden önce benden öğrenin diye; ama malum durumum.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin trafik sitesini ne kadar kullanırsınız bilmem ama benim çok sık kullandığım bir yerdir. Bir süredir cep telefonlarından yayın yapacağını okuyordum ama başlamıyordu. Haberi alır almaz yükledim. Neyseki cep telefonum uyumluydu.

Bayıldım.

İnternette ne görüyorsanız aynısı cep telefonunda; kameralar ve yoğunluk haritası. Oldukça da hızlı yükleniyor.

Şimdilik ücretsiz, İstanbul'da yaşayanlar için faydalı bir hizmet.

Cep telefonunuzdan "IBB CEP TRAFIK" yazıp 1530 gönderiyorsunuz ve hemen yükleniyor. Şimdilik sadece Turkcell kullanıcılarınaymış.

Perşembe, Kasım 29, 2007

Karadeniz Sahil Yolu

Karadeniz Sahil Yolu yapıldığı dönemde çok tartışmalara konu olmuştu, yapıldı bitti kullanılıyor. Ama daha çok konuşulacak şüphesiz ki. Bugünkü Vatan Gazetesi'nde haberi okuyunca bizzat o yolu gören, o yoldan geçen ve evimizin önündeki denizi bizden nasıl uzağa taşıdıklarını yaşayan biri olarak yazmak istedim.

"Karadeniz sahili boyunca deniz doldurularak yapılan otoyol 4.2 milyar dolar harcanarak tam 20 yılda bitti ancak...

Ancak yolun yapımına itiraz edenler haklı çıkacak gibi gözüküyor. Çünkü Karadeniz yolunu geri alıyor. Yol her fırtınada kullanılamaz hale geliyor.

Yolun bazı kesimlerinde Karadeniz’in hırçın dalgaları dolgu alanları yerle bir ederken, kimi yerlerde ise fırtınalı havalarda dalgaların yola attığı taşlar güvenli sürüş imkanını ortadan kalkıyor. Giresun’un Espiye-Tirebolu arası deniz tarafından iki kez yutuldu. Artvin’in Hopa-Sarp arasındaki yol ise dalgalar nedeniyle 4 kez yıkıldı. Geçen hafta ise Rize Çayeli Geçişi dalgalar yüzünden 2 kez trafiğe kapatılmak zorunda kaldı. "
Haberin devamı için >>

Rize'ye ilk gittiğimde geceleri dalga seslerini dinlerdik, bazen de o kadar şiddetli olurdu ki dalgalardan uyuyumazdın. Ama deniz elini uzatsan tutabileceğin kadar yakındı.

Bu sene gittiğimde evden denize baktığımda ilk hayal kırıklığını yaşadım. Deniz uzağa gitmiş, dalgaların sesi yok artık. Sadece şehirlerarası yoldan geçen araçların ıslığı andıran yavaşça duyulmaya başlayan, şiddetlenen ve aynı hızda azalan gürültüsü.

Çektiğim resimlerle durumu size daha iyi anlatabilirim sanırım.


İyidere Yolun ortasındaki yeşillikli ayırıcı değilde kırmızı topraklı ayırıcının önündeydi deniz. Yani fotoğrafta gördüğünüz araçlar doldurulan denizin üzerinde gidiyor.

Rize Merkez'de Gülbahar Mahallesi civarı
Bu da denizin çöple nasıl doldurulduğunun kanıtı.

Karadeniz'de sahil diye bir şey kalmamış. Çocukluğumda denize girdiğim kumsaldan -abartmıyorum- gerçekten bir avuç kalmış. Gene kalmış, bazı yerler de o bile yok. Tüm çocukluk hayallerim yerle bir oldu görünce. Fırsat bulursam eski resimleri de ekleyeceğim, ki farkı daha iyi anlayabilesiniz.

Acaba ben de mi bir anormallik var, anlamıyorum. Nasıl Allah'ın yarattığı doğal güzellikleri bu kadar hoyratça yok edebiliyorlar. Bazen düşünüyorum da Allah gerçekten çok sabırlı ve merhametli; insanların onun yarattıklarına yaptıklarına rağmen hala bu dünya üzerinde yaşamımıza müsade ediyor.

Çarşamba, Kasım 07, 2007

Trafikte Yaya Hakları

Böyle bir hakkımız mutlaka var ama detayları nedir ben bilmiyorum? Bilen birileri varsa lütfen bizi de bilgilendirsin.

Mesela saygısız bir sürücünün su birinkitisine hızla girmesi sonucu ıslanmamız suç unsuru oluşturuyor. Ama kime nasıl şikayet edilir, nasıl ispatlanır, cezası nedir bilmiyorum.

Dün akşam aynı saygısız sürücü tipinden bir tane de bana rastladı. Akşam saat 7-7:30 gibi servisten indim, evimin olduğu sokakta karşıdan karşıya geçiyordum. Sokağımız giriş yönünden kapalı, yani kapalı tabelası var. Ama yanyana 4 arabanın geçebileceği geniş bir sokak olduğu için kimsenin taktığı yok, ben ve benim gibiler dışında.

Bu yüzden karşıdan karşıya geçerken mutlaka her iki yöne de bakarım. Baktım da. Ama bir an yanımda bir şey hissettim. Ayaklarımın dibinde duran siyah bir kangoo tarzı araba. Yani 2 santim kaysa bana çarpacak. Şok oldum.

Arabayı kullanan şahsa "naptığını sanıyorsun, ters yönde olduğunun farkında mısın?" dedim.

Cevabı "ne yani ben mi suçluyum, önüne baksana demez mi?"

Delirdim. Ama ne yapabilirsin ki. Ben orda öylece duruyorum bastı gitti. Ama plakasını aldım.

34 AP 3231 siyah bir Volkswagen

Eve çıkar çıkmaz 154'ü aradım sürekli meşgul çalıyordu. Bi şey yapamadım. Annem iyi ki çarpmadı sana derken, ben keşke çarpsaydı da uğraşsaydım diye söyleniyordum.

Bugün ihbar ettim ama insanların ölüp yaralandığı durumlarda bile bir şey yapamayan sistem buna ne yapar ki; güler geçer. İşin mi yok senin der.

Yine de biz "n'apacaklar ki?"; "boşver" demeyip hakkımızı arayalım.

Cuma, Kasım 02, 2007

A380 İstanbul'daydı

Dünyanın en büyük uçağı A380'nin kısa Türkiye ziyaretinden hiç bir yerde göremeyeceğiniz kareler :)

Teşekkürler Nihat





Pazartesi, Eylül 03, 2007

Galata Köprüsü bakımı ne kadar sürer?

Yeni Galata Köprüsü'nün bakım onarım çalışması hakkındaki haber.

Bugün açıldığını tahmin ettiğim Galata Köprüsü bakımı için konulan uyarı tabelası. Tabeladaki tarihe dikkatinizi çekmek istiyorum.