Pazartesi, Mart 12, 2012
Kocakarı Soğuğu
Yüzyıllardır süregelen tabiat döngüsüne yeter mi gücünüz, ki yetmesin de zaten...
Kocakarı geldi dün, pazara kadar da gitmiycek...
İyisi mi hoş tutun arayı, boşuna didişmeyin :)))
Pazar, Şubat 06, 2011
Karlı Yaylam
Otelimiz, Ayder'deki evimiz Nature Lodge karlarla kaplı şimdi...
Yürüdüğümüz yollar
Çatımızdan sarkan buzlar, camdan uzanıp tutulacak uzunluğa gelmiş de geçiyor...
Otelin karşısındaki Orman Müdürlüğü'nün binasıydı sanırsam orası da karlar içinde şimdi
Merdivenlerimiz karlarla kaplı şimdi...
Gidemedik, İstanbul'dayız facebooktan bakıp bakıp resimlerine iç geçiriyoruz sadece...
Salı, Eylül 23, 2008
Yeni Bir Hayata
Yaşadıklarınızı, hissettiklerinizi aynı anda yaşayan hisseden farklı bedenlerde farklı mekanlarda benzer ruhlar var aslında. Belki de o ruhla yan yanasınız ama bilmiyorsunuz bilmiyorum.
Bazı yazılarım var ki; kimi neyi nasıl anlattığımı çok fazla anlaşılmasın istediğim sadece kelimelere dokunarak yazdığım. Boşluklar bıraktığım.
Ama işte o eş ruhlar eş olaylar okuyanın kendi içindekilerle boşlukları dolduruyor ve artık o benim yazdığım yaşadığım değil onun hissettiği oluyor.
Geçenlerde de öyle oldu, o yazım çok sevdiğim ama içinde kopan fırtınaları bilmediğim bir dostumla iç dünyamızı kesiştirdi. Çok kolay anlatılmayacak paylaşılmayacak şeyleri döktük karşılıklı ortaya.
Demiştim ya; kimse kimsenin içinde gerçekten ne olduğunu bilmiyor aslında. En mağrur en mükemmel görünenlerin içinde kopan fırtınaları kimse bilmiyor. O sularda fırtına hiç olmazmış gibi geliyor.
Artık sıkıldım bu fırtına kelimesinden, bi türlü kopamayan koptuğunda kökünden söküp atamayan.
Ben güneş istiyorum artık. Bu sonbaharın en güzel ilkbahar olmasını diliyorum.
Cuma, Eylül 19, 2008
Terapi

Yağmuru seviyorum. Gök gürültüsünü ve şimşeği de.
Yağmur temizliyor tozu toprağı, kiri pası.
Gök gürültüsü benim bağıramayacağım kadar yüksek bir sesle titretiyor herkesi
Şimşekler öyle aydınlatıyor ki; gecenin karanlığında hiç bir şeyin aydınlatamayacağı kadar.
Bir anda. Gece-gündüz, gündüz-gece.
Üçü bir araya geldiğinde muhteşem terapi.
Ağlıyorum, bağrıyorum, yakıyorum geceye günü.
Bu yüzdendir ki bu üçlünün her gelişinde yanlarına sokulmaya çalışırım. Yüzüme çarpan damlalar, gözlerimi kamaştıran ışık, kulakları sağır eden gürültü beni de alır içine diye.
Asıl büyük fırtınaya az kaldı, ortada ne bağ bırakacak ne bahçe...
Pazar, Ağustos 17, 2008
Şimdilik kısa özetle sizi habersiz bırakmıyim dedim, çünkü tatilim başka bir yerde devam edecek. Ve tatilde internette online olmak benim en çok sinirime dokunan durum olduğu için ekran karşısında olabildiğince az durmak istiyorum. Kusura bakmayın.
Cuma akşamı Gelibolu'ya gidip iki gün orada tatil yaptıktan sonra pazartesi sabahı Assos'a hareket ettik. Ama ne tereddütlerle ne endişelerle. Çünkü pazar öğleden sonra Gelibolu'da inanılmaz bir sağanak başladı. Durmadan çakan şimşekler gökgürültüsü yağmur ertesi sabah 11'e kadar hiç durmadı. Bir ara elektrikler bile kesti fırtınanın şiddetinden.
Neyse ki kaderin karşıma çıkardığı Assos Kadırga Otel, sahibi Bayram bey ve personeli, deniz her şey o kadar güzeldi ki. Bundan sonra başka tatil mekanı arayacağımı sanmıyorum.
Tesadüf eseri çok görmek istediğim Assos Harabeleri Athena Tapınağı'nı gezdim. Ve müze kartım milli oldu :) Evinden uzaklarda kartının sana kapıları açması çok hoş.
Annemle bol bol yüzdük, insanın o denizden çıkası gelmiyor. Bi de yemekler o kadar güzel di ki, dönmek hiç hoşuma gitmedi.
Şimdi bir kaç resim detaylar ilk fırsatta. Çünkü size bir Assos rotası önermezsem olmaz :)
Pazartesi, Şubat 04, 2008
Sisli Akşam

Pazartesi, Ocak 21, 2008
Mim
Soru: Yapmak zorunda olduğumuz halde bir türlü yapamadığımız kolay işler?
Yapmak zorunda olduğumu ertelemem, hatta en önce onu yaparım ki bir an önce kurtulayım. Kolay yada zor farketmez. Ama bir şey var ki...
Aynı şeyleri düşünmüş, aynı şeylere gülmüşlerdi. Aynı rengi sevmiş, aynı şarkıya eşlik etmiş, aynı hayalin parçaların tamamlamış, birbirlerinden habersiz aynı koltuğu hayal etmişlerdi.
Aynı tatlıyı paylaşmış, aynı okula gitmişlerdi.
Aynı güneşli yolda; baharda çiçek açmış meyve ağaçları ve pembe erguvanlarla birlikte yaşamaya yaşlanmaya doğru adım adım gittiklerini sanıyordu...
Tam bir sene öncesine kadar.
Birden bir fırtına kopar............
O günden beri o yolda zaman durdu. Uzun bir süre sessiz ama üzgün kıpırdamadan olduğu yerde kaldı. Sonra yavaşça doğrulup, geriye başladığı yere doğru iki adım attı sonra vazgeçti bir adım ileri gitti. İki adım geri bir adım ileri, iki adım geri bir adım ileri.
Bir nefeste koşup çıksana o yoldan.
Salı, Ocak 15, 2008
Buzdağı
Karanlıkta biraz korkutan ve ürküten, bilinmeyen büyük bir tepe
Karanlıkta biraz korkutan ve ürküten, bilinmeyen büyük bir tepe
Görünen ve görünmeyen de yaşananlar...
Aslında bir bütün ama birlikte değillermiş gibi.
Herkesin bir buzdağı olduğuna inanıyorum ben.
Gördüğümüz, gördüğünüz; alttaysa görünmeyen ama Titanic gibi koca bir gemiyi bile batırabilen.
İklimdeki değişiklikler kutuplardakileri eritirken; hayatta yaşanan değişimlerle insanlarınkinin görünmeyen kısmını büyütüyor.
Geçenlerde tanıştığım bloğumun takipçilerinden Özgür'ün hayatımı bu kadar kolay paylaşmamı anlamakta zorlanmasını düşünüyorum son günlerde.
Ben hayatımı, yaşadıklarımı gerçekten çok mu paylaşıyorum?
Ordan bakınca belki öyle görünüyor...
İşte yine buzdağı prensibi
Evet okuduklarınız, gördükleriniz benim. Ama buzdağının üstü şüphesiz.
Bu samimiyetsizlik yada kendimi olduğundan farklı tanıtmak değil, sadece buzdağının altının hiç bir zaman ortaya çıkamaması.
Herkesin buzdağının altında farklı hikayeler var. Hayatlarında her şeyin normal yolunda olduğunu düşündüğünüz pek çok insanın bu kadar da olmaz dedirtecek yaşanmışlıkları var şüphesiz.
Kimse bilemez bilmiyor; son haftalarda işi, evi, hayatı, var olan her şeyi bitirip yeni bir hayat kurmayı; bunlarla ilgili nasıl planlar olduğunu.
Perşembe, Kasım 29, 2007
Karadeniz Sahil Yolu
"Karadeniz sahili boyunca deniz doldurularak yapılan otoyol 4.2 milyar dolar harcanarak tam 20 yılda bitti ancak...
Ancak yolun yapımına itiraz edenler haklı çıkacak gibi gözüküyor. Çünkü Karadeniz yolunu geri alıyor. Yol her fırtınada kullanılamaz hale geliyor.
Yolun bazı kesimlerinde Karadeniz’in hırçın dalgaları dolgu alanları yerle bir ederken, kimi yerlerde ise fırtınalı havalarda dalgaların yola attığı taşlar güvenli sürüş imkanını ortadan kalkıyor. Giresun’un Espiye-Tirebolu arası deniz tarafından iki kez yutuldu. Artvin’in Hopa-Sarp arasındaki yol ise dalgalar nedeniyle 4 kez yıkıldı. Geçen hafta ise Rize Çayeli Geçişi dalgalar yüzünden 2 kez trafiğe kapatılmak zorunda kaldı. " Haberin devamı için >>
Rize'ye ilk gittiğimde geceleri dalga seslerini dinlerdik, bazen de o kadar şiddetli olurdu ki dalgalardan uyuyumazdın. Ama deniz elini uzatsan tutabileceğin kadar yakındı.
Bu sene gittiğimde evden denize baktığımda ilk hayal kırıklığını yaşadım. Deniz uzağa gitmiş, dalgaların sesi yok artık. Sadece şehirlerarası yoldan geçen araçların ıslığı andıran yavaşça duyulmaya başlayan, şiddetlenen ve aynı hızda azalan gürültüsü.
Çektiğim resimlerle durumu size daha iyi anlatabilirim sanırım.
Bu da denizin çöple nasıl doldurulduğunun kanıtı.
Karadeniz'de sahil diye bir şey kalmamış. Çocukluğumda denize girdiğim kumsaldan -abartmıyorum- gerçekten bir avuç kalmış. Gene kalmış, bazı yerler de o bile yok. Tüm çocukluk hayallerim yerle bir oldu görünce. Fırsat bulursam eski resimleri de ekleyeceğim, ki farkı daha iyi anlayabilesiniz.
Acaba ben de mi bir anormallik var, anlamıyorum. Nasıl Allah'ın yarattığı doğal güzellikleri bu kadar hoyratça yok edebiliyorlar. Bazen düşünüyorum da Allah gerçekten çok sabırlı ve merhametli; insanların onun yarattıklarına yaptıklarına rağmen hala bu dünya üzerinde yaşamımıza müsade ediyor.
Pazar, Ekim 28, 2007
Sessiz
Var sandığın şeylerin bir bir yok olduğunu, sonuna geldim derken daha yolun başında bile olmadığını, aşkı değil aşık olmayı özlediğini, bir şarkının notaları arasına süzülüp onlarla sonsuzda çınlamayı, hayalinin bile uzaklaştığını uzaktan sessizce, tepkisizce seyrediyorsun.
Perşembe, Ağustos 23, 2007
İçimdeki Fırtına
İşten yarım saat erken çıkıp dışarı attığımda kendimi daha iyiydim. Evdeyse bu hislerden hiç biri yoktu.
Neden bilmem tekrarlayan o bildik rutinlerde onunla görüşmek gibi bir fantazi oluşmuş kafamda. Son öğle yemeği davetime de olumlu tepki verince, sanki o gün onu görecekmiş hissine kapıldım.
Ama öyle bir şey olmadı.
Öğleden sonra yine hastalıklı halim nüksetmeye başladı. İçimdeki bir sürü karışık duygu bir araya geldiğinde içinden çıkılmaz bir hal aldı. Okuduğum son roman Balatlı Maria'daki 13.yy İstanbul'unda olmak devaydı sanki bana.
Kanlı Kilise, Balat, Ayvansaray, Eminönü, Sultanahmet, Galata, O, surlar, kiliseler, yollar.
Bir güç beni Eminönü'ne doğru çekiyordu. 17:15'te Beşiktaş'taki işim bitince taksiye bindim. Ne yapacağımı bilmeden "Eminönü" dedim. Gerçekten de orada ne yapmak istediğimi yada ne bulmayı ümit ettiğimi bilmiyordum.
YeniCami'den Eminönü'ne giren sokağın başında taksiden indiğimde ne yapacağımı çok iyi biliyormuşcasına, kendinden emin hızlı adımlarla sokağın içine doğru yürümeye başladım.
İçimden şüphesiz ki o geçiyordu. Ona yakın olmak ondan sadece bir kaç yüz metre, bir sokak uzakta olmak. Aramak, arayıp da ne diyeceğim? Karmakarışık.
Yolu ikiye bölen tarihi binanın önüne geldiğimde; soldan gitsem kapısının önüne çıkan yol. Önünden geçmeye cesaretim yok. Diğer yandan kızgınım. O an onu arayamayacak, aramayacak kadar benden uzaklaştığı için. Arnavut kaldırımlı sağdaki yoldan aynı sertlikte kendinden emin, hedefi olan -ki yok- adımlarla yürümeye devam ettim.
Aklımda hastalıklı bir şekilde O.
Onu gören yolun başına geldiğimde kısa bir an durup sokağa baktım. Sokaktaki hiç bir şeyi, hiç bir dükkanı seçemedim. Neyin ne olduğunu anlamadım.
Bir şey yapmış olmak için, kapanmak üzere olan bir hana dalıp, orada da yine ne aradığını çok iyi bilen bir ifadeyle hızlı bir tur atıp çıktım. Saat 6 olmuştu.
Aşağı doğru yürürken yine sokağa baktım. Kapalı kepenkler gördüm sadece gerçekliğinden emin olamadığım.
Ama dönüş yolunda içimdeki fırtına dinmişti.









