Pazar, Nisan 12, 2020

Pandemi

Yazamadığım 4 ayda bir insanın yaşamı boyunca göremeyeceği nadir günlerden geçiyoruz.
Bir salgın hastalık bir ülkeyi değil, tüm dünyayı esir aldı.
Eve kapattı, üretim durdurdu, Dünya durdu kelimesi benzetme değil gerçeğin ta kendisi
Çok değişik bir şey yaşanan
İnsan kopyalamak, mars’ta koloni kurma, uzay turları planlanırken yaşananlar çok acayip
Bir virüs kontrol edilemiyor, 4 aydır çaresi bulunamıyor ve büyük bir hızla insandan insana geçiyor
Yayılımını durdurmak daha doğrusu kontrol edebilmek için iş yerleri kapatılıyor, insanlar uzaktan çalışıyor -biz bile-
Sokağa çıkma yasağı ilan ediliyor -bu haftasonu insanların dışarı çıkmasını engellemek için sokağa çıkma yasağı vardı-
Zaten park, orman ve sahillerde dolaşmak yasak
Garip gerçekten çok garip şeyler yaşıyoruz
Üstelik bir iki ülke değil
Başta Dünya’ya hükmettiğini zanneden Amerika...
Şuan günlük ölümler 2000 düzeyinde
İtalya, İspanya, Fransa, İngiltere çok kötü
Ölü sayısı onbini geçti her birinde

Herkes evinde
Dijitalleşmede çığır atladık hep birlikte
Fransız ihtilali, İstanbul’un fethi nasıl bir dönemi kapatıp diğerini açtıysa bu yaşanan da öyle bence
Bizim işimiz home office olabilecek işlerden biriyken bir kaç gün içinde bütün şirket notebooklarla evden çalışmaya, video konferanslarla gün boyu toplantı yapmaya, projeleri hayat  normalmiş gibi sürdürmeye başladık.

Ancak evler çalışmak için düşünülmemiş, fiziksel ve psikolojik olarak daha çok yıprandığımız bir süreç yaşıyoruz.

Bir kesim evde hiç birşey yapamamaktan şikayetçiyken, biz aşırı çalışmaktan iş yükünden cinnet geçirmek üzereyiz.

Ortası yok ne yazık ki

😩

İşte çalışırken çantanı alıp çıkıyordun, evin sığınağındı işi dışarda bırakıyordun
En azından ben
Oysa şimdi
Evimin huzurunu çaldılar
Tüm stresim yorgunluğum işin negatif yükü evimin duvarlarına sindi

Herkes bir an önce normal hayatına dönmek istiyor
Tatil istiyorum
Home office çalışırken izin kullanmak için bir boşluk yaratmaya çalışan, ancak her toplantının yeni bir toplantı doğurduğu gündemimde ruh halimi varın tahmin edin.

Şımarıklık değil yaptığım

Ben zaten aylardır izin kullanmadan delice bi tempo ve sorumlulukla çalışıyorum.

Ekonomilerin durduğu, pek çok işyerinin batacağı kaçınılmaz olduğu, binlerce insanın işsiz kalacağı şüphe götürmeyen bir ortamda şükret işin var...

Beni yatıştıracak bir teselli değil...

Günler hepimize, herkese hayırlar getirsin

🤲🏻❤️

Salı, Mart 24, 2020

Nesin ki Sen?

Çok değişik bir zamandan geçiyoruz.
Fransız ihtilali, İstanbul'un Fethi gibi bir çağın bitip diğerinin başladığı bir döneme şahitlik ediyoruz.

Yıllar sonra dönüp bakıldığında teknolojide şuraya geldik buraya geldik, Mars'a koloni de kurarız.

Her şeyi de yaparız, güç bizde artık. Hangi çılgın önüme kesecekmiş ben ne dersem o olur diyenlere...

Sen dur bi bakalım

Nesin ki sen?

Gücün neye yeter?

Ben istemeden bir adım dahi atamazsınız.

Covid 19 salgını

Bir ülkeyi dünyayı bütün dünyayı eve hapsetti

Önüne alamıyorlar
24 Mart 2020

Perşembe, Aralık 12, 2019

Geçen Zaman


Yine çok ihmal edilmiş ama asla vazgeçilmemiş bloguma hoş geldim :)

Geçen zamanın özetini yapmalı önce.

Ağustos'ta okuduklarım demişim en son

Evet bu sene çok kitap okudum :)

Ne mutlu bana

Uzun yıllardır bu kadar çok kitap okumamıştım.

O kitap yığınınına 5-6 kitap daha ekledim.

Gülseren Budayıcıoğlu kitaplarına takıldım

Tüm yazdıklarını okumadan da rahat etmedi içim.

Benim için bir roman değil, psikoloji kitabıydı.

Okurken çok keyif almanın ötesinde, kendimin kuytularına da indim

Ne tespitler, ne çıkarımlar

İnsan gerçekten kendini ne kadar az tanıyor, kendine ne kadar uzak;

Anlıyor

Ki ben hep kendine yakın olan halini hatrını soranımdır

Ben bile böyle diyorsam

19 yıldır iş hayatımın hiç bitmeyen acil işleri, geçişleri, sunumları belki de bu ara hepsinden çoktu

Biri bitmeden biri

Hepsi birbirinin üstüne yığıldı

Arada yine seyahatlerim oldu

Sicilya, Prag

Onları da yazmamışım daha

Aslında bırak yazmayı daha telefonumdan tekrarlayan fotoğrafları bile temizleyememişim.

İnstagram çıktı, bloglar azaldı, instagramda story çıktı normal paylaşımlar azaldı.

Çünkü story'e bir çırpıda koymak işin kolayıydı.

O da 24 saat sonra artık yok.


Pazartesi, Ağustos 26, 2019

Sen Okuduklarının Özetisin

Bu senenin ilk günü yani 1 Ocak'ta bir oturuşta 300 küsur sayfa Tekvin okumuştum. Haftasına da kalanını okuyup bir çırpıda bitirmiştim.

Sürükleyici ve etkileyici bu kitap sonrası okuma iştahım açıldı.

Ve her okuduğum kitapta farklı bir şeyler buldum, yeni bir şey buldukça başka kitapları keşfetme arzum arttı.

Arada boş kaldıkça da ansiklopedi bile okudum ve okumaya devam ediyorum.

Kitap okumanın katili instagramda dün bir yazının linkine denk geldim.

  "Kitaplarda okuduklarımızı unutuyorsak hala neden okuyoruz?"

Oldukça uzun bir yazı ama sonuçta bahsedilen Proust ve Mürekkep Balığı'nın yazarı Maryanne Wolf'un şu cümlesi durumu çok güzel açıklıyor.

"sen bütün okuduklarının özetisin"

Gerçekten bu sene okuduğum her bir kitaptan ayrı bir keyif aldım. Bir şekilde pek çoğunun birbiriyle kesiştiği satırlarla karşılaşmak başka bir haz katıyor okumaya

Mesela Boğaziçi Tarih Atlası'nı okurken Demirel'in Adalet Partisi'nin başına geçişini; Çebiş Evi'nden Hisar Tepe'ye kitabını okurken Süleyman Demirel'in ilkokul hayatına nasıl başladığını. Vehbi Koç ve yine Doğan Tekeli'nin kitaplarında Türkiye'nin yatırımlarını ve dönemin siyasetini. Hayvan Çiftliği'nde bugün yaşadığımız her şeyin aslında defalarca yaşandığını ve yaşanacak olduğunu.


Neler mi okudum 2019'un ilk 8 ayında?

Tekvin (Arif Ergin)
Boğaziçi Tarih Atlası (Sedat Bornovalı)
Uydurulan Din ve Kuran'daki Din (Kuran Araştırmaları Vakfı)
Kişiliğin Gelişimi (Carl G. Jung)
Rüyalar (Carl G. Jung)
Vehbi Koç Anlatıyor (Bir Derleme)
Hayvan Çiftliği (George Orwell)
Çebiş Evi'nden Hisar Tepe'ye (Doğan Tekeli)
Taş Yolu-Eğin Öyküleri (Lütfi Özgünaydın)
Köprü (Ayşe Kulin)
Atatürk (İpek Çalışlar)
Hayata Dön (Gülseren Budayıcıoğlu)
Camdaki Kız (Gülseren Budayıcıoğlu)
Benim Gözümden Dünya (Albert Einstein)

Fotoğrafta ödünç aldığım ve verdiğim yok. En üstteki de sırada okumayı düşündüğüm :)

Çarşamba, Temmuz 10, 2019

Milano - İtalya

Tarihçe:

3-7 Ekim 2018 (Gezi)

14 Ekim 2018-İstanbul (el yazısı ile deftere not alındı)

21 Mayıs 2019-İstanbul (taslak olarak blog yazısına dönüştü)

10 Temmuz 2019-İstanbul (resimler eklenip yayınlandı)


Hatırlamak için yazmak,

Hatırlamak için fotoğraflamak gerekiyor

Fotoğraf, sonra onlara dönüp bakmak kolay yolu

Ama yazmak emek istiyor
Daha fazla zaman istiyor
Belki yine yazmazdım ama bu defter son 2 senedir çıktığım tüm seyahatlere ait notlarımı tutmak için bir motivasyon oldu.

Ve bu kez sırf bu defterin hatrına -bilmiyorum belki sonra bloga yazmayabilirim de-

Artık sık sık Avrupa şehirlerine seyahat etmekten havaalanı, metrolar, trenler çok sıradan gelmeye başladı.

Tarihi Milano Central Station binası ilk durak için oldukça güzeldi.


İstasyonun karşı çaprazındaki otelimiz, istasyon binası önünde grup grup koyu renkli insanlar buranın mültecilerinin göçmenlerinin de onlar olduğunu gösteriyordu.

Milano diyince Duomo Katedrali, Vittorio Emanuel çarşısı...



Artık katedraller, gösterişli tarihi binalar öyle çok da ilginç gelmiyor. Ama çatılarına çıkıp şehri seyretmek, üst galerilerinde heykellerin ve sanatın içinde dolaşmak keyif veriyor.

Galleria Vittorio Emanuel'in ortasında boğa mozağinin yumurtalığına basıp topuğun üzerinde tam tur dönmenin uğur getirdiği toteme tüm turistler gibi ortak olup zeminin biraz daha çökmesine biz de katkıda bulunduk.



Lüks markalar, vitrinler, şüphesiz göz alıcıydı.

Her seferinde katedralin önüne çıkan yollar

Meydandaki güvercinlerin insanların avucundan yemesi, avucunuza zorla bir tutam mısır koyup sonra da fotoğraf çekmek için 5 euro isteyen uyanıklara imkan tanıyor. No demeniz pek işe yaramasa da avucunuzdaki bir parça mısır çoktan güvercinlerin üstünüze tünediği bir ağaç olmanızı sağlıyor. Kolunuzun üzerinde kapışan güvercinler istemeden de olsa kollarınızda çizikler bırakabiliyor. Bazı hatır şinaslar ise yemek bitse de kolunuzdan kalıp yarenlik edebiliyorlar.



İlk seferinde çığlık çığlığa, sonrasında alışarak keyifli poz vermeler, selfiler başlıyor.

Sforza Kalesi batan güneşin ardından yanan ışıklarıyla sizi orta çağa ışınlıyor. Gerçi o zaman elektrik olmadığı için geceleri böyle görünmüyodur ama :) günümüzde cep telefonlarıyla turistler için çekebileceği harika fotoğraflar veriyor.

Gecenin ilerleyen saatlerinde bir kez daha yolumuz Duomo'ya çıkıyor. Gecenin karanlığında beyaz ışıklarıyla başka bir etki yaratıyor.



Bu kez gece gördüğümüz Sforza Kalesi'ne gün ışığıyla bakmaya gidiyoruz. Sempione Parkı ve Arco della pace (Barış Takı)

Her zamanki gibi şehrin göbeğindeki devasa parklar beni benden alıyor.



Bizim pazar sabahı 11'den önceki sokaklarımızın sakin hali buraların normal gündelik hali...

Nostaljik tramvay devasa ağaçların sağlı sollu yüzyıllardır orayı beklediği belli.

Arnavut kaldırımlı taş sokaklar, devasa ağaçların köklerini ve yollardaki su akışını sağlamak için çakıl taşlarıyla döşenen ağaç dipleri, patikalar şehirle doğanın büyük bir zerafetle nasıl güzel olacağının canlı bir dersi bana göre.

Su yokmuş gibi davranmayıp onu toprağa ulaştırmayı bilen...

Turumuzun devamında yolumuz Leonardo Da Vinci'nin son Akşam Yemeği tablosunun duvarına yapıldığı Santa Maria Della Grazie Bazalikası. Bazalikanın mutfak duvarında olan resmi görmek için yine uzun bir kuyruk. Bu seferlik bahçenin tadını çıkarmakla yetindik. Zira pek çok yorumda resmin beklediğiniz kadar muhteşem bir etki yaratmadığı şeklinde.



Bir sonraki durağımız Sant Ambragio Bazalikası avlusunda güzel fotoğraflar almaktan çok yan tarafta yapılan arkeolojik kazıda bulunan iskeletlerin kazısını izlemek daha heyecanlıydı. Zira etrafı çevrili olan kazı alanına meraklıların açtığı deliklerden bakabiliyorsunuz ancak.

Mezarlık olsa bu kadar çok yan yana gömülü olmazlardı teorileriyle ne olduğunu çözmeye çalışmak eğlenceliydi.

Devamındaki park, tarihi bina kalıntıları ve az ileride duvarlara yapılmış resimler güzel gezi noktaları olarak karşımıza çıkıyor.

Sonra nasıl oldu bilmem metro ya da trenle Garibaldi istasyonuna giderek ağaç evi görmek niyetiyle geldiğimiz yerde şirketimin ortağının genel merkezinin kulelerini buldum.

Unicredit Tower


Gitmişken bizim maaşları Euro ile ödeme konusunu konuşsam mı acaba diye içimden geçmedi değil.

Gösterişli kuleleri ve alışveriş merkezi ile iyi bir konumda. Çarşının diğer bir özelliği katlar arasına konulan borularla alt katla veya yukarı meydan arasındaki sesleri dinleyebiliyorsunuz.

Ne anlamı var dersen.

Bilemem :)

İyi bir görsellik var o kadar. Sonraki gün rotamız Varenna.

Yani Como Gölü'ne sahili olan bir kasaba. Göl manzarasına paralel ilerleyen tren Ekim sakinliği çökmüş tatil yöresi moduyla rahat rahat dolaşıp kadrajınıza başkalarının girmediği fotoğraflar çekebildiğiniz bir zaman.



Varenna'da Villa Monastero ücret mukabili bahçesini dolaşabileceğiniz en güzel villa. Çok hoş fotoğraflar veren fotojenik bir bahçe.




Como Gölü ters Y harfi şeklinde. Biz de o Y'nin V olan rotasını keşfettik.

Bir sonraki durak Bellagio.

Varenna'dan daha şirin geldi. Burada da botanik bahçesi olan Villa Melzi.

İşte burda çılgınca fotoğraf çekmek istiyorsunuz :)





Ağaç çeşitliliği, bahçe tasarımı muhteşem. Peyzaj okuyanların mutlaka böyle yerleri görmesi gerektiğini düşünüyorum. En keyifli villa bahçesi burası bence. Saatlerce vakit geçirilebilir.



Bir sonraki nokta Leno...

Tremezzo'daki Villa Balbienallo...

20 dakikalık bir tırmanmayla yamacın öteki tarafında olan villaya ulaşabiliyorsunuz. Deniz taksi de varmış ama Ekim ayı gibi turistik olmayan sezonda her zaman olmuyor.





Bu villanın da ağaçlarından özellikle şapkalı mantar gibi olanı çok etkileyiciydi. Dik bir yamaçta konumlanmış olması nedeniyle daha dikey setlerle ama çit ve sütunların yeşilliklerle sanat eserine dönüştüğü bir yer.


Diğer bir özelliği ise Skyfall ve Yıldız Savaşları filmlerinin bu bahçelerde çekilmiş olması.

Como Gölü'nün ters V'sini tamamlamak için tekrar tekneye binip Como'ya gidiyoruz. Evet aslında Como Gölü'ndeyiz ama kasaba ya da yerleşim yeri olarak Como'ya gidiyoruz.

Boğaz vapuru gibi görkemli villaları, sonbahar renklerinin düştüğü doğayı seyrederek 1,5 saati bulan bir yolculukla Como'dayız.

Bu arada George Clooney'nin villası hayal kırıklığına uğratıyor. Daha önce google earth'ten yerini tespit ettiğim villaya yaklaşırken tüm gemi ahalisinin ayaklanması herkesin niyetini ve evin o ev olduğunu teyit ediyor.



Ve son gün kısıtlı olan vaktimizi merkezde geçirip dünyada 3. İtalya'da, hatta bu durumda Avrupa kıtasında ilk olan Starbucks Reserve Roastery ziyaret etmek planındayız. Starbucks Reserve Roastery için instagram postumdan kopya çekebilirsiniz. Ama gerçekten etkileyici. Özellikle pazarlama anlamında müthiş dersler çıkartılacak bir mağaza, deneyim merkezi.



Jung- Kişiliğin Gelişimi

Kitabı okurken unutmak istemediğim satırlarını not almıştım...


Arka plandaki sessiz gerçekler çocukları etkiler

anne tüm yaşamını, kendine karşı son derece ciddi ve dikkate değer güçlü karakteriyle ona öğretilen prensiplere adamış ve istisnalara hiç izin vermemişti.

*Kız çocuklar bilinçdışı seviyede annenin tutumunu taklit etti
*Erkek çocuklar bilinç dışı aşıklar şeklinde kalarak kadınları bilinç seviyesinde reddetti

Çocuklar ebeveynlerinin zihin durumuna karşı iç güdüsel olarak takındıkları tavırdan dolayı etkilenirler.

*Ya açığa vurulmamış karşı çıkmalar
*Ya da feda edici ve mecburi taklitlere boyun eğerler

Her iki durumda da kendi istedikleri gibi değil, ebeveynlerinin istediği gibi hissetmek, yaşamak zorundadırlar

Ebeveynlerin kendi problemlerini ne kadar az kabul ederlerse, çocuklar ebeveynlerinin yaşanmamış hayatlarından o kadar acı çekerler ve ebeveylerinin bastırdığı bilinçdışında tuttuğu her şeyi tatmin etmeye zorlanırlar.

Kontrol edilmesi gereken hayat değil, bilinçdışıdır.

Her birimiz iyi yada kötü ahbaplarımızın eğitimcisiyiz.

Sonuçta insanoğlu olarak ahlaki açıdan birbirimize bağlıyız.

Enerji gerilimi belirli bir seviyenin altına düşen her şey eşik altı olur. Yani bilinçaltına düşer.


Çocuk, ebeveyninin psikolojik atmosferinin büyük bir parçasıdır. Ve ebeveynler arasındaki gizli ve çözülmemiş problemler çocuğun sağlığını derinlemesine etkileyebilir.

Havada asılı kalan ve çocuk tarafından belli belirsiz hissedilen şeyler, korku ve önsezinin bilinçaltı atmosferi tüm bunlar zehirli bir  buhar gibi çocuğun ruhuna yavaşça sızar.

Amerika'da kent yaşamı zekilere hitap eder, zeki tepki bekler. Avrupa ise her şeyi aptallığa göre planlanmıştır.

Amerika zekayı teşvik eder, Avrupa aptallar da ilerliyor mu diye bakar.

Avrupa kötü niyeti olmuş sayar. (Yasak diye bağırır)

Amerika insanların sağduyusuna iyi niyetine bırakır. Mesajlarında yapmayın, lütfen kelimelerini kullanırken "lütfen bahçeye girmeyin",  Avrupa yapmış gibi "bahçeye girmek yasaktır" der

Her yetişkinin içinde gizlenen bir çocuk vardır.

Her zaman orada olan, hiç bir  zaman tamamlanmayan sürekli ilgi, dikkat ve eğitim isteyen ebedi bir çocuk.

İnsan kişiliğinin gelişmek ve bütün olmak isteyen kısmı bu çocuk kısmıdır.

Çocuklarımızda değiştirmek istediğimiz herhangi bir şey olduğunda önce o şeyi incelemeli ve onu kendimizde değiştirmeliyiz.

Kişilik yaşam boyunca sadece yavaş aşamalarla gelişebilecek bir tohumdur.

Kişi bilinç düzeyinde ve ahlaki bakımdan düşünerek kendi yolunu seçmediği sürece kişilik asla gelişemez.

Cesurlar kendi yollarını seçerler