Pazar, Ocak 14, 2018

Yazı

Yazmak...

Gerçekten dünyanın en muhteşem şeyi. İçinden gelerek yazıyorsan, yazarken seni değil de içindeki seni özgür bırakıyorsan; sana dair bilmediğin şeyleri döküveriyor önüne.

Sonra o sözde kendinin yazdığını sandığın şeyi okuyunca, o içindekinin nasıl dertli senin nasıl onun farkında olmadığını anlıyorsun.

İki aydır hayatında başka bir yere taşımaya çalıştığını yerinden bir milim bile neden kıpırdatamadığını anlıyorsun.


Biliyor musun, ben iki aydır o koltukta oturuyormuşum. Onun elimi tutmasını bekliyormuşum. Bedenim kalkıp gitmiş ama ruhum gelmemiş. İşte o kadar ruhsuz yaşıyoruz ki hayatımızı, ben onun orda kaldığını farketmemişim bile

Pazar, Aralık 31, 2017

2017 Bitirken...

Ben razıyım 2017'den
Hakkını helal et diyip gönderiyorum
Şükür sevdiklerimleyim 
Çok gezdim,
Gördüm
Güldüm
Ağladım
Çalıştım
Güzel insanlar tanıdım
Büyüdüm
Vazgeçemem dediğimden

Seve yana vazgeçtim 

Çarşamba, Aralık 20, 2017

Yeni Bir Dönem

Genel bir özet yapalım önce...

Scrum günlüğü yazıyordum bir ara 3-4-5 derken kaldı ama proje tam gaz devam, iyi bir product owner olarak elimden geleni yapıyorum. Ama diğer yandan genç, keyifli, işine sahip akıllı arkadaşlarla çalışmanın lüksüne sahibim. Tasarımdan yazılıma herkesin zevkle çalıştığı bir proje olduğu için mutluyum. İnşallah 2018'de hikayemizin tamamını yazarım burdan.

Seyahatlerim vardı bu aralar, yazmak istediğim bir Van Gogh ve Rembrandt var. Kelimeler aklımda ama bu yazma işine bir an önce başlayamazsam uçup gidecek 😔

Ama işlerim o kadar yoğun ki, çalıştığım zaman yetmediği gibi sanki hiç uyuyup uyanmamışım hiç güneş batmamış, sabah olmamış da günlerce tek bir günü yaşıyormuşum gibi geliyor. Yani cumayken henüz salı hissedebiliyorum. Tabi bunun bir diğer nedeni de geçemediğimiz kış saatinden dolayı sabah ezan okunurken (7:20) karanlıkta çıktığım eve yine gece karanlığında dönmem 😬 vücud anlamıyo günün doğup battığını.

Ehh işte bedenimi ve ruhumu tazelediğim bi pilatesim var hayatımda 👯

Kesintisiz ağustostan beri haftada iki bazen üç mutlaka ✌🏼

Ruhum ve bedenim bu kadar iyiyse artık Berber'i ziyaret etmeyr ihtiyaç duymuyorsam etkisi büyük bence. Fiziki etkilerini de unutmamak lazım 😗

Diğer bir cephede hayat artık aynı değil 😔

17 senedir biriktirdiğim, büyüttüğüm vazgeçemediğim, niyet edip edip küçük bi hamle yaptığım ama gerisini getiremediğim, ne geri ne de olmak istediğim yere götüremediğimi bi yola koydum.

Onca senenin 12'sine sen şahitsin,  son durumu sen de bilmelisin.

Bi türlü o gelmeyen cesaret, onsuzluğu göze almak...

Hayatımıza giren hiç kimse tesadüf değildir derler ya ilahi düzenin içinde öğretecek, bir şeyleri farketmeni sağlayacaktır mutlaka. Sen anlarsın ya da anlamazsın...

İşte haziran'da öyle bir şey oldu...

Biri girdi bir kapıdan ve ben de diğer taraftan açıp kapıyı yolcu ettim onu, olmazdı çünkü. Geçti gitti hayatımdan yani. Ama giriş sürecinde ben hayat dersimi aldım. 

Ders değil belki ama kendime kendimi hatırlattı.

Gerektiği zaman gereken kararları, hatta cesaret isteyen zor kararları bile tek başına alıp uygulayabildiğimi, akışa kapılıp gitmediğimi, eğer bunca zamandır bir şey yapmadıysam daha zamanı gelmemiştiri farkettim.

Ve ilerleyen günlerde şöyle bir geçmişe döndüm, son 4 yılı okudum. Burda olmayan başka bir yerdeki yazdıklarımı. Sanırım son damlayı o koydu ya da o cesaret hapını o yutturdu bana.

Zaman ve mekan da denk geldi. Hayatımın en cesur, en açık konuşmasını yaptım. Kaçmadım, istemediğim cevabı duymaktan, defalarca ima ettiğimi açıkça söylemekten ya da ağlamaktan...

Yani...

Yeni bir başlangıç, o yerden taşıyıp başka bir yere koymak gerek...

Ama evden çıkmaya direnen kiracı gibi, oyun parkından ayrılmak istemeyen çocuk gibi ayaklarını takmış kapının eşiğine çıkmıyor ordan. Ben de çıkaramıyorum 😔

Zaman diyoruz, bırakıyoruz...

Kış dönümü, astrolojik olarak 7 yıllık yeni bir döngüymüş... 

Ona da hayırlısı diyelim...

Azad ettim, yeni başlangıçlar hepimize...

Sevdiğim gibi sevilmeyi, özlediklerime kavuşmayı, çalıştıklarımı başarmayı, emeklerimin karşılığını almayı, hayallerimin gerçek olmasına niyet ettim, sağlıkla ve huzurla

Amin

Pazar, Kasım 05, 2017

Roma Günlüğü

Roma Dönüşü- 15 Ekim 2017

Bu kez “born to travel” Roma günlüğü oldu



4-5 günlük yaz havasında dolu dolu geçen bir seyahat

Rutin bir tura katılıp değil, kendi  rotamızı çizdiğimiz özgür bir seyahat

Roma Termini tren istasyonunun hemen karşısında Hotel  Agora’da konakladık. Metronun da tren garının altında olduğu merkezi bir  nokta.

Termini’ye indiğimizde garda konumlanmış mağazalar “Molesikine”, “Campo Marzio” adlı deri kaplı defter ve kalemler satan rengarenk bir  mağaza...

Allah’ım cennete düştüm 

Daha önce Venedik’e gitmiştim ama Roma’ya ilk gelişim...

Akşam 5’te kendimizi sokaklara attığımızda spontane gezgin olmanın ilk ödülü “Santa Maria Degli Angeli e de i Martini”

Michalengelo tarafından 1563’de başlanan kilise, 1564’de ölümüyle  başka mimarlar tarafından tamamlanmış, ancak onun mimarisiyle.
Kilisenin içinde Roma boyunca geçen meridyen işaretlenmiş. Meridyenin başladığı köşenin tavanla birleştiği  bölgeye baktığınızda bir delikten (aslan figürünün ağzı gibi) içeri giren güneş ışığı 21 Aralık / 21 Mart ve 21 Haziran’da çizgilerin üstüne düşüyor. Aynı zamanda dönenceler ve burçlar da mermer zemine olağanüstü şekilde işlenmiş.


Kilisenin kabartmalı kapıları muhteşemdi. Ama bildiğiniz klasik kapının üstüne yapılmış  kabartma  gibi değil de; sanki kapının içinden geçmeye çalışırken yarısı öte tarafta kalmış bir beden. Yani 3 boyutlu.



Beni büyüledi...

Güneşin batmak üzere olduğunu fark edince Emmanuel anıtının en üst basamaklarına tırmanmak, nefes nefese Roma’da güneş kovalamak muhteşemdi. Çıkabileceğim en üst basamağa hatta duvarın üstüne çıktım



Çıkışta anladım ki, kapılar 7’de kapatılıyormuş ancak 20 dakika öncesinde girişleri kesiyorlar. Yani şanslıydık ;)

Işıklar altında meşhur Trevi’yi de görelim, paramızı da atalım...

Ama  o kadar kalabalık ki, sürekli görevlilerin oturmayın, ordan geçmeyin, orda durmayın düdük seslerinden pek de havaya girip aşk dileyemiyorsunuz :)

Turistler olmasa Roma hayalet şehir olur bence. Ama İstanbul öyle mi?

Roman Forumunu gece ışıklandırmasıyla seyretmek keyifliydi. Üstelik gündüzün aksine gece sokaklar çok sakin.

Collessum’u da gece ışıkladırmasıyla gördüysek otele dönebiliriz. Zira yarın sabah yine burdayız 

Bir sonraki gün gözümüzü Collesum'da açtık. İnsan gerçekten mimarisine, o zaman ki düşünme şekline hayran olmaktan alamıyor kendini...



Colleseum, Palatino Tepesi, Roman Forumu üçlemesi adettenmiş.

Bırak parke taşını, orjinal roma yolunda yürümek nasıl güzel...



Çocukluğumun geçtiği Fener-Çarşamba'da Mesnevihane sokağının 40 yıl önceki taşlı hali. Roma yolu derlerdi o zaman. Doğruymuş. (Şu an tabiki modernleşmeye yenik düşerek parke taşı döşeli ama altında halen o eski taşlar  duruyo ;)

Dolana dolana tepenin tüm seyir teraslarında mola vererek, şehri seyredip fotoğraflayarak yürüdük.

Şehri seyrederken ne gördüm?



Binlerce yıl önce yapılan her şeyin yerli yerinde durduğunu...

Taş üstüne taş konulmadığını, beton dökülmediğini...

Ufka baktığımda görüş mesafesi kesen binalar değil, doğal tepeler yer şekilleriydi...

Ve en önemlisi şehrin siluetinde sivrilen, sadece yüzyıllar önce yapılan mabetlerin kubbeleri...

Oturulan evler, çalışılan ofisler hepsi aynı boyda, kimse kimseye üstünlük taslamadan gölge etmeden.

Ve bir de yemyeşil teraslar, balkonlar, cam önleri :)

Güneş doğanın ardında batıyor binaların değil...

Roman Forumu'nu gezmek saatler sürüyor. Ama içinde yaşıyor olmak değişik bir tecrübe...

Ve Pantheon...

İçine girip başımı yukarı kaldırıp kubbesini görene kadar etkilenmediğim yer...

Kubbenin açık olması, yağmur yağdığında nasıl olur acaba diye düşündürürken; suyun nasıl tahliye olduğuna geçtim.

Zeminde tam kubbenin altına denk gelen yerde iki göz delik ve etrafında daha küçük gözler. Kesin bunlar olmalı. Sanki hafif de bir eğim var ortaya doğru.


Novvano Meydanı, İspanyol Merdivenleri'ni de ziyaret ettikten sonra Popolo Meydanı ve Pincio terası yani Villa Borghese bahçeleri iyi bir dinlenme noktası.


Şehrin göbeğindesiniz ve harika bir mesire yerinde kuş sesleri eşliğinde dinlenebiliyorsunuz.

Küçük göletinde akşam güneşinin ışıltıları altında kayıkla küçük bir tur hoş  anılar bırakıyor. Göletin ortasında da anıt vari bir çeşme ve fıskiyeleri güzel fotoğraf kareleri vaad ediyor.



Ama en önemlisi Pincio Terası'nda güneşin batışını bekleyen kalabalık; güneş ufuk çizgisinde kaybolduğunda kopan alkış; fonda sokak çalgıcısının romantik ezgileri...


Evet Roma'ntik bir şehir Roma...

Sabahlar kahve ve kruvasanla başlıyor :)

Vatican'a gitmek için Termini'den metro...

San Pietro Meydanı'nın yarı çapı düzeyinde kuyruk, 9:30 itibariyle yarım saatte x-ray noktasına ulaştırıyor.

Aziz Petrus Bazalikası'nın içindeki şah eserlere baka baka dolanıyorsunuz. (her biri ayrı bir yazı konusu)



Pieta Heykeli -Michalengelo

Baldaken - Bernini

Zamanın acımasızlığını anlatan elinde kum saati tutan iskelet heykeli bir papanın mezar odasının kapısını süsülüyor - Bernini



Ama esas ilginç olan kubbe...

320 basamakla kilisenin içini kuş bakışı, kubbeyi ve duvardaki mozaikleri yakından görebiliyorsunuz.

Ama macera burdan sonra başlıyor...


https://www.instagram.com/p/BaMt1MTl7MU/?taken-by=dortyaprakliyonca 

Kubbenin en tepe noktasına sizi ulaştıracak yol; dar koridorlar, yukarı çıktıkça daha da darlaşan ve kubbenin eğimine uyumlanarak dik yürümenizi engelleyecek 75 derecelik açıyla yürüdüğünüz klostrofobiye 5 kala bir ortam.

Neyse ki açık havaya bakan pencereleri var da güç toplayabiliyor, yola devam edebiliyorsunuz. Toplamda 551 basamak (iphone sayacına göre 33 kat)

Ve son düzlük pardon son tırmanma, kalın bir halata tutunarak döne döne çıkılan helezonik bir merdiven.

Bu maceranın ödülü 360 derece Vatikan manzarası. Müthiş :)



Çok şükür ki, iniş ve çıkışlar farklı yollardan olduğu için kaos yaşanmıyor. Çıkışta yeniden kilisenin içinde buluyorsunuz kendinizi.

İnerken kubbelerin birleştiği eğimli bir terasta mola verebilir, tuvalete gidebilirsiniz. Üstelik aşağıda içeriye giriş için sıra beklediğiniz meydanı çevreleyen heykellerin arkasındasınız.



Bir sonraki durak...

Sistine Şapeli'ni görmek için Roma'ya gitmeden aldığımız biletlerle kuyruğa girmeden, sıra beklemeden Vatikan Müzesi'ne giriyoruz. Ama Sistine Şapeli'ne ulaşmak kolay değil.

Normal hızda yürüyerek 1 saat sürüyor. Turun başlangıcında "Sistine Chapel short tour"diye gösterilen rotanın ne anlama geldiğini işte o zaman anlıyorsunuz.





Michalengelo'nun özel bir iskele üzerinde sırt üstü yatarak yaptığı freskler karşısında insanın nutku tutuluyor.




Hala yorulmadıysanız bi de Melekler Kalesi'ne uğrayın...

Orda da güzel kareler yakalayıp, bir kalede yaşamanın hiç de bana göre olmadığını bir kez daha anlıyorum.


Melekler Kalesi'nden Capitol Tepesi'ne metroyla mı geldik yürüyerek mi, inan hatırlamıyorum :)

Zira iphone 60 kat çıktığımı söylüyordu ve dizim yeter, dur diyordu. Tükendim...

Bir sonraki gün rota, hızlı tren Italo ile 1,5 saatte Floransa (272 km).



Önceki gün 26 derecede bulutsuz güneşli gösteren hava durumuna istinaden şortla çıktığım yolda; gri, güneşsiz ve soğuk hava sürpriziyle karşılaştım. Neyse ki insan bacaktan çok üşümüyo :)

Meşhur Floransa Katedrali...

Allahım nasıl bir işçilik o cephedeki. Anlıyorum bizim Türk kadınlarının danteldeki detaycılığı ve ince işçiliği neyse; İtalya'da da mermer öyle işlenmiş.


Duomu'nun da bir kubbesi var. 460 basamak. Artık yok, dizimi orda bırakmak istemiyorum, sana çıkmayacağım :)

Üstelik şehrin üzerindeki gri buluttan kayda değer bir manzara göremeyeceğimi de düşünüyorum. Yoksa zorlayabilirdim yine de ;)

Saraylar, müzeler, heykeller...

 

Bütün sevdiklerim burda Leonardo, Galileo, Michalengelo ve diğerleri...

Yolun sonunda Ponte Vechio...

En bilindik resim...



Ama kırmızı sarmaşıklarla muhteşem bence

Şehrin sokaklarında dolaşıp zamana yenilmemiş dükkanları, evleri görmek çok keyifli...

Bakkalı, kumaşçısı, terzisi, tuhafiyecisi...

Öğlene doğru bulutlar dağılıp da güneş çıkınca şehir daha bir sevimli görünmeye başlıyor gözüme

Michalengelo Tepesi'ne çıkıp şehri seyretmek Duomu'nun kubbesine çıkmaktan daha keyifli bence.

Dönüşte Gül Bahçesi'nde bankta oturan demir adamla el ele bir kaç dakika geçiriyoruz.

Sıcakkanlı İtalyan erkeklerinden benim payıma düşen de bu :)



Galileo Müzesi ve önündeki güneş saati



Gilli Pastanesi ve tiramisu diğer ziyaret noktalarımız.

Duomo'yu bir de güneşliyken ziyaret edip gara giderken, yol üstünde harika bir maske  dükkanı ile karşılaşıyoruz.

Prof. Agostino Dessi... (Alice Masks)

İtalyan tiyatrosuna da maskeler yapan bu profesör ince telden yuvarlak çerçeveli gözlükleri, güleç yüzü ve top sakalıyla sevimli bir İtalyan.

Maskelerse muhteşem...


Hepsi el yapımı ve fiyatlar el yakıyor. Ama değer...

Bundan sonrası dönüş yolu, yarın sabah kalkacak uçağımız için hazırlık ve tatilin sonu...

Yazının bitişi - 26  Ekim 2017

(Seyahat tarihlerim 11-15 Ekim 2017)






Çarşamba, Ağustos 23, 2017

Nutellalı Chesecake


Evet profesyonel cheesecake kariyerime özel istek üzerine Nutella'lı cheesecake ile devam ediyorum.

Sonuç oldukça başarılı olduğu için tarifimizi şuraya ekleyelim.

Taban 

1,5 paket Eti Kakaolu bisküvi
3 yemek kaşığı tereyağ

Her iki malzemeyi rondodan geçirerek öğütüyoruz ve tabanına yağlı kağıt döşediğimiz kelepçeli kalıba sıkıştırarak döşüyoruz. Tavsiyem hazırladığımız tabanı cake kısmını yaparken buzdolabında bekletmek.

Cheesecake 

1 paket Torku taze peynir 450 gr (sürülebilir krem peynir)
1 paket krema
1/2 su bardağı toz şeker
4 yumurta (teker teker kırılarak eklenecek)
300 gr nutella (400 gr'lık bir kavanoz da olabilir :)
1 yemek kaşığı un
1 paket vanilya

Öncelikle taze peynir ve kremayı karıştırıp ardından şekeri krem haline getiriyoruz. Sonrasında tek tek kırdığımız yumurtaları her biri iyice malzemeye karıştıktan sonra ekleyerek devam ediyoruz.
Düşük devirde kullandığımız mikserle çırpmaya devam ederken nutellayı da ekliyoruz.


Karışım iyice homojen hale geldikten sonra un ve vanilyayı eleyerek son aşamaya geliyoruz.



Krem peynir oldukça yoğun olduğu için karıştırma kabının tabanında birikebilir. Karıştırma işlemini sonlandırmadan spatulla kabın altını üstüne getirmenizi öneririm.

Buzdolabında beklettiğimiz tabanın üzerine karışımımızı döküyor 130-140 derecede 60-70 dakika sabırla pişiriyoruz.

Bu sürenin sonunda ortası hafifçe sallanıyorsa sorun yok, fırının kapağı açık olarak geçecek yarım saatlik dinlenme sürecinde kendini toplar.

Daha sonra da fırından çıkarıp oda sıcaklığına gelene kadar bekleyip devamında buzdolabında en az 12 saat dinlendirdikten sonra dondurma ile servis etmenizi öneririm.


Afiyet olsun