Perşembe, Haziran 28, 2018

Söz

Kendime verdiğim sözler, yapacağım deyip niyet ettiklerim...

En çok savsakladıklarım ötelediklerim...

İki sene önceydi, bi gazla karar vermiştim

11 yıldır birikenleri bi elden geçirip, ele almaya

13 yıla vardı birikenler

Ama hala ele gelmiyor

Yine niyetleniyorum

Ele gelsin, hatta sese gelsin

Güzel fikir

Bu sefer yapabilecek miyim?

İnşallah diyorum

Cuma, Haziran 08, 2018

Hatırlatma

Kişisel gelişim kitaplarını okumayı bırakmıştım...

Aslında çok da başladım sayılmaz, anti kişisel gelişim bile diyebiliriz...

Her sene bu dönemlerde kendime kendimi hatırlatacak, gücümün cesaretimin yeniden farkına varacağım şeyler çıkıyor karşıma...

Geçen sene ciddi bir dönüşümü tetikleyen bir tanıştırılma

Bu sene okuduğum iki kitap

Atarlı Evliya (Mert Dedecioğlu) ve Keşke Kadın Olsam (Aykut Öğüt)

Gerçekten unutuyoruz

Mütemadiyen hatırlatmak gerekiyor kendime kendimi

Güçlü bir kadın olduğumu unutmamam gerekiyor.

Tam olduğuma tamamlanmaya ihtiyacım olmadığını...

"Ben tamım. Aşk beni tamamlayamaz çünkü ben zaten tamım. Aşk sadece yaşamıma, bana destek olur" cümlesini bir makalede okuyup kitabı merak ettim. Ama kitabın içinde bu cümleye rastlamadım.

"Kendinize niye bu kadar duygusalım. OLMAMALIYIM dediğiniz hiç oldu mu? Eğer olduysa bilin ki gücünüzü bir yerlere kaptırmışsınız. Geri alın lütfen kendiniz olun " KKO

"O değeri verebilecek olsaydı, en başında zaten verirdi. O değeri siz vereceksiniz elinizde bulunan antikaya" KKO

"Ne yaptığınız değil, nasıl bir enerji ile yaptığınız sonuçları değiştirecektir." KKO

"Her insan sadece seçer ve yaratır. Diğer bütün insanlar da onun seçim ve yaratımlarına eşlik ederler, hepsi bu" AE

"Güvende olmadığını hisseden, korku dolu olan sürekli merak eder" AE

"Ne hissedersen onu yaratırsın" AE

"Temel sebep, insanın kendi değerini bir şeylere bağlamış olmasından kaynaklanır. Kendine zihin ile değer bulmaktan vazgeç" AE

"Ben de en nihayetinde bir kulum Allahım. Korkularım sana emanet, bana yardım et" AE

"Değer yargılarınızı gözden geçirin, sebepsizce değerli olmayı deneyin" AE

"Odağını kendine değil de dışarıya (karşındakine) verirsen onu kuvvetlendirir, sen kaybedersin" AE

Perşembe, Mayıs 17, 2018

Stockholm Seyahati

16 Nisan 2018- 18:00 İstanbul

Stockholm günlüğü de Amsterdam'ın kaderine doğru hızla yol alıyor, unutulanlar arasında...

Geçen gün  telefonumdaki fotoğraflara bakarken Amsterdam yazım için lise sanat tarihi kitabımdan Rembrandt'la ilgili sayfaların çektiğim fotoğraflarını gördüm.

6-8 Nisan'da bu kez İsveç'e düştü yolumuz. O günlerde sıcak olan İstanbul'un aksine 0-2 derecelerde soğuk Stockholm karşıladı bizi. Kuzeydeki havaalanından şehre giderken karın erimemiş olduğu yerler soğuk hakkında fikir veriyordu.

Arlanda Express'in şık bar görünümlü vagonunda T-Centralen yani merkez istasyona 25 dakikada vardık.


Karla karışık yağmur, soğuk...

Ama istasyon binasının hemen karşısındaki otelimiz Centrum'a hızlıca yerleşip şehre karışmak kolay oldu.

Centrum hotel 1700'lü yıllarda yapılmış hemen arkasındaki kiliseye ait bir yapı. Günümüz mimarisinde bir yapı olarak görünse de odaya çıktığımızda koridorlarında yürürken geçmişin ruhunu hissedebiliyorduk. Yüksek tavanları, kapıları, mimarisi ve binanın altından geçen metronun yarattığı ses, titreşimle değişik bir atmosferi var.

Kuzeyin nispeten güneyindeyiz ama nehirde yüzen buz parçaları, -ki bir gün sonra yaptığımız tekne turunda henüz buzu çözülmeyen nehrin içlerine giremeden dönmek zorunda kaldık- kuzeyde olduğunuzu hissettiriyor.

Şehirde ilk karşılaştığınız ister istemez metro oluyor. Stockholm'un da metro istasyonları da bildiğiniz gibi değil. Rehberli turu bile var. En beğendiğim ve en sık bulunduğum istasyon T-Centralen.

Masmavi, denizin altında gibi.



Ama ilk hedef Vasa Müzesi...

İskandinav ülkelerinde en çok ziyaret edilen müzeymiş.

1628 yılında ilk seferine çıkarken sadece 1300 metre gittikten sonra hava koşulları ve mühendislik hataları nedeniyle top deliklerinden su alarak batan bir savaş gemisi.


17. yy'dandan kalan parçalarının %95'inin orjinal olduğu tek gemi.


1956 Anders Franzen tarafından bulunana kadar 333 yıl uykudaymış. 52 metre yüksekliğinde, 69 metre uzunluğunda ve 1200 ton ağırlığındaki geminin üzerini süsleyen 700 ahşap heykel de tek tek gün yüzüne çıkarılıp müze içerisinde her birinin ne anlama geldiğini ifade eden açıklamalarla sergi alanında yerini almış. Geminin bulunduğu yerden çıkarılışının maketli anlatımı, o zaman ki dalgıç kostümleri. Gemiden çıkan her türlü malzeme, hatta tavla setleri.


Gemi bulunduğu yerden bugünkü müze binasının olduğu yere çekilmiş ve etrafı sarılarak müze binasına dönüştürülmüş. Bu nedenle binanın içi de dışı da gemi formu hissi veriyor. 300 yıl suyun altında kalmış bir gemiyi gün yüzüne çıkarıp hayatta tutmak çok da kolay bir iş değil. Gemi yıllarca özel solüsyonlarla ıslatılarak günümüz şartlarına uyum sağlamış.

Ayrıntılı bilgi için https://www.vasamuseet.se/tr

Bu resimdeki de Vasa Müzesi'nin hemen yanındaki Viking Müzesi'nden. Yani Vikinglerin günlük yaşamları, ne yiyip içtikleri nasıl yaşadıkları gibi şeyleri anlatan canlandırmaların olduğu bir müze. Gerçek bir Viking tıpkı böyle görünüyormuş :) Balmumu değil ve o kadar sahici ki...


Düz ayak bir şehir olan Stockholm'de gün batımını izleyebileceğiniz minik bir tepesi var. Bir vericinin de bulunduğu  kayalık. Şansımıza çok güzel bir gün batımını yine koşa koşa ucundan yakaladık. (Sodermalm)

Ardından karanlık çöken Old City sokaklarında kaybolma zamanıdır.


Stockholm'e gitmeden önce yaptığım araştırmalarda yapılacaklar listesinde "Ghost Walk" vardı.  Amaçsızca Old City sokaklarında dolanırken, bir anda kostümlü tur rehberi ve arkasındakiler Ghost Walk binasına girerek gözden kayboldular.



Diğer bir hoş karşılaşma da alışveriş caddesinde Maleras kristal mağazasındaki Yonca ile oldu :)

Ki bu objenin fotoğrafı geçen sene Mayıs ayında bir arkadaşım tarafından burada çekilip gönderilmiş, ben de çok beğendiğim için Kasım ayından beri telefonumun ekran koruyucusu yapmıştım. Ama artık bir resmine değil kendine sahibim.


Yani her gün gördüğünüz şeyleri seçerken dikkatli olun, sizin olabilir :)


Şehirdeki yürüyüşlerimizden bir kaç fotoğraf...




Stockholm sokaklarındaki bazı heykellerin sırrını tesadüfen dokununca farkettik. Açık hava ısıtıcı olarak kullanılan bu heykelin karnına kulağınızı dayadığınızda içinden geçen sıcak suyun sesini duyabiliyor ve ona sarılarak ısınabiliyorsunuz.


Diğer bir ziyaret noktası Skansen denilen, içinde ortaçağ kasaba yaşamının canlandırıldığı hayvanat bahçesi, tabiat parkı. Henüz karlar erimediği doğa uyanmadığı için gri ve çamurlu da olsa bahar ve yaz aylarında bütün bir gün geçirilebilecek keyifli bir nokta.


Güneş alan bir kaç yerde kıştan sonra hemen açan çiçeklerle de karşılaşmadık değil.



İnanın orada bir ayıya hiç yakın olamayacağınız kadar yakın olabilirsiniz :)

Daha fazlası için http://www.skansen.se/en/

Daha önce de bahsettiğim gibi Stockholm'e gidip de görmeden dönülmemesi gereken yerler metro ve tren istasyonları. Aşağıdaki çeşitli fotoğrafları göreceksiniz ancak bir de metro planı üzerinde görmeniz için şunu hazırladım. (oklu olanlar gittiklerim, resimleri olan)
















Metro istasyonlarındaki yön gösterimi dikkatimi çekti. Demek ki insanlar metrodan inince ne tarafa gideceklerini yönlerle anlayabiliyorlar. Bu arada metro istasyonları gerçekten yerin 7 kat altında ama her yerde süper internet çekiyor :)



Çarşamba, Nisan 18, 2018

Romeo ve Jülyet

Sular içinde bir Romeo ve Jülyet...

Bir kaç ay önce haberdar olduğum oyun, ısrarlı kovalamalarıma rağmen bir türlü internetten bilet bulamadığım -çünkü internette açıldığı andan itibaren 5. dakikada tükeniyor- görmeyi çok istediğim ama bir türlü elde edemediğim bir hayaldi.

Hayaldi gerçek oldu...

Kesinlikle görmek istediğim kadar, bilet bulunamadığı kadar varmış.

Bilindik Romeo-Jülyet hikayesi ama 15-20 santimlik bir suyun içinde oynandığını düşünün. Ve üstelik su sadece içinde hareket edilen bir zemin malzemesi değil, oyunun ana aktörlerinden biri.

Sahneler boyunca oyuncular kadar suyun hareketlerini de göz kırpmadan takip ediyorsunuz.

Belki ilk defa sulu bir oyun izlediğim için bu kadar olağanüstü tepkilerim...

Oyuncular için ekstra performans gerektiren 2 saat 15 dakika aralıksız suyun içinde düşe kalka, atlaya zıplaya, hareketli ve dinamik bir oyun.

Öyle sahneler var ki, zemindeki suyun kovalarla havaya saçılarak havai fişek etkisi yaratılan (görsel olarak en etkilendiğim sahne)...

Yani hangi birini anlatsam bilemedim.

Oyuncuların seyircilerin arasına karışıp kadınlara kur yapması, sahnedeki sudan payına düşenden korunması için  önde oturanlara muşamba dağıtılması seyircinin oyuna ne kadar dahil olduğunun bir göstergesi.

Bu arada oyunda tütün ürünleri kullanıldığı uyarısı önceden yapılıyor. Salon duman altı olmuyor ama puro ve sigara kokusunu alıyorsunuz.

17 Ekim'de prömiyeri yapılan oyun ne kadar daha sürer bilemiyorum ama oyun tarihinden 12 gün önce saat 10:00'da Üsküdar Tekel Sahnesi gişesine gidip bilet alın çünkü internetten zor :)

İmkan bulursam bir kez daha izlemeyi çok istediğim oyunun youtube'dan bulduğum kısa bir videosu


Şurda da oyun hakkında başka bir yorum

http://tiyatronline.com/rome-ve-juliet_-istanbul-devlet-tiyatrosu--5837

Cuma, Mart 23, 2018

IKIGAI



kesinlikle kapağının cazibesine kapılıp satın aldığım bir kitap...

yoksa uzun ve mutlu yaşamanın sırrının peşinde değilim gerçekten

kişisel gelişim kitaplarını okumayı bir kaç sene önce bırakmış, evdeki kitapları da dağıtmıştım

şimdi düşünüyorum da son aldığım kitap Metin Hara'nındı

:)))))

demek kitaptan nasıl bir enerji aldıysam tövbekar oldum.

şaka bi yana hayatta yol aldıkça,
yol alırken farkındalıkla ilerliyorsan gelişiyorsun değişiyorsun, deviniyorsun.

Devinim (TDK sözlük) 
(felsefe) Bir ruh durumundan başka bir ruh durumuna geçiş
(felsefe) Bir düşünce sürecinin başlaması, hareket
(felsefe) Zaman içinde durum değiştirme

Şükür ki farkındayım...

Kitabı okurken de farkında olmanın anda yaşamanın yaptığın işe kendini kaptırmanın ne kadar önemli olduğundan bahsediyor.

Neyi yaparken unutuyorsun zamanı, kendini, sadece o anı yaşıyorsun?

ilk anda aklıma gelen yazmak :)

gerçekten yazarken unutan, kendini kaptıranım

diğeri pilates

spor yaparken zaten insan unutur kendini diyebilirsin ama mesela ben koşarken ya da spor amaçlı yürürken pek başarılı olamıyorum bu konuda. Bi tek pilateste kafamın içi boşalıyor. Ruhum tazeleniyor.

Multi taskingin çok yanlış bir şey olduğunu hatırlatıyor. Artık pek çok şeyi unutmamızın nedeni aynı anda başka bir şeyi de yapıyor olmaktan. Mesaj yazarken telefonla konuşmak, yemek yerken sosyal medyada turlamak.

Her şeyden deli gibi haberdar olmak arzusu.

Eskiden bildiğimizden çok daha fazla  şey biliyoruz, görüyoruz ama unutuyoruz.

şu anda da bu yazıyı yazarken bir konuda not almam gerekti. O kadar kötü yazıyorum ki el yazısını,

Ama neden?

hızlıca yazıyorum çünkü bir an önce bitsin diye, bazen iki harfi birleştirip yeni bir harf üretiyorum yazı dilinde...

Tekrardan IKIGIA'ya dönersek;

bir kaç gün önce ne kadar geçmişe takılıp kaldığımı, olmasını istediğim şeyler olmayınca hala geçmişteki güzel anılarına tutunup hayatımdan çıkaramadığımı farketmiştim.ve kendime yasaklamıştım.

Geçmişi düşünmiycez, o kadar güçlü olsaydı geçmiştekiler; bugün geleceği düşünüyor olurdun. Neden olamadığını anlamak için geçmişin hayallerine sarılmazdın.

Olmadı.

Öyleyse bırakalım şöyle bir kenara yüzümüzü geleceğe dönelim. Ama önce şu anı yaşayalım ki hakkıyla geleceğe götürsün bizi.

Yani IKIGAI de aynen böyle söylüyor.

"rutin işleri mikro akış anlarına, zevk aldığımız şeye dönüştürme yeteneğimiz mutlu olmanın anahtarıdır. çünkü hepimiz bu işleri yapmak zorundayız"

yani ütü yapmak, temizlik yapmak, yemek yapmak gibi...

ütü yapmayı oldum olası severim, dolapları düzenlemeyi, temizlik yapmayı da

orda ki kırışıklıktan düzlüğe, kirlilikten temizliğe, dağınıklıktan düzene geçiş huzur verir; değme meditasyona taş çıkarır.