Pazartesi, Ocak 02, 2012
Dünden Kalan
Sayfalarını karıştırdığım uzun zamandır elime almadığım "Stresli insanlar için günlük yaşama uygun meditasyonlar"
Aradığım bazı yoga hareketleriydi, kitabın sonundan başladım karıştırmaya...
Son zamanlarda böyle bi okuma şeklim var, okumaya başından başlayamıyorum. Sondan ortadan bi paragraf, sonra başka bi yerden; böyle parça parça okuya okuya tamamına eriyorum...
Kitabımıza geri dönersek;
Konu: Düğümleri çözmek, içte sükunete kavuşmak için aktif meditasyonlar
Ayaküstü karıştırmaktan kitabı, masanın başına geçip kalemi kağıdı elime almamı söyledi bana çünkü
"merkezleme oyunu"
- teknik yalnızca sevdiğin şeyi yapmaktır. Sevmediğin şeyi yaptığında merkezinden koparsın
- zevk almadığını farkettin bırak, her ne yapıyorsan - yolda yürüyorsun, zevk almadığını farkettin
DUR!!!
Bir süre deli olduğunu düşünebilir etrafındakiler ama sen neler kaçırdığını anladığında oyuna devam edeceksin
Hiç zevk almadığımız binlerce şey yapıyoruz, öyle öğretildiği için sadece görevleri yerine getirmek için...
Karşılaştığın herkesle el sıkışıyorsun, soğuk, anlamsız, samimiyetsiz. Ölü eller sıkışıyor öyle olmak zorunda olduğu için...
Mesela ben bazen gazete okurken sıkılıyorum sadece bitirmiş olmak için hızlıca sayfalara göz atıyorum, bir iki başlık okuyorum. Son sayfayı çeviriyorum. Tamam bitti diyorum. Görev tamam. Ne zorunluluğum var halbuki, kapat orta yerinde kalk git.
Yooook bitirmiş olmak için bitirmek...
ZEVK ALDIĞIN ŞEYİ YAP, YOKSA DUR!!!
Biriyle konuşuyorsan cümlenin ortasına gelmişsen bile orda dur, zevk almıyorsan durmak zorunda di'ilsin.
Diğer önerilerden bir kaçı şöyle...
- Koşmak, yürümek, yüzmek
Bu eylemler sırasında tesadüf eseri yok olduğu ve sadece saf farkındalığın kaldığı bir hal yaşar. Yaşadıkları andan zevk almalarının yaptıkları eylemle alakalı olduğunu sanırlar. Koşucular meditasyona herhangi bir insandan daha kolay yaklaşırlar.
Ancak asla eylemin otomatikleşmesine izin verme, uzmanlaşma, amatör kal!
Yonca Tokbaş'ı daha iyi anlıyorum şimdi, her koşu meditasyon ona
- Arınma
Bedenle yapılan her şey zihni etkiler. Vücudunla öfke tepkisi verdiğinde ellerini yumruk yapıp, kaşlarını çatıp, hızlı hızlı nefes alıp verdiğinde zihnin de aynı tepkiyi verip saldırgan bir düşünceye bürünecektir.
Bedensel değişim zihni değiştirir...
Üzüntülüysen, kızgınsan koşmaya başla, derin nefes al, rüzgarı güneşi hisset, evin etrafını 7 kez dolaştıktan sonra dur ve hala zihninin aynı olup olmadığına bak.
Bedensel değişim zihni değiştirir...
Yoga duruşlarının hepsi zihni belli bir kalıba sokmaya zorlar, bastırır.
Onun yerine hareket et, şarkı söyle, koş, yürü, yüz, yastığı yumrukla, topa vur, bağır
Sadece vurma hareketiyle bile zihin öfkesini boşaltmaya başlar, zihin akar...
Arınmaya başla ki, sessizliği seçerek bastırdığın öfkende biriktirdiklerin aksın...
-Cabbarca
En komik en anlamsızı belki de...
Hiç olmayan bir dilde anlamsız kelimelerle anlat derdini, hızlıca seri bir şekilde boşalt içini
Çocukluğumuzda Cenk Koray’ın sunduğu Tele Pazar’daki çizgi adam vardı; abara gandi diye başlayan anlamsız bir dilde zaman zaman halinden dolu dolu küfür ettiğini anladığımız o çizgi adam gibi
Cuma, Aralık 30, 2011
Yeni Yıl Dilekleri
Son aylarda zaten keyifsiz, isteksiz olan bu günlerin sonuncusunu yaşıyoruz, her zamanki gibi sanki bir saniyeyle her şey değişecekmiş gibi bütün keyifler, istekler, umutlar 01.01 00:01 ve sonrasına erteleniyor.
Her cepten, çantadan birer ikişer piyango biletleri çıkıyor…
Bi şurdan bi de buradan alıyim deniyor.
İkramiye parçaları birleşen puzzela çıkmayacak ki, sadece bir bilet yeter
Çoğaltmak umudu sadece…
İş Bankası reklamlarındaki gibi yeni yıla girmek istemeyen, olduğu yerde kalıp hazır hissedince kendini yıla başlamak isteyen bi çoğunluk var şüphesiz…
Her açtığım sayfada, her çevirdiğim yaprakta, kanalda görmesem kardan adamlı, kırmızılı yeşilli, yanar dönerli reklamları haberleri anlamıycam neyin geldiğini...
Kooooskocaman bi tatile giriyormuş gibi garip bi duygu var herkeste oysa sıradan bi haftasonu kadar geçecek zaman, belki de telaşesinde daha da kısa...
Umud etmek için nedenlerimizin
Pazartesi, Kasım 21, 2011
Pazartesi
Fakat bugün pre'yi pazartesi ile değiştiresim var.
O kadar ağır ki travmam işe gitmeyip evde kalmak istiyor canım desem di'il; uyusam di'il, uyansam di'il, atla arabaya vur kendini doğaya desen di'il; sevdiğin biriyle keyif kahvaltısı yap desen di'il, hayatta en çok istediğin olsa,
Di'il o da di'il...
Ama yazarken farkına vardım, o olsa bu olsayla olmuyor ki...
Sahip olduklarını kaybedince "ne mutluyduk oysa ki" diye sızlanmak yerine
PMS günlerinde şükretmek lazım onlara huzuru yakalayabilmek için...
Çarşamba, Temmuz 13, 2011
Tatil Sayıklamaları
Pazartesi itibariyle işlerimin arasında kaybolma ihtimali nedeniyle ne varsa yazmak istediğim döküyorum ortaya. Ama siz hepsini birden okumayın, her gün bi tane okuyun ki uzun süre yazamazsam yokluğumu hissetmeyin :)))
Bu yazımın konusu son bir haftada aklıma gelen, mutlaka söylemeliyim-yazmalıyım dediklerimden küçük küçük notlar...
Otobüs ve uçak yolculuklarında çocuk kabul edilmeyen oteller gibi özel seferler düzenlenebilir mi acaba? Henüz çoluk çocuğa karışmamış ama ilerde bir gün çocuk sahibi olmayı hayal edenlerin ümitlerini kırmamak adına :)))
Yanlış anlaşılmasın yazdıklarım, çocuk sevmiyor değilim aksine çok severim ve çok da iyi anlaşırım ufaklıklarla ama seyahat boyunca bütün gece katılarak ağlayan bir çocuğun bünyede yarattığı tahribat uzun bir süre ağlayan çocuklardan ve ailelerinden uzak durmam gerektiğini düşündürüyor bana. Yoksa çocuk planlarımı bir ömür erteleyebilirmişim gibi geliyor ;)))
Gelelim erkeklere...
Ve çocuklara.
Şöyle bir yoklayın hafızanızı çocukları oynatcaz diye şekilden şekile giren kaç kadın var hatıralarınızda???
En fazla kova ve kürekle, denizde yüzme yada dalma yarışı yaparken...
Yalan aslında çocuk oynatmak, erkekler kendileri çocuk gibi oynayabilmek ve etraftan deli muamelesi görmemek için sergiledikleri bu üstün performans. Süper kahramanlar gibi hep bi pelerinleri olsun isterler. İlk kez -onlar için sonu kötü biten!:)- sünnetlerinde pelerinlerini savura savura havalarını atmışlar ama o günden beri bu hayallerini sadece deniz kıyısında omuzlarına aldıkları plaj havlularıyla gerçekleştiriyorlar gibi geliyor bana.
Tatilde okumak için önereceğim bir numaralı kitap Gülse Birsel'in "Yazlık"...
Bildik yaz hallerini Gülse Birsel'in kelimelerinden okumak şezlongda yatarken suratınızda kocaman bi tebessümün, hatta kolayca kahkaha atan biriyseniz kahkahalarınızın tüm plajda çınlaması işten bile değil ;)))
Böyle bir es verdi. Gerisi gelir diye düşündü yazan...
Ama tutarsız, ilişkisiz, alakasız konular dolaşırken beyninde; yüreği nereye tutunacağını bilmezken daha fazla tatil sayıklayamayacağını Kadırga Otel'den, Kadırga Koyu'nun muhteşem denizinden, Bayram Amca'nın yemeklerinden hakkıyla bahsedemeyeceğinden bu bölümü yazmaktan vazgeçti.
Siz en iyisi onun çektiği resimlere bakın...
Cuma, Ocak 08, 2010
2010 1'in 7'si
Akşam saatlerinde ikinci kez anne olan arkadaşımı kutlamak için telefon açtığımda; göğsünde uyuyan bebişin yüksek tondan mırıltıları kulaklarımdan hızla geçip kalbime oturdu.
Sanırım yeryüzünde bir bebeğin huzurlu mırıltısı kadar güzel bir ses yok. Ve sanırım ben bu sesi hep anlatıcam :)))
Hoşgeldin Ömer'cik, huzurlu mırıltıların hiç eksik olmasın.
Cuma, Ocak 01, 2010
2010 1'in 1'i
Bazen saklı, bazen açık.
Sevmen için; bacaklarına sürtünen, eline daha yakın olmak için omurgasını kıvırıp yükselten, kuyruğunu havaya diken kedi gibi...
Yan yan sokulup çaktırmadan omuzunu göğsüne yaslayan, yanağını yanağına değdiren ürkek bir sevgili gibi sevilmek istediğini hissettirip senin öpmeni sarılmanı bekler.
Neden başka zaman değil de bugün????
Kediler pozitif enerjiyi hisseder, çocuklar gibi...
Senin sevgin kocaman olsa da; negatif duygular, zihindeki karmaşalar engelliyor çocukların saf enerjisiyle buluşmayı.
Yani sen mutluysan, huzurluysan...
Bütün kediler, bütün çocuklar kollarının arasında olmak, senin tarafından sevilmek için bacağına yapışıp -gitme- diyor.
Perşembe, Temmuz 03, 2008
Hafta içi Kaçamağı
Bu sene İDO Boğaz Hattı'ndaki Anadolu Kavağı seferlerine bir tane daha eklemiş. Akşam 19:00'da Eminönü'nden 19:15'de de Beşiktaş'tan kalkıyor. 20:30 gibi Anadolu Kavağı'na varıyor, 1,5 saatlik beklemeden sonra 22:00'de geri dönüyor. Aradaki zamanda balığınızı yer dondurmanızı da elinize alır vapura binersiniz.
Bu vapuru sevmeniz için bir başka neden de sakin olması. Seferlerden henüz fazla kimsenin haberi olmamasından mıdır bilinmez, toplasanız 50 kişi ancak vardı koskaca vapurda. Oysa gündüz saatlerinde güzel bir yer bulunca kaybetmemek için yerinizden bile kıpırdamazsınız.
Şu sıcak gecelerde şiddetle tavsiye ederim :)
Perşembe, Mayıs 01, 2008
Son Günlerde
Sanem, Sofi, Degree, Sıdıka, Gülümseyiş (hatta onun blogu tamamen uçtu) herkes kayıplarda. Ben de arayı bir haftadan fazla açmamaya çalışıyorum. Çünkü bir koptun mu toparlamak zor oluyor.
Hani kitap okuyordum ya, "Erkekler Neden Bazı Kadınlarla Evlenir?" en son bloguma yazdığımda elime aldım bi daha da yok. Blogumu takip eden de beni okuyor sanır. Bazen böyle alıp alıp bırakıyorum işte. Ama gene ne yaptım? Gittim kitap aldım. Artık eve götürmüyorum iş yerinde masamda küçük bir kütüphane oluşmaya başladı.

Bir de son günlerde masaja, refloksolojiye merak sardım. Aslında hep meraklıyımdır da bir iki yeni kitap daha aldım. Dahası Ender Saraç'ın Doğanın Şifalı Eli kitabındaki rahatlatıcı masaj yağı tarifini uyguluyorum. Başka tariflerde var ama henüz onları denemedim.
Karışımı hazırlayıp evin en ucundaki en sessiz odaya gidiyorsunuz. Mümkünse oda karanlık olacak, bir kaç tane mum, mutlaka tütsü yakılacak. Ben şu aralar evde olduğu için gül kullanıyorum. Tercihen duştan sonra gözenekler açılmış olacak. Artık masaj başlayabilir.
Karışıma gelince 2 tatlı kaşığı susam yağı, 1 tatlı kaşığı melisa yağı, 2 tatlı kaşığı gülsuyu, 1 tatlı kaşığı ylang ylang yağı ve bir kaç damla lavanta yağı. Hafif ılık olacak.
Bu yöntemin uygulandığı 3 kişide sonuçtan inanılmaz memnun. Ruhsal ve bedensel yorgunluğu alıp götürüyor.
Cuma, Nisan 18, 2008
Şükretmek
Artık gördüğüm resim de pazar günü Tema Parkı'nda erguvan dallarına yapışıp çektiğim resim.
İçim o resmi gördükçe nasıl ferahlıyor anlatamam. Karşısında saatlerce gözümü kırpmadan oturabilirim.
Ve bugün şükrettim Allah'a;
Bu güzellikleri görebilecek gözler verdiği için, gördüklerimi sadece görmeyip ruhumda hissettirdiği için, hissettiklerimi paylaşabileceğim imkanlar verdiği için, bu baharı da yaşadığım için, sevdiğim için, sevildiğim için, dostlarım için, yazabildiklerim için her şey için.
Pazar, Nisan 13, 2008
Boğaziçi Mevsimi
Aslında dün akşamdan planımız sabah kahvaltısı için Mihrabat Korusu'na gitmekti. Rezervasyonumuzu yapmıştık. Ancak dün gece benim midem bozulup da geceyi kötü geçirince iptal etmek zorunda kaldık. Üstelik benim yüzümden planın bozulmuş olması canımı sıkıyordu. Kahvaltıdan sonra Tema Parkı'na gidelim dedim.
İyi ki demişim.
Bunca zamandır gitmemek, kaybedilmiş anlara işaret ediyor.
İşte resimler... Hepsi bana ait.
Cuma, Mart 21, 2008
Resmen Bahar

Takvimler resmi olarak Bahar'ın başladığını söylese de bugünkü hava pek öyle demiyor. Olsun yağmur yağsın, toprağa ruhlara şifa olsun. Bugün posta kutuma gelen mailin başlıklarını paylaşmak istedim. Daha fazlası için alttaki linke tıklayabilirsiniz.

Vücudumuz devamlı olarak kendisini iyileştirir ve yeniler. Her saniye 10 milyon hücre ölür ve hemen yerine 10 milyon hücre daha doğar. Her 5 günde midenizin iç yüzeyi yenilenir, her ay yeni bir cildiniz olur, her 6 haftada bir yeni bir karaciğeriniz olur, ve her üç ayda bir yeni bir iskelet oluşur. Değişim burada durmaz. Radyoaktif izotop çalışmaları her yıl vücudumuzun atomlarının yüzde 98'inin yenilendiğini keşfetmiştir.
http://www.thelifeco.com.tr/guestsletter.aspx
Son yapılan araştırmalar averaj bir kişinin hergün ortalama 100,000 düşünceye sahip olduğunu ortaya koydu, bu saniyede 1 düşünce anlamına geliyor. Eğer zihninizin bütün bu hareketlerine tam manasıyla angaje olursanız gereksiz bir stres seviyesine ulaşır ve sıkıntı çekersiniz. İnsanlar çoğunlukla insanlar günlerini bir düşünceden ötekine sıçrayarak geçirir ve bunun doğrudan sonucu olarak duygular birbiri ardına eklenir.
http://www.thelifeco.com.tr/sonbaharmakaledetayi2.aspx?page=1&article=4082

Bu ilkbaharda size en yakın, en ucuz ve en faydalı terapiden neden faydalanmıyorsunuz?
Helyoterapi!(Açık havada doğrudan güneş banyosu şeklinde veya suni ultraviyole (morötesi ışınlar) veren lambalarla yapılan tedaviye güneş tedavisi veya helyoterapi denir.)
Bu mevsimde güneş dünyaya ve bütün canlılara yenilenmiş enerji taşır.
Bağışıklığı güçlendirir
Depresyona ve uykusuzluğa iyi gelir
Enerjiyi artırır
Cildinizi korur
Kemikleri güçlendirir
Güneş ışığıyla onarım
http://www.thelifeco.com.tr/sonbaharmakaledetayi2.aspx?page=2&article=4078
Pazartesi, Şubat 04, 2008
Sisli Akşam

Pazartesi, Ocak 28, 2008
Kar Yağsın
Sadece kar yağsın 10 dakikada her yeri örtsün, bembeyaz olsun. Gerçekleri görmeyelim, beyazın kesintisiz, pürüzsüz, kirsiz, sorumsuz yüzünü seveyim.
Toprak doysun suya, ruh dinlensin. Tohumlar uyusun da büyüsün.
Kar toprağın sihirli örtüsü; dışarının soğuğundan ayazından koruyan, besleyen, büyüten, dinlendiren.
Benim de örtüm olsun.
Kar yağsın.
Pazar, Ocak 27, 2008
Tatlı, Taş, Keyifli
Akşam'dan sonra da 24 Ocak'ta doğumgünü olan kuzenimin doğumgününü kutlamak için toplandık. Ve o gece de kuzenler heyeti olarak 2008 için çok önemli kararlar aldık.
Akmar Pasajı'nda keşfettiğimiz farklı dünyaya gelince; bir iki hafta önce Hande'yle konuşurken "gel seni bir yere götüriyim -yaşam sevincimi kaybettim- de o sana tedavi yöntemini göstersin" demişti. Neyse ben o yere gitmeden önce yavaş yavaş toparlamaya başlamıştım zaten.
Resimden de anlaşılacağı üzere burası bir doğal taş hazinesi. Taşların şifasına, enerjisine ve gücüne inananların uğrak yeri. Bu taşlardan pek çok yerde bulabilirsiniz ama burayı özel yapan bu dükkanın sahibinin bu işe gönül vermesi. Dağ tepe gezip taşları kendisinin çıkarması, her birine gönülden bağlı olması. Derdinizi anlattığınızda bir doktor ciddiyetiyle size tedavi yöntemini öneriyor. Resimde de güleryüzünü gördüğünüz Sedat Bey'le sohbet etmekte ayrı bir keyif. Alacağınız taşı kendinizin seçmesi, aranızda duygusal bir bağ kurulması gerektiğini söylüyor.
Kendime magnetit taşından yapılma şık ve faydalı bir zincir aldım. Mıknatıs özelliği olduğundan ister boyna ister bileğe dolayarak kullanabiliyorsunuz.
Magnetit yani mıknatıs taşı; kutuplaşmayı dengeleyip, yaşam enerjisini güçlendiriyormuş. Kasılma ve krampları çözen; siyatik, varis ve boyun tutulmalarında etkinmiş. Kemik, kıkırdak, kas ve kan hücrelerinin uyarılmasına yardımcı olur. Ağrıların hafifletilmesini, bağışıklık sisteminin güçlenmesini sğlar. Kan dolaşımını ve kalp çarpıntısını düzenler. Yaraların iyileşmesine yardımcı olurmuş.
Bir de hem burcumun taşı hem de negatif enerjiyi toplayıp size gelmesini engelleyen işlenmemiş bir ametist kolye ucu aldım. Ametist ve beyaz kuvars doğadan çıktığı haliyle kullanıldığında etkisini görebileceğiniz iki taşmış. Diğerleri işlense de farketmezmiş.
Magnetit taşından olan zinciri daha dükkanda koluma dolayıp kullanmaya başladım. Taşların etkisi midir, dostlarımla sevdiklerimle güzel anlar paylaştığımdan mıdır bilinmez. Uzun süredir bu kadar eğlendiğim ve keyif aldığım bir gün olmamıştı diyebilirim.
Umarım bu bir başlangıçtır...
Cumartesi, Ocak 19, 2008
Bir cumartesi günü
Program 7'de başlayacaktı ama küçük bir sancı 45 dakika ertelememe neden oldu. Neyse ki sancı kısa bir uykudan sonra beni terketti.
Evde halletmem gereken işler vardı. 10:30'a kadar soluksuz onları hallettim, duşumu aldım ve 11'de 11:30'taki doktor randevuma yetişmek üzere annemle evden çıktık. (saçımı kuruttum ve şapkamı hiç çıkartmadım)
Öksürüğümün kronikleşmesi nedeniyle doktor sinüs filmi isteyince ordaki işimiz de uzadı. Ama olsun 12:30'da hastaneden ayrıldık. (Film temiz çıktı, benim öksürük alerjiğe dönmüş)
Bir sonraki durağımız Kapalıçarşı. Beyazıt yönünden girip Mahmutpaşa kapısından çıktık. Arada halletmemiz gereken bir işi daha hallettik.
Mahmutpaşa yokuşundan Mısır Çarşısı'na doğru indik. Mısır çarşısına girdiğimizde dört yol ağzında çok küçük bir tezgah var. Aslında tezgahta di'il dükkanda, sanırım 1m eninde, 2,5 m uzunluğunda camı çerçevesi olmayan sadece önden görünen bir camlı dolabın arkasından istediklerinizi veren kibar satıcısının olduğu bir aktar.
Her tür krem, bitki yağı bulabileceğiniz değişik bir yer. Ben biberiye ve hindistan cevizi yağı aldım. Daha önce de tamamen bitkisel bir kil maskesi almıştım. (10 YTL) -Tavsiye ederim. Ne varsa doğa da var. Unutmadan bir ara da kekik yağı mucizelerini anlatıyim-
Karnımız acıkmıştı. Hayatımda ilk defa Eminönü'nde balık ekmek yedik. (Yıllarca sanki sadece kavakta yenirmiş gibi bir snobluk neden yaptığımızı soruyoruz şimdi kendimize)
O kadar güzel bir düzen kurmuşlar ki, alçak plastik taburelerde oturup sadece 15 sn.'de elinize tutuşturulan lezzetli balık ekmeği 5 dakikada yiyorsunuz. Hemen yanıbaşında seyyar turşucu, balık ekmek yiyenlerin arasında "kolonyalı mendil, kolonyalı mendil" diye bağıran çocuklar.
Tamam. Balık, turşu, kolonyalı mendil ama üzerine tatlı ve çay yok. Bunlara da birer tezgah açılsa dünyanın en komple açıkhava yemek merkezi olacak.
Izgaracılar kayıkta denizde, önlerinde kıyıda parayı alanlar. "iki tane kılçıksız" demesiyle balık ekmekleri elinizde bulmanız bir.
Yemekten sonra bir kesekağıdı kestaneyle bir sonraki hedefe doğru yola koyulduk.
Beşiktaş'taki Şeyh Yahya Efendi Türbesi, Camii, Dergahı.
En son Ağustos ayındaki kandilde işten sonra gitmiştim. Son bir kaç gündür, oraya gitmek için inanılmaz bir istek vardı içimde. Cuma akşamı annemle programımı paylaşınca onun da oraya gitmeyi düşündüğünü öğrendim.
Gittiğimizde ikindi namazı okunmuştu. Camide mevlüt okunuyordu. Önce mezarlıkları gezdik, sonra ikindi namazını kılıp mevlüdü dinledik, dualara eşlik ettik.
Bu yazıyı yazmayı planlarken bütün gün kafamda; Şeyh Yahya Efendi'den bahsetmeyi düşünüyordum. Hatta fotoğraf makinem bile yanımdaydı, yani oraya da planlı gitmiştim. Ama hem içerisi çok kalabalıktı hem de ben fotoğraf çekme havamda değildim. Yazıma başlamadan önce arkadaş bloglarımı bir ziyaret edeyim, son zamanlarda herkesi ihmal ettim dedim. En son Sofi'ye uğradım. Ve aman Allah'ım o da ne? Sofi benim yazmak istediklerimi yazmış hem de çok güzel resimlerle. İnanılır gibi değil. -Bence bu da hayatımızdaki küçük mucizelerden biri-
İşte Sofi'nin kaleminden ve resimlerinden benim yüreğimden geçen Şeyh Yahya Efendi Dergahı
89'da anneannemin ölümünden sonra teyzem bir arkadaşı vasıtasıyla keşfetmişti. Onun sayesinde de biz.
Mezarlar ölümdür, soğuktur, ürkütücüdür ya. Ben oraya gittiğimde türbeyi ziyaret etmeden önce caminin girişinin solundan yukarı çıkan yolu dualar okuyarak yavaş yavaş çıkarım. Huzur ve sakinliği; içimdeki sıkıntıların orda anlamsızlaştığını hissederim.
Caminin içinde Şeyh Yahya Efendi ve irili ufaklı pek çok sandukanın yanında yine aynı huzurla oturur, dua ederim.
Ben kalabalıkları sevmem. Özellikle bu tür özel yerlerde yalnız olup; mekandaki farklı elektriği hissedip yakın olmayı isterim yaradana. Belki de onun için; bu mekanın sessiz ve sakinliğinde bunu yakaladığım içindir.

Yazın başka bir güzeldir, baharda başka, kışın başka.
Bir de böyle yerler için; "oraya gidebilmeniz için o kişinin sizi istemesi gerekir" derler. Ne kadar doğru bilmiyorum ama bazı zamanlar çok istememe rağmen 1 yıldan uzun süre gidemediğim olmuştur.
Bugün gittiğimde gördüm restorasyona girmiş. Tam bir şantiye havasında ama içindeki huzuru bozmamış.
Akşam programımda sinemaya gitmekti. Ancak gitmek istediğim film yakınlarda oynamadığı için bloguma yazmaya başladım ve saat 10 olmuş bile. Artık bu saatten sonra da arabaya binip sinemaya gitmem, belki pazartesi akşamı arkadaşlarla gidebilirim. Bakalım
Pazar, Aralık 09, 2007
Son Bir Hafta
Üzgünüm...
Geçtiğimiz hafta yoğundu. İki arkadaşımın aynı anda işyerinde olmaması iş yükümü fazlalaştırdı. Haftasonu da Bayramoğlu'nda yatılı eğitim olunca toparlanmak zor oldu. Farklı illerden arkadaşlarla bir arada olmak güzeldi. Ancak bir güne sığacak eğitimin iki güne yayılması sıkıcıydı.
Kaldığımız yerin deniz kıyısında güzel bir yer olması her şeyi daha çekilir kılıyor şüphesiz. Üstelik haftasonu yazdan kalma güneşli bir gün büyük ikramiye gibiydi. Öğle arasında odama çıkıp balkonda kendimi güneşin ve sessizliğin kollarına bıraktım. Sabah güneşin doğuşu, akşam körfezin ışıkları bana iyi geldi.



