İş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazartesi, Aralık 12, 2011

Üüürü üüüü

Her iş gününün aksine, uyandığım saatte çoktan giyinip evden çıkmış servis bekliyordum her zamankinden farklı bi durakta...

Henüz aydınlanmayan günün içinde bir horozun sabah selamını duyunca gülümsemekten alamadım kendimi...

İstanbul'un orta yerinde, iş yerlerinin arasında bi restoranın önündeki küçük yeşillikte beslediği bir kaç kanatlıdan biri bu horoz...

Kendimi başka bi şehirde,  huzurlu bi güne başlıyormuş gibi hissettim...

Sadece tatilde anadolu kasabalarında duyabileceğim bir ses benim için, ama günü gerçek kılan...

Sentetik, sanal olmayan...

Nasıl bir ironidir ki bu gerçekliği yazdığım kaçtığım sanallık...

Bahçeli bir evim olursa sanırım sırf sabahları onunla uyanmak için bi horoz besleyebilirim...

Çarşamba, Kasım 23, 2011

Mesleksiz

-''Türkiye'de mesleksizlik var. Sorun işsizlik değil''-


Geçmişte ''Türkiye'de işsizlik yok'' dediğini ve bu sözünü bugün de
tekrarladığını belirten Çağlayan, ''Türkiye'de mesleksizlik var. Sorun işsizlik
değil, sorun mesleksizlik. Türkiye'de işi beğenmemek var, devlete kapak atmak
düşüncesi var, 'Ne iş olursa yaparım' diyen var. E ne iş olursa yaparım diyen bir
sektör yok ki. Ben mühendisim, bunca yıl sanayicilik yaptım. Hiç ne iş olursa
yaparım diye bir sektör, bir alan görmedim'' dedi.
Bakan Çağlayan, bu konudaki sıkıntının farkında olduklarını ve bundan
sonra üniversitelerde açılacak bölümlere sanayicilerle birlikte karar vermek
zorunda olduklarını belirterek, söz konusu ilde hangi bölümün mezunlarına ihtiyaç
varsa o bölümlerin açılacağını söyledi.
 
AA
 
Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan'ın sözlerine hak vermemek elde değil. İlk koşul üniversite mezunu olmaktır ülkemizde nerden mezun olduğunun hiç önemi yoktur.
 
Ne iş olsa yaparız nasıl olsadır...
 
Su ürünleri, arkeoloji, filoloji, biyoloji mezunu o kadar çok kişi var ki finans sektöründe. Onlar kendi mesleklerinde çalışmadıkları sürece iktisat, işletme mezunları da işsiz olur tabi ki.
 
Diğer taraftan işletme, iktisat okumak da çözmüyor ki sorunu. Yine herkes ne iş ne sektör olsa yaparım diyince herkes her şey birbirine geçiyor.
 
 
 
 

Pazartesi, Mayıs 30, 2011

Dur!

Durup da içime bakmayalı onunla konuşmayalı, paylaştıklarımızı yazmayalı ne kadar olmuş???

Nedense çok zamanmış gibi...

Hep yetişecek bir şeyler, yapılacak işler, tamamlanması gereken sorumlulukların başkalarına verilen sözleri tutmanın koşturmasında O'na uzak kaldım.

Oysa O'nu dinlemeden O'na dost olmadan hangi dosta faydam hangi harfe katacak harfim olabilir ki???

Çeşitli hediyelerle, farklı meşguliyetlerle, telaşlarımda O'nu da kalabalıklarıma çekip gürültülerde sesini daha az duymaya çalışmak mı yaptığım???

Unut...

Beni;

Benim sen, senin ben olduğunu;

Beni besleyenin sen olduğunu;

Harfleri kelimelere; kelimeleri sözcüklere dönüştürüp bu hayatla derdini anlatan ruhun sen olduğunu...

Renkli fotoğrafların altına yazılan bir kaç cümlenin sadece sen olamayacağını...

Bir günden bir güne; yarım kalan işlerle, yetişilemeyen randevularla, tutulamayan sözlerle "ne kadar da meşgul" olduğunu sanıyorsan; "ne kadar boş" olduğunu farkedemiyorsan...

Kendine sormadan "nedir halin, var mıdır arzun dertleşeceğin benle?" konuşma  sen de benle...

****

"Eğer cennetteyken her gün cehennemi seyredip şükrediyorsan, her gün gördüğün şey cehennemdir"
Tek Suçlu Beyniniz - Yasemin Soysal

Perşembe, Ocak 13, 2011

1 günlük tatil

"Yazarımız izinli olduğu için bugünkü yazısını yazmamıştır" açıklamaları yer alan köşelerin aksine; yazarınız 1 günlük izin alabildiğinden yazı yazabilmektedir...

Ani bir kararla akşam saatlerinde aldığım bu izin, yoğun ve stresli günlerimin ruhumda yarattığı isyanı biraz olsun bastırır dilerim.

Her şey karanlık ve griyken, perşembenin birden cuma oluvermesi nasıl güzel bir duygudur...

Az önce böcek ilacı sıkılmış, can çekişerek son sürat kendini sağa sola vuran sinekler gibi şu biricik tatil günümde neler yapsam, nerelere gitsem düşünceleri beynimin bir o duvarına vuruyor, bir bu duvarına.

Sabah işe gider gibi kalkıp, giyinip tam evden çıkacakken "işe gitmiycem bugün" diyebilmenin hazzı için soyunup tekrar yatağa girmek mi;

Servis saatinde eşofmanlarımı giyip soğuk havada yürüyüş yapmak mı;

kuaföre gidip saçımı kestirmek mi,

evde kalıp temizlik yapmak mı,

çalışmayan arkadaşlarımla buluşmak mı,

Kavak vapuruna atlayıp Boğaz'ın soğuk rüzgarına karışmak mı,

Eminönü-Sultanahmet'te yeni bir tur rotası keşfetmek mi,

İndirim sezonunun sonunda yakalayabileceğim bir şeyler var mı diye bakmak mı,

Çalışmayan bir kadın gününü nasıl geçirir simülasyonu yapmak mı,

kek yapıp komşulara çaya gitmek mi

Psikiyatrımla bir görüşme yapmak mı

Sahilde oturup kitap okumak mı

ilk fırsatta yaparım diyip yapamadığım şeyleri yapmak mı -gerçi şu an neler olduğunu hatırlamıyorum-

atlayıp otobüse Gelibolu'ya teyzemin yanına kaçmak mı

haftasonu kaçamağı için birilerini ayartmak mı

hamama yada masaja gidip hamur olmak mı

ruhsal detoks yapmak mı -nasıl yapılıyodu bu??-


bilemedim, bilemedim, bilemedim :))

Salı, Ocak 04, 2011


 Günümün özeti yukardaki resim


İçime huzur verense akşam posta kutumda bulduklarım :))

Pazar, Aralık 19, 2010

Bir Haftalık Özet

Yine yılın hesap kitabının yapıldığı yeni kararların alındığı aslında bir öncekinden farklı olmayan ama sanki olacakmışsına hesaplaşmalara hevesle kalkışılan dönemindeyiz.

Önce geçen yıl bu zamanlar neler yazmışım, neler yapmışım diyip; dönüp 2009 Aralık yazılarımı okudum.

Geçen sene bu zamanlar >>

Çok kötü di'ilmiş :))

Birisi kanamı yaratmış; kim olduğunu tahmin ediyorum ama napmış ne demiş de kanatmış hatırlamıyorum  -bu iyi bi şey beni üzen şeyleri unutuyorum :)))-

Yılbaşı Kartları yazmışım...

Üzgünüm bu yıl posta kutularınızda benden gelen bir kart olamayacak ama yılbaşından sonra işlerimdeki yoğunluğu yola koyar koymaz telafi edicem SÖZ.

Çok garip ki geçen sene ki Yüksek sesli düşünceler bu sene de güncelliğini koruyor. Aynı sahne aynı insanlar, kim gerçekten nerde, kim orda, bir sürü soru işareti havada

???????

Yılın kalan son 12 günü, her zamankinden farklı olarak benim için oldukça yoğun, stresli, bilinmezlere gebe, karışık, karmaşık günler olacak.

Ama her şeye rağmen ben nefes alıp verdiğime, bu satırları yazdığıma göre hayattayım demektir.

Aslında üzülüyorum bir yandan da; yazmak isteyip de vakitsizlikten yazamadığım güzel şeyleri, keyif aldığım anları ıskalamak istemiyorum.

Mesela çarşamba akşamı ekibimle birlikte çıktığımız akşam yemeğinde Pucci'nin enfes yemekleriyle 7 kadının -hem de aynı işi yapan,yan yana çalışan-, koşullar gereği hasbelkader bir araya gelmelerine rağmen mükemmel uyumlarına; zoraki değil keyifle birlikte olmalarına ve bu ekibin yöneticisi olmaktan gurur duyduğumdan; hepsinin bu anlayış ve huzur ortamı için gösterdikleri iyi niyet ve sevgi için onlara ne kadar teşekkür etsem az olduğunu yazmak... -bu cümlede bi düşüklük var ama çözemedim-
Perşembe akşamı seyrettiğim Lüküs Hayat operetinin başarısından, Zihni Göktay'ın sürekli -sanırım her gün- yenilenen esprilerinden -Abiye Kuzu, Hayde, Av Mevsimi, Ali Ağaoğlu esprileri mükemmeldi-, 3 perdelik bir oyuna yoğun bir haftanın ortasında gitmenin pek akıllıca olmadığından...

Yılın kirini pasını teninizden atmak için bir hamam sefası yapmanın yer ve yöntemlerinden...

Kiri pası ruhunuzdan atmak içinse bu yıl da gerçekten işe yarar bir icat, keşif yapılamadığından...

Yeni yılda yapılacaklar listemi somut bir delil olsun diye yazıya döktüğümden, maddelerin neler olduğundan hatta ve hatta bugün o listeye ekleyeceğim iki yeni maddeyi daha aklıma yazdığımdan

Uzun uzun bahsetmek isterdim...

Ama şimdilik iş her şeyin önüne geçiyor. 31 Aralık'a yetişmesi gereken onbinlerce kişinin yatırım işlemlerini etkileyen çok ciddi bir projemiz var da...

Çarşamba, Ekim 20, 2010

Bugün günlerden ne, be kimim?

haftanın ilk günü belli, bugün günlerden ne diye sormana gerek yok.

Çarşamba-perşembe gibi boyle bir kendini bilmezlik peyda oluyor.

Bugün günlerde ne???

Pazartesi olsa n'olur cuma olsa n'olur sanki...

Çalışmaya gelmişiz bu dünyaya, sabah kalk git çalış akşam gel çalış yat. Ne farkeder hangi gün olmuş. Bitmiyor hafta daha calışacaksınız deseler makine arıza verene kadar durmak yok.

Adın ne deseler sen kimsin deseler kartvizitimi okurum, gerisi yok. Ruhum yok ki bedenimde ben bu cevapları verirken bu soruları sorarken...

O tatillerde giriyor bedenime, keyifli olduğumda geliyor.

İyi gun dostumu ne bu ruhum, hep kaçak...

Çarşamba, Temmuz 21, 2010

Bankacılara Evlilik Yasak Olmalı !!!

Şirketimizin etik kuralları gereği başka banka yada aracı kurumlarda hisse senedi, vob gibi yatırım işlemleri yapmamız yasak.

Bugün konuştuğum müşteri de bu yasaktan haberdardı.

"Bence bankacılara evlilik de yasak olmalı" dedi ardından

!!!!!!!!!!

Cevap bile veremedim cümlenin bende yarattığı şokla. Ama ilk aklıma gelen bunu söyleyen birinin mutlaka bir acısı vardır oldu.

Ne de olsa müşteri,

"hayırdır nedir seni bu kadar içlendiren?" diyemiyosun...

"eski karım bankacıydı" demesin mi kendisi :)))

içine oturmuş acısı...

Finans sektöründe çalışıyorum ama bankacı di'ilim,

Çalışmak için yaşayanlardan di'il, yaşamak için çalışanlardanım,

Sevdiklerim ve ben işimden önce gelir -tamam bu aralar işim sınırlarını biraz zorluyor ama arada bir olur o kadar-

Çocuk da yaparım kariyer de

ama bu sektörde di'il

Yani benim için yok böyle bi yasak ;)))

Pazartesi, Mart 29, 2010

Hayalimdeki İş

Zaman zaman dellenip, alıp başımı gidicem buralardan, zevk aldığım bir işi aşkla yapmak için yıkıcam köprüleri deriz.

İyi de ne yapıcam, nasıl yapıcam?

Bu aralar bu soruyu ben kendime sık sık soruyorum, çok çok da düşünüyorum.

Başka bi şey ararken google'cım karşıma bu sayfayı çıkarttı

-yoksa bu bi işaret mi?-

http://hayalimdekiis.com/

Pazar, Ağustos 31, 2008

Ritmi Yakala

Koca bir yıl nasıl geçti anlamadım. 11 ay geçti ve Ramazan bu gece başlıyor. Son aylar nasıl geçti ben anlamadım. İnsanlar büyüdükçe zamanı yakalamıyorlar, oysa çocukken günler geçmek bilmezdi. Şimdi birinden diğerine yetişmek için çalabildiğimiz kadar çalıp başkalarına ekliyoruz ama yine yetmiyor yine bi şey anlamıyorsun.

Yaz geldi, hafta sonları tatilleri başlar derken dizimdeki menisküs yırtığına bağlanıp biraz hafiften geçirdim günleri. Dizlik çıktı tatile gittim geldim. Bir hafta sonra dizim daha şiddetli geri döndü. Artık merdivenleri iki ayağımı yan yana basıp inip çıkabiliyorum :( Sanırım artroskopi kaçınılmaz oldu. Yeter ki iyi oluyim ne yapılacağı önemli değil. Yoksa bu hayat çekilmez. Mecburen kesin çözüme kadar dizlik kullanmaya devam.

Bu haftasonu, dizliğe rağmen yapabileceğim ne varsa yaptım. Dans ettim :) Dizime ağırlık vermeden ama.


Şirketimizin toplantısı vardı Durusu'da. Toplantı, akşam yemeği, parti ve pazar sabahı ritim atölyesi çok güzeldi. Çalışma sonunda kullandığımız aletler de bizim oldu. Benim egg shaker'ım ve marakasım var artık :) bazılarının da darbuka ve zilleri. İyi bir organizasyondu çok keyifli geçti.

Cumartesi akşamki partimizde Direnen Mızıkacılar'la eğlenip dans ettik tam gecenin sonunda aniden bastıran sağnak yağmur da geceyi muhteşem finalle kapattı.


Yani Terkos Gölü'nden son haberler, cumartesi akşamı sıkı yağış aldı :)

Perşembe, Mayıs 01, 2008

Son Günlerde

Bu bahar herkesi bir parça dağıttı, sağa sola savurdu, arada bir kendini toparlayanlar kalkıp bi şeyler yaptı, yazdı. Sonra yine rüzgarla kapılıp kayboldu ortalardan.

Sanem, Sofi, Degree, Sıdıka, Gülümseyiş (hatta onun blogu tamamen uçtu) herkes kayıplarda. Ben de arayı bir haftadan fazla açmamaya çalışıyorum. Çünkü bir koptun mu toparlamak zor oluyor.

Hani kitap okuyordum ya, "Erkekler Neden Bazı Kadınlarla Evlenir?" en son bloguma yazdığımda elime aldım bi daha da yok. Blogumu takip eden de beni okuyor sanır. Bazen böyle alıp alıp bırakıyorum işte. Ama gene ne yaptım? Gittim kitap aldım. Artık eve götürmüyorum iş yerinde masamda küçük bir kütüphane oluşmaya başladı.


Bir de son günlerde masaja, refloksolojiye merak sardım. Aslında hep meraklıyımdır da bir iki yeni kitap daha aldım. Dahası Ender Saraç'ın Doğanın Şifalı Eli kitabındaki rahatlatıcı masaj yağı tarifini uyguluyorum. Başka tariflerde var ama henüz onları denemedim.

Karışımı hazırlayıp evin en ucundaki en sessiz odaya gidiyorsunuz. Mümkünse oda karanlık olacak, bir kaç tane mum, mutlaka tütsü yakılacak. Ben şu aralar evde olduğu için gül kullanıyorum. Tercihen duştan sonra gözenekler açılmış olacak. Artık masaj başlayabilir.

Karışıma gelince 2 tatlı kaşığı susam yağı, 1 tatlı kaşığı melisa yağı, 2 tatlı kaşığı gülsuyu, 1 tatlı kaşığı ylang ylang yağı ve bir kaç damla lavanta yağı. Hafif ılık olacak.

Bu yöntemin uygulandığı 3 kişide sonuçtan inanılmaz memnun. Ruhsal ve bedensel yorgunluğu alıp götürüyor.

Pazartesi, Şubat 18, 2008

Teşekkür / Şükür

Şükrediyorum Allah'a beni sevdiği için. "En azından ben öyle olduğuna inanmak istiyorum".

Geçenlerde kar geldi gelecek, sabah 5'te gece 1'de derken; şöyle bir uğrayıp geçmişti. Ben de daha çok kar istiyorum, her yeri bembeyaz örtüyle örtsün istemiştim. Ama o zaman olmadı.


Ama bana doğum günü hediyesi olarak 3 koca gün kar yağdı. Her yeri kalın beyaz bir örtüyle örttü.


Bana gösterilen iyi niyete elbette karşılık vermeliydim. Bu öğlen beyaza koştum. Hem hasret giderdik hem yine resim çektim. Zaten blogumdaki yazı silsilesine bakılırsa 3 karlı günde 3 farklı yerde karla buluştum. Umarım iyi ağırlamışımdır onu.
Levent'te iş dünyasının sıkıcı karanlığına rağmen iki adım ötede beyaz ve neşeli bir dünyanın tadını çıkarttım.


Son aylarda zaman zaman öksürükle ilgili ciddi sıkıntılarım oldu. Ama en kötüsü de uyku sırasında gelen hain gıcıklar. Bir türlü geçmiyorlar. Kimseyi rahatsız etmiyim, uyandırmıyim diye yorganla ağzımı örterek öksürüyorum çoğu kez. Fazla zorlarsa kalkıp su içiyorum. Bu gece de öyle bir an yaşadım ama uyku halinde olduğum için, ayılamadım. Yani mutfağa gidip su almak aklımın ucundan bile geçmedi çünkü uyuyordum. Sonra birden gözümü açtım. Bir bardak suyla annem yanımda. İçine ne koyacağına karar verememiş bal mı, limon mu koysam diye sadece su getirmiş. Suyu içtim ve tekrar yattım. O an sadece ona ihtiyacım olduğunu farkettim. İşte o an ruhani bir varlıkmış gibi geldi bana. "Senin annen bir melekti yavrum" Yeşilcam repliği de olsa, gerçekti. Ve Allah'a şükrettim annem yanımda diye. Allah başımızdan eksik etmesin.


Bir dua geldi aklıma "Allahım, çocukken beni koruyup kolladıkları gibi sen de annemi babamı koruyup kolla" Amin


Pazar, Şubat 17, 2008

Karlı Pazar

Sabaha kadar her saat başı uyandım, huzursuzdum. Her an gelecek bir telefonla eğitimin iptal edilmesini umuyordum. Ama olmadı. Saat 7:00'de apartmandan ilk çıkanın ben olduğumun kanıtıdır bu resim.


2 saat süren yolculuk sonrasında Gebze'ye vardık. Ancak transfer için bineceğimiz diğer araca geçene kadar yoğun tipi yüzünden zorlandık. Bu nedenle pek fazla resim çekemedim.

Ancak derse verilen ara sırasında Esra'yla karın tadını çıkarttık.



Perşembe, Şubat 07, 2008

Sisli Hayat

Bu resimleri ben çekmedim üye olduğum bir gruba gelmişti, resmin üzerindeki isme bakılırsa Özcan Günergök. Yaklaşık aynı yerde olduğumuz belli ama daha yukarlardan görüyor etrafı. Fotoğraflar çok güzeldi, paylaşmadan duramazdım.



Pazartesi, Şubat 04, 2008

Sisli Akşam


Çocukken buğulanmış camlara küçük parmaklarımızla yazılar yazar, resimler çizerdik. Sonra bir el darbesiyle siler suların camdan süzülüşünü izler, başka buğulu camlar bulmak için evin diğer camlarını yoklardık.
Pvc çerçeveler ve çift camlar bu çocukluk eğlencemizi de aldı elimizden. Servisin buharlaşan camına parmağımla bir şeyler yazmak istedim. Ama servisteki pek çok insanın dikkatini çekmek istemedim. O benim mahremim. Tüm diğer çocukluk anılarım, oyunlarım gibi sadece yalnızken yada kendimi yalnız hissedebileceğim kadar yakınlarımla paylaşabileceğim.
Bu akşam işten çıktığımda etraf beyaz bir dumanla kaplıydı. Plazaların ışıkları belli belirsiz, puslu en tepesi beyazlığın içinde kaybolmuş. Hatta biraz daha uzaktan bakıldığında hiç yoklar, sadece daha önce de orada olduğu gibi iki katlı alçak evler. Arkalarında yükselen göğü delen plazalar yok. Hiç bir ışıkları yok.
Ümit verdi içime.
Artık her gördüğüm plaza göğsüme demir bir çubuk saplıyor. Dünkü Hürriyet'te Mekke'nin havadan çekilen fotoğraflarını gördüğümde de aynı demir çubuklar saplandı yüreğime.
İş yada ev ne amaçla kullanıldığı önemli değil. Ruhsuz anlamsız devasa canavarlar. Duygularımızı, ruhlarımızı, yaşamlarımızı hapsediyor. Modern hapishanelerde üstelik yüksek bedeller ödeyerek yaşamak ne büyük bir tezat.
Kış bahçesi, teras bahçeler; yalancı baharlar

Cuma, Ocak 25, 2008

Cinnet

Bazı zamanlarda bazı şeyler normalde kızdırdığından daha fazla kızdırıyor beni. Ben bu durumlara kısaca “CİNNET” diyorum.

Sofi’nin Mim’indeki resimdeki kadın olmak istiyorum.
Resmi Sofi'den aldım ama sormadan umarım kızmaz

Tıkanan trafikte arabaların etrafını saran dilenci, satıcılar

Tv ve radyodaki 6’lı atyarışı reklamları

5 dakikalık yere sırf arabada olduğun için 45 dakikada gitmen

Trafik sıkışık olmadığı için işlerini yapamıyorlar

İşyerinde camdan baktığımda Tekfen Plaza’yla Fako binası önüne denk kısa bir mesafede değişen sayılarda insanların araçların arasında bir ileri bir geri yürüdüğünü görüyorum. Bir tane ufak çocuk, öğleden sonraları bir adam ve bir kadın ve başka adamlar. Adamın, omzuna halı gibi attığı bir çocuk. Bugün saydığımda tam 8 kişiydiler.

Neden polis bunları toplamaz, neden bunun yasağı yok?
CİNNET!!!!!

At yarışı pek çok aileyi batıran bir kumar değil mi? Öyleyse kumarhaneler niye yasaklandı Türkiye’de? At koşturacak bir evinizin olabilme ihtimalinin; at koşturacak evlerini aynı yöntemle kaybedenler sayesinde olduğunu düşünüyor musunuz?

Huysuz Virjin’i ahlak çocukların ahlakını bozucu olduğunu düşünenler, aynı çocukların at yarışı oynayarak zekalarının açılacağını ahlaklarının artacağını düşünüyor olsa gerek.
CİNNET!!!!!

Büyükdere Caddesi’nin bir tarafından diğer tarafına arabayla geçmek akşam trafiğinde tam 45 dakika.
CİNNET!!!!!!