Perşembe, Ocak 13, 2011
1 günlük tatil
Ani bir kararla akşam saatlerinde aldığım bu izin, yoğun ve stresli günlerimin ruhumda yarattığı isyanı biraz olsun bastırır dilerim.
Her şey karanlık ve griyken, perşembenin birden cuma oluvermesi nasıl güzel bir duygudur...
Az önce böcek ilacı sıkılmış, can çekişerek son sürat kendini sağa sola vuran sinekler gibi şu biricik tatil günümde neler yapsam, nerelere gitsem düşünceleri beynimin bir o duvarına vuruyor, bir bu duvarına.
Sabah işe gider gibi kalkıp, giyinip tam evden çıkacakken "işe gitmiycem bugün" diyebilmenin hazzı için soyunup tekrar yatağa girmek mi;
Servis saatinde eşofmanlarımı giyip soğuk havada yürüyüş yapmak mı;
kuaföre gidip saçımı kestirmek mi,
evde kalıp temizlik yapmak mı,
çalışmayan arkadaşlarımla buluşmak mı,
Kavak vapuruna atlayıp Boğaz'ın soğuk rüzgarına karışmak mı,
Eminönü-Sultanahmet'te yeni bir tur rotası keşfetmek mi,
İndirim sezonunun sonunda yakalayabileceğim bir şeyler var mı diye bakmak mı,
Çalışmayan bir kadın gününü nasıl geçirir simülasyonu yapmak mı,
kek yapıp komşulara çaya gitmek mi
Psikiyatrımla bir görüşme yapmak mı
Sahilde oturup kitap okumak mı
ilk fırsatta yaparım diyip yapamadığım şeyleri yapmak mı -gerçi şu an neler olduğunu hatırlamıyorum-
atlayıp otobüse Gelibolu'ya teyzemin yanına kaçmak mı
haftasonu kaçamağı için birilerini ayartmak mı
hamama yada masaja gidip hamur olmak mı
ruhsal detoks yapmak mı -nasıl yapılıyodu bu??-
bilemedim, bilemedim, bilemedim :))
Pazar, Ağustos 22, 2010
Şehirlerarası İftar-Gelibolu
Çok şükür kocaman kocaman pamuk bulutlar donattı gökyüzünü.
Ayçiçeği tarlaları üzerinde uçsuz bucaksız bu manzarayı seyredebildiğim, fotoğraflayabildiğim için şükürler olsun Allah'a. Şanslı sayıyorum kendimi bu güzellikler içinKendimi şanslı sayıyorum;
hırçın dalgalarla geceyarısı oynaşabildiğim için
Ayışığına doğru yürüyüp karanlık sularda göklere çıkmak istedim ama sizi bırakamadım arkamda ;))
Nasıl bir çekimse Hande'yle aramızdaki birimiz nereye diğerimiz onun yakınlarına.
Ben Assos'tayken Hande Bozcaada'da, Hande Assos'tayken ben Gelibolu'da :))
Gelibolu'da sahur, İstanbul'da iftar :)))))
Pazar, Ağustos 17, 2008
Şimdilik kısa özetle sizi habersiz bırakmıyim dedim, çünkü tatilim başka bir yerde devam edecek. Ve tatilde internette online olmak benim en çok sinirime dokunan durum olduğu için ekran karşısında olabildiğince az durmak istiyorum. Kusura bakmayın.
Cuma akşamı Gelibolu'ya gidip iki gün orada tatil yaptıktan sonra pazartesi sabahı Assos'a hareket ettik. Ama ne tereddütlerle ne endişelerle. Çünkü pazar öğleden sonra Gelibolu'da inanılmaz bir sağanak başladı. Durmadan çakan şimşekler gökgürültüsü yağmur ertesi sabah 11'e kadar hiç durmadı. Bir ara elektrikler bile kesti fırtınanın şiddetinden.
Neyse ki kaderin karşıma çıkardığı Assos Kadırga Otel, sahibi Bayram bey ve personeli, deniz her şey o kadar güzeldi ki. Bundan sonra başka tatil mekanı arayacağımı sanmıyorum.
Tesadüf eseri çok görmek istediğim Assos Harabeleri Athena Tapınağı'nı gezdim. Ve müze kartım milli oldu :) Evinden uzaklarda kartının sana kapıları açması çok hoş.
Annemle bol bol yüzdük, insanın o denizden çıkası gelmiyor. Bi de yemekler o kadar güzel di ki, dönmek hiç hoşuma gitmedi.
Şimdi bir kaç resim detaylar ilk fırsatta. Çünkü size bir Assos rotası önermezsem olmaz :)
Çarşamba, Haziran 04, 2008
Seyahatimin kalanında Çanakkale'deki Çimenlik Kalesi'ni ve Çanakkale Arkeoloji müzesini gezdik. Özellikle Truva'da bulunan milattan öncesine ait eşyalar, Hadrian heykeli, lahitler ve özellikle MÖ 2000 yılına ait afrodit heykeli çok etkileyiciydi.
Çanakkale sahilindeki sahte Truva Atı (filmde kullanılan) ve güneş saati görülebilecek diğer şeyler.
Gezimiz boyunca Çanakkale Boğazı'nın iki yakasını birbirine bağlayan tüm feribot iskelelerini kullandık. Kilitbahir, Eceabat, Lapseki karşılıkları da Çanakkale ve Gelibolu.
Çanakkale'yi gezdiğimiz gün dönüşte Lapseki üzerinden Gelibolu'ya geçmeye karar verdik. Avrupa tarafında göre çok daha düz olan yörede Çanakkale Ovasını ve pek çok meyve bahçesini gördük. Düzlüklerde seyahat etmek alabildiğince ufku görmek değişik bir duygu. Karadeniz ve Ege gibi dik yamaçlı yollardan sonra.
Gelibolu zaten konakladığımız yer olduğu için en yakını en sona bırakmıştık. Fakat Gelibolu o kadar zengin bir tarihe sahip ki, ancak bir kaçını gezebildik.
En çok görmek istediğim Gelibolu Mevlevihanesi'ydi. Gerçekten çok güzel bir yapı. Eminim orada Sema töreni izlemek çok etkileyici olurdu. Üstelik teyzemin evine yürüyerek sadece 10 dakika mesafede.
Gelibolu Hamzakoy’da bulunan Gelibolu Mevlevihanesi, Mevlevihaneler arasında en büyük alana yayılmış olduğu kadar, en büyük semahaneye de sahip olanıdır. Günümüze bu mevlevihanenin semahane-türbe binası ile iki taç kapısı gelebilmiş.
Bölgede çok sayıda türbe var. En meşhurlarından biri de Bayraklı Baba. Dileğiniz olduğunda türbeye gelip bayrak asıyorsunuz. Demek o kadar çok dilek gerçekleşmiş ki bayraklardan neredeyse türbe görünmüyor.
Aynı gün öğleden sonra da Gelibolu'nun güneş ve denizinin tadını çıkaralım dedik. Gelibolu'ya 10 km mesafede ki Güneyli'ye gittik. Saroz Körfezi'nin berrak sularında deniz sezonunu açmak gerçekten çok keyifliydi. Ayrıca koyun ucundaki küçük tepe güneş batışını seyretmek için güzel bir yer bence.
Henüz tatilciler sezonu açmadığı için, her yerde tadilat ve bahçe işleri vardı. Sanırım benim için tatil bu zamanlar demek, en güzel yerler sadece bize ait.
Pazartesi, Mayıs 26, 2008
Gelibolu Şehitlikleri
57. Alay Şehitliği
Atatürk’ün 57.Alay’a verdiği ünlü emir şöyleydi.
“Ben size taarruzu emretmiyorum. Ölmeyi emrediyorum!”
Emri alan 57. Alay’ın erinden komutanına tamamı burada şehit olmuş.
Conk Bayırı
Conk Bayırı’nın kuzey bölümü Mustafa Kemal’in 10 Ağustos 1915’te bir hücum sırasında göğsüne isabet eden şarapnel parçasından cebindeki saat sayesinde yara almadan kurtulduğu yer.
Conk Bayırı Gelibolu yarımadasının en yüksek tepesi. Yarımadaya son derece hakim bir konumda. Kuş sesleri, ağaçlar ve olağanüstü manzarasıyla cennet gibi bir yer. Ancak o cennet cehenneme dönmüştü bir zamanlar. Bunları düşündükçe ürperdiğimi hissettim. Siperler, Atatürk’ün gözetleme yeri, keskin rüzgarın çam ağaçları arasından geçerken çıkardığı garip uğultu basit bir rüzgardan fazlasını hissettirdi bana.
1915 yılına ait seslerdi sanki duyduğum yada ben öyle olduğuna inanmak istiyordum. Gezdiğim şehitlikler içinde beni en çok etkileyen yer burası oldu. Ayrılmak istemedim.

Şehitler Abidesi
Çanakkale Boğaz’nın karşı kıyısı da dahil çok geniş bir alanda görülen Şehitler Abidesi Morto Koyu’nu geçince Hisarlık Tepesi’nde. Burası aynı zamanda antik Elailous kentinin bulunduğu yer.
Seddül Bahir
İlyas Burnu’nun solunda Seddülbahir köyü ve kalesi yer alıyor. Kale 1659’da yapılmış.
Helles Anıtı
Seddülbahir’de yarımadanın en uç noktasındaki anıt. Kraliyet Tümeni’nin karaya çıktığı noktaya hakim bir tepede.
Yahya Çavuş Anıtı Şehitliği
Çıkarmaya direnen birliğin komutanı Yahya Çavuş’tu ve takımı sadece 63 askerden oluşuyordu. Bu mevzide ölen askerlerin şehitliği burası.
V Plajı Mezarlığı
Aralarında çok sayıda subayın da bulunduğu askerlerin mezarları burada. Karaya ayak basar basmaz öldükleri yer.
Şunu fark ettim ki; tarihi kitaplardan okumak videolardan seyretmek belki anlamamızı sağlıyor. Ama hissetmediğimiz sürece hep bir yanı eksik kalıyor. Orada yaşananları, bu ülke için nasıl bir bedel ödendiğini tüm ruhunuzla anlayabilmek için o rüzgarın teninize değmesi, o güneşin sizi yakması, gözlerinizin o sahilleri, siperleri, bayırları görmesi gerek bana göre. Etrafınıza baktığınızda her tepede bir bayrak görüyorsunuz, her bayrağın altında bir şehitlik. Akla hayale sığdıramıyorum olanları.
Resimler izinsiz kullanılamaz.
Bölgeler hakkındaki bilgiler Çanakkale Valiliğinin hazırladığı broşürlerden alınmıştır.
Salı, Mayıs 20, 2008
İnşallah yarın sabah ta erkenden yola çıkıp Gelibolu'ya gideceğiz. Günlerim öyle bir koşturmacayla geçiyor ki; ancak şimdi ayaklarımı uzattım da dinleniyorum bir yandan da yazıyorum.
Hem zamanıdır artık hem de müsaitim diye gardolapta sezon değişimi yaptım. Vakit olunca temizlik sarıyor bütün odada ne var ne yok her şey yıkandı ütülendi, duvarlar halılar silindi. Yıkananlar ütülendi valize kalktı. Dün akşam yaklaşık 4 saat ütü yaptım. Hiç bir yerim tutmuyor. Ama olsun temizlik, düzen huzur veriyor bana.
Yarın 21 Mayıs.
Dedem için yaptığım blogun 1. yılı; dedemin vefatının 19.yılı. "Geçen Zaman" diye küçük bir yazı yazdım okumak isterseniz.
Geçen Zaman
Salı, Haziran 26, 2007
Gelibolu
Hava sıcaklığının 37 derece civarlarında olması çok fazla gezme olanağı tanımasa da; Gelibolu'nun mutlaka görülmesi gereken bir yer olduğunu söyleyebilirim. Havalar serinleyince şehitlikleri de kapsayan bir ziyaret planlıyorum. İnşallah.
Diğer adı Azebler Cami olan Namazgah 1407'de deniz askerleri (Azepler) için inşaa edilmiş ilk açık hava camii. Yaz aylarına denk gelen ramazanlarda burada halen teravih kılınıyormuş.
Namazgah'ın hem sağ tarafında yamaçtan aşağı baktığınızda gördüğünüz manzara. Denizaltı Şehitleri Parkı hemen Fener'in altında.
Boğaz'ı geçen gemiler o an sanırım bana özel bir jest yapıp bu kadar yakınlaştılar.
Bayraklı Baba Türbesi fenerden aşağıya doğru yürüyünce. Hikayesine gelince; 1400'lü yıllarda savaşta sancağı taşıyan asker bayrağı düşmana teslim etmemek için parçalayıp yutmuş. Öldükten sonra da mezarımın üstünden bayrak eksik olmasın dilemiş. Ziyaret edip niyet tutanların niyetleri olunca gelip bayrak bırakıyorlarmış türbeye.
Deniz fenerini gece seyretmek ayrı bir keyif. İlk defa bir feneri bu kadar yakından gördüm. Ve fenerle bir hatıra pozum olsun istedim.
Yine fener parkından gece Hamzakoy ışıkları
Resimlerden de anlaşıldığı üzere çok dar bir alanda dolaşabildik. Ancak gezilecek pek çok tarihi yerin önünden geçtim ve bi dahaki seferde ziyaret etmek için not aldım. Mevlevihane gibi.
Ha bu arada küçük bir not; Çanakkale yada Gelibolu'ya gitmek için sakın Metro Turizm'i tercih etmeyin. Hem giderken hem gelirken yaşadıklarımdan sonra otobüs yolculuğu fobisi oluştu desem yalan olmaz. Zaten uzun bir dilekçeyle kendilerini uyardım, belki aynı şeyler bir daha olmaz ama benim cesaretim kalmadı.