Arkeoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Arkeoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cuma, Şubat 02, 2024

Antik Şehirler Efes

 Seyahat yazılarımla yeniden birlikte olmak güzel. Ekim 2023’de yaptığımız seyahat notlarıma başlayalım. 

Önce bi soru ve bir tespitim var.

Bu coğrafyada eğitim sisteminde bu yerleri gezdirip tarih derslerini canlı ortamında yapmak hayalcilik midir?

Milattan önce bizden binlerce yıl önce yaşayanların kullandıkları aletler, yaptıkları evler, anıtlar, kütüphaneler… biz zamanın üzerine çok da bir şey katamamışız sanki. 

Ege için sarı yaz tabir edilen, güneşin 7:30’larda battığı, denizin tatlı bir serinlikte olduğu bunalmadan gün içinde gezilen, okulluların elini ayağını çektiği sakin ve huzurlu zaman.

Antik kent gezmek için de en ideal zamanmış…

Selçuk’da çöp şiş yiyerek beden deposunu yürümeye hazır hale getirip önce şehir merkezindeki Efes Arkeoloji Müzesi ardından üst üste konmuş taşlarla tek bir sütundan oluşan -evet, bir zamanlar burada Artemis Tapınağı varmış- diye boş boş baktığımız toprak alana uğruyoruz. 

Efsaneye göre ismi unutulmasın diye tapınağı yakan bir deli var ama taş tapınak nasıl yanar, yakılır bilmiyorum.  

Ancak depremlerle yerle bir olmuş olması bana daha mantıklı geliyor. Yükselen tek bir sütunun üzerine yuva yapan leyleğe sevgilerimi yolluyorum, ne kadar akıllıca bir seçim yaptığını düşünerek.

Ç

Tekrar tapınağa dönersek, tapınağa ait olduğu düşünülen bazı eserlerin British Museum’da olduğu biliniyor. İki heykeli de Selçuk Müzesin’nde. 

İnsanın aklına sürekli şu geliyor; bastığımız her yerde, seyyar satıcıların üzerine yerleştiği ilanlarını astığı taşlar hepsi tarihi eser. Ama birisi çantasına koyup götürünce suç oluyor. Her durumda değer verilmesi önemsenmesi değil midir doğru olan?

Müzedeki sergilemede bile önemsenmeyen, ağacın salgılarının üzerine akarak mermer heykelin kararmasına neden olması normal karşılanabiliyor.

Kısa bir sürüşten sonra Efes antik kentinin ana girişine varıyorsunuz. Müze kart yapılmış en iyi şey olabilir 😃 

Arap yarımadası dışındaki diğer bölgelerden gelen pek çok turisti burada görmek mutluluk verici.

Binlerce yıl önce yaşanan bir şehrin sokaklarında bugün dolaşıyor olmak çok etkileyici. Amfi tiyatroda bugünlerde yapılan konserlerin birinde olmayı çok isterdim. 

Efes’i kısaca özetlemek gerekirse…

120 yıldır kazılıyor ve  şimdiye kadar %15’i gün yüzüne çıkmış.

Bir zamanlar limana bağlı olan yol bugün denizden 5 km içeride

Zamanın en zengin kütüphanesi Celsus gösterişli ve bütün olarak ayakta kalan ön cephesi ile Efes’in fotoğraf yüzü.


Ön cephede yer alan dört heykelin asılları Viyana’da olup replikalarını görüyoruz.

2500 kişilik amfi tiyatrosu oldukça iyi durumda, yaz boyunca çeşitli konserlere de ev sahipliği yapmış. 

Amfi tiyatrodan çıkıp Yamaç evlere doğru giden ana cadde üzerinde etrafı demirle çevrilmiş bir bölüm bulunuyor. İşte orada tarihin ilk ilanı olduğu tahmin edilen genelevin yolun sol tarafında olduğunu gösteren mermere oyulmuş şekiller. Ayak, kalp, kapı.

Şu an sadece %15’ini görebildiğimizi düşünürsek görülecek daha çok şey var demek ki. 

Üst kapıya kadar gidip tekrar geriye yürüyüp ters istikamette kalan Meryem Ana adına yapılan ilk kiliseyi ve vaftiz havuzu olduğunu düşündüğüm eserleri görebilirsiniz.


Ayrıca tiyatroya gelmeden sağda Efes Deneyim Müzesi’ne de uğramadan olmaz. Ekim 2023 için kişi başı 485 TL ödeyerek 13 dakikalık ışık ve ses gösterisinin içinde yer alıyorsunuz. 

Efes tarihini anlatıyor. Adı üstünde deneyim 😃

3-4 saati bulan geziyi yaz sıcağı yerine ilkbahar veya sonbaharda yapmak çok keyifli oluyor.

Uzun aralar vererek yazımı tamamlamaya çalışıyorum. Bu nedenle geri dönüşlerde yazdıklarımı okuyunca, eklemeler ve çıkarmalar yapmak kaçınılmaz oluyor. 

Efes Arkeoloji Müzesi’ne de hak ettiği yeri vermeliyim.

Küçük ama oldukça zengin eserlere sahip. Çevredeki antik kentlerden çıkanları bir arada görebiliyorsunuz. Ama bazı eserler gezmeye, başka müzelere misafirliğe gitmişler. Örneğin Tiberius 😁

Blogumda olmasını istediğim bir kaç tarihi isim ve eser

Tanrıça Artemis

İmparator Domitianus

Eros

Sokrates

Marcus Aurelius

Yontulması tamamlanmamış heykel









Cuma, Eylül 23, 2022

Niyet - Kısmet (Arkeoloji Müzesi)

Bugünki planım İstanbul’un en güzel kütüphaneleri listesinde yer alan Ahmet Hamdi Tanpınar Edebiyat Müzesi ve Kütüphanesi’ni görüp orada yazı yazmaktı.

Çantamı toplayıp Gülhane’ye gitmek üzere yol çıktım.

Hava sabahki tatlı güneşin aksine, serin ve kara bulutlarla yağdı yağacak. Üşüme ve ıslanma garantili.

Yağmurluk mu, şemsiye mi derken şemsiyede karar kıldım.

Ama bir şeyi göz ardı etmiştim,

Şemsiye alırsan yağmaz 😂

Şemsiyem de öyle katlanıp çantaya girenlerden değil, rahmetli Celal Birsen markasının baston şemsiyelerinden.

Yağmur çiselese de şemsiye açacak değil.

Gülhane’ye geldik.

Nerdeymiş bu müze diye bakarken, ana girişin hemen solundaymış. 

Kapalı mı acaba derken 6 Haziran 2022’de restorasyona girdiği yazısını gördüm.

“Üzüntü ve muz kabuğu”repliğini bilenler anlıycaktır beni. 😩

Madem buraya kadar geldim, hemen sağdan kıvrılıp Arkeoloji Müzesi’ni göreyim. Bahçesinde kahvemi içeyim.

Çok uzun zaman oldu gelmeyeli en son gelişim blog arşivimden bulunabilir 😁 (Temmuz 2008)

https://dortyaprakliyonca.blogspot.com/2008/07/arkeoloji-mzesi.html

Bi dönem müze gezgini olmuştum.

O günden bugüne çok şey değişti. Artık müze kart mobilde. Hızlıca barkod oluşturup kolayca giriş yaptım. 

Çinili Köşk’ü daha önce ziyaret ettiğimi hatırlamıyorum. Önce onu gezdim. Çinilerdeki yonca desenini bulduysam burdaki görev tamamlanmıştır.




Bu arada, dezenfektandır, çöp kovasıdır, yönlendirme tabelasıdır daha kadraja girmiycek yerlere düşünülerek konsa  daha iyi olmaz mı?



Devasa yan pencereleri ile oldukça aydınlık oluşu ama muhtemelen çinilerin rengini kaybetmemesi için storla kapatılmış olması dikkatimi çekti.

Ve Arkeoloji Müzesi…

Sergileme şekli baştan aşağı yenilenmiş eski yazımdaki bir kaç resimle karşılaştırıldığında ciddi değişim çok net görünüyor.

Çok modern ve etkileyici bir teşhir sağlanmış. Camekanlar, dönemi anlatan duvar resimleri, ışıklandırmalar ve üst kat galerileri.

Müze için geniş bir zaman ayırıp dura, inceleye gezmek istediğim için bugün sadece keşif amaçlı hızlı bir turla ne olmuş, nasıl olmuşa baktım.

Ama çok güzel olmuş. 😍

Galerilerdeki banklar dinlenmek ve içeride daha fazla vakit geçirip eserlere yakın olmak için iyi düşünülmüş.

Diğer yandan yere oturmuş karşısındaki heykeli resmeden birini görmek Avrupa’da ki müzelerde gördüğüm müzeyle insanların birlikteliğini hissettirmesi açısından keyif vericiydi.

İlk fırsatta uzun bir gezi için tekrar gideceğim.

Bu aralar Reels videolarını yapıyorum gittiğim yerlerin. İnstagram hesabımda görebilirsiniz.

Bir kaç müze fotoğrafı da buraya bırakalım.





 

Cumartesi, Temmuz 09, 2011

Assos'un Taşları

Volkanik bir tepe üzerine kurulu olan Assos'da evler buradan çıkan pembemsi andezit taşından yapılıyor yüzyıllardır. Assos evlerinin çatısı yörede "çorak"adıyla bilinen bir toprakla kaplanıyormuş. Bu toprağın özelliği yağan yağmurla sıkılaşarak sızdırmaz bir çatı kaplaması oluşturması ve yüzyıllardır süren bir geleneği devam ettirmesi...

Ama ben bu taşı toprağı değil, her sene Behramkale'de köy meydanında Athena Tapınağı'na çıkan yolun hemen başındaki incik, boncuk, kolye, küpe, taş, bilezik her kadının uğramadan geçemeyeceği Pyramid Gümüş...


Jeoloji mühendisi bir adamla, güzel sanatlar mezunu bir kadının Hilal-Levent Durakçay'ın mağazasından her gidişimizde eli boş dönemiyoruz. Çünkü İstanbul'da bulamayacağınız bir çok orjinal parçayı çok uygun fiyatlarla görünce kendinizi kaybediyorsunuz.


Gümüşlerini İzmir'de bir atölyeye yaptırıyorlarmış, fosillerden, tarihi eser replikalarından yüzük ve kolyeleri üzerinizde taşımak ise ayrı bir keyif.


Assos'a Behramkale Köyü'ne giderseniz mutlaka uğrayın derim ;))

Haa bi de kedileri var ki; alışveriş sırasında size eşlik ediyorlar ama uykuları gelince en olmadık yerlere sere serpe yayılıveriyorlar.

Salı, Temmuz 05, 2011

Athena Tapınağı


Her sene aynı şeyleri tekrar tekrar okumak zorunda bıraksam da sizi, ben her seferinde Assos'u yazmaktan, fotoğraflamaktan alamıyorum kendimi ;))

Hatrı kalmasın diye Behramkale'ye köye ve Athena Tapınağı'na da bi uğradık. Athena Tapınağı'nın girişine şu müze mağazalarından birini açmışlar. Nasıl mutlu oldum anlatamam. Kim yaptıysa, kim akıl ettiyse bu mağazaları kocaman kocaman alkışlar benden.

Tapınağın üzerinde kurulu olduğu tepe manzarası ve ruhuyla muhteşem, güneş batışını ve doğuşunu bir gün izleyebilmeyi çok arzu ediyorum. Ama sadece müze saatlerinde girişe izin verildiği için ancak kışın güneş batışını seyredebilir ama güneş doğuşunu seyredebilmem zor gibi görünüyor. Hatta bu gidişimde müze kapalıyken nerden içeri sızabilirim diye küçük bi keşif yaptım. Ancak müze girişindeki tabelaya benim gibi maceraperestleri uyarmak için "müze saatleri dışında buraya girmek tehlikelidir" diye yazmışlar. Evet haklı olabilirler. Yılanlar, yokuşlar, uçurumlar...

Hatta bugün küçük bir sincapla bile karşılaştık taşların arasında ;) heyoo -ama tabi bi de bu hayvancıkların bu kadar sevimli olmayanları da karşılaşabilirdik; karıncalarının bile normalin 10 misli olduğu düşünülürse-


Tapınakta baktık Athena yoktu, belki Afrodit olur dedik. O da yıllık izne çıkmış, artık benle idare ediceksiniz n'apalım ;)))



Çarşamba, Haziran 29, 2011

Asfaltın Altında Ne Var???

Boşuna değil tarihi yarımadanın büyüsünden kurtulmamak..


Üniversiteyi Beyazıt'ta okuyanlar, Fatih, Aksaray civarında yaşayanlar bir şekilde yolu Laleli'den geçen herkesin üzerinde yürüdüğü sıradan asfalt bir yol.


Şimdilerde Kabataş'a giden tramvayın ortasından geçtiği Ordu Caddesinden İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi'nden Veznecilere bağlanan geniş yolun sonu metal paravanlarla kapatılmış üzerinde Marmaray çalışmaları yazan bir tabela eşliğinde.

Sıkı sıkıya birbirine bağlanmış parçalardan ikisinin arası meraklılar tarafından mı yoksa kendiliğinden mi bir kaç parmak açılmış bilinmez; benim de merakımı uyandırdı.

Uzanıp bakınca aradan "aman allahım biz bir şehrin üzerinde yürüyormuşuz" dedim. Uzatıp fotoğraf makinemin objektifini aradan gözümün gördüğünden fazlasına ulaşmak istedim.

İşte burda...

Resme büyütüp bakarsanız eski şehrin öyle çok derinlerde değil sadece bir kaç santim kalınlığındaki asfaltın hemen altından başladığını göreceksiniz.

Demek bundan tarihi yarımadada büyülenmeden dolaşmanın imkansızlığı...

Cumartesi, Nisan 09, 2011

Arkeoloji Müzesi

Daha önce defalarca gitmiş olsam da her seferinde başka bir şeyleri farkediyorum. Zaten doğal olan da bu. O kadar çok eser var ki, bir seferde hepsini algılamanız anlamanız insan doğasına aykırı.

Bu seferki ziyaretimde objektifimin sevdikleri...







Üstteki mezar taşında şunlar yazıyormuş;

"Yüzbaşı rütbesinde emekli, Karnuntum'lu Publis Aelius Pompeius bu mezarı en dindar, üstün bir vakara sahip, iffetiyle namlı, elli yıl yaşayan karısı Prokope ve hayatta iken kendisi için yaptı; eğer biri, bizim definimizden sonra bu lahdi açmaya sür'et ederse parlak Sinop kolonosine beşbin denarius ceza verecek ve mezar soygunu suçundan sorumlu olacak"
Bu mezar taşında ise;
"Selam yolcu! Kallineikos! bir çok azgın dalga aşıp Lethe'nin (unutulmuşluğun) sınırına yelken açtın, ki seni, derinliklerinde deniz yok etmedi, fakat toprak, on dört yıl soylu bir şekilde yaşayıp uzun zaman önce ölen küçük kardeşin Kalligonos'a özenen seni, ağır bir hastalıkla yeryüzünden sildi. Moira'ların kararı böyleydi. Iulius Kallineikos kaptan burada yatıyor.




Arkeoloji Müzesi bahçesindeki Çinili Köşk;


Müzelere Bahar Gelmiş

Bir baharı daha İstanbul'un en güzel yerlerinde daha önce hiç yaşamamış, bu ilkmiş gibi heyecanla coşkuyla keşfediyoruz.

Önce bahar temizliği...

Çemberlitaş Hamamı'nda tenimizdeki ölü hücreleri bırakıp, ruhumuzdaki ölü hücrelerin yerine tazelerini bulmak için düştük yine tarihi yarımadanın yollarına :)))

Daha önce pek çok kez gitsem de her gittiğimde farklı bir şeyler mutlaka çıkıyor karşıma.

Kahvaltıyı tarihi bir mekanda yapmak için İslam Eserleri Müzesi'nin bahçesi mi, arkeoloji müzesinin bahçesi mi diye düşünürken.

Müze girişindeki hediyelik eşya mağazası ağına düşürdü bizi :))

Daha önce DÖSİM -döner sermaye işletmeleri- tarafından son derece sıradan ve özelliksiz ürünlerle hiç keyif vermeyen mağaza şaşırttı beni.

Özellikle İstanbul görselleri çok başarılı

bardak altlığı, tişört, çanta, bardak, müzik kutusu, not defteri var da var.

beni benden aldı. Gülay tutmasa beni, mağazayı boşaltabilirdim. O kadar yani ;)))




eski ucubik magnetler bile değişmiş, yaratıcı, eğlenceli bir hal almış.


Bilkent Kültür Girişimi diye bir şirket işletiyor. Çok da iyi yapıyor.

İnternet sitesinden daha fazla bilgi edinebilirsiniz.

http://www.bkg.com.tr/

Diğer bir değişiklik de müzelerin cafelerinde.

Son derece modern, şık, estetik, kaliteli. Adıda "Müzenin Kahvesi"



Henüz Arkeoloji Müzesi'nde faaliyete geçmemiş ancak Topkapı Sarayı 1. avlusundaki bizim favori mekanımız olmaya aday.

Avlunun en köşesine mevzilenen konumuyla girişler ve bütün avlu görüş alanınızda, tepenizde güneş, ağaçların dallarındaki haylaz kuşların çığlıkları, yemyeşil çimenler, rengarenk çiçekler anlatılmaz yaşanır.