Boğaziçi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Boğaziçi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Perşembe, Eylül 08, 2022

Paşabahçe - İncirköy

 Çoook büyük bir şehirde, merkezinde yaşayınca insan gri ve mutsuz oluyor.

Devasa plazaların renkli led ışıkları, mağazaların vitrinleri, istediğin her şeye kolayca ulaşmak da kandıramıyor seni.

Beykoz'u istisna tutabiliriz sanırım. Onun da ticaret noktası Kavacık'ı şöyle bir kenara bırakır ve kuzeye doğru yol alırsak İstanbul'un bence en güzel halini görebiliriz.

Sahili yalıların işgal etmediği, çay bahçesi ve balıkçı teknelerinin olduğu Erguvan Yalısı çıkmazı mesela.



Paşabahçe iskelesine ulaşmak için geçtiğiniz yolda  iki katlı yığma taş binalar, sarmaşıkların altına saklanmış okey taşlarının seslerinin geldiği kahveler.

Başka bir yerdeymişsiniz hissi veriyor.

İncirköy civarında Boğaz'a kumsaldan giriş yapabileceğiniz halka açık küçük bir sahil olduğunu biliyor muydunuz?

Bu çok kısa sahilin hemen arkasında bulunan Yalı77 isimli restoranla öğrendim ben de burayı.

Rumeli Kavağı civarındaki beachleri saymazsak, sanırım burası çok özel bir nokta.

Yalı 77 bahçesi ve lezzetli yemekleriyle beğendiğim bir mekan. Ama bahçesine oturup da denizi ve Avrupa yakasını seyretmek gerçekten müthiş bir deneyim.

30 Ağustos günü deneyimlediğimiz bu anda, denizin kalabalığı ve nezih halkımız yada sonradan halk olmuş insanlardan dolayı görmemezlikten geldiğimiz çirkinlikleri görmezden gelip yamaçlara baktık.

Yeşilin arasındaki renkli münferit evler, tek minareli küçük mahalle camileri ve bulutlu gökyüzü.

Hayatın içinde yaşadığımız anda bizi mutlu eden de, mutsuz eden de görüntüler kaçınılmaz.

Ben mutlu edenlere tutunmayı tercih ederim çoğunlukla.

İşte Paşabahçe, İncirköy öyle güzel yerlerden.



Salı, Nisan 14, 2015

Öğle Kaçamağı- Japon Bahçesi


Rutin iş günlerinde rutinin dışına çıkan bir öğle tatili yaptık bugün. Ofisten sadece 5 km uzakta başka bir dünyaya bir saatliğine gittik geldik.

Başka bir dünya diyorum çünkü öyle bir hiç yokmuş rüya görmüşüm de uyanmış gibiyim. Fotoğraflar dışında delilimiz yok.

Fazla dolandırmadan lafı, Baltalimanı Kemik Hastanesinin çaprazındaki Japon Bahçesi burası...

İstanbul Belediyesi Park ve Bahçeler Müdürlüğüne bağlı, her gün açık ücretsiz girip dolaşabileceğiniz minik bir cennet. Minik diyorum çünkü gerçekten içine girip biraz yürüdükten sonra bu kadar mı diyorsunuz?

Evet o kadar :)

Ama baharda açan japon kirazları, japon gülleri ve şırıl şırıl akan yapay şelalesiyle dar alandan maksimum verim alınmış kimse inkar edemez.


Güzel fotoğraf kareleri yakalayabileceğiniz malzemesi bol bir yer.

Yaptığımız bir saatlik kısa ziyaret sırasında ziyaretçi kitlesinin hasta refaketçileri ve doktorları olduğu yönünde bir izlenim oluşturduysa da, arada bir bizim gibi plaza kaçkınlarına da rastlanabilir.




Uzun lafın kısası öğle tatilinde 10 dakika yürümek yerine, 10 dakikalık taksi yolculuğu ve çantaya atılan sandviçler başka bir dünyada keyifle geçirebileceğiniz bir saatin bileti...


Cuma, Ekim 28, 2011

Yarım Gün


Dini bayramların önünde hep bi arefe vardır. 3-4 gün sürecek bayrama hazırlık yapmak için ayrılan bir önceki gündür.

Tatil di'ildir. Ama yarım gündür.

Verilen küçük bi avanstır.

Resmi bayramlarda bir tek Cumhuriyet bayramında bu arefe vardır. Yarım gündür 28 Ekim, memura, kurumsal şirketlere...

Neden yoktur 23 Nisan'ın, 30 Ağustos'un, 19 Mayıs'ın arefesi???

Onların neyi eksik?

9-18 çalışmaya programlanmış olan ruha;

"hadi bugün izin verdim sana 13'te çık git" dersen

beyin hücreleri n'apacağını bilemiyor

onu da yapsam, bunu da yapsam, yok yok şunu yapsam telaşıyla sağa sola koşturmaya başlıyor.

Ziyan olmamalı o yarım gün en güzeliyle kutlanmalı :)))

Boğaz'a karşı bir banka mı kurulmalı

Eminönü'nde kalabalığa karışıp Mısır Çarşısı'nın karışık baharat kokusunu mu içine çekmeli

Tarihi yarımadanın sokaklarında müzelerine mi atmalı kendini

Çavuşbaşı'nda Maria's cheesecakeler mi tatmalı

Otağtepe'de Tema parkından sonbaharın renklerine mi karışmalı

Anadolu Kavağı'nın miiiis gibi havasını mı koklamalı

Pazartesi, Eylül 19, 2011

Boğaz Seyri










Resimlere bakın sadece...

Ne anlatsam ne yazsam içi boş kalacak gibi geliyor,

Keyif aldığım şeyleri sözlerle anlatmaya çalışmak yetersizlik duygusu yaratıyor bende...

Bu yüzden,

Baktığımı, gördüğümü, fotoğrafladığıma bakın...

Hissettikleriniz sizin olsun, benim yazdıklarım di'il...

Perşembe, Ocak 13, 2011

1 günlük tatil

"Yazarımız izinli olduğu için bugünkü yazısını yazmamıştır" açıklamaları yer alan köşelerin aksine; yazarınız 1 günlük izin alabildiğinden yazı yazabilmektedir...

Ani bir kararla akşam saatlerinde aldığım bu izin, yoğun ve stresli günlerimin ruhumda yarattığı isyanı biraz olsun bastırır dilerim.

Her şey karanlık ve griyken, perşembenin birden cuma oluvermesi nasıl güzel bir duygudur...

Az önce böcek ilacı sıkılmış, can çekişerek son sürat kendini sağa sola vuran sinekler gibi şu biricik tatil günümde neler yapsam, nerelere gitsem düşünceleri beynimin bir o duvarına vuruyor, bir bu duvarına.

Sabah işe gider gibi kalkıp, giyinip tam evden çıkacakken "işe gitmiycem bugün" diyebilmenin hazzı için soyunup tekrar yatağa girmek mi;

Servis saatinde eşofmanlarımı giyip soğuk havada yürüyüş yapmak mı;

kuaföre gidip saçımı kestirmek mi,

evde kalıp temizlik yapmak mı,

çalışmayan arkadaşlarımla buluşmak mı,

Kavak vapuruna atlayıp Boğaz'ın soğuk rüzgarına karışmak mı,

Eminönü-Sultanahmet'te yeni bir tur rotası keşfetmek mi,

İndirim sezonunun sonunda yakalayabileceğim bir şeyler var mı diye bakmak mı,

Çalışmayan bir kadın gününü nasıl geçirir simülasyonu yapmak mı,

kek yapıp komşulara çaya gitmek mi

Psikiyatrımla bir görüşme yapmak mı

Sahilde oturup kitap okumak mı

ilk fırsatta yaparım diyip yapamadığım şeyleri yapmak mı -gerçi şu an neler olduğunu hatırlamıyorum-

atlayıp otobüse Gelibolu'ya teyzemin yanına kaçmak mı

haftasonu kaçamağı için birilerini ayartmak mı

hamama yada masaja gidip hamur olmak mı

ruhsal detoks yapmak mı -nasıl yapılıyodu bu??-


bilemedim, bilemedim, bilemedim :))

Salı, Aralık 28, 2010

Ortaya Karışık

Mevzular arası trekking diycem Onur Baştürk'ün başlık çalarak. Ama mevzulardan çok düşünceler arası trekking olsa gerek bu.

Çünkü şöyle bi durup düşünmeye, düşündüklerimi yazıya dökecek kadar bölünmeden geçirdiğim zaman yok desem abartmış olmam. Aslında Gebze, Çamlıca, Merter arasında trafikte geçirdiğim zamana nasıl acıyorum anlatamam. Bu aralarda düşüncelerime odaklanıyım dedim dün, yok ilk cümle var gerisi gelmiyor.

Konsantrasyon sıfır.

Ama bu kadar iç karartıcı tabloya rağmen pazar günü beni mutlu eden keyifli bir şeyle bi kaç saat geçirmek, bu hafta dönüp dönüp sarıldığım güzel bir anı benim için.

Aslında sihirli bir şey.

Beni mutlu ettiği gibi artarak çoğalıp değdiği herkesi mutlu edicek biliyorum...

Gelelim düşünceler arası trekkinge

Toplu taşıma araçlarında "yaşlı, çocuklu ve gazilere yer verin" yazıyor. Bir grup daha eklenmeli bu listeye "topuklu ayakkabı giyenler"

Akşamın ilerlemeyen delirtici köprü trafiğine inat Boğaz Köprüsü rengarenk, işveli, cilveli. Hele bi de kendi duyabildiği müziği başladı başlıyor kıvırtmaya. Yana söne, döne hoplaya, iki gerdan kırıp oynaması yok mu. Dalga geçiyor bu köprü bizimle ama biz farkında di'iliz galiba.

"Yok. Ben sevmiyorum artık seni..."

Çalma listelerimde birbirinden çok farklı şarkılar, müzikler var. Her listenin de bir adı. Mesela biri "Tedavi", biri "Tamzara" falan falan falan. Birinin adı da "RUH". Ey ruh geldiysen üç kere vur di'il tabiki. Ama nasıl bir liste yapmışsam yağmurlu ve puslu havayla bir arada alınınca nasıl bir mikser etkisi yapıyor sormayın. Altta üstte ne varsa, kattı karıştırdı birbirine.

Sevgili astroloğumuz Susan Miller demiş ki benim için; Kova'lara bol para var, güzel manzarası olan çok dolaplı  bir evim olacakmış. Bebek de varmış. Ama kocadan bahsetmemiş -buraya kocaman bi ??? soru işareti.- Yükselenim balık için de iyi hoş yine para demiş, bi de demiş ki "Yıl başlar başlamaz çok güzel para kazanmaya başlayacaklar. Sanki biri kapılarının önüne kamyonla altın boşaltacak" yani anlıycağınız bu senenin milli piyango talihlilerinden biri benim. Çok güzel yazmış Susan'cım siz de okuyun.
http://www.hurriyetport.com/news/122/ARTICLE/26723/2010-12-14.html

Geçen akşam yıl sonu şirket yemeği için Al Jamal'deydik. Tamam eğlence süper ama gitmeye kalksanız hafta içi 150 haftasonu 200 tl. İnsan bi geceye o kadar parayı verince eğlenmeye hali kalmaz. Çünkü ne yediğinden bi şey anlıyosun ne de başka bi şey. Çadırımsı bölümündeydik şansımıza da yağmur yağmasın mı? Gecekondu misali şıp şıp tepemize damlayan sular mı, ıslanan yerde kayma tehlikesi mi desem. 

Perşembe, Mart 18, 2010

Çikolataaaaaam

Beni şaşırtmak zordur, sürpriz yapmaksa imkansız diye düşünürdüm.

Ta ki dün akşama kadar....

Yeni temam hakikaten baharı getirdi, uğurlu geldi bana :)))

Düşünüp beni;

Uğraşıp, koşturup bu sürpriz hediyeyi hazırlayan da özel biri olunca...

Anlatamam size benim için değerini....

Kutuyu görünce şok oldum. 2 gün önce yayınladığım tema 3. gün elimdeki kutunun üzerindeydi.

Şaşkınlıkla öyle uzun süre baktım ki kutuya; onun bir kutu olduğunu, içinde bir şeyler olabileceğini, bunu görmek için kapağını açmam gerektiğini Yavuz söyleyene kadar farketmedim.

Bir kutu dolusu çikolata ve üzerlerinde benim resmim...

Anlatmak zor hissettiklerimi, ancak böyle bir hediye alınca anlarsınız beni.

Ama kendinizi çok özel hissediyorsunuz o kesin ;))

Perşembe, Temmuz 03, 2008

Hafta içi Kaçamağı

Hep hafta sonu kaçamağı olacak değil ya; bi de hafta içi kaçamağı yapmak lazım diyenlere bir önerim var. Tarafımca bizzat denenmiş, memnun kalınmıştır.


Bu sene İDO Boğaz Hattı'ndaki Anadolu Kavağı seferlerine bir tane daha eklemiş. Akşam 19:00'da Eminönü'nden 19:15'de de Beşiktaş'tan kalkıyor. 20:30 gibi Anadolu Kavağı'na varıyor, 1,5 saatlik beklemeden sonra 22:00'de geri dönüyor. Aradaki zamanda balığınızı yer dondurmanızı da elinize alır vapura binersiniz.

Boğaz'ın rüzgarında, gece başka bir kimliğe bulunan İstanbul'u ve ışıklarını seyreder, dertlerinizi de denizin köpüklerine atıp huzurla evinize dönersiniz.




Bu vapuru sevmeniz için bir başka neden de sakin olması. Seferlerden henüz fazla kimsenin haberi olmamasından mıdır bilinmez, toplasanız 50 kişi ancak vardı koskaca vapurda. Oysa gündüz saatlerinde güzel bir yer bulunca kaybetmemek için yerinizden bile kıpırdamazsınız.

Şu sıcak gecelerde şiddetle tavsiye ederim :)

Pazar, Nisan 13, 2008

Boğaziçi Mevsimi

Ben bugün karar verdim, bir mevsimin adını değiştirmeye. Sonbahar, Kış, Boğaziçi, Yaz. Yani artık ilkbahar falan yok, bir mevsimi bir yer bu kadar mı güzel yaşar?

Aslında dün akşamdan planımız sabah kahvaltısı için Mihrabat Korusu'na gitmekti. Rezervasyonumuzu yapmıştık. Ancak dün gece benim midem bozulup da geceyi kötü geçirince iptal etmek zorunda kaldık. Üstelik benim yüzümden planın bozulmuş olması canımı sıkıyordu. Kahvaltıdan sonra Tema Parkı'na gidelim dedim.

İyi ki demişim.

Bunca zamandır gitmemek, kaybedilmiş anlara işaret ediyor.

İşte resimler... Hepsi bana ait.


Parkın girişinde sizi ilk karşılayan manzara

Rumeli Hisarı her zamanki asaletiyle

Elma çiçekleri

Aslında erguvan dalları arasından Rumeli Hisarı'nın kulesini çekmek istedim ama hava o kadar kapalıydı ki net çıkmadı.

Erguvan sevgilimle kavuştuk. Pek ilişkimizi ilan etmek istemesek de, siz yabancı değilsiniz.


Erguvan Terası adı verilen seyir terasının manzarası

Bizim küçük maymun :) Sabah izlediğimiz çizgi filmdeki maymunu taklit ediyor. Çimenlerin üzerinde kendini yerden yere atmaktan helak oldu, resmen kendini kaybetti.

Bir şeyler atıştırmak için hemen yakındaki Güzelcehisar Cafe'de mola verdik. Servisten çok fazla bir şey ümit etmezseniz muhteşem bir yer. Kendinizi kentin dışında doğayla bütünleşmiş hissedebilirsiniz.

Hayat aslında dört dörtlük değil. Her yer böyle sakin ve huzurlu değil. Sahiller ve parklar bu şehirden kaçma hissi uyandırıyor. Eminönü ve Üsküdar