Doğa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Doğa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cumartesi, Nisan 27, 2024

Bolu'da Bahar

 2011'den 2016 yılına kadar her yıl düzenli gittiğimiz orman ve spa otelimiz Gazelle Resort'e sekiz sene sonra tekrar gittik.

Erken gelen baharın etkisiyle 15 Nisan tarihinde bütün ağaçlarla çiçeklerle donanmış, çoğunlukla ağaçlar yeşil ama güneşe daha az yakın olanlar henüz bahara kavuşamamış.

Gazelle'ye gidilince istisnasız Gölcük ziyaret edilir, yemek yenir.

Yıllar sonra gittiğinde her şeyi eskisi gibi bulmak çok güzel.

Bu kadar bahar çiçekli bir döneme ilk kez denk geldiğimden, benim gibi erguvan, bahar çiçekleri sevici  için bulunmaz nimet.

Bu nedenledir ki bütün fotoğraflar bol miktarda çiçek içerir.









Neden bu otel?

İlk kez 2011'de yeni açıldığı sene ekim ayında gitmiştik. 

Ahşap ağırlıklı dekorasyonu, tek bir ağaç kesilmeden hatta ortadaki tek bir çınar ağacını merkeze alarak doğu batı yönünde iki blok olarak inşa edilmesi, arka tarafındaki ormanı, içindeki hayvanları, eski eşyalar, araçlarla dekore edilen bahçe ve lobi keyifli bir konaklama sağlıyor.


Ve tabi hamam, masaj seven biri için spa'sında barındırdığı zengin seçenekleriyle küçük bir cennet.

Mutfak haliyle Bolu'lu aşçılara emanet.

Biz gitmeyeli otelin ormanındaki parkurlar zorluk derecesine kapılarla ayrılmış, ne kadar yürümek istediğinize karar verip maksimum 2,2 km miss gibi bir ortamda yürüyebilir koşabilirsiniz.


Hele ki hafta içi bir dönemde giderseniz size özel ormanınızda tek başınıza muhteşem kuş sesleri eşliğinde vakit geçirebilirsiniz.

İnsan şehrin koşturmalı, gürültülü, mekanik hayatından böylesi bir yere gelince şaşkına dönüyor. 

Nasıl nefes alsam da ciğerlerime bu havayı stoklasam, kuş seslerini zihnime nasıl kazısam, n'apsam da şu ortamı zayi etmesem, ormanı içime soksam?

Deli sorularla, ne yapsam yeterli gelmiyormuş hissinden kurtulamamak...

Anı yaşayamamak, hep daha fazlası için yol aramak en büyük hatamız.

Fotoğraflar ve videolarla hatırlayalım o tatlı zamanları

 Güzel anların listesini de şuraya bırakayım.

Otele bakan yamaçta bulunan terasta kuş sesleriyle kitap okumak

16 Nisan 2024 tarihinde hava sıcaklığı 28 derece. Hakkı verildi havuz başında güneşlenildi, ısıtması olmayan havuzda yüzüldü. :)

2023 Ekim'de yaz kış 8 derece olan Azmak çayına girmiş biri olarak, benim için çok zorlayıcı değildi.

Her sabah yapılan orman yürüyüşleri

Sabahları kuşlar senfonisi ile uyanmak

Tavus kuşlarının güzelliklerinin tam tersi korkunç sesleri :) İkinci günden sonra biz mi alıştık, onlar mı daha az bağırmaya başladı bilmiyorum ama.

Çıplak ayak çimlerde yürümek

Gün batımına doğru ağacın altındaki bankta oturmak.


Daha önceki konaklamalarda birlikte olduğumuz sevdiklerimizle geçen zamanları hatırlamak

Bahçede akşam yemeği

Pazartesi, Nisan 24, 2017

Kediden Korkan

Çocukluğumu bilenler, kediden nasıl korktuğumu da bilirler...

Hatta (burada bir es verip kedilerle ilgili ne yazmışım daha önce baktım, bunu buldum :)

http://dortyaprakliyonca.blogspot.com.tr/2005/12/kedi.html 

Evet hatta da kalmıştık...

Kedi var diye apartmanın kapısından içeri giremezdim, biri gelecek de o kediyi çekecek ben öyle gireceğim ancak.

Ben de bu kedi travması yaratanın, çocukluğumun geçtiği Fatih Çarşamba'daki kasap olduğundan şüpheleniyorum.

Sürekli kedi olurdu dükkanın içinde, Allahım nasıl bir kabustu kasaba gitmek. Bir de sürekli evde kalacaksınız derdi. Acaba bi nesli böyle diye diye mi yaktı. Bilinçaltıma o günlerden mi işlendi, evlenememe :)

Kendi kendimi güldürdüm ya pazartesi pazartesi :))))

Tekrar kedilere dönersek, evet ben artık kedi besleyen, dokunan, okşayan biri oldum...

Hala öyle sarmaş dolaş olamıyoruz, kucaklaşma, el ele gibi aşırı yakın temasımız yok ama. O öyle sakin sakin durursa okşuyorum kafasını, karnını, sırtını, birlikte asansöre binebiliyoruz. Bacaklarıma sürtünmesinden rahatsız olmuyorum.

Sık sık instada fotoğraflarını paylaştığım apartmanımızı evi sayan, bizim kapının önünü de koyduğumuz kutuyla kendisine yatakhane olarak tahsis ettiğimiz asil kedimiz (kendisinin İrlanda kökenli Manx cinsi olduğundan şüphe ediyoruz-

Bir kaç yıl önce bahçemizde dolaşan pek çok kediden biriydi. Ama kuyruğu olmayan, onun yerine bir kaç santimlik kuyrukçuğu olan kendi halinde bi kedi. Herkes onu kuyruksuz diye çağırıyor.

Bir yaz boyu apartmanın girişinde merdivenin boşunda bütün gün pozdan poza girerek yatmalar, herkesin camdan kendisine salamla gösterdiği ilgi, apartmana girip çıkanı rahatsız etmeyen munis tavrı güvenoyu almasını sağladı.

Bina kapısının önünde selamlaştığımız kediyi bir gün 4.katta kapımızda bulunca, zeki bir misafirle karşı karşıya olduğumuzu anladık.

Yazık açtır yemek verelim, taşta uyuyo üşümesin kutu koyalım, kutu sert gelir yastık koyalım derken derken temelli yatılı misafir oldu.

Sonuçta sokak kedisi, gezen kedi...

İstediği zaman gelir istediği zaman gider...

Ama gelince haber vermek zile basmak lazım di'mi.

Ona da çözüm buldu. Kapının eşiğinde duran nazar boncuğunu patisiyle itip yere düşürüyor.

Bir de ekürisi var bunun.

O da sitenin bahçesine yavruyken gelen, bütün kedileri annesiymiş gibi emmeye çalışan -pek de terslenmeyen- ufaklık diye çağırdığımız -artık ufaklık bir durumu kalmadı ama- diğer kedimiz.

Kuyruksuz bunu evladı gibi sahiplendi ve artık o kutuda, apartmanın kapısında hep birlikteler. Sarmaş dolaş yatışları, Kuyruksuz'un onu yalayarak temizlemesi her halleri bir film.

İşte ben bu kediler sayesinde artık kedilerden korkmuyor, onları okşayabiliyorum.




Daha fazla resim için instagram hesabıma beklerim ;)

Çarşamba, Mart 02, 2016

Su Yürüme Zamanı

Bugun degisik...

Dun gece yatakta siddetli atan kalbim ve uyutmayan gariplikle olctugum tansiyonum hic bir zaman olmadigi 13,5'taydi. -ki o sirada zaten daha sakin atmaya basladigini hissediodum-

Gece garip ruyalar...

İleri ki yillarda seyahatin degisen boyutu...

Havaalanlarinda valiz bantlari gibi bantlarin ustunde yatarak uzun bir hat boyunca guvenlikten gecen insanlar ve yan taraftaki diger bantta uzay seyahatinden donen kapsulumsu ucaklar. Ama bu seyahatler mutlaka bir eslikciyle yapiliyor. Yani bir ucagin yada kapsulun yaninda bir tane daha ama profesyonel...

Sabah kapinin disinda bekleyen kedi, ve dun kopegin parcaladigi kedi...

Kendine mukayyet ol, saklan dedim...

Bahcede oynayan diger kediler...

Allah'im sana emanet dedim...

Sitenin bahce kapisindan cikarken yukardan damlayan bi su gordum, ama yagmur da yagmamisti ki...

Kafami kaldirip baktim...

Kesilmis bir sarmasigin kesik basinda biriken bir sivi damliyordu...

Yeni mi kestiler diye dusunuyordum, dusundum, dusundum, hatirlayamadim...

Sonra, acaba agaclara su yurume zamani dedikleri bu zamanda agaca yuruyen su muydu o gordugum...

Yani doganin mucizesi...

Pazar, Ocak 01, 2012

Yeni Yılın İlk Aktivitesi

Yavru meşeleri büyüyecekleri saksılarına ektim yeni yılın ilk sabahında...

Verimli bereketli bir etkinliğin bütün yılıma umut, bereket, büyüme, kök salma, yeşerme heyecanı getireceğine inanıyorum...




Çarşamba, Aralık 28, 2011

Yavrularım Geldi

Yavru meşelerime kavuştum, en kısa zamanda onları toprakla buluşturup, besleyip bakıp büyütmeye başlıycam...

Darısı diğer yavruların başına...

Siz de yavru meşeleriniz olsun istiyorsanız buradan >>



Pazartesi, Aralık 19, 2011

Entelköy-Efeköy

Film yorumlarıma Entelköy, Efeköy'e Karşı ile devam ediyorum...

Daha eğlenceli olabileceğini düşündüğüm ama izlerken sıkıldığım bir film oldu.

Filmin taşıdığı önemli mesaj uzun saatlerde kaynadı gitti...

7 yaş üstü, 13 yaş altındakilerin ebeveynleri ile izlenmesi işaretlerini almasının sebebi filmin iki üç yerinde sıvama küfür olması. Yani aradaki o sahneleri çıkartsanız filmden bi şeyler eksik mi anlamazsınız.

Müsamerede sahneye çıkıp bi nefeste şiirini okuyan çocuk gibi, sövüyo sayıyo bitiyo...

Yönetmen Yüksel Aksu'nun hikaye anlatıcı olarak sazlı sözlü giriş, gelişme, sonuçta yer alması keyifliydi. Ancak bu sahneler çatlamış topraklar üzerinde geçince, "eyvah termik canavar kazanıyo galiba filmin sonunda" diye bi korku salıyor yüreğinize

Efelerle Bulutsuzluk Özlemi'nin birlikte zeybek çalması, türkülerimizin modern enstrümanlarla yorumlanmasının ne kadar güzel olacağını hatırlatırken güzeldi.

Ama daha da önemlisi köylülerin eskidir diye atıp verdiklerine entellerin hazine diyip sahip çıkıp yüceltmeleri, şiddet gören eşeğe 500 lira verip satın alıp kültürün hizmetinde euro yumurtlar hale getirmeleri; kıymetini bilemediklerimizin nasıl değerli olduğunu göstermesi açısından anlayana güzel mesajlar taşıyordu.

Termik santrale karşı entellerin köye sahip çıkması, köylülerin de onlara direniş göstermesi ne yazık ki ülkemizin gerçeği...

Pazartesi, Kasım 21, 2011

Pazartesi

PMS kadınların kabusu (Premenstruel Sendrom )

Fakat bugün pre'yi pazartesi ile değiştiresim var.

O kadar ağır ki travmam işe gitmeyip evde kalmak istiyor canım desem di'il; uyusam di'il, uyansam di'il, atla arabaya vur kendini doğaya desen di'il; sevdiğin biriyle keyif kahvaltısı yap desen di'il, hayatta en çok istediğin olsa,

Di'il o da di'il...

Ama yazarken farkına vardım, o olsa bu olsayla olmuyor ki...

Sahip olduklarını kaybedince "ne mutluyduk oysa ki" diye sızlanmak yerine

PMS günlerinde şükretmek lazım onlara huzuru yakalayabilmek için...

Salı, Eylül 20, 2011

Rüyalar

Geçenlerde Prof. Ümit Meriç'in konuk olduğu bi programa denk geldim. Ümit hanım başlı başına bi yazı konusu olabilecek bir insan seyrettiğim kadarıyla ama benim bahsetmek istediğim 33 yıldır rüyalarını yazıyor olması.

Son dönemde popülerleşen kuantum, melekler falan derken bu döngünün içine girenlerin rüya kartları rüyalarını düzenli olarak yazmaları da şahit olduğum şeyler.

Bazı rüyaların anlamlı olduklarını, iç dünyamızı yansıttıklarını, anlayabilene mesajları olduğunu kabul ediyorum, inanıyorum. Peygamberler, ermişler, evliyaların rüyalarının onlara yol gösterici olduğunu menkıbelerden, hikayelerden biliyoruz. Ancak rüyaların bize bir şeyler anlatması için ermiş, derviş olmaya gerek yok sadece kendi iç sesini dinleyebilmek, onun farkında olmak ve kendini ona bırakmak gerektiğini düşünüyorum.

Rüyaların sembolleri üzerine bilimsel araştırmalar yapan, onun deyimiyle aynı kollektif kültüre ait olduğumuz, ortak dili konuşup aynı tarifleri yaptığımız bu sebeple kendimi ona ve yazdıklarına çok yakın hissettiğim Carl.G. Jung bu alanda okunması gereken önemli eserlere sahip.

Ben de "kod adı Berber"in Jung'la aramızdaki ortak dili keşfettiğinde önerdiği "İnsanlar ve Sembolleri"ni okuyunca rüyaları daha iyi anlamaya ve gerçekten anlayana mesajlar taşıdığını gördüm. Tabi ki bir kitap okumakla "hah tamam, bu budur, bunu demek istiyo" denmiyo. Rüyalarınızı takip etmeniz, parçaları birleştirip mesajı sizin çözmeniz gerekiyor.

Bazen gördüğünüz rüyalar o kaaaadar uzun zaman sonra gerçekle aynı çizgide buluşuyor ki; karşınıza başka bir uyaranın çıkıp -bir nevi başınıza saksı düşmesi- sizi durdurup;

"Baaaak, gördün mü?"

demesi gerekiyor.

Geçenlerde benim karşıma çıkıp dedi de :)))

"Valla gördüm!!!"

Yalnız rüyalar özeldir, neydi, nasıldı, kimdi anlatılmaz. Ancak bir kaç gece önce öyle bir rüya gördüm ki bunun kişisel değil sosyal, toplumsal bir mesaj taşıdığını düşünüyorum.

İki yanı derin uçurum olan toprak bir yolda yokuş yukarı tırmanıyorum, ancak etraf o kadar puslu ve gri ki; yürüdüğüm yoldan etrafa baktığımda sadece fabrikalar, sanayi tesisleri var. Ve o grilikte muhtemelen onların eseri. O yokuşu tırmanmamın nedeni ise daha ironik...

Bugün bir yanı sanayi bir yanı İstanbul'un şirin sayfiye ilçesi olma özelliğini korumaya çalışan yerin sahiline inip ayaklarımı denize sokmak...

-burada uzun bir ara verip yutkunmak, düşünmek istiyorum sadece. Yazdıklarım bile o kadar ağır geldi ki bana, di'il yaşamak :(((-

Toprak yolun başına çıktığımda yine aynı grilik, yine fabrikalar...

Ne gökyüzü, ne deniz, ben nerden kıyıya inicem diye düşünürken;

Çooook derin olan uçurumun başında bekleyen deney tüpünü andıran uzun, dar ve yuvarlak bir asansöre binip aşağı inecek, bir kapıdan geçecek ve oradan denize ulaşabilecekmişim.

Gelecekte böyle bir dünyada yaşama ihtimalimizin çok yüksek olduğunu bilebilmek için rüyada görmeye gerek yok bunu elbette ama ben gördüm işte napiyim ;)))

Pazar, Temmuz 17, 2011

Bir Damla Su

Hava sıcak...

Hem de çooooook...

Bir bardak su alıp içerek serinleyebiliriz...

Ya diğer canlılar???

Bir köpek kapınızı çalıp, "Allah rızası için bi bardak su verin!!!" diyemez ki

Bir arı...

O bile bir damla su için musluğa dayamış ağzını…


Behramkale köyünde meydandaki çeşmede çektim bu fotoğrafı, ne bir photoshop ne başka bi şey hayattan yakalanmış bi an sadece...

SAM_2344

Salı, Temmuz 05, 2011

Athena Tapınağı


Her sene aynı şeyleri tekrar tekrar okumak zorunda bıraksam da sizi, ben her seferinde Assos'u yazmaktan, fotoğraflamaktan alamıyorum kendimi ;))

Hatrı kalmasın diye Behramkale'ye köye ve Athena Tapınağı'na da bi uğradık. Athena Tapınağı'nın girişine şu müze mağazalarından birini açmışlar. Nasıl mutlu oldum anlatamam. Kim yaptıysa, kim akıl ettiyse bu mağazaları kocaman kocaman alkışlar benden.

Tapınağın üzerinde kurulu olduğu tepe manzarası ve ruhuyla muhteşem, güneş batışını ve doğuşunu bir gün izleyebilmeyi çok arzu ediyorum. Ama sadece müze saatlerinde girişe izin verildiği için ancak kışın güneş batışını seyredebilir ama güneş doğuşunu seyredebilmem zor gibi görünüyor. Hatta bu gidişimde müze kapalıyken nerden içeri sızabilirim diye küçük bi keşif yaptım. Ancak müze girişindeki tabelaya benim gibi maceraperestleri uyarmak için "müze saatleri dışında buraya girmek tehlikelidir" diye yazmışlar. Evet haklı olabilirler. Yılanlar, yokuşlar, uçurumlar...

Hatta bugün küçük bir sincapla bile karşılaştık taşların arasında ;) heyoo -ama tabi bi de bu hayvancıkların bu kadar sevimli olmayanları da karşılaşabilirdik; karıncalarının bile normalin 10 misli olduğu düşünülürse-


Tapınakta baktık Athena yoktu, belki Afrodit olur dedik. O da yıllık izne çıkmış, artık benle idare ediceksiniz n'apalım ;)))



Pazartesi, Ekim 18, 2010

Trekking Zamanı

Karadeniz Yaylaları maceramı biliyorsunuz artık, aynı ekiple yakın İstanbul'da tepelere tırmandık, dar patikalardan, kayalardan, mağaralardan geçtik. Bir pazar günümüzü doğanın koynunda geçirdik.

Tamzara Tur'dan başkasıyla gitmem zaten böyle yerlere, güvende olmak güvenebileceğin insanlarla olmak önemli. Ee bi de artık dost olduğumuz için koşulsuz eğlence için yola çıktığını da biliyosun. Daha ne olsun.

Fatih girdi kanımıza perşembe akşamı...

Sağnak yağmur var bütün Marmara'da.Fatih diyo "hadi pazar günü tura, Kocaeli'ne Merdivenli Kayalara"

Boğuluruz, düşeriz, kayarız derken, pazar sabaha karşı gök gürültülü, şimşekli yağmura rağmen düştük yola.

Gerçi güneş gülümseyerekten "harika bir hava vaad ediyorum size" dese de tereddüt kaçınılmazdı.

Karadeniz Yaylaları'nın muhteşem üçlüsü Gülay, Yeşim, Yonca; aramıza yeni katılan ama anne-baba tarafından tam bir Rize'li Meryem'le dörtlüye dönüştü.

Israrlarımıza dayanamayıp Rize'den İstanbul'a yerleşen Fatih ve rehberimiz Şener.

Bi de bizden sonra Karadeniz'i keşfedip bu turda tanıştığımız Sibel ve kardeşi

Tur kalabalıktı ama biz çekirdek kadroyu kurmuştuk.

Arabanın en arkasında yol boyunca hiç susmayan gülen 5 kişi -Meryem,Gülay, Yeşim, Fatih ve ben- diğer tur katılımcılarının zaman zaman eminim sinirine dokunsak da çok eğlendik.

Kısa bir Merdivenli Kayalar tanıtımından sonra fotoğraflarla başbaşa bırakıcam sizi

"Kocaeli sınırlarında Samanlı Dağları silsilesinde, Kartepe’nin hemen yakınında özel bir tur bölgesi. Serindere vadisini kuş bakışı izleyebileceğiniz, yaklaşık 150 metrelik boşluk hissiyatlı manzaralar görebileceğiniz bir yer. Kocaeli dolaylarında geçen; yürüyüş, zirve, mağara, dere, yayla izlenimlerini görebileceğiniz çok keyifli bir program. Kendini İstanbul dışına atmak isteyen her doğa sever için uygun bir tur. Çok yürüyüşü olmayan, -işte bi tek burasına inanmayın, ama parkur kolay sayılır- farklı manzaralar görebileceğiniz ayrıca öğle yemeğinde lezzetli bir alabalık ziyafeti çekeceğiniz keyifli bir bölge. "
 







 Yine mıncıracak bir köpek yavrusu bulduk


Kestane; çıktığı kabuğunu beğenmeyen kestane

 Dalında kestane


Dalından elma yedik




Dereleri aştık


Mağaradan geçtik. Mağara dediysek yapay bi mağara aslında içinden su borusu geçsin diye yapmışlar. İşte biz de mağaracılık oynadık

 Güneşe kavuştuğumuz an :)