Arkadaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Arkadaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cumartesi, Ocak 14, 2012

Nasıl Geçti Bir Hafta?

Bu hafta tembelliğim tuttu ya da beynimdeki üreten bana yazdıran hücreler yıllık izninin bir bölümünü kullandı.

Aslında hayat aynı hayat yaşayıp gidiyoruz...

Ama bazı zamanlar yaşadıklarım, gördüklerim, tattıklarım, yaptıklarım yazı olmak için can atıyor; atıyor ortalara kendini...

Bazen de böyle saklanıp perdelerin kutuların arkasına kimse görmese, bilmese...

Bu hafta neler saklandı???

Salya, sümük saklandı mesela

İçimdeki o bitmek bilmeyen bi türlü mutlu olamadığım yerin, beni neden mutsuz ettiğini bilinçsizce verdiğim bi cevapta buldum...

"Ben de nedenini bilmiyorum"

Sonra o en ihtiyaç duyduğum ama en ihtimal vermediğim zamanda O'nu gönderdi yanıma, salya sümük durdu...

Yeni yıl taze günlerle geldi gelmesine de herkesin sırtındaki kara çuval öylesine dolu ki, küçük bir kıymık parçası bile belini büküp diz çöktürüyor sahibine...

Biri dursa diğeri başlıyor, salya sümük...

Ama dostluk öyle bir şey ki, en doğduğun günde en mutsuzsan bile gülümsetebiliyor seni. Gözüne rimel, dudağına ruj olup kocaman bir gülümseme yapıştırıyor inadına hayata...

Sonra,

Ön yargılı olduğun gitmem, yapmam, yemem dediğin bile denenip hayata bir macera akşamı eklendi. Aksaray Horhor'da Şavak Usta denendi, ciğer yendi.

13. cuma idrak edildi...

Ne terslik olsa ondan bilindi,

İstanbul'un Marmara bölgesinin elektriksiz kaldığı 3 saat, 14. cumartesi laneti miydi yoksa dünyanın bi yerlerinde halen 13. cuma olmasından mı kaynaklanıyordu tartışılmak bilinmek istiyor...

O çok özlediğim istediğim lapa lapa kar yağdı İstanbul'a, bi yerlere yetişme kaygısı olmadan kelimenin tam anlamıyla arap saçına dönmüş trafiğe rağmen anın farkına birlikte olmanın keyfine varılabildi...

PMS yine PMS'liğini yapıp bir haftayı kara bulutlarla çevirdiyse de P'liği kalmayınca baş ağrısına bıraktıysa da yerini,

Bu aşk bu bedende oldukça ben bu işi yapmaya devam edeceğim...


Çarşamba, Ocak 04, 2012

Baştan Sona

Nedense hep geriden geliyor yazılarım henüz yetişemedim bugüne…

Bu da 31 Aralık 2011’den…

Güzel bir yıl kapanışı bana göre…

Sabahın ilk saatlerinde Çemberlitaş Hamamı’nın göbek taşına bırakıp koca bir yılın kirlerini; –arada bir gidip bırakıyoduk o kadar da kirli di’ildik yani- beyaz sabunun o mis kokusunda köpük köpük hayallere daldık.

Ardından Eminönü’nde Sirkeci Meydanı’na bakan Hafız Mustafa’da kahvaltı etmek üzere ara sokaklara vurduk kendimizi…

Yine yeni bir yer gördüm; Nuruosmaniye’nin yayalaştırılmıştır Paşabahçe’si, Rolex’i, Starbucks’ı, Silk&Cashmere’i halıcıları mücevhercileriyle muhteşem sokağı. Paşabahçe’si tamamen butik ürünlerle ve şimdiye kadar hiç bi yerde görmediğim farklı tasarımlarıyla yine beni benden aldı.

IMG_0215

Oradan Cağaloğlu Yokuşu “buyrun ben sizi indiriyim Eminönü’ne” dedi…

Gelmişken Ülkü Takvimi’mizi almazsak olmazdı, onu da alıp yolumuza devam ettik.

Kısa bi süre vitrinine baktığımız yerin Saatli Maarif Takvimi’nin matbası olduğunu farkedince, içeri girip bi selam etmesem hal hatır sormasam olmazdı. Çok saygıdeğer beyfendi hep beni ziyaret eder bu kez ben onu ziyaret edip yeni yılını kutladım. Mutluluk sardı içimi böyle özel insanları tanımanın verdiği gururla.

Hafız Mustafa’da tatlıların resmini çekmek karşı konulmaz bir duygu bende…

IMG_0218

IMG_0217

IMG_0216

Her zamankinin aksine bomboş bir Eminönü vardı cumartesi günü, esnaf bir kaç gün önce çok kalabalık olduğunu böyle bir sakinliği beklemediklerini söylüyordu.

Kalabalıklarda sıkışmadan yol almak Eminönü’nde ayrı bir keyif…

Keyif, keşif=Eminönü

benim için

Doğubank’ın olduğu caddeden Büyük Postane’nin önüne çıkan ara bi yol var kokoreççilerin, semtin meşhur çiğ köftecisinin olduğu aralıkta açık bi inşaat kapısı görünce dalıverdik içeri. Restore ediliyormuş otel olacakmış. Binanın ön tarafı Büyük Postane’ye bakıyor. Şimdilerde taraftar mağazaları olan bu yerlerde eskiden Huzur mağazası vardı.

IMG_0220

Ve Büyük Postane…

Ona da bir eski yıl ziyareti yapıp nostaljik bir tebrik kartı atmak geçse de yürekten; rekabetin sivri pençesi cumartesi-pazarları kapattırmış postaneyi…

PTT banka hizmeti vermeye başladıktan sonra bankalar şikayet etmiş, biz haftasonu açamıyoruz onlar da açmasın diye…

IMG_0221

Perşembe, Aralık 15, 2011

İzler-Özgür Demir


Özgür Demir, rakamlarla arası pek iyi bir mali müşavir olduğu kadar müziğin notalarıyla da arası iyi, hobisini profesyonelliğe taşıyan bir baba...

Defne ve 11 aylık Bulut'un babası, Sinem'in eşi...

Sinem de benim ekibimin bir üyesi, çalışma arkadaşım yani bu yazı benden torpilli :)))

Özgür'ü 22 Aralık perşembe akşamı Asmalı Jazz Stop'da izlemek isteyenlerle orda görüşmeyi umuyorum :)))

Şarkılarını dinlemek, gelmeden önce ezberleyip eşlik etmek isterseniz

http://ozgurdemir.net/

(Biletler konser akşamı kapıda satılacak, 20 TL)

Pazartesi, Temmuz 12, 2010

Düğün

Öncelikle 40 kel totemine ve listemizde adı geçen 50 kele sonsuz teşekkürler :)))

Düğünümüzü günlük güneşlik yağmursuz bir havada gerçekleştirdik.


Hande'cim nikah masasında "evet" derken duygusal anlar yaşadık. En yakın arkadaşım, farklı insanlarla aynı hataları yaptığımız...

Onun doğru insanı bulup evlendiği; benim, onun düğünü vesilesiyle yüzleşip kendimle yanlıştan vazgeçtiğim...

Duygusal anlar yerini çılgınca eğlenceye bıraktı ilerleyen dakikalarda. Geline özel conversleriyle zıp zıp bir gelin ve arkadaşları...

O kadar ki gecenin sonunda benim de doğru yolu bulacağımın ilk sinyali kısmetime düşen gelin çiçeğiyle tescillendi.


O kişi kim henüz bilmiyorum ama bildiğim tek şey çok şanslı olacağı ;)))

Cuma, Nisan 04, 2008

Bir Fincan Kahveden Geri Kalanlar

Çok sevdiğim bir arkadaşımla uzun bir aradan sonra dün akşam buluştuk. Yemek yedik, sohbet ettik, güldük, kimler geldi kimler geçti dedik. Hızımızı alamadık bi de bize fal baktı.


Falların sonunda ortada kalan fincanların görüntüsü belgelenmeye değerdi. Hatta çekimde, vitrin tasarımcısı olarak görsel düzeltmeler de yaptı. Ama makine cep telefonu ve ortam loş olunca resmin sanatsal yönünü pek ortaya çıkartamadık. Olsun. Hiç böyle karıştırılmış, bulaştırılmış darmadağın edilmiş falına bakılmış fincan gördünüz mü? Sizi bilmem ama kafedeki garsonun böyle fincanlara alışık olduğunu ama bu kadarına değil demesine koptuk.

Görüntüyü boş ver ne dedi derseniz? Güzel şeyler, güzel umutlar hem de tarih vererek. Dileyelim olsun. Geleceği bilemem ama, var olanlarla söyledikleri enteresan noktalarda kesişti. Sonuçta fala inanma falsız kalma bizimkisi, eğlencesine yani. Bi kaç gün sonra unuturum. Unutmamak için yazıyim siz de bilin, olursa "Ufuk falında söylemişti" dersiniz.

Yakında aşk var. Haziran 2009'da düğünüme beklerim. Bu kısmı pek hoşuma gitmesede Avustralya'yla bir ilgisi var ben o kadar uzaklara gidemem. Sürekli uçan birisi ve bana vereceği ilk çiçek lale. Annesi ve ablası ile yaşıyor. Suadiye-Bostancı arasında bir yerlerde. Hatta abarttı adını bile söyledi. Murat. Valla tanımıyorum :)

İşim için de güzel şeyler söyledi.

Kısacası yakın zamanlarda size iki güzel haberim olacakmış. Bakalım. İyiler gelsin kötüler geri gitsin.

Teşekkürler Ufuk