Kalabalık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kalabalık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazartesi, Mayıs 30, 2011

Dur!

Durup da içime bakmayalı onunla konuşmayalı, paylaştıklarımızı yazmayalı ne kadar olmuş???

Nedense çok zamanmış gibi...

Hep yetişecek bir şeyler, yapılacak işler, tamamlanması gereken sorumlulukların başkalarına verilen sözleri tutmanın koşturmasında O'na uzak kaldım.

Oysa O'nu dinlemeden O'na dost olmadan hangi dosta faydam hangi harfe katacak harfim olabilir ki???

Çeşitli hediyelerle, farklı meşguliyetlerle, telaşlarımda O'nu da kalabalıklarıma çekip gürültülerde sesini daha az duymaya çalışmak mı yaptığım???

Unut...

Beni;

Benim sen, senin ben olduğunu;

Beni besleyenin sen olduğunu;

Harfleri kelimelere; kelimeleri sözcüklere dönüştürüp bu hayatla derdini anlatan ruhun sen olduğunu...

Renkli fotoğrafların altına yazılan bir kaç cümlenin sadece sen olamayacağını...

Bir günden bir güne; yarım kalan işlerle, yetişilemeyen randevularla, tutulamayan sözlerle "ne kadar da meşgul" olduğunu sanıyorsan; "ne kadar boş" olduğunu farkedemiyorsan...

Kendine sormadan "nedir halin, var mıdır arzun dertleşeceğin benle?" konuşma  sen de benle...

****

"Eğer cennetteyken her gün cehennemi seyredip şükrediyorsan, her gün gördüğün şey cehennemdir"
Tek Suçlu Beyniniz - Yasemin Soysal

Cuma, Nisan 29, 2011

Sirmione - Garda Gölü

Venedik'e yakınlığı nedeniyle tatilimizin 3.günü Garda Gölü, Sirmione ve Verona'yı keşfettik. Paskalya dönemi ve günlerden pazar olması sebebiyle iğne atsan yere düşmüyordu.

İtalyan kültüründe haftasonları çoluk-çocuk, ana-baba toplaşıp alışveriş merkezlerinde sosyalleşmek diye bir kavram olmadığından -zaten öyle gidebilecekleri bi alışveriş merkezleri bile yok gariplerin- alıp bisikletlerini, giyinip güzel kıyafetlerini sayfiyeye, doğaya atıverirlermiş kendilerini.

Bu sebepledir ki pazar sabah erken saatlerinde otoyol turnikeleri Boğaz köprüsünü aratmıyordu.


Sirmione kasabasındaki Garda gölü de bu sebepledir ki, insan seliydi.

Kasım'da kardeşlerimin aynı yerdeki fotoğraflarıyla benimkileri görünce ne demek istediğimi daha iyi anlıycağınıza eminim :))










Ama tabiki bu kadar hareketin bereketi olarak tüm restoran ve kafeler, mağazalar açık olduğundan alışverişte coşabiliyorsunuz. Ama alışveriş için acele etmeyin çünkü Verona'da hepsinin daha ucuzunu bulacaksınız. Sirmione'de bir maske aldığınız fiyata iki maske alabileceğinizi görünce içiniz ve cüzdanınız cız etmesin.

Maske almayın ama muhteşem sabunları olan bu mağazayı kaçırmayın derim. O kadar güzel kokuyorlar ve o kadar güzel görünüyorlar ki...


Bir de Alplerin perileri var, şimdiye kadar sadece orada gördüğüm...



Yeşillikler içersinde yürüyebileceğiniz Maria Callas parkı ve panoromik seyir terası görebileceğiniz, güzel fotoğraflar çekebileceğiniz yerler.


Cumartesi, Ocak 01, 2011

Yeni yılın ilk günü insanlar nerelerdeydi?

Yılbaşı gecesi herkes eğlenir, içer, sabaha karşı uyur kalkamaz. 1 Ocak'ta ta şehre bir ıssızlık çöker hayalleriyle öğlen saatlerinde attım kendimi yollara, kafamda kurduğum güzergahta yol almak için...

İlk ulaşım aracım minibüsteki kalabalık, "Bakırköy Pazarı" diye uzatılan paralar şüphelendirdi; tramvaydaki durum şüphe ibremi aynı seviyede tutmaya evam etti. Ama Sultanahmet'te tramvaydan indiğimde arefe günü alışveriş merkezlerindekine benzer bir kalabalığın benim kucaklamasıyla şüphe şüphe olmaktan çıkıp gerçeğe dönüştü.

İmdaaaat!!! Kimse uyumamış, yememiş, içmemiş buraya mı gelmiş???


Pazar, Temmuz 25, 2010

Sıcaaaak

İstanbul'un sıcağı, boğucu nemi bu şehirde yaşayan herkesin malumu...

Haftasonu yakın İstanbul'a, denize ormana bi yerlere kaçmak istiyo insan. Sadece düşüncede kalıyor isteklerim.

Kim ne bağlıyor beni eve?

Biraz iş yoğunluğumun eve sarkan parçası, biraz evimin sakinliğinde kafa dinleme isteği, gidişin dönüşü...

Geçen hafta gidenlerin dönüş, daha doğrusu dönemeyiş çilesini duydukça ohh iyi ki gitmemiş bi yerlere dedim.

Bu hafta da aynı düşüncelerle evden dışarı adımımı atmak gelmedi içimden, evim serin, sakin, huzurlu

Perşembe, Temmuz 03, 2008

Hafta içi Kaçamağı

Hep hafta sonu kaçamağı olacak değil ya; bi de hafta içi kaçamağı yapmak lazım diyenlere bir önerim var. Tarafımca bizzat denenmiş, memnun kalınmıştır.


Bu sene İDO Boğaz Hattı'ndaki Anadolu Kavağı seferlerine bir tane daha eklemiş. Akşam 19:00'da Eminönü'nden 19:15'de de Beşiktaş'tan kalkıyor. 20:30 gibi Anadolu Kavağı'na varıyor, 1,5 saatlik beklemeden sonra 22:00'de geri dönüyor. Aradaki zamanda balığınızı yer dondurmanızı da elinize alır vapura binersiniz.

Boğaz'ın rüzgarında, gece başka bir kimliğe bulunan İstanbul'u ve ışıklarını seyreder, dertlerinizi de denizin köpüklerine atıp huzurla evinize dönersiniz.




Bu vapuru sevmeniz için bir başka neden de sakin olması. Seferlerden henüz fazla kimsenin haberi olmamasından mıdır bilinmez, toplasanız 50 kişi ancak vardı koskaca vapurda. Oysa gündüz saatlerinde güzel bir yer bulunca kaybetmemek için yerinizden bile kıpırdamazsınız.

Şu sıcak gecelerde şiddetle tavsiye ederim :)

Çarşamba, Haziran 04, 2008

Çanakkale-Gelibolu gezi notlarıma uzun uzun devam etmek istiyordum ancak yine aynı döngüye giriyorum. Uzun uzun yazmak için erteliyorum; aklımda onlar olduğu için de başka bi şeye konsantre olamıyorum.

Seyahatimin kalanında Çanakkale'deki Çimenlik Kalesi'ni ve Çanakkale Arkeoloji müzesini gezdik. Özellikle Truva'da bulunan milattan öncesine ait eşyalar, Hadrian heykeli, lahitler ve özellikle MÖ 2000 yılına ait afrodit heykeli çok etkileyiciydi.

Arkeoloji müzesinin bahçesinden tarihteki Yonca figürü :)
Çanakkale sahilindeki sahte Truva Atı (filmde kullanılan) ve güneş saati görülebilecek diğer şeyler.



Gezimiz boyunca Çanakkale Boğazı'nın iki yakasını birbirine bağlayan tüm feribot iskelelerini kullandık. Kilitbahir, Eceabat, Lapseki karşılıkları da Çanakkale ve Gelibolu.

Çanakkale'yi gezdiğimiz gün dönüşte Lapseki üzerinden Gelibolu'ya geçmeye karar verdik. Avrupa tarafında göre çok daha düz olan yörede Çanakkale Ovasını ve pek çok meyve bahçesini gördük. Düzlüklerde seyahat etmek alabildiğince ufku görmek değişik bir duygu. Karadeniz ve Ege gibi dik yamaçlı yollardan sonra.


Gelibolu zaten konakladığımız yer olduğu için en yakını en sona bırakmıştık. Fakat Gelibolu o kadar zengin bir tarihe sahip ki, ancak bir kaçını gezebildik.

Lapseki'den Gelibolu'ya geçerken denizden Gelibolu
En çok görmek istediğim Gelibolu Mevlevihanesi'ydi. Gerçekten çok güzel bir yapı. Eminim orada Sema töreni izlemek çok etkileyici olurdu. Üstelik teyzemin evine yürüyerek sadece 10 dakika mesafede.


Gelibolu Hamzakoy’da bulunan Gelibolu Mevlevihanesi, Mevlevihaneler arasında en büyük alana yayılmış olduğu kadar, en büyük semahaneye de sahip olanıdır. Günümüze bu mevlevihanenin semahane-türbe binası ile iki taç kapısı gelebilmiş.


Bölgede çok sayıda türbe var. En meşhurlarından biri de Bayraklı Baba. Dileğiniz olduğunda türbeye gelip bayrak asıyorsunuz. Demek o kadar çok dilek gerçekleşmiş ki bayraklardan neredeyse türbe görünmüyor.


Aynı gün öğleden sonra da Gelibolu'nun güneş ve denizinin tadını çıkaralım dedik. Gelibolu'ya 10 km mesafede ki Güneyli'ye gittik. Saroz Körfezi'nin berrak sularında deniz sezonunu açmak gerçekten çok keyifliydi. Ayrıca koyun ucundaki küçük tepe güneş batışını seyretmek için güzel bir yer bence.

Bahsettiğim tepeden koyun görünüşü
Henüz tatilciler sezonu açmadığı için, her yerde tadilat ve bahçe işleri vardı. Sanırım benim için tatil bu zamanlar demek, en güzel yerler sadece bize ait.

Salı, Mayıs 06, 2008

Ahırkapı'da Hıdrellez Bitmiştir

Saat 8 gibi gittiğimiz Ahırkapı sokaklarının hafta içi olmasına rağmen her zamankinden kalabalık olması gece hakkında ipucu verir nitelikteydi. Ancak anlayana.




Bu sene organizasyon biraz daha gelişmiş, sokaklar daha güzel süslenmiş, Burhan Öcal bile konser verecekmiş. Her bir köşede dilek alternatifleriyle dile dileyebildiğin kadar.

Ne yazık ki ilk kargaşa kupon satış noktalarında. Bu şenlikte parayla hiç bir şey alamıyorsunuz. Önce bir noktadan nakit karşılığı kupon alacaksınız üstelik onlarda alkollü ve diğer yiyecek içecekler için ayrı olmak üzere. Geçen yıllarda da öyleydi ama bu yılki gibi sıkıntı yoktu. Çok kalabalık bir kaç noktayı geçtikten sonra en kötü istasyonda durduk Citadel otelin önündeki kupon satış noktası.

Yaşlı bir bey, aldıkları paraları zarfla kucaklamış oturan genç bir bayan, arkada da öylece onlara bakan arada bir de "hesaplıyamıyorsunuz, satmayın başka yerden alsınlar" diyen irice bir adam. Yaşlı bey bi kuponlara bi paralara bakıyor ne yapacağına karar veremiyor. Herkes de elindeki paralarla dikkatlerini çekebilmek için paralanıyor. İsyan ettiğimizde de satmıyorum başka yerden aldın diye terslendi. Hangi hakla? Ya oraya satış noktası açmayacaksın ya da satacaksın düzgün işleyen bir ekibi de organize edeceksin. Eminin yüzlerce kişiyi aynı yöntemle çıldırtmışlardır.


Kalabalıktan adım atmaya imkan yok, her sene böyledir. Ama hiç bir zaman ezilme tehlikesi atlatmamıştım. Tam nahılın olduğu Efes Etkinlik alanı önünde kalabalık kilitlendi ne ileri ne geri ve iki tane uzun boylu adamın arkasında önümü göremez kıpırdayamaz nefes alamaz halde sıkıştım. Herkes sıkıştı ama benim gibi ufak tefekler resmen ezildi. Bir an kalabalıkta bir hareketlilik oldu ve bir yerlere doğru sürüklendim ve gerçekten korkmaya başladım. Üstelik hemen arkamda olan arkadaşlarımdan da uzağa sürüklenmiştim. O durumun bir kaç dakika daha sürdüğünde ne olacağını düşünmek bile istemiyorum.

O kargaşadan çıkmayı başardığımızda ilk kapıdan kendimizi sahil yoluna attık. Çünkü arabaya ulaşmak için etkinlik alanından yürümeye çalışsaydık aynı durumu tekrar yaşama ihtimalimiz olacağından sahil yolundan yürüdük. Uzun bir yürüyüş sonunda arabaya vardığımızda hala kendimize gelememiştik.

Ve bütün gece kabuslar görüp durdum.

Böyle bir etkinlikte bunlar kaçınılmaz şeyler diyebilirsiniz ama şenlik her geçen sene daha fazla insanın dikkatini çekiyor. Ancak mekan ve servis noktası arttırılmadıkça başarı başarısızlığa dönüşebilir bence.

Ama benim için Ahırkapı'da Hıdrellez şenlikleri bitmiştir.