Müzik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Müzik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Perşembe, Ağustos 07, 2014

Monica Molina'yla Uçmak

Hayatta aklımızdan bi an geçen şeyler saati zamanı uygunsa, hiç beklenmedik bir şekilde gerçek olabiliyorlar

Onun için isterken, içimizden geçirirken dikkatli olmak lazım...

Bir örnekle açıklamak gerekirse, bir akşam evden çıkıp arabayla giderken sokağımızdaki billboardda Turkcell Yıldızlı Gecelerde Monica Molina konseri afişini gördüm.

"Aaa gitsem" dedim ama üzerine de düşmedim

Ve sonra Turkcell Profesyoneller Kulübünden Monica Molina konserine davetiyemle, konserdeyim...

Monica Molina'yı pek çokları gibi Vuela albümüyle tanıdım, sevdim, vazgeçemedim...

Dün gece ilk kez sahnede izledim.

Fado, giden de dönmeyen yada döneceği belli olmayan denizcilerin geride kalan sevgililerinin söylediği ağıtlardan türemiş portekize özgü şarkılar aslında...

Hüzünlerin, özlemin, aşkın tutkuyla ifade ediliş şekli, tek kelimesini anlamadığın şarkılar içinde fırtınalar kopartabiliyor, uçurup götürebiliyor seni...

İşte böylesi duyguları hissettiren şarkıları her anını hissederek ve uçuşarak söyleyen bir kadın Monica Molina...

Dün gece giydiği uzun şifon tunikle sahnede esen rüzgarla, sanki bir kayanın üzerinde denize doğru,  rüzgara aşkını anlatıp sevdiğine gönderen bir kadın vardı...



Rüzgarda o uçuştukça, benim de ruhumda şarkılarını dinlerken hissettiklerim saklandıkları yerden çıkıp uçuşmaya başladı...

Hem de ne uçuşmak...

4 kişilik mütevazi orkestrası, az ingilizce bildiği için kurduğu mahçup cümleler içten ve samimiydi.

(böyle organizasyonlarda simültane tercümeyle ekrana alt yazı vermek bence sanatçıyı da seyirciyi de daha mutlu edecektir. organizatörlere duyurulur ;-)

Monica beni etkiledi...

Düz günlük saçı, hafif bir makyaj, kısa ve ojesiz tırnaklarla son derece sıradan; zarif uçuşan tuniği altına giydiği taşlı parlak dore ayakkabılarla göz alıcı...

Sahneye çıktığı andan itibaren kulaklığıyla ilgili bir problem yaşadığı belli olmasına rağmen idare etmeye çalışan bu zarif kadının yerinde bizden birileri olsaydı, ya sahneyi terk ederdi ya da sahneyi onun başına geçirirdi :))

Hissettirdikleri bende saklı, çok özel ve güzel bir konserdi, kaçıranlar için küçük bir video yayınlayabilirim ama :)




Salı, Kasım 20, 2012

Teknolojinin Zirvesinde

Turkcell'in bu yılki teknoloji zirvesi gündüz son derece bilgilendirici akşamsa son derece eğlendiriciydi...

Mobil ve finansla ilgili oturumlara katıldım ama paralel oturumlarda ki konular da ilginçti...

Turkcell'in  kurumsal pazarlama direktörü Mert Başar'ın başarılı moderatörlüğünde "Mobil Uygulamalarla Müşteriniz Cepte" mini sohbetinde Migros'un CIO'su Mustafa Bartın'ın samimi itirafları ile çok eğlenceli ve bilgiledirici. Sahnedeki ekip 45 dakika di'il de 4 saat konuşsaydı çok memnun olurdum.

Akşam eğlencenin zirvesine dönüştü...

Cem Yılmaz'ın bir saatlik akıllı telefonları diline doladığı showu harikaydı. Showdan aklımda kalan bi kaç şey, şimdi tek tuşla arıyosun istediğini; ya o çevirmeli telefonlar hele 0'ı çevirdin mi başa dönmesini bekle 11 haneyi çevirmek 5 dakka sürer, iki numara çevirip aman ne arıycam diyip bırakırsınız telefonu...


Ünvanları doladı diline yapmayanın yapmayanı, yapmayanın yapmayanının yapmayanı

Genel kelimesi bi'şeyin başına geldi mi değerini düşürüyor, kültür -genel kültür; ev-genelev; müdür...

Kadınlar digital, erkekler analog ekseninde ne espriler

Sonra gece yarısı saat 2'den sonra atılan mesajlar -uyuyor musun, özledim türünden- aşağıdan gelen vahiyle olduğu

Haaa bi de iphonelarda ekran büyütmek için yapılan parmak hareketi var ya, ona ilişkin açıklamaları bitirdi herkesi...

Ve Cem'in üstüne Model konseri...

Süperdi :))))

Severdim şarkılarını zaten ama canlı performansları Dağılmak İstiyorum şarkısında dans etmek iyi geldi ;)))




Pazar, Haziran 03, 2012

Dünya Küçük

Bir yıl önce Lubiana’da bu tek kişilik orkestrayı görmüş hayran olmuştum, fotoğraflamış gezi notlarımda bahsetmiştim.

Heidi'nin Alpleri

Bu hafta sonu Marmara Forum’da Sokak Sanatları Festivali’nde görünce onu Lubiana’da gördüğümle aynı kişimi diye fotoğraflarıma açıp baktım, yaklaştırıp arkadaki davulun üzerindeki ismi okudum.

Evet Cigo Band Man, ta kendisi…

Sabah CnnTurk’te seyretmiştim, öğleden sonra Marmara Forum’da yine karşı karşıyaydık bir yıl önce olduğu gibi…

IMG_0303IMG_0304IMG_0305

Performansı ve müziği çok keyifli olan Cigo Band Man gerçekten görülmeye değer…

Pazartesi, Ocak 09, 2012

Eski Aşkımı Buldum Yeniden ;)

Haftanın en zor günü pazartesi bitti sayılır...

Çocukluk aşkımdı o benim...

Arkamdan "Tell me how am I live supposed to live without you" diye haykırışları dün gibi kulağımda...

Uzun saçlı ve sarışın bir erkeği sevmekle tüm beğenilerime ihanet etsem de saçlarını kestirdiğinde onu beğenmekte ne kadar haklı olduğumu kanıtlamıştı...

Uzun süredir duymuyordum onun sesini, romantik şarkılarını...

Dün gece "fly to the moon" diyen başka birileri düşürdü onu aklıma...

Ve bugün, bu gece Bolton Swing Sinatra albümü çalıyor ben dinliyorum...

Ve farkediyorum ki öyle uzun zamandır beynimin her hücresinin her enstrümanı tek tek hissettiği bütün sinir uçlarımı harekete geçiren müzikler dinlememişim :(((

Popüler şarkıları küçümsemek di'il amacım ama bu şarkılardan sonra bir türkçe pop kanalını açtığımda çalan şarkının ne kadar tekdüze olduğunu üzülerek farkettim.

Beynimin hücrelerinin beslenmesi için ben bir süre Michael Bolton'la takılıcam, eski aşkıma geri döndüm :)))


Öyle iyi geldi ki bana, sırf üşengeçlikten bugün yarın diye diye arayamadığım iki arkadaşımı aradım. Aramam gereken uzun süredir ihmal ettiğim daha çok kişi, ötelediğim çok program var...

Önümüzdeki günlerde yapmak isteyip de şimdiye kadar yapamadığım neleri neleri yaparım kim bilir???

İnanmıycaksınız belki ama ben bu satırları yazıp yayınladığım sırada şöyle diyordu şarkıda :)))


I'm oh so glad we metThe second time around 

Perşembe, Aralık 15, 2011

İzler-Özgür Demir


Özgür Demir, rakamlarla arası pek iyi bir mali müşavir olduğu kadar müziğin notalarıyla da arası iyi, hobisini profesyonelliğe taşıyan bir baba...

Defne ve 11 aylık Bulut'un babası, Sinem'in eşi...

Sinem de benim ekibimin bir üyesi, çalışma arkadaşım yani bu yazı benden torpilli :)))

Özgür'ü 22 Aralık perşembe akşamı Asmalı Jazz Stop'da izlemek isteyenlerle orda görüşmeyi umuyorum :)))

Şarkılarını dinlemek, gelmeden önce ezberleyip eşlik etmek isterseniz

http://ozgurdemir.net/

(Biletler konser akşamı kapıda satılacak, 20 TL)

Çarşamba, Aralık 07, 2011

AVM'lerde Yılbaşı - Marmara Forum

Süslendi püslendi, ışıklandı bütün alışveriş merkezleri...

Bu yazı dizisiyle gittiğim AVM'leri paylaşmayı düşünüyorum.

İlk mekanımız Marmara Forum, Hadise'nin bir butonla 351.752 ampulü yaktığı yer...

Işıklar, süslü püslü çam ağaçları keyifli hale getiriyor şüphesiz ama benim favorim cazcı penguenler

Bi akşam sinema çıkışı kulağıma gelen şarkıya doğru yürüdüğümde bu sevimli penguenlerle karşılaştım.

Hem şarkı söylüyor, hem enstrüman çalıyor hem de sağa sola sallanarak dansediyorlar...

Durup dakikalarca seyredebilir insan

Salı, Aralık 06, 2011

Mavi Pansiyon

Fadik Sevin Atasoy, Yusuf Güner ve Özlem Tekin'İn başrollerinde oynadığı film Dedemin İnsanları'ndan sonra pek çekmedi beni.

Özlem Tekin'in cesur sevişme sahneleri var diye konuşulanlar Özlem Tekin'in de dediği gibi yatakta öpüşme sahnesinden fazlası di'il,

Sürekli bi fon müziğinin olduğu, sık sık piyano resitali dinlediğiniz, arada bi tangoların çalındığı, Bodrum, deniz, güneş, kumsal görüntülerini filmin sonuna kadar dayanmanızı sağlıyor bana göre.

Geçiş sahnelerinde tüm perde kararınca bitti mi, koptu mu, ara mı derken bir sonraki sahnenin başlaması, yan karakterlerin filmin süresini uzatmak için yapılan numaralarmış gibi geldi bana.

Bi de piyano mevzuu var ki, bu daha önce başka bi dizide de dikkatimi çekmiş ama yazmaya fırsat bulamamıştım.

Piyano öyle akordion gibi, gitar gibi hadi bilemedin org gibi al kolunun altına götür istediğin yere bi enstrüman di'ildir. Taşınması zahmetli, profesyonelce yapılması gereken hassas bi iştir.

Gönülçelen dizisinde piyano evdeki kimse tarfından farkedilmeden bi çırpıda evin çatı katından taşınmış, sonra bi kahvede bi sokak ortasında gezen bayağı bi sokak kızı İrma halindeydi.

Bu filmde de piyanist bir kız olduğu için başrolde, her akşam bi piyano resitali vardı.

Mavi Pansiyon'da, yakındaki barda ve kumsalda...

Sanırım bu Gönülçelen'deki piyano olsa gerek öyle duvara dayanan falan di'il bildiğin göbekli piyano -piyano çalanlardan özür diliyorum, yanlış bi tabir kullanmak istemem ama kuyruklu bunun daha uzun olanı diye düşünüyorum-

Sanırsın Bodrum Gümüşlük di'il, Viyana'nın sayfiyesindeyiz.

Her evde her yerde piyano var hatta kumsalda...

Son bi takıldığım şey var ki,

Sanırım yaz sonunda çekilmiş film ağaçlar yeşilini kaybetmiş, begonviller rengini gitsem mi kalsam mı der gibi, kuru yapraklar sağa sola sürükleniyor...

Ama filmde Bahar'ın bu yaz Avrupa turnesi vardı iptal etti derken, Bahar'ın eski sevgilisi de sen Avrupa turnesinde di'il miydin diyor. Demek ki zaman onlara göre yaz.

Hatta Bahar'ın arkadaşı Esra liseden mezun olduğu günü anıyor, o gün bugündü diyerek. Mezuniyetler olsa olsa Haziran'da olacağına göre...

Neyse;

Benim anlamsız bulduğum bazı şeylerin aslında sinema dilinde bilimsel bir karşılığı olduğunu aşağıdaki linkten okuyabilir; benim bilgisizliğim yüzünden filmi bi kalemde silip atmamanız ve kendi kararınızı vermeniz için sizi özgür bırakıyorum.

http://www.haberturk.com/haber/haber/693308-mavi-pansiyon

Çarşamba, Kasım 30, 2011

Bir Çağan Irmak Hikayesi...


Çağan Irmak’ın filmlerini seyretmekten keyif alıyorum şüphesiz, belki bu sebeple çok da objektif olamayabilirim yorumlarımda…

Aydınlık ve güneşli sahnelerini seviyorum…

Prensesin Uykusu’nda olduğu gibi kumsal da oturup sessizce ufka dalan gözler vardı yine perdede

Bu soğuk günlerin inadına, karnelerin alındığı yazın en güzel günleriyle başlıyor ve devam ediyor film…

Bütün bir yazı geçirip bağda, bahçede, denizde; sinemadan çıkınca da dışarıda sizi sıcacık bir hava saracakmış hissine kapılıyorsunuz.

Babam ve Oğlum’un devamı değil kesinlikle, Hümeyra ve Çetin Tekindor akraba bile değil filmde. Hikaye hiçbir yerde teğet bile geçmiyor birbirine.

Keyifli ege şivesiyle, Ozan’ın yaramazlıkları karşısında gülmekle kızmak arasında kalan dedenin, anneannenin hafif küfürlü diyalogları gülümsetiyor…

Öyle çok ağlamaklı olmasa da, gözyaşı damarınıza basıp kaçtığı kimine yaş akıtan, kimine göz pınarlarını dolduran yerler de yok değil.

Çekimleri Milas, Gökçeada ve Bodrum’da gerçekleştirilen film 10 yaşındaki Ozan’ın gözünden mübadele yaşayan dedesinin hikayesini anlatıyor. Dede’yse mübadelede yaşadıklarını ailesinin hikayesini, denize bıraktıkları kardeşinin hikayesini anlatıyor.

Türk-Yunan dostluğunun ötesinde biz birbirimize benzeriz, misafirperverlikte sınır tanımaz, “ölümü gör bi kahvemi içmezsen” muhabbetinin dibine vururuz mesajı gülümseten bi başka detay

Cuma, Mayıs 20, 2011

Bir Şarkı

Sen benim gülen yüzüm
Sen benim en büyük sözüm
İnan kimselerde yok gözüm,
senden başka

Bi kaç hafta önce Yahşi Cazibe'de ilk defa duyduğum bu şarkıyı arayıp, taradığımda; en sinir olduğum "Taburcu" -hastayım sen gelmeden olamam taburcu- şarkısıyla aynı albümde olduğunu öğrenince karar veremedim, sevsem mi sevmesem mi...

Bazen bazı şeyler sizi yakalar, çeker, eline geçirir ya; bu şarkı da öyle garip bir güce sahip

anlamsız ve belki de aptalca tek şarkının döne döne çaldığı bir sarmalda çalıp duruyor.

sözleri mi, müziği mi yoksa  her ikisi birden mi?

neden yada kimden ötürü?

Bilmiyorum...

Şarkının ne olduğunu söylemedim daha di'mi...

Gülüm  (Berkay söylüyor)

Çarşamba, Nisan 27, 2011

Bir Başka Diyar

Bir arkadaşım önceki yaşamımda İtalya'da yaşadığımı söylemişti, oldum olası ben de Venedik'e gitmek için yanıp tutuşurdum.

Gittim, Gördüm, Geldim...



Herkesin bildiğinden farklı ne anlatabilirim ki???

San Marco Meydanı, Çan Kulesi, Ahlar Köprüsü, Rialto Köprüsü, gondol gezisi, meydandaki kafelerde canlı müzik eşliğinde anın tadını çıkarmak...



 En meşhur kafesi Florian Cafe..


Hava kararıp da ışıklar yandığında başka bir büyü iniyor Venedik'in üstüne, gündüzün kalabalığının aksine sakin meydanında ruhunu hissediyorsunuz.

Perşembe, Şubat 10, 2011

Allahım ne kadar mesudum...

İnternetim çalışıyo, eve iş getirmedim, Funda Arar'ın daha bugün çıkmış albümünü ilk kez dinliyorum, bir yandan yazıyorum, daha ne olsun.
Aşk olsun AŞK...

Artık sevgililer gününün suyu çıktığı için romantizmden çok gülme, dalga geçme, oyun günüymüş gibi geliyor bana.

Oyuncaklarımı sizinle de paylaşıyim mi, ister misiniz???

Pazar, Ocak 09, 2011

İstanbul Şekeri ve Müzik


Starbucks'ta yeni yılla birlikte gördüğüm Şekerci Cafer Erol imzalı kabartmalı kırmızı kutulardaki akide şekerleri ve lokumları 1 Ocak'ta başladığım keşiflerime bir yenisi olarak gururla ekliyorum. -Zaten Hafız Mustafa'ya da akide şekeri almak niyetiyle gidip tatlıları bulunca unutmuştum. Ama onlar çıktılar karşıma...-

Şekerler süper, ama şekerden sonra elinizde kalan kutuyu nereye, nasıl, içine ne koyacağınızı bilemiyorsunuz. O kadar şık ve kullanışlı ki...

Bir diğer keşif -bana ait di'il- ama keşfini hiç düşünmeden bana hediye edene kocaman bir teşekkür :))

Sevdiğiniz pek çok türk sanat müziği şarkısını senfonik bir şekilde dineyebileceğiniz albüm tek kelimeyle huzur verici. Ama Nalan Altınörs'ten dinlediğim ve bulmak için az uğraşmadığım ama denk geldiğim radyo kanallarında dinlemekten öteye gidemediğim Nazende Sevgili'nin bu albümde karşıma çıkması kabus gibi geçen bir haftanın son akşamındaki diğer şeylerle birlikte nasıl iyi geldi anlatamam.

Salı, Aralık 28, 2010

Ortaya Karışık

Mevzular arası trekking diycem Onur Baştürk'ün başlık çalarak. Ama mevzulardan çok düşünceler arası trekking olsa gerek bu.

Çünkü şöyle bi durup düşünmeye, düşündüklerimi yazıya dökecek kadar bölünmeden geçirdiğim zaman yok desem abartmış olmam. Aslında Gebze, Çamlıca, Merter arasında trafikte geçirdiğim zamana nasıl acıyorum anlatamam. Bu aralarda düşüncelerime odaklanıyım dedim dün, yok ilk cümle var gerisi gelmiyor.

Konsantrasyon sıfır.

Ama bu kadar iç karartıcı tabloya rağmen pazar günü beni mutlu eden keyifli bir şeyle bi kaç saat geçirmek, bu hafta dönüp dönüp sarıldığım güzel bir anı benim için.

Aslında sihirli bir şey.

Beni mutlu ettiği gibi artarak çoğalıp değdiği herkesi mutlu edicek biliyorum...

Gelelim düşünceler arası trekkinge

Toplu taşıma araçlarında "yaşlı, çocuklu ve gazilere yer verin" yazıyor. Bir grup daha eklenmeli bu listeye "topuklu ayakkabı giyenler"

Akşamın ilerlemeyen delirtici köprü trafiğine inat Boğaz Köprüsü rengarenk, işveli, cilveli. Hele bi de kendi duyabildiği müziği başladı başlıyor kıvırtmaya. Yana söne, döne hoplaya, iki gerdan kırıp oynaması yok mu. Dalga geçiyor bu köprü bizimle ama biz farkında di'iliz galiba.

"Yok. Ben sevmiyorum artık seni..."

Çalma listelerimde birbirinden çok farklı şarkılar, müzikler var. Her listenin de bir adı. Mesela biri "Tedavi", biri "Tamzara" falan falan falan. Birinin adı da "RUH". Ey ruh geldiysen üç kere vur di'il tabiki. Ama nasıl bir liste yapmışsam yağmurlu ve puslu havayla bir arada alınınca nasıl bir mikser etkisi yapıyor sormayın. Altta üstte ne varsa, kattı karıştırdı birbirine.

Sevgili astroloğumuz Susan Miller demiş ki benim için; Kova'lara bol para var, güzel manzarası olan çok dolaplı  bir evim olacakmış. Bebek de varmış. Ama kocadan bahsetmemiş -buraya kocaman bi ??? soru işareti.- Yükselenim balık için de iyi hoş yine para demiş, bi de demiş ki "Yıl başlar başlamaz çok güzel para kazanmaya başlayacaklar. Sanki biri kapılarının önüne kamyonla altın boşaltacak" yani anlıycağınız bu senenin milli piyango talihlilerinden biri benim. Çok güzel yazmış Susan'cım siz de okuyun.
http://www.hurriyetport.com/news/122/ARTICLE/26723/2010-12-14.html

Geçen akşam yıl sonu şirket yemeği için Al Jamal'deydik. Tamam eğlence süper ama gitmeye kalksanız hafta içi 150 haftasonu 200 tl. İnsan bi geceye o kadar parayı verince eğlenmeye hali kalmaz. Çünkü ne yediğinden bi şey anlıyosun ne de başka bi şey. Çadırımsı bölümündeydik şansımıza da yağmur yağmasın mı? Gecekondu misali şıp şıp tepemize damlayan sular mı, ıslanan yerde kayma tehlikesi mi desem. 

Çarşamba, Temmuz 21, 2010

Zamane Kahvesi

Uzun zamandır merak ettiğim Zamane Kahvesi'ni benim gibi keşfetmeyi seven arkadaşlarımla tecrübe ettik, Açıkhava'daki konser öncesi.

Zamane Kahvesi Pelit Pastaneleri'nin bir kuruluşu aslında ama şimdiye kadar pek bir yerlerde bahsedildiğini görmedim. Pelit'in ününden faydalanmak yerine kendi adıyla var olma çabasını takdir ediyor 10 tam puan veriyorum.

Dekorasyon oldukça renkli ve eğlenceli olmasının yanısıra eski zamanlara aitmiş hissi uyandırmasıyla mekanı daha bir şirin yapıyor bana göre.

Pelit demişken, pastaların başka bir yerden olması düşünülemez :)) hepsi harika

üstelik sadece pasta değil karnınızı doyurabileceğiniz salata, sandviç, dürüm tarzı şeyler de var. Sunum, servis ve tabaklarına da şöyle yükseklerden puan verelim :)))

Konsere gelince...

Her sene aynı şeyleri yazıyorum gibi geliyor. Candan bildik Candan, şarkıların çoğu eskilerden, Gökyüzünde Yalnız Gezen Yıldızlar'da sahne karartılıp ışıklar gezdiriliyor tepelerde, Trakya ezgileri vur patlasın çal oynasın.

Genelde "Olmaz"şarkısı her konserde benim en duygusal yanım olurdu. Bu sene değiştirdim şarkıyı; bağıra çağıra "Meğer"i söyledik oynadık.

"ben ne çok hata yapmışım meğer
seni yokken var saymışım meğer
yollar gitmiş ben kalmışım meğer
aşkım deyim hapsolmuşum meğer
bir ömür sürer sanmışım meğer
ben boşa kürek çekmişim meğer
vakit kaybıydı diyemem amma
senden çoktan vazgeçmişim meğer
olsun varsın pişman değilim
biraz üzüldüm hepsi bu"

Evet diğer Candan konserlerinden farkı benim için bağıra çağıra şarkı söylemem ve biraz fazlaca oynamamdı diyebilirim.

Daha mı çok eğlendim ne???

Yalnız bu arada kendime ait bi şeyi farkettim, eğlendiğim ve dans ettiğim geceler eve döndüğümde enerjim üst seviyelerde oluyor.

Yazımın yayın saatinden de anlaşılacağı üzere saat 03:00 suları ve ben henüz yatmadım. Üstelik bir de bol rakamlı bir rapor üzerinde çalıştım :)))

Sanırım bundan sonra daha sık dans edicem, bekle beni İstanbul geceleri :))))))))

Pazar, Temmuz 18, 2010

Candan Erçetin Açıkhava'da... Yine...


Artık kaçıncısı olduğunu hatırlamadığım, geleneksel Harbiye Açıkhava Tiyatrosu'ndaki Candan Erçetin konserimize bu sene 20 Temmuz salı akşamı gidiyoruz. (inşallah ;))

Her sene konserden sonra konuşurken mutlaka birileriyle "aaa keşke haber verseydin, seneye mutlaka birlikte gidelim, haberleşelim" sözleri veriliyor.

Kimseyi unutmamak adına blogumdan duyurayım dedim.

20 Temmuz salı akşamı saat 21:00'de Harbiye Açıkhava Tiyatrosu'nda K blokta olucaz ;))

görüşmek üzere

Pazar, Mart 14, 2010

Tema... Bahar

Blogumun yeni temasını iftiharla sunarım...

Bu üçüncü temamız ama en sevdiğim en içime sinen bu oldu.

İstanbul, erguvan ve ben...

Benim mevsimim geldi.

Bahar...

Erguvanlara daha var ama meyve ağaçları çiçek vermeye, tabiat uyanmaya başladı. Sokaktaki çiçekçiler de sümbüller, nergisler.

Perşembe günü Kanyon'dan çıkarken çiçek kokuları geldi burnuma, derin derin içime çektim. Ama bir yandan da plazaların, sıkışık trafikteki yüzlerce aracın egzosundan çıkan kokuların arasında nereden geldiğini bulmaya çalışıyordum. 15-20 metre ötede bir kadının kucağındaki sümbülleri gördüm.

Hemen Kanyon'un köşesindeki çiçekçiden aynı yoğunlukta kokmasa da bir kaç demet aldım masama koymak için.

Bahar...

Sümbüller, mimozalar, leylaklar, manolyalar, erguvanlar, leylaklar...

Sıcak yaz akşamlarında metrelerce uzaktan beni büyüleyip nerede olursa olsun yanına çağırmayı başaran; bazen bir evin duvarına, bazen korkuluklara dolayıp bedenini davetkar dallarını sağa sola yayan, her seferinde ruhuma hatıralarıma can veren hanımeli...

Bu akşam Zara'nın eski bir albümü Boyut'u dinlemek niyetiyle raftaki cdlere uzandığımda üzerindeki başka bir cd düşüverdi kucağıma.

Aslında beni bu kadar yazdıran; bahar, İstanbul hayalleri kurduran, hanımeline methiyeler düzdüren İstanbul Lounge by Salih Saka

Cumartesi, Ocak 02, 2010

Son Şarkılar

Candan Erçetin'in son albümü çıktı. Tabiki daha rafta yerini almadan, elimdeydi. Kartoneti hala matbaa kokarken...

Unutursun'u (Parça 10) zaten Açıkhava'daki konserinde söylediğinde yazmıştım bir kenara.

Bahar (Parça 11) isminden midir, melodisinden midir, benim havamdan mıdır bilinmez uzun zamandır beklediğim de tarif edemediklerime cevap verdi.

(Parça 6) orjinal adıyla Volver Amor; çok sevdiğim ve etkilendiğim ama o kadar da meşhur olmayan -Goran Karan'ın "stay with me" gibi-bu şarkıyı seçmesini Kova kadını olmamıza bağlıyorum.

Unutama Beni (Parça 4) Esmeray tarafından söylenen ve bir çocuk tarafından -ki benim çocukluğuma denk gelir- sevilip etkilenebilecek ritm ve cazibeye sahip olmamasına rağmen yine benim için çok özel bir şarkıyı seçmiş. -çocukluğumdan kalma şimdi bana garip gelen bazı hayranlıklarım var. Mesela Coşkun Demir ve şarkıları, Nil Burak'ın Yalnız Adam şarkısını Issız Adam cd'sini dinlerken hafızasını kaybeden birisinin geçmişini hatırlaması gibi hatırlamam-

Neyse konu dağılmadan albüme dönelim.

Özet olarak sevmediğim şarkı yok desem abartmış olmam :))

Ama bir şey var ki takıldı aklıma.

Benden başka farkeden var mı bilmiyorum ama Kırık Kalpler Durağı'nı dinlerken şarkının nakaratına girişlerdeki hızlı ve derin nefes alış sesleri şarkıya kapılmama mani oluyor.

Ya daha önceki albümlerde bu sesler temizleniyordu ya da Candan Erçetin'in artık nefesi yetmiyor. Galiba sigara da içiyordu, ondan olabilir.

Konu müzikten açılmışken eleştiri kokan satırlarıma başka bir sanatçı ve şarkıyla devam etmek istiyorum.

Demet Sağıroğlu'nun Tuna Kiremitçi'nin filmi için yaptığı söylenen ve söylediği "Adını Sen Koy".

Müzik Melih Kibar'a ait.

Sessiz Veda...

Üzerinde eğreti duran o sözlerle canım müziğe yazık etmişler. Tarihi bir yapıyı dokusuna hiç uymayan malzemeyle boyamaya benziyor.

Sessiz Veda, sözsüz bir veda ve öyle de kalmalı.

Yonca Lodi "Emanet" mükemmel. Adaşım diye taraflı davranıyorum sanmayın ama bu kadın süper şarkılar seçiyor ve mükemmel söylüyor.

Çarşamba, Kasım 18, 2009

Splendor In The Grass


Pink Martini'nin albümünü aldım bugün :)))

Komşu İş Sanat'ta 24 Kasım'da konseri var, ama bir ay öncesinden baktığımda bile tükenmişti biletleri :((( Artık albümle idare edicez napalım.

Fonda Pink Martini çalarken, daha romantik ve yumuşak bir şeyler yazmam gerekirdi ama bu aralar pek beslenemiyorum ;) Başka bir Pink Martini gecesinde inşallah!!!

Pazar, Ekim 18, 2009

Yağmur

Az önce yağan sağnak yağmurun ardından çam ağacının iğnelerinin her birinin ucunda biriken su damlaları, akşam üzerinin hafif karanlığında sokak lambalarının ışığının yansımasıyla elmas taneleri gibi parıldıyor.

Ömrümde ilk kez bu akşam gördüm.

Daha önce görmüştümde mi farketmemiştim yoksa hiç görmemiş miydim?

Belki tüm koşullar aynı anda oluşmamıştı.

Sadece 30 saniye görebildiğim bu olağanüstü manzaraya radyoda çalmaya başlayan Lara Fabian - Adagio'yu ekleyin.

Karşı konulmaz bir istekle yazmak istedim. Tesadüf defterim ve kalemim hemen yakınımdaydı.

Her şey beni etkilemek için tek tek bir araya geliyor gibiydi. Bi süre sonra radyo kanalları arasında gezinirken uzun süredir dinlemediğim ama çok sevdiğim başka bir şarkı çalmaya başladı.

Nalan Altınörs >"Değdi Saçlarına Bahar Gülleri"

değdi saçlarıma bahar küleği
nazende sevgilim yâdıma düştün
sevenin bahtına bir güzel düşer

sen de tek sevgilim aklıma düştün
nazende sevgilim yâdıma düştün

gözlerim yoldadır, kulağım seste
ben seni unutmam en son nefeste
ey ceylan bakışlım, ey boyu beste

gurbette sevgilim aklıma düştün
nazende sevgilim yâdıma düştün

sensiz dağ yoluna çıktım bu seher
öksüz kumru gibi güller lâleler
"sen niye yalnızsın?" sordular eller

gurbette sevgilim aklıma düştün
nazende sevgilim yâdıma düştün

Pazar, Ağustos 31, 2008

Ritmi Yakala

Koca bir yıl nasıl geçti anlamadım. 11 ay geçti ve Ramazan bu gece başlıyor. Son aylar nasıl geçti ben anlamadım. İnsanlar büyüdükçe zamanı yakalamıyorlar, oysa çocukken günler geçmek bilmezdi. Şimdi birinden diğerine yetişmek için çalabildiğimiz kadar çalıp başkalarına ekliyoruz ama yine yetmiyor yine bi şey anlamıyorsun.

Yaz geldi, hafta sonları tatilleri başlar derken dizimdeki menisküs yırtığına bağlanıp biraz hafiften geçirdim günleri. Dizlik çıktı tatile gittim geldim. Bir hafta sonra dizim daha şiddetli geri döndü. Artık merdivenleri iki ayağımı yan yana basıp inip çıkabiliyorum :( Sanırım artroskopi kaçınılmaz oldu. Yeter ki iyi oluyim ne yapılacağı önemli değil. Yoksa bu hayat çekilmez. Mecburen kesin çözüme kadar dizlik kullanmaya devam.

Bu haftasonu, dizliğe rağmen yapabileceğim ne varsa yaptım. Dans ettim :) Dizime ağırlık vermeden ama.


Şirketimizin toplantısı vardı Durusu'da. Toplantı, akşam yemeği, parti ve pazar sabahı ritim atölyesi çok güzeldi. Çalışma sonunda kullandığımız aletler de bizim oldu. Benim egg shaker'ım ve marakasım var artık :) bazılarının da darbuka ve zilleri. İyi bir organizasyondu çok keyifli geçti.

Cumartesi akşamki partimizde Direnen Mızıkacılar'la eğlenip dans ettik tam gecenin sonunda aniden bastıran sağnak yağmur da geceyi muhteşem finalle kapattı.


Yani Terkos Gölü'nden son haberler, cumartesi akşamı sıkı yağış aldı :)