Sanat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sanat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazar, Kasım 16, 2025

Seyahat Sanatı (Alain De Botton)



 Mutlu olma sanatı yazım sırasında yeni okumaya başlamıştım Seyahat Sanatı’nı. Yazarın Mutlu Olma Sanatı’nı da okumuş ama pek de etkilenmemiştim. Bu kitaptan da beklentim pek yoktu doğrusu.

Kendime seyahat hikayesi uydurmak kitaptan etkilendiğim için değil, zaman zaman içimden oynadığım bir oyunun sonuncusuydu. Ama uzun zamandır oynamıyorum, kabul 😊

Yine kitaptan en çok hoşuma giden bölümleri yazarın kaleminden aşağıya bırakıyorum. 

Bana hissettirdikleriyse…

Seyahat etmeyi seviyorum pek çok kişi gibi. Ama hakkını da  veriyorum fotoğraflarımla, geldikten sonra anılarımda daha sağlam yerleşmesi için araştırmalar yapıp yazıya dökerek. Hala yazmaya niyetim olduğu için sekmelerimi 2 yıldır kapatmadığım araştırmalarım var. Bergama 🙈

Tren yolculuğu en çok yapmak istediğim 😍

Şu taşınma telaşım bitsin ilk fırsatta yapacağım.

Ama servisle işe giderkenki serbest düşünmelerimin ne kadar kıymetli olduğunu gördüm.

Seyahat motivasyonunu kaybedip aotelde yatıyım ben” ne gerek dediği anların herkesin başına gelebileceğine şahit oldum.

Hissettiklerimi yazıya dökerken daha cömert olmam gerektiğini, Van Gogh’un Provence resimlerinin etkisiyle anladım. 

Ruhta, derinlerde hissedilen mutluluğun resim ya da yazıyla dışa taşması kıymetli. Kimse için değil kendim için. 

Blog yazarlığı ilk yıllarında, başkalarının okuması bilgilenmesi yorum yapması için etkin bir mecraydı. Yerini sosyal medyaya bıraktıktan sonra artık okuyanı olduğunu pek düşünmüyorum. Belki aramayla eşleşirse  bir içerik fark edilir, o da SEO’ya uygun işaretlemeler yapılmadıysa düşük bir ihtimal. Fark edilme savaşında çabam olmadığından, kişisel arşivim diyebiliriz. Kendime yazıp kendim okuyorum. 

Yapmayı unutmamayı dileyerek telefonumdaki seyahat resimlerini en eskiden bugüne tek tek inceleyip hakkını vermediklerime hakkını vermeye niyet ediyorum 🙏🏻


Syf 25: Yaşamda  beklentilerinizin dışında ne kadar çok şeyle karşılaştığımızı unutmaya meyilliyizdir.


Syf 34: Mutluluk, beklentilerimizdeki gibi kesintisiz ve uzun süren bir memnuniyet duygusu değildir. 


Syf 35: Bir yer en saf haliyle beklentilerde ve anılarda var olur


Syf 36: Bir mekanı mesken edinebilmemin en iyi yolu orada bulunmamın hiç bir zorunluluk hissi yaşatmamasından geçiyordu


Syf 38: Estetik ve maddesel nesneler sayesinde mutlu olabilme yetimiz öncelikle duygusal ve psikolojik ihtiyaçlarımızın sevgi anlayış kendini ifade etme ve saygı gibi ihtiyaçlarımızı tatmin etmemize bağlıydı


Syf 72: Yolculuklar düşüncelere gebedir. Hareket eden bir uçak gemi ya da tren kadar bizi kendimizle konuşmaya sevk eden pek az yer vardır. 

Düşünceyi kışkırtan şey aklın diğer kısımlarını müzik dinlemek veya bir sıra ağacı izlemek gibi eylemlerle görevlendirmektir aklın sürekli iş gören telaşlanan ve her şeyde kusur bulan kısmını bir süreliğine oyalar.  Ulaşım araçları içerisinde düşüncenin gelişimine en çok yardım eden araç tren olsa gerek


Syf 172: Çağdaşlarımızın ya da elitlerin değerleri canımızı sıkıyorsa bu gezegende başka yaşamlarında olduğunu hatırlamak ve bu topraklarda büyük işler yapan büyük insanların yanı sıra,  çimlerde tissip ses çıkaran incir kuşlarının da var olduğunu aklımızın bir köşesinde bulundurmak gönlümüzün biraz olsun ferahlaması yol açabilir belki


Syf 202: Yüce yerlerde vakit geçirmek, aklımızın sınırların zorlayan, yaşamımıza girip sinirlerimizi bozan ve eninde sonunda bizi toza dönüştürecek olan büyük olayları daha huzurlu bir sükunetle kabul etmemize yardımcı olur belki.


Gezip gördüğümüz yerlerin güzelliğine nasıl sahip olabileceğimiz sorusuna cevap arayan john Ruskin, beş temel sonuca vardı. Ama en önemlisi sanat yoluyla tasvir etmek. Bunun için gördüklerimizi yeteneğimiz olup olmadığını düşünmek sizin resme ya da yazıya aktarmalıyız.



Syf 249: Teknoloji güzelliğe ulaşmamızı kolaylaştırıyor ama ona sahip olma  ya da değerini bilme sürecini zorlaştırıyor.


Syf 250: Nasıl olsa fotoğraf güzelliği kaydediyordu dünyayı eskisi kadar dikkatli bakmaya gerek yoktu artık 

Pazar, Ağustos 10, 2025

Dolunaya Yürürken İlk Tablom - Masterpiece Galata

Kova burcu yaratıcılığı ile bilinir…

Son zamanlarda yaratıcılığımı dışa vurabileceğim bir şeyler yapmam gerektiği konusunda çokça öneri duydum. Hatta resim konusunda ısrarcı olan bile oldu. 

“Çöp adam bile çizemem ki ben” dedim her seferinde.

Geçenlerde Biletix’ten gelen Masterpiece resim workshopları mesajı dikkatimi çekti, belki de resmin “Dolunaya Yürürken” olmasıydı beni tetikleyen.

Kova burcunda dolunay zamanında denk geliş 🌕😄🙏🏻

Dolunaya Yürürken

Bir kaç saatlik workshop hayatında hiç resim yapmayanları hedefliyor gibiydi. Bu da cesaretlendirdi 😃

Masterpiece Galata’da Bulut hocanın sakin, pratik anlatımıyla elime ilk defa ucunda yağlı boya olan bir fırça aldım. 

Çöp adam çizemem belki ama güzel boyarım 😉👌🏼🎨👩‍🎨

Stüdyoda tuvalde temel çizim yapılmış olarak hazırdı, Bulut hocanın yönlendirmeleriyle zemini geçişli boyamayı başardım. Renk geçişleri biraz zorladıysa da, günün sonunda çok keyif aldığım gururla evimin duvarına astığım yağlı boya bir tablom oldu.



Devamı gelir bence 😉

Bu arada sadece resim değil heykel workshopları da varmış. İçimizdeki yaratıcılığı ortaya çıkarmak için güzel bir yol bence.

Maslak, Göztepe ve Galata’da şubeleri var. Ayrıca başka pek çok şehirde.

Masterpiece Galata

Biletix’te Galata



Pazar, Nisan 06, 2025

Prado Müzesi - Madrid

Madrid’e gidip Avrupa’nın en önemli sanat müzelerinden biri olan Prado Müzesi’ni ziyaret etmemek olmazdı. Gitmeden aylar önce aldığımız biletlerle belirlenen saatte, müze açılmadan bilette tanımlı kapıda sıraya girdik. 



Herkes kendi rotasında müzeyi rahatça gezsin diye çıkışta buluşma noktasını belirleyerek ayrıldık. Eserlerin önünde beklemeden seri bir şekilde katlar arasında dolaşsanız bile en az 3 saate ihtiyacınız var demişlerdi. Gerçekten de öyleymiş.

İspanyol ressamlar başta olmak üzere İtalyan rönesansının önemli sanatçıları Tiziano, Raphael ve Boticelli eserleri de müze koleksiyonunda yer alıyor. Leonardo’nun bir öğrencisi tarafından onun stüdyosunda yapıldığı tahmin edilen “Prado Mona Lisa” tablosunu da görebilirsiniz.

Prado Müzesi’nde beni en çok etkileyen Hieronymus Bosch oldu. Detayları bu yazıda…

Müze girişinde aldığınız haritayı takip ederek hiç bir galeriyi kaçırmadan rahatlıkla dolaşabiliyorsunuz. 
3 saatin sonunda biraz yoruluyorsunuz ama değiyor.





Cumartesi, Nisan 05, 2025

5 Nisan Bosch Day

Ben uydurmadım…
Beyaz eşyacı Bosch ile konunun hiç alakası yok
Google’a sorsanız bu nedir diye onun da bilgisi yok
İspanya’da Prado Müzesi’ne gidene kadar benim de haberim yoktu…

O zaman en başından başlayalım…

İspanya seyahatimizin önemli duraklarından biri de Madrid’de dünyaca ünlü 
Prado Müzesi’ydi. Eserlerin önünde durmadan yavaşça yürürseniz minimum 3 saate ihtiyacınız var.

Avrupa’nın önemli bütün müzelerini ve resim koleksiyonlarını görmüş biri olarak, şimdiye kadar gördüklerimden çok farklı ve çizgileriyle beni etkileyen bir ressamla karşılaştım müzede. Tablolarının karşısında saatlerce değil günlerce oturup her bir figürü tek tek anlamaya çalışmak isterdim. 


Dünyevi Zevkler Bahçesi üçlemesi (triptik) eserin adı. Yanlardaki kanatlar kapatıldığında resim tamamen gizleniyor.

Hieronymus Bosch, Rönesans’ın kuzeydeki temsilcilerinden biri sayılıyor. Yaşadığı dönemde eserleri kral ve asiller tarafından satın alınan ünlü bir ressam olmasına rağmen günümüzde hakkında çok az şey biliniyor.

Bosch, en ünlüsü Dünyevi Zevkler Bahçesiolmak üzere pek çok triptik resimlemiş. Adı geçen ünlü tablonun sol panelinde, Adem - Havva ve harikulâde hayvanlar eşliğinde cennet tasvir edilir. Orta panelde pek çok çıplak figür, eşsiz güzellikte meyveler ve kuşlarla birlikte dünyevi zevkler; sağ panelde ise günahkârların değişik biçimlerde cezalandırılışının gösteridiği cehennem resmedilmiştir. Dış paneller kapatıldığında ise rölyef (kabartma) üzerinde tanrının dünyayı yaratışı konulu eser görülmektedir. Bosch bu eserde resmin yapıldığı tablo yüzeyini epey pürüzlü seçmiştir. Bu durum o dönemin Flaman ressamları arasında yaygın olan ve resmin pürüzsüz bir yüzey üzerine uygulanıp esere insan eli değmiş hissini hafifletmek için kullanılan geleneksel resim tekniğiyle tam bir tezatlık oluşturur.

Bosch bir tanesi dışında tablolarının hiçbirine tarih atmamış. Bugün ona ait olduğu sanılan tabloların sayısı 25'ten daha azdır. İspanya kralı II. Philip'in, Bosch'un ölümünden sonra onun bazı tablolarını edinmek istemesine bağlı olarak Prado Müzesi günümüzde Dünyevi Zevkler Bahçeside dahil olmak üzere onun eserlerinin önemli bir kısmına sahiptir. (Kaynak: https://tr.wikipedia.org/wiki/Hieronymus_Bosch)



Pazar, Eylül 29, 2024

Münih’te Sanat

Alte Pinakothek 

14 ve 18. yy dönemine ait Avrupa resim sanatının yaklaşık 700 eserine ev sahipliği yapan güzel sanatlar müzesidir.

Bavyera Kralı Ludwig’in sanata olan  merakıyla 1836 yılında açılmış, dünyanın en eski galerilerinden biridir.

Kürk Mantolu Albrecht Dürer oto portresi müzesinin adeta yüzü haline gelmiş olsa da, Rembrandt, Botticelli, Brueghel, Rubens, Raffael’in de etkileyici tabloları yer alıyor. Ve hatta Arcımboldo Mevsimler serisini de görebilirsiniz.

1550- Nürnberg’li Albrecht Dürer kendimi 28 yaşında tasvir ettim.
Muhtemelen sanat tarihinin en sıradışı oto portresi

1545 - Hans Muelich, Bavyera Dükü V. Albrecht. 17 yaşında bir varis olarak gelecekteki imparator 1. Ferdinand’ın kızı Ardüşes Anna ile nişanını anmak için yapılmış.

1616-Rubens ve Brueghel, Çiçek Çelenkli Madonna. Önce Rubens Madonna ve melekleri yaptı sonra Brueghel çiçekleri yerleştirdi. 

Rogier Van der Weyden 1455

Raffaellino del Garbo 1500
1659-Ferdinand Bol, Amsterdam Şarap Tüccarları Loncası Valileri. 

Rembrandt’ın öğrencisi Ferdinand Bol, bu nedenle resime ilk baktığınızda Rembrandt’a ait olduğunu düşündürüyor. Hollanda portre resminin özel bir şekli olan grup portresinde yer alan kişiler belli bir ücret ödeyerek resimde yer alıyor. 
1636- İshak’ın Kurbanı, Rembrandt (Rembrandt Harmensz.van Rijn)

Klasik sanatın ardından Museum Brandhorst’ta modern sanatla devam ediyoruz.
Alte Pinakothek’te bilet alırken kombineyi tercih ederseniz 9 Euro yerine 12 Euro ile üç müzeyi birden gezebilirsiniz.

Brandhorst’un üç katında farklı sergiler bulunuyor.

Üst katta CY Twombly 1928-2011


2008 yılında Cy Twombly, Brandhorst Müzesi'ndeki salon için özel olarak "İsimsiz (Güller)" başlıklı altı resimden oluşan bir seri yarattı. Bu mekansal sahneleme, mimarlık ve sanat arasındaki karşılıklı etki ve koordinasyon nedeniyle benzersizdir. Büyük resimlerde üst üste binen yüzeylerden ve fırça darbelerinden oluşan bir dizi soyut gül görülüyor. Kırmızı, pembe, mavi, sarı ve yeşilin güçlü tonlarındaki sayısız çizgi tuval boyunca akıyor ve motiflerin gücünü ve yoğunluğunu resimsel bir şekilde güçlendiriyor.
 
Çiçekler ve onların kültürel ve tarihi önemlerinin incelenmesi Cy Twombly'nin çalışmalarında önemli bir yer tutuyor. Twombly, pek çok eserinde olduğu gibi güllere de küçük bir “gülün kültürel tarihini” anlatan edebi göndermeler ekledi. Cy Twombly, Rilke, Eliot, Dickinson ve Bachmann'ın şiirlerini kullanıyor ve hafıza, güzellik, erotizm, yalnızlık, kırılganlık veya ölüm gibi çok farklı temalara değiniyor. (Brandhorst Museum web sitesinden)


Giriş katta Alex Katz ve çeşitli sanatçılar


Bu yıl 97. yaşını kutlayan Alex Katz, çağdaş resmin en önemli temsilcilerinden biri. 70 yılı aşkın bir süredir devam eden uzun kariyeri boyunca kendini burayı ve şimdiyi tasvir etmeye adadı, bu yüzden sanatını "şimdiki zamanda resim yapmak" olarak tanımladı. 
Katz'ın en önemli eserlerinden biri “Siyah Elbise” (1960)'tir; burada eşi Ada'yı altı kez, her seferinde zarif bir siyah kokteyl elbisesi içinde tasvir eder. Aynı figürün tekrarı, Andy Warhol'un birkaç yıl sonra yarattığı Marilyn Monroe, Liz Taylor ve Jackie Kennedy portrelerindeki seri karakterle karşılaştırılabilecek bir film şeridini anımsatıyor. (Brandhorst Museum web sitesinden)


Amerikalı sanatçı Aaron Gilbert, geniş formatlı resimlerinde modern kapitalizmin şekillendirdiği dünyada bile gizli bir manevi düzeyin olduğunu gösteriyor. “Crossing Guard” (2022) filminde kıyametvari bir şehir manzarasında üç kişi gösteriliyor. Turuncu-mor gökyüzü Edvard Munch'un “Çığlık” (1893) eserini, güneş ise bir marka logosunu veya ilahi bir gözü anımsatıyor. Bütün bunlar sahneye gerçek dışı bir hava katıyor ve sanatçı bunu şöyle tanımlıyor: “Tasvir ettiğim bedenler kapitalizmin ağırlığı altındadır. Bu gücün çok mevcut olmasını istiyorum. Hayatımızda olduğu kadar işimde de hakim olmasını istiyorum. Bu güçler var ama oyunun kurallarını aşabilecek güce nereden erişebileceğimizi merak ediyorum. (Brandhorst Museum web sitesinden)

Pope.L, Parti Odası, 2001 
-1. Katta ise
Andy Warhol ve Keith Haring ile. Hayatın Partisi”, 
Her iki sanatçıya da adanmış dünyanın ilk kapsamlı kurumsal sergi. Gösterinin başlığı Keith Haring'in doğum günü partilerinin sloganından alınmıştır: "Party of Life" 1980'lerin MTV, disko, moda, hip-hop, new wave ve grafiti evrenini anlatıyor. Sergi bu ortamda Warhol ve Haring'in sanatsal dostluğunun izini sürüyor. 130'dan fazla eseriyle sanatsal öz imajı, işbirliğine ve ortak projelere açıklığı ve ortak vizyonu arasındaki paralellikleri ortaya koyuyor: Sanat erişilebilir olmalı ve mümkün olduğunca çok insana ulaşmalı.


Warhol ve Haring'in ikisi de Pensilvanya'daki Hıristiyan ailelerden geliyordu. Eşcinsel erkekler olarak yaratıcı ve sosyal yuvalarını, aralarında otuz yıl olmasına rağmen New York'ta buldular. Pop Art'ın kurucularından biri olan Warhol, genç Haring'e ilham kaynağı oldu. Kendisi de “Metro Çizimleri” ile kamusal alanı fethetti, sanatını aktivist poster kampanyalarında kullandı ve 1986 yılında uygun fiyatlı sanat objelerinin satışı için ikonik bir yer olan Pop Shop'u açtı. Bu süre zarfında Warhol ayrıca yeni teknikler, medya ve kanallar üzerinde deneyler yaptı. Son dönem çalışmaları televizyon programları, sipariş edilen sayısız eser ve ünlü kişilerin portreleri ile karakterize edilirken, aynı zamanda resme dönüş ve varoluşsal ve kışkırtıcı temalara dönüş ile karakterize edilir: "Son Akşam Yemeği", "Çekiç ve Orak" gibi resim grupları. ve "Bayanlar ve Baylar", acil toplumsal sorunlara ilişkin kesin gözlemleriyle buna tanıklık ediyor.
 
Warhol ve Haring'in çalışmaları aşırı sosyo-politik çalkantıların olduğu bir dönemde yaratıldı ve bugün hala oldukça günceldir. Sergide, iki sanatçının aşırı tüketim kültürü ve yeni medyanın olanakları, eşcinsellik, nükleer savaş korkusu, AIDS salgını ve aktivizm ile kriz zamanlarında toplumsal arayışlar arasındaki etkileşimi sekiz tematik düzlemde deneyimlenebiliyor. (Brandhorst Museum web sitesinden)










Cumartesi, Nisan 27, 2024

Art İstanbul Feshane

 Feshane'nin fes fabrikası halini görmedim ama yöresel fuarlarla başlayan, duman kokularıyla amacından sapan bir yere dönüşmesine şahit oldum.

Ne mutlu ki bu kez de sanat merkezine dönüşmüş halini ziyaret ettim.

Sosyal medyanın da gücüyle modern sanat farklı amaçlarla da olsa artık toplumun her kesiminden ilgi görüyor :)

Şubat ayında açılan ve 19 Mayıs'a kadar sürecek olan Londra Tate Modern Sanat Müzesi koleksiyonundan Dinamik Göz: Optik ve Kinetik Sanatın Ötesinde.

Elektro manyetik müzik en ilgimi çeken eserlerden biri oldu.


Diğerleri de ışık ve renklerle oynayanlar :)



Aynı zamanda Türk grafik sanatının ustalarından  hattat ve cilt sanatçısı Prof.  Emin Barın'ın "Ne Senden Rüku, Ne Benden Kıyam" sergisi de aynı çatı altında.

Emin Barın'ın eserlerini aslında yıllardır görüyormuşuz da farkında değilmişiz.

Sergi alanında yer alan hayatı ve önemli eserleri hakkındaki bilgilendirme duvarı öğretici ve hayranlık uyandırıcıydı.

Anıtkabir'de yer alan Gençliğe Hitabe ve Onuncu Yıl Nutkunu taş kabartma üzerine altın varakla o yazmış.

Üstadın arap harfleri ve latin harfleriyle yaptığı çalışmalardan çok etkilendim.

Şuraya Mimar Sinan Üniversitesi Sanal Sergisinin linkini bırakıyorum. 

https://sanal-sergi.msgsu.edu.tr/emin-barin-sergisi/

Kronolojik hayatı için de bu link

https://www.aa.com.tr/tr/kultur-sanat/bir-yazi-sevdalisi-hattat-emin-barin/2090853#



Cumartesi, Ekim 21, 2023

Yeniden Turist- İstanbul

 Yeniden İstanbul’da turist olmak 😁

Yıllardır ihmal ettiğim, gitmemenin eksikliğini hissettiğim Dolmabahçe Sarayı ile başladım tura.

Üstelik akşamdan sadece İstanbul Modern’i belki Gülhane’de ki Edebiyat Müzesi olur diye düşünmüşken.

Sen yola çıkmaya niyet et yeter ki, yol seni götürür gitmen gereken yerlere.

Turist yoğunluğu sevindirici şekilde çok, kruvaziyer gemilerinin etkisi de vardır mutlaka. 

Müze kartı çok seviyorum 🥰

Hem hızlıca geçiş yapmanızı sağlıyor hem de çok avantajlı. Dolmabahçe’de girişte kuğu heykelli havuzun karşısındaki gösterişli kapıdan giriş yapılan Selamlık bölümü için ekstra bilet almanız gerekiyormuş. Dış kapıda satıldığı için biletler tekrar dönüp almadan devam etmeyi tercih ettim. Yani Selamlık binasını görmedim.

Müzekart’la ücretsiz giriş yapılan Resim Müzesi ve Harem bölümlerine gittim.

Harem binası Atatürk’ün odasını görmek için önemliydi. 

Resim Müzesi ise Şeker Ahmet Paşa çay salonu için ☺️


Yapının. dışı kadar içi de gösterişli. 

Tavanlardaki işlemeler, mobilyalar, avizeler


Avrupa’da pek çok saray kale gezmiş biri olarak onlardan hiç bir farkı yok. Ama bu yapılar beni darlıyor o kesin. Bir an önce çıkmak istiyorum içinden.

Yönlendirme odalar arası geçiş oldukça başarılı kaybolmuyorsunuz. Ama kapalı oda kapıları da var içeride ne olduğunu merak ediyorsunuz.

Abdülmecid’in atölyesi bölümündeki canlandırma ve aynayla odanın iç tarafını gösterme amacı güzel uygulanmıştı.

Resim müzesinde oldukça zengin bir koleksiyon var. Diğer yandan padişah portrelerindeki bazı orantısızlıklar dikkatimi çekti. Resimden anlayan biriyle gezip değerlendirmeyi isterdim doğrusu.


Gelelim çay salonuna gerçekten keyifli ve hoş bir bölüm. Gittiğimde tamamen boş olması daha da hoştu. Sanırım bu tür yerlerde siz çıkarken kalabalığın geldiğini görmek tatlı bir haz veriyor insana. Günün kazananı gibi hissettiriyor. 

Lodoslu bir günde Dolmabahçe’den İstanbul Boğazı’nın ritmik hareketlerini ve dalgaların denize inen basamakları yıkamasını izlemek farklı bir keyifti doğrusu.


Dolmabahçe’den sonra ki durak İstanbul Modern…

Galata Port’un kuzey kapısından girip İstanbul Modern’e kadar yürürken bir kaç mağazaya girip çıktım ama alışveriş modunda bir turist değildim.

İstanbul Modern özel müze olması sebebiyle Müzekart geçmiyor. Ücretsiz günleri de var ama kalabalık sevmediğim için tercih etmedim.

Yine Avrupa’daki müzeler gibi önce emanete çantanızı bırakıyor sonra elinizi kolunu sallayarak geziyorsunuz.

Müzenin restoranının methini duymuştum. Saat de öğleyi geçtiğinden önce bir şeyler yiyip sonra gezmeye karar verdim.


Gerçekten çok güzel bir manzarası var. Yemek de güzeldi. Kafamda buraya getireceklerimin listesini yaptım, tek başıma bu anın tadını çıkarırken.

Böyle güzellikleri sevdiklerinle paylaşınca daha da mutlu oluyor insan.

Yemek sonrası önce seyir terasına çıktım.

Terasta martılar için bir sonsuzluk havuzu ile karşılaştım. Manzara daha da büyüleyici. Gün batımı nasıl olur diye geçti hemen aklımdan.


Bu arada restorana müze bileti almadan da gelinebiliyormuş.

Seyir terasından ayrılmak istemesem de hızlıca müzenin kalanını dolaştım. Okul gezisi ile bir sürü çocuk vardı. Çılgınca gördükleri her şeyin fotoğrafını çekmeye çalışıyor, öğretmenleri onları bir arada tutmaya çalışıyor ve onlar birbirlerini çığlık çığlığa bir şeyler söylüyor.


Bu sefer şansım yaver gitmedi sakin sakin gezmek için diye düşünürken, emanetten çantamı alırken güvenliğin 500 kişilik grup var, bireyselleri bekletelim cümlesini duyunca yine o tatlı hazzı yakaladım.

Hava o kadar güzel ki biraz daha ne yapsam diye düşünürken Paket Postanesi’ne yürüyüp Divan’da da tarihi yarımadaya karşı kahvemi içerek turumu tamamladım.

Ruhumda tatlı bir huzur, sanatın ve güzelliklerin verdiği iyilik hali.

Yazmadan yatmak istememek de bu hallerin sonucu olsa gerek.

Teşekkürler ve aferin kendime ❤️🙏🏻🍀



Cuma, Kasım 18, 2022

Denk Gelişler



Bir şeyi çok istersiniz

Gider, gelir bakarsınız 

Bugün, yarın, ha şimdi derken aylar geçer üzerinden

Sonra bir gün yolunuz kesişir hem de olabilecek en iyi deneyimle.

İstanbul Kumruları, Beykoz Cam Ocağı Vakfı ve Meral Değer'le işte tam da böyle kesişti yollarımız.

O çok beğendiğimiz İstanbul Kumruları'nı almak için Cam Ocağı'na gittiğimizde; Meral Hanım'ın uzun zaman üzerine ilk defa üretim için orada olması, kumrularına yapılışına şahit olmamız, sohbetimiz, vakfın kurucusu Yılmaz Yalçınkaya'yla tanışmamız kumruları daha da değerli hale getirdi.

Bir avuç korun kumruya dönüşmesi büyüleyici.

Meral Değer'in kendi sesinden kumruların hikayesi için link aşağıda.

https://vimeo.com/352032301

Bu da bizim karşılaştığınız günden…






Pazartesi, Nisan 15, 2019

Budapeşte-Macaristan

9-11 Mart 2019_Budapeşte
Özgürlük (Liberty Köprüsü), arkasında Palmiye Tutan Özgürlük Heykeli ve Gellert Tepesi
Gecesi gündüzünden güzel şehir olarak tarif edilen, Tuna Nehri'nin ayırdığı Buda ve Peşte'yi birbirine bağlayan köprüleri ve gösterişli gotik, romanesk binalarıyla bu sözün hakkını veren sevimli bir yer Budapeşte.

Bu yüzden de gündüz gördüğünüz pek çok şeye bir de gece ziyareti yapmayı planlarınıza eklemek kaçınılmaz oluyor.

Zincirli Köprü, Elisabeth Köprüsü, Özgürlük Köprüsü

Özgürlük Köprüsü
Zincirli Köprü ve Buda Kalesi
Elisabeth Köprüsü

En gösterişli ve gezip görülecek yerlere yürüyerek ulaşımı sağlayan noktalarda konumlanmışlar.

Bir gün içerisinde 3 köprüden git-gel yaparak toplamda 33 bin adımlık rotayla günlük en uzun yürüyüş rekorumuzu burda kırmış olduk.

Mart ayı için mevsim normallerinde soğuk, zaman zaman güneşli arada bir yağmurlu 3 gün geçirdik.

Tuna Nehri boyunca yürürken  günlük hayata monte edilmiş heykeller çıkıyor karşınıza. Siz de heykelin pozuna dahil olup o anı ölümsüzleştirmekten alamıyorsunuz kendinizi.

En meşhurlarından Küçük Prenses;



Parlamento binası yakınındaki Macar şair Attila Jozsef,



Varosliget şehir parkındaki ürpertici heykel, Anonymous


İsimsiz tarih yazan heykeli olarak biliniyor, kalemine dokunmanın eğitim hayatına başarı getireceğine inanılıyormuş.

Zaten heykellerin sürekli dokunulan bölümleri aşırı parlak görüntüsünden hemen fark ediliyor.

Şehir parkı içinde görkemli Vajdahunjad Şatosu yer alıyor. Etrafındaki hendeğin normal koşullarda suyla dolu olduğunu düşündüğüm ortaçağdan kalma gibi gözüken bu yapı aslında yüz yıllık bir geçmişe sahipmiş. Yani bir nevi  masal şatosu.



Bölgeyle ilgili okuduklarımda şato etrafındaki göletin kışın buz pisti olarak kullanıldığı yönünde.

Budapeşte'nin sembollerinden biri de Kahramanlar Meydanı. Varosliget'de bu meydanın arkasında yer alıyor.


Burada ve pek çok yerdeki kabartma ve heykellerde bir zamanlar Osmanlı yönetiminde olan bölgenin Osmanlı'dan kurtulma mücadelelerini sergiliyor.

Buda Kalesi'nin Dış Duvarındaki Kabartma
Budapeşte'de uçaktan inip şehir merkezine doğru otobüs yolculuğu yaparken etrafta gördüğünüz tabelalar, isimler o kadar tanıdık geliyor ki. Bir kaç saat sonra "bi ayda Macarca'yı sökerim ben yaaa" kıvamına geliyorsunuz.

Büfe, büfe mesela.

Resim yazısı ekle
Egyetemi, eğitimle ilgili bir şey olduğunu düşündürdü üniversiteymiş.

Ama en sevdiğim "bıcıklıbolt" bisiklet, bisikletçi demekmiş. Genelde dükkan olan yerlerin isminin sonunda "bolt" sözcüğü geçiyor.


Avrupa şehirlerinde en sevdiğim yerler orjinalliğini kaybetmemiş eski dükkanlar.

Diğer Avrupa şehirlerinin aksine Tuna Nehri'ndeki konforlu tur teknesinde (Legenda Cruise) dil seçeneklerinde Türkçe olması güzeldi.

Ertesi gün dolaşmayı planladığımız pek çok yer hakkında ön bilgiler tur sırasında öğrenmiş olduk.

Parlamento Binası

Haaa bir Macarların ne kadar zeki olduğunu :)

Edison'dan, aslında ilk dinamo motorunu bulanın bir Macar olduğundan, kübürik zeka küpünün de onların eserleri olduğundan ve daha bir şeylerden bahsediyordu ama sıkılmış olsam gerek; gerisini hatırlamıyorum.

Ama gece ışıklandırılmış mekanları nehirden görmek oldukça etkileyici, mutlaka yapılmalı. En şık 3 köprüyü kapsıyor gezi rotası.

Bir de şehrin ortasına binaların arasına Budapeşte Eye kondurmuşlar. Son derece gereksiz olduğunu düşünüyorum çünkü sadece en tepeye çıktığınızda geniş bir alanı görebildiğiniz dönme dolapla etraftaki binaları seyretmek mantıklı gelmedi bana. (9 euro)

Bir sonraki günün aksiyonu Gellert Tepesine tırmanmakla başlıyor. Manzara güzel, yamaç dik. Kış soğuğunda bir tişörtle kalana kadar ısıtıyor sizi.

Tepeye vardığınızda Citadella ve elinde palmiye tutan özgürlük heykeline varıyorsunuz. Tuna Nehri'ni boylu boyunca görebildiğiniz güzel bir seyir noktası.


Bir sonraki ziyaret noktası olan Buda Kalesi için inişe geçiyorsunuz. İnmesi çıkmasından çok daha kolay :)

Sahil boyunca Buda Kalesi'ne doğru yürürken Bomo Art isimli yazı malzemeleri ve muhteşem kağıt, defter ve benzeri ürünler satan mağazaya girmemezlik etmeyin.

Oldukça küçük bir dükkan ama yazı meraklıları için saatlerce kalıp huzura erilecek bir yer.

Mağazadan zorla ayrılıp hemen ilerden kaleye giriş yapıyorsunuz, neyseki yürüyen merdivenle çok zorlanmadan yukarıya çıkıyorsunuz. Kalenin öteki ucundaki çıkış noktasında ise finiküler var. Merdivenler ücretsiz, finiküler ücretli.

Manzara güzel, kale bildiğiniz kale.

Devam ettiğinizde Matthias Kilisesi (Kanuni Budin'i feth ettiğinde fetih namazını burda kılmış ve sonrasında Fethiye Cami adıyla varlığını sürdürmüş. Siyah kulesinin o zamandan kalan minaresi olduğu söyleniyor.)

Porselenleri ile ünlü Macaristan'da Matthias Kilisesi gibi alışıldık kiremit çatıların aksine sanat eseri görünümlü çok renkli ve parlak çatı kaplamaları gördüğünüz yapılarda kullanılan porselen kiremitler.

Yapılara eşsiz bir hava kattığı kaçınılmaz bence.



Kilisenin hemen arkasında ki Balıkçı Tabyası bu tepedeki ardı ardına ziyaret edilebilecek noktalardan. Peşte tarafındaki en etkileyici bina olan Parlamento binasını da tüm heybetiyle buradan görüntüleyebilirsiniz.

Gündüz yaptığımız Buda ziyareti sonrası Peşte'ye dönüp otelde biraz dinlendik. Malum gece başka güzel olan şehri gün batımından sonra bir daha görmek gerekiyor, yürümek için de güç :)

Bu kez Zincirli Köprü'den yürüyerek karşıya geçip, finikülerle kaleye çıktık. Gündüzün aksine gece daha az ziyaretçisi olan kalenin bahçelerinde dolaşmak, aydınlatılmış avlu ve heykellerini görmek son derece keyifli oluyor.

Bu seyahatimizde hiç müze gezmedik ama Buda Kalesi'nde görülmesi gereken önemli müzeler olduğunu söylemeden geçmeyelim.

Budapeşte gezisi notlarına Parlamento Binası, Gellert Tepesi altındaki kaya kilisesi,  yüz yıllık pazar yeri ve yüzen otobüs River Ride ile devam etmeyi düşünüyorum. Umarım çok uzamaz ;)

15 Nisan 2019