Turist etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Turist etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Çarşamba, Nisan 02, 2025

Bir Seyahat Günlüğü - Madrid

İspanya'nın başkenti Madrid, görkemli mimarisi  ve renkli kültürüyle seyahat etmeyi sevenlerin mutlaka ziyaret ettiği bir şehir.


Madrid’in renkli dünyası uçaktan inip pasaport kontrolüne yürüdüğünüz koridorda karşılıyor sizi. Hele bir de güneş bu camlardan içeri girdiği sabah saatleriyse mutlu giriş yapıyorsunuz ülkeye.



Geniş caddelerde gösterişli tarihi binaların kapısında yer alan tabelalardan Türkçe ve İngilizce’den devşirdiğimiz kelimelerle bakanlıklar olduğuna kanaat getiriyoruz. Evet burası başkent 😄


Plaza de Espana’daki Cervantes heykeliyle başlıyoruz Madrid turumuza. Don Kişot’un yazarı İspanyolların Sheakspearı, bir süre İstanbul’da esir olarak yaşadığı rivayet edilen Miguel de Cervantes.



Madrid'in ikonik yapılarından biri olan Kraliyet Sarayı (Palacio Real de Madrid),  İspanyol kraliyet ailesinin resmi ikametgahı ve barok mimarisinin en güzel örneklerinden biri. Atlı süvarileri ve bahçesindeki tavus kuşlarıyla tanışma fırsatı bulduk 😂


Saraya sadece birkaç adım mesafedeki Almudena Katedrali ise etkileyici mimarisi, vitrayları ve vitraylardan geçerek katedralin içini boyayan güneş ışıklarıyla büyüleyici bir görsellik sunuyor.




Plaza de la Armería,  Kraliyet Sarayı (Palacio Real) ile Almudena Katedrali arasında yer alan önemli bir meydan. Özellikle hava kararıp sokak lambaları yandığında çok güzel görünüyor. 



Mercado de San Miguel, Madrid'in en ünlü ve turistik pazarlarından biri. 1916 yılında inşa edilen bu tarihi pazar, zarif demir ve cam mimarisinin yanı sıra tapas barları, taze deniz ürünleri tezgahları ve İspanyol mutfağının çeşitli lezzetlerini sunan stantlarıyla ünlü. Lezzetlerin görsellikle buluştuğu tezgahlardan özellikle envai çeşit zeytinler ve peynirden minik çiçek buketleri çok etkileyiciydi.

@flores.de (www.floresdequeso.com)



17. Ve 19. yy arasında Avrupa’da hükümetlere ek gelir sağlamak amacıyla evlerin sahip olduğu pencere sayısına göre vergi alınıyormuş. Sanırım bu bina da vergi nedeniyle tuğla ile örülmüş pencerelere sahip. 


İspanyolların balkon kapatma işini yüzyıllar önce güzel bir şekilde çözdüğünü düşünüyorum. Bu kadar estetik ve zarif cam balkonlara hayran olmamak mümkün değil. 





Plaza Mayor, Madrid’in merkezinde yer alan ikonik ve tarihi bir meydan. Karakteristik kırmızı tuğlalı binalar ile çevrili meydan boyunca sıralanmış restoran ve kafeler tüm turistlerin olmazsa olmaz buluşma noktası. Tarihi 17. Yüzyıla dayanan meydanda orijinal dokusu bozulmamış renkli ahşap cepheli dükkanlar ve dış cephesindeki freskleriyle süslü taş bina "Casa de la Panadería" dikkat çekiyor. Plaza Mayor’da ve şehrin pek çok yerinde bulabileceğiniz bocadillo de calamares (kalamar sandviçi) deneyebilirsiniz ancak benim tercihim “boquerones en vinagre” sirkeli hamsi. Kesinlikle tavsiye ederim.



Sokaklarda dolaşmaya devam ederken bina cephelerini süsleyen tabela işlevi gören kabartmalar, yazılar, demir balkonlar, ahşap panjurlar dikkat çekiyor. Şal desenli modern binalar da 😅




Confitería El Riojano 1855 yılında kurulan tarihi bir pastane, dekorasyonu ile orjinalliğini neredeyse koruyor. İspanya’da pastanelerin camına yapıştığım doğrudur. Lezzetlerinin hepsini denemek istesem de bir iki çeşitle sınırladım kendimi.





İspanya diyince aklımıza gelen önemli bir aksesuar yelpaze. Onun da fabrikasını bulduk. Tasarım ve el işi yelpaze çeşitleri çok güzel görünüyor. Güzel bir yelpaze 75 euro civarı




Ben Sol Meydanı diyeyim siz Puerta Del Sol…

İspanyolca'da "Güneş Kapısı" anlamına gelen bu meydan, İspanya'nın kilometre sıfır noktası ve ülkenin dört bir yanına giden yolların başlangıç noktası olarak kabul ediliyor.


Gran Vía, Madrid'in en ünlü ve hareketli caddelerinden biri. 20. yüzyılın başında inşa edilen bu cadde üzerinde birçok mağaza, tiyatro, sinema ve restoran var. Mimari açıdan da dikkat çekici olan cadde, farklı tarzlarda yapılmış binaları ve çatılarındaki heykelleri ile biliniyor. Çatı heykelleri Madrid’in genelinde yaygın.





Yeniden tatlıya dönüş yapıp churros deneyimimizi paylaşıyorum. Churreria Chocolateria 1902…

Churros ile sıcak çikolata gibi geleneksel İspanyol tatlılarını sunan ünlü bir mekan. İncecik churroslar ve yanında sıcak çikolatası kesinlikle denenmeli. Ayrıca mekanda ücretsiz soğuk suyunuzu kendiniz doldurarak içebiliyorsunuz.




Parlamento bölgesinde bulunan CaixaForum, sergiler, konserler, konferanslar ve diğer kültürel etkinliklere ev sahipliği yapan bir yer. 24 metre yüksekliğinde 250 farklı türden 15 bin bitkinin kullanıldığı ikonik bir dikey bahçesi olan binanın girişinde (sanırım orijinal ölçülerde) dinazor iskeleti sergileniyordu.



Plaza De Toros, boğa güreşleri yapılan arenalara verilen isim. Las Ventas’ı gördük dışarıdan. Arena’nın arka tarafında Matador müzesi diyebileceğimiz ücretsiz ziyaret edilen bir bölüm var. Matador kılıçları, kostümleri ve resimleri yer alıyor.


Yine Sol yakınlarında Alpargatería Casa Hernanz, geleneksel İspanyol ayakkabıları olan espadrillerin üretimi ve satışıyla tanınan tarihi bir dükkân. 1845 yılında kurulan mağazada el yapımı espadriller ilgi çekici.



Madrid’in meşhur bir gün batımı tepesi var dediler. En önden bir bank kapıp gün batımını huzurla beklerken, arkamı döndüğümde parkın tüm çimlerinin insanlarla kaplı olduğunu görünce şaşırdım. Çünkü öyle çok da abartılacak bir manzara değildi.






Cumartesi, Ekim 21, 2023

Yeniden Turist- İstanbul

 Yeniden İstanbul’da turist olmak 😁

Yıllardır ihmal ettiğim, gitmemenin eksikliğini hissettiğim Dolmabahçe Sarayı ile başladım tura.

Üstelik akşamdan sadece İstanbul Modern’i belki Gülhane’de ki Edebiyat Müzesi olur diye düşünmüşken.

Sen yola çıkmaya niyet et yeter ki, yol seni götürür gitmen gereken yerlere.

Turist yoğunluğu sevindirici şekilde çok, kruvaziyer gemilerinin etkisi de vardır mutlaka. 

Müze kartı çok seviyorum 🥰

Hem hızlıca geçiş yapmanızı sağlıyor hem de çok avantajlı. Dolmabahçe’de girişte kuğu heykelli havuzun karşısındaki gösterişli kapıdan giriş yapılan Selamlık bölümü için ekstra bilet almanız gerekiyormuş. Dış kapıda satıldığı için biletler tekrar dönüp almadan devam etmeyi tercih ettim. Yani Selamlık binasını görmedim.

Müzekart’la ücretsiz giriş yapılan Resim Müzesi ve Harem bölümlerine gittim.

Harem binası Atatürk’ün odasını görmek için önemliydi. 

Resim Müzesi ise Şeker Ahmet Paşa çay salonu için ☺️


Yapının. dışı kadar içi de gösterişli. 

Tavanlardaki işlemeler, mobilyalar, avizeler


Avrupa’da pek çok saray kale gezmiş biri olarak onlardan hiç bir farkı yok. Ama bu yapılar beni darlıyor o kesin. Bir an önce çıkmak istiyorum içinden.

Yönlendirme odalar arası geçiş oldukça başarılı kaybolmuyorsunuz. Ama kapalı oda kapıları da var içeride ne olduğunu merak ediyorsunuz.

Abdülmecid’in atölyesi bölümündeki canlandırma ve aynayla odanın iç tarafını gösterme amacı güzel uygulanmıştı.

Resim müzesinde oldukça zengin bir koleksiyon var. Diğer yandan padişah portrelerindeki bazı orantısızlıklar dikkatimi çekti. Resimden anlayan biriyle gezip değerlendirmeyi isterdim doğrusu.


Gelelim çay salonuna gerçekten keyifli ve hoş bir bölüm. Gittiğimde tamamen boş olması daha da hoştu. Sanırım bu tür yerlerde siz çıkarken kalabalığın geldiğini görmek tatlı bir haz veriyor insana. Günün kazananı gibi hissettiriyor. 

Lodoslu bir günde Dolmabahçe’den İstanbul Boğazı’nın ritmik hareketlerini ve dalgaların denize inen basamakları yıkamasını izlemek farklı bir keyifti doğrusu.


Dolmabahçe’den sonra ki durak İstanbul Modern…

Galata Port’un kuzey kapısından girip İstanbul Modern’e kadar yürürken bir kaç mağazaya girip çıktım ama alışveriş modunda bir turist değildim.

İstanbul Modern özel müze olması sebebiyle Müzekart geçmiyor. Ücretsiz günleri de var ama kalabalık sevmediğim için tercih etmedim.

Yine Avrupa’daki müzeler gibi önce emanete çantanızı bırakıyor sonra elinizi kolunu sallayarak geziyorsunuz.

Müzenin restoranının methini duymuştum. Saat de öğleyi geçtiğinden önce bir şeyler yiyip sonra gezmeye karar verdim.


Gerçekten çok güzel bir manzarası var. Yemek de güzeldi. Kafamda buraya getireceklerimin listesini yaptım, tek başıma bu anın tadını çıkarırken.

Böyle güzellikleri sevdiklerinle paylaşınca daha da mutlu oluyor insan.

Yemek sonrası önce seyir terasına çıktım.

Terasta martılar için bir sonsuzluk havuzu ile karşılaştım. Manzara daha da büyüleyici. Gün batımı nasıl olur diye geçti hemen aklımdan.


Bu arada restorana müze bileti almadan da gelinebiliyormuş.

Seyir terasından ayrılmak istemesem de hızlıca müzenin kalanını dolaştım. Okul gezisi ile bir sürü çocuk vardı. Çılgınca gördükleri her şeyin fotoğrafını çekmeye çalışıyor, öğretmenleri onları bir arada tutmaya çalışıyor ve onlar birbirlerini çığlık çığlığa bir şeyler söylüyor.


Bu sefer şansım yaver gitmedi sakin sakin gezmek için diye düşünürken, emanetten çantamı alırken güvenliğin 500 kişilik grup var, bireyselleri bekletelim cümlesini duyunca yine o tatlı hazzı yakaladım.

Hava o kadar güzel ki biraz daha ne yapsam diye düşünürken Paket Postanesi’ne yürüyüp Divan’da da tarihi yarımadaya karşı kahvemi içerek turumu tamamladım.

Ruhumda tatlı bir huzur, sanatın ve güzelliklerin verdiği iyilik hali.

Yazmadan yatmak istememek de bu hallerin sonucu olsa gerek.

Teşekkürler ve aferin kendime ❤️🙏🏻🍀



Cuma, Eylül 23, 2022

Niyet - Kısmet (Arkeoloji Müzesi)

Bugünki planım İstanbul’un en güzel kütüphaneleri listesinde yer alan Ahmet Hamdi Tanpınar Edebiyat Müzesi ve Kütüphanesi’ni görüp orada yazı yazmaktı.

Çantamı toplayıp Gülhane’ye gitmek üzere yol çıktım.

Hava sabahki tatlı güneşin aksine, serin ve kara bulutlarla yağdı yağacak. Üşüme ve ıslanma garantili.

Yağmurluk mu, şemsiye mi derken şemsiyede karar kıldım.

Ama bir şeyi göz ardı etmiştim,

Şemsiye alırsan yağmaz 😂

Şemsiyem de öyle katlanıp çantaya girenlerden değil, rahmetli Celal Birsen markasının baston şemsiyelerinden.

Yağmur çiselese de şemsiye açacak değil.

Gülhane’ye geldik.

Nerdeymiş bu müze diye bakarken, ana girişin hemen solundaymış. 

Kapalı mı acaba derken 6 Haziran 2022’de restorasyona girdiği yazısını gördüm.

“Üzüntü ve muz kabuğu”repliğini bilenler anlıycaktır beni. 😩

Madem buraya kadar geldim, hemen sağdan kıvrılıp Arkeoloji Müzesi’ni göreyim. Bahçesinde kahvemi içeyim.

Çok uzun zaman oldu gelmeyeli en son gelişim blog arşivimden bulunabilir 😁 (Temmuz 2008)

https://dortyaprakliyonca.blogspot.com/2008/07/arkeoloji-mzesi.html

Bi dönem müze gezgini olmuştum.

O günden bugüne çok şey değişti. Artık müze kart mobilde. Hızlıca barkod oluşturup kolayca giriş yaptım. 

Çinili Köşk’ü daha önce ziyaret ettiğimi hatırlamıyorum. Önce onu gezdim. Çinilerdeki yonca desenini bulduysam burdaki görev tamamlanmıştır.




Bu arada, dezenfektandır, çöp kovasıdır, yönlendirme tabelasıdır daha kadraja girmiycek yerlere düşünülerek konsa  daha iyi olmaz mı?



Devasa yan pencereleri ile oldukça aydınlık oluşu ama muhtemelen çinilerin rengini kaybetmemesi için storla kapatılmış olması dikkatimi çekti.

Ve Arkeoloji Müzesi…

Sergileme şekli baştan aşağı yenilenmiş eski yazımdaki bir kaç resimle karşılaştırıldığında ciddi değişim çok net görünüyor.

Çok modern ve etkileyici bir teşhir sağlanmış. Camekanlar, dönemi anlatan duvar resimleri, ışıklandırmalar ve üst kat galerileri.

Müze için geniş bir zaman ayırıp dura, inceleye gezmek istediğim için bugün sadece keşif amaçlı hızlı bir turla ne olmuş, nasıl olmuşa baktım.

Ama çok güzel olmuş. 😍

Galerilerdeki banklar dinlenmek ve içeride daha fazla vakit geçirip eserlere yakın olmak için iyi düşünülmüş.

Diğer yandan yere oturmuş karşısındaki heykeli resmeden birini görmek Avrupa’da ki müzelerde gördüğüm müzeyle insanların birlikteliğini hissettirmesi açısından keyif vericiydi.

İlk fırsatta uzun bir gezi için tekrar gideceğim.

Bu aralar Reels videolarını yapıyorum gittiğim yerlerin. İnstagram hesabımda görebilirsiniz.

Bir kaç müze fotoğrafı da buraya bırakalım.





 

Salı, Ekim 18, 2016

Roskilde'den Kalanlar (Danimarka devam)

Bu sefer ki rotamız Kopenhag’tan yarım saatlik tren yolculuğuyla ulaşabileceğiniz Roskilde...

Tren yolculukları hariç 24.797 adım atacağınız keyifli bir yolculuk.

Seyahatimin en güzel noktalarından biriydi.

Sebebi Roskilde ziyaretimiz, burada yer alan Viking müzesi...


Sevimli,sakin küçük bir kasaba, çarşısında en çok optikçilerin oluşu ise dikkatimi çekti :)

Sahilde yer alan Viking müzesine gitmek için tren istasyonundan sahile doğru yürümeye başlıyorsunuz.

İlk karşılaştığınız gösterişli yapı  Roskilde Katedrali...


Küçük bir kasaba ama iddialı bir yapı. Çünkü Roskilde geçmiş yüzyıllarda Vikinglere başkentlik yapmış bir yerleşim yeri...


Yaklaşık 1000 yıl önce Viking kralı Harold Bluetooth tarafından ahşap bir kilise olarak yaptırılan bugünkü katedral, zaman içerisinde Kuzey Avrupa’nın ilk gotik mimari örneklerinden biri olacak eklemelerle, 1170 yılında tuğladan yapılmaya başlanmış. 40’tan fazla kral mezarının yer aldığı katedral  1995 yılında Unesco Dünya mirası listesine alınmış.


İlk hedefimiz Viking Gemi Müzesi  olduğundan içini gezmedik ama gezilesi bir yer olduğu şüphe götürmez.
Katedralden sahile doğru gitmek istediğinizde bir parktan geçmeniz gerekiyor.  İşte burası durup bakmadan, çimenlere yatmadan, fotoğraflamadan geçebileceğiniz bir yer değil.


Parktan ayrılmayı başabilirseniz, park bitimindeki caddeyi karşıya geçtiğinizde Viking Gemileri Müze’sindesiniz.
Bu müzede İ.S. 1000 yılına ait beş viking gemisini görebilir, Viking gemilerinin nasıl yapıldığını dışardaki atölyelerde deneyimleyebilir, bir Viking gemisiyle denize açılıp Viking gemisinde kürek çekmeyi öğrenebilirsiniz. Ama hiç olmadı, müze içinde yaratılan Viking gemi kesitleri ve günlük Viking kostümlerini giyerek kendinizi bir Viking gibi hissedebilirsiniz.




Ayrıca müze mağazası güzel hediyelikler alabileceğiniz hoş ürünlere sahip.

Yeri gelmişken Danimarka müzelerindeki genel teamülden bahsedeyim. Müzelerde çantayla, montlarla gezmenize hoş bakılmıyor. Bu nedenle bileti alırken çanta ve üzerinizdekileri bırakabileceğiniz şifreli dolaplara yönlendiriyorlar sizi. Kimi yerde 5, kimi yerde 10 danimarka kronunu atarak kilitleyebildiğiniz dolaplar için yanınızda bozuk para bulundurmanızı öneririm. Şifrenizi girip dolabı açtığınızda bozukluğunuz kilit yuvasından avucunuza düşüyor.

Güzel bir sistem, rahat rahat müzeyi dolaşıyorsunuz.

Dolaştığımız yerlere bakılırsa henüz 24.797adım olmadı :)

Viking Gemi Müzesi'nden sonra kasabanın çarşısında biraz daha dolanıp trenle Kopenhag'a dönerek eksik kalan müze ve mekanları gezmeye devam ediyoruz.

Danimarka Milli Müzesi, Kraliyet Kütüphanesi Bahçesi, Christianborg Sarayı Bahçesi, Kraliyet Askeri Müzesi, vs. vs. (yani gezerseniz kraliyet ahırları bile var :)

Sonrasında Stroget alışveriş caddesindeki mağazaları gezmek, CopenhagenCard'ın hakkını vermek için bi kez daha kanal turuna çıkmak bu sefer de fotoğraf çekmeden etrafı seyretmek güne dair aktivitelerdi.