Yonca etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yonca etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Salı, Ocak 03, 2012
Dilek
Etiketler:
Dilek,
doğum günü,
Venedik,
Yonca
Pazar, Eylül 04, 2011
Salı, Temmuz 19, 2011
6 yaşında...
Biliyor musunuz bugün benim doğum günüm...
Aslında beni 6 senedir tanıyorsunuz, biliyorsunuz ama ben; ben olarak hiç karşı karşıya gelmedim sizinle...
Hep o yazdı, hep o söyledi...
N'apacağını, ne söyliyeceğini bilmeden 19 Temmuz 2005'de "merhaba" dememi o sağladı... -hakkını yiyemem-
http://dortyaprakliyonca.blogspot.com/2005/07/merhaba.html
6 senedir kah ağladı kah güldü,
sevdi sevilmedi, seveni o sevmedi;
yemek yaptı dibi tuttu; krema yaptı gevşek oldu;
çocuk oldu oynadı, yaşlı oldu bilgiçlik tasladı;
makyaj yaptı, beğenmedi sildi;
coştu taştı, sel olup aktı, bazen de yatağında kurudu;
dağlara çıktı, çiçekler kokladı, yere indi karıncaları sevdi,
korktu karanlıktan geceden, flaş patlattı karanlığa,
arkadaşları gelin oldu o çiçeği kaptı ama hala gelin olamadı,
bebek hediyeleri yaptı bebekler büyüdü yürüdü adam oldu, ama o anne olamadı
romantik oldu, duygusal oldu, hırçın oldu, sinir oldu, ağlamaktan gözleri şiş oldu
işi oldu, yoğun oldu, müdür oldu
tatile gitti, çok istediği Venedik'te gondola bindi
hasta oldu, iyi oldu
depresif oldu, zayıf oldu, balık eti oldu, fit oldu
kan verdi bayıldı ama çabuk ayıldı
beklenen gelmedi, onun hiç olmadı
hala oturup konuşup ne bağlayabildi ne çözebildi gönlünü
1000'in üstünde yazı yazdı
dönüp okuyunca geriye ben mi yazmışım bunları dedi
benim arkama saklanıp içini döktü çoğu zaman...
beni ihmal etti, yok saydı bazen
bugün, doğum günümde bile işleri bittikten sonra bu saatte ilgilendi ancak benle

ben kim miyim?

Dört Yapraklı Yonca
Not: Bugün Gulish ablamın da doğum günü Yonca'nın arkadaşı, benimkiyle birlikte onunkini de kutlayın olur mu...
Aslında beni 6 senedir tanıyorsunuz, biliyorsunuz ama ben; ben olarak hiç karşı karşıya gelmedim sizinle...
Hep o yazdı, hep o söyledi...
N'apacağını, ne söyliyeceğini bilmeden 19 Temmuz 2005'de "merhaba" dememi o sağladı... -hakkını yiyemem-
http://dortyaprakliyonca.blogspot.com/2005/07/merhaba.html
6 senedir kah ağladı kah güldü,
sevdi sevilmedi, seveni o sevmedi;
yemek yaptı dibi tuttu; krema yaptı gevşek oldu;
çocuk oldu oynadı, yaşlı oldu bilgiçlik tasladı;
makyaj yaptı, beğenmedi sildi;
coştu taştı, sel olup aktı, bazen de yatağında kurudu;
dağlara çıktı, çiçekler kokladı, yere indi karıncaları sevdi,
korktu karanlıktan geceden, flaş patlattı karanlığa,
arkadaşları gelin oldu o çiçeği kaptı ama hala gelin olamadı,
bebek hediyeleri yaptı bebekler büyüdü yürüdü adam oldu, ama o anne olamadı
romantik oldu, duygusal oldu, hırçın oldu, sinir oldu, ağlamaktan gözleri şiş oldu
işi oldu, yoğun oldu, müdür oldu
tatile gitti, çok istediği Venedik'te gondola bindi
hasta oldu, iyi oldu
depresif oldu, zayıf oldu, balık eti oldu, fit oldu
kan verdi bayıldı ama çabuk ayıldı
beklenen gelmedi, onun hiç olmadı
hala oturup konuşup ne bağlayabildi ne çözebildi gönlünü
1000'in üstünde yazı yazdı
dönüp okuyunca geriye ben mi yazmışım bunları dedi
benim arkama saklanıp içini döktü çoğu zaman...
beni ihmal etti, yok saydı bazen
bugün, doğum günümde bile işleri bittikten sonra bu saatte ilgilendi ancak benle
ben kim miyim?
Dört Yapraklı Yonca
Not: Bugün Gulish ablamın da doğum günü Yonca'nın arkadaşı, benimkiyle birlikte onunkini de kutlayın olur mu...
Etiketler:
Blog,
doğum günü,
dört yapraklı yonca,
yazı,
Yonca
Salı, Haziran 07, 2011
Glade Kadını
Bir ara Cemil İpekçi tasarımı Glade oda spreylerini görmüşsünüzdür marketlerde...
Tasarım sırası şimdi siz de.
Hazır resimlerden, şekillerden kendi tasarımınızı yapıp oylamaya koyuyorsunuz. Birincinin ödülü ne bilmiyorum. Zaten 1. olmak gibi de bir iddiam yok çünkü ilk 100'e baktığımda (oy çokluğuna göre) farklı kulvarlarda koşuyoruz.
Kimseye çamur atmadan ;)) naçizane benim tasarımımı da yukarda görüyorsunuz. Oy verirseniz mutlu olurum, vermeseniz yine de severim sizi :)))
Aman sakın karıştırmayın 12 Haziran'da bana oy vermiyceksiniz, sadece Glade tasarımım için :))))
http://www.gladekadini.com/sentasarla/index.php?id=8935#/galeri
(Sen 12 Haziran'da da bana oy verebilirsin Tahsin ;)))
Pazartesi, Mayıs 23, 2011
Galatart, Ebru ve Yonca
Yıllardır içimde bir ukte olan, niyetlenip niyetlenip bi türlü buluşamadığım, tanışmak için yeterli cesareti gösteremediğimle Galata Kulesi'nin gölgesinde buluştuk, tanıştık bu gece...
Pek bi nazlı, pek bi sabır isteyen, başına buyruk sen ne yaparsan yap o bildiğince akıp giden; sabredip tanıyınca derinden ilmini kapınca birlikte yol bulup akabildiğin...
Biraz su, biraz renk, karışık, karmaşık, kalemle fırçayla yapamayacağın büyülü bir şey...
Önce hocamız sevgili Ezgi temel teknikleri gösterdi bize...
Sonra biz geçtik teknenin başına; boyalar, fırçalar, bızlar...
Bizzat ellerimle yaptığım ikinci eserim ve aşağıda üçüncü eserim. Markam dört yapraklı yonca üzerine hummalı bir çalışma üzerindeyim, rahatsız etmeyin lütfen :)))
Hocamız Galatart Atölye'sinin ortaklarından Ezgi ve ders arkadaşım Aysel'le final pozumuz.
Eserlerim şu an görücüye çıkmaya hazır değil henüz, Galatart'ın raflarında kuruyup sergilenecekleri günü bekliyorlar.
Ezgi'nin kolay ve anlaşılır eğitimiyle 2 saatlik workshopun sonunda hiç sıkıntı zahmet çekmeden üç eser yapıverdik.
Oysa ki ebru sanatında boyaların hazırlanması, fırçaların yapılması, kitrenin hazırlanması gibi her biri ayrı bir özen, sabır, uzmanlık isteyen malzemelerin hazırlarının başına oturup "ben yaptım bunları" demek doğru değil biliyorum.
Teşekkürler Ezgi :)))
Cuma, Ocak 21, 2011
(Akşam kalem kağıtla yazıp, sabah internete servis edilmiştir ;)
Adsl'de sorun var...
Yazı yazasım var...
Yani elektrikler kesildi, ders çalışamıyorum durumu...
Bilgisayara yerine kağıt kaleme yöneldim. En basit, en ilkel yönteme...
Parşömen yerine 1. hamur kağıt; hokka, mürekkep, kuş tüyü yerine kullan at dolma kalem...
Şimdi aklıma geldi, Tchibo'dan aldığım nostaljik bir yazı setim de var benim daha hiç kullanmadığım...
Kesikli yazı uçları, mührü, mühür için kırmızı bir mum ve zarif kağıtları olan...
Böyle garip zevklerim var işte :))
Bu akşam internet bağlantım yok diye kara gün dostlarımla buluşup kelimeleri yan yana dizmeye karar verdik.
Adaşım, diğer dört yapraklı yoncanız Yonca Tokbaş yazmış...
Çok yoğunum vaktim yok diye bir şey olmadığını, her zaman istediğimiz şeylere zaman bulabileceğimizi, yaratabileceğimizi esas konunun zaman yada iş güç değil gerçekten yapmayı isteyip istememekle ilgili olduğunu yazmış.
Doğru söze ne denir...
Benim yılbaşı kartlarımı son bir hamleyle hazırlayıp sevdiklerimin posta kutusunda benden bir iz bulmaları için göndermem gerçekten istememle alakalıydı; yoksa zaman az, işim çoktu...
Çarşamba akşamı yine toplantı için gittiğim Çamlıca'dan dönerken dolunayla karşılaştık...
Nakkaştepe sanırım doğuşunu seyretmek için ideal bir yer olurdu. Avrupa yakası uzak, Çamlıca tepesi ise tersinde kalıyor.
Köprüyü geçerken İstanbul'un sırtları ardından yükselen dolunayın mükemmel ışığı, boğazın sularında daha geniş bir alanı aydınlatarak bizimle birlikte yol alıyordu. En sonunda Avrupa yakasına geçtiğimiz sırada karanlık sularda ilerleyen sıradan bir yük gemisi, sahnede tüm spotların üzerine çevrildiği bir yıldız gibi ayışığıyla parlıyordu.
Ay ışığını güzel göstermediği bir şey var mıdır acaba?
Her dolunayda büyülenip kalırım...
Doğuşuna, yükselişine, herkes en derin uykudayken etrafı gün gibi aydınlatışına...
Adsl'de sorun var...
Yazı yazasım var...
Yani elektrikler kesildi, ders çalışamıyorum durumu...
Bilgisayara yerine kağıt kaleme yöneldim. En basit, en ilkel yönteme...
Parşömen yerine 1. hamur kağıt; hokka, mürekkep, kuş tüyü yerine kullan at dolma kalem...
Şimdi aklıma geldi, Tchibo'dan aldığım nostaljik bir yazı setim de var benim daha hiç kullanmadığım...
Kesikli yazı uçları, mührü, mühür için kırmızı bir mum ve zarif kağıtları olan...
Böyle garip zevklerim var işte :))
Bu akşam internet bağlantım yok diye kara gün dostlarımla buluşup kelimeleri yan yana dizmeye karar verdik.
Adaşım, diğer dört yapraklı yoncanız Yonca Tokbaş yazmış...
Çok yoğunum vaktim yok diye bir şey olmadığını, her zaman istediğimiz şeylere zaman bulabileceğimizi, yaratabileceğimizi esas konunun zaman yada iş güç değil gerçekten yapmayı isteyip istememekle ilgili olduğunu yazmış.
Doğru söze ne denir...
Benim yılbaşı kartlarımı son bir hamleyle hazırlayıp sevdiklerimin posta kutusunda benden bir iz bulmaları için göndermem gerçekten istememle alakalıydı; yoksa zaman az, işim çoktu...
***
Çarşamba akşamı yine toplantı için gittiğim Çamlıca'dan dönerken dolunayla karşılaştık...
Nakkaştepe sanırım doğuşunu seyretmek için ideal bir yer olurdu. Avrupa yakası uzak, Çamlıca tepesi ise tersinde kalıyor.
Köprüyü geçerken İstanbul'un sırtları ardından yükselen dolunayın mükemmel ışığı, boğazın sularında daha geniş bir alanı aydınlatarak bizimle birlikte yol alıyordu. En sonunda Avrupa yakasına geçtiğimiz sırada karanlık sularda ilerleyen sıradan bir yük gemisi, sahnede tüm spotların üzerine çevrildiği bir yıldız gibi ayışığıyla parlıyordu.
Ay ışığını güzel göstermediği bir şey var mıdır acaba?
Her dolunayda büyülenip kalırım...
Doğuşuna, yükselişine, herkes en derin uykudayken etrafı gün gibi aydınlatışına...
Perşembe, Ekim 07, 2010
Kıbrıs Tatili - Mavi Köşk
ETS'nin Pınar'la Migel'i varsa sizin de dört yapraklı yonca'nız var :))
Bundan çoook uzun zaman önce -en azından 10 sene vardır- bi arkadaşımın Kıbrıs seyahatinden dönünce anlattığı o günden beri de görmeyi çok istediğim Kaçakçı'nın Köşkü'ne gitmek bu seneye kısmetmiş.
Girne'ye 30-35 km mesafede Çamlıbel bölgesinde askeri bölgenin içinde çok özel bir ev burası. Kapısına gidene kadar hiç bir şekilde hiç bir yerden göremediğiniz evin seyir terasından aksine her yeri görebiliyorsunuz.
İtalyan asıllı rum olan Paulo Paolides tarafından 1957 yılında yaptırılan köşkün yerini kimsenin öğrenmemesi için inşaatında çalışanların Paolides tarafından öldürüldüğü rivayeti var.
Kadın misafirleri için süt havuzu bile yaptıran Paolides'in cinsel tercihlerinin çeşitli olduğu yönünde de rivayetler var, pembe bornoz ve terlikleri midir buna sebep bilinmez.
Mavi rengin ağırlıklı kullanıldığı köşkte farklı renklerde pek çok oda ve çok şık mobilyalar var.
Çalışma odasındaki kütüphanede Paolides'in kitapları duruyor, çalışma masası ve koltuğu uzun saatler çalışmak üzere özel olarak üretilmiş.
mevsime göre renk değiştiren bukalemun derisinden içki dolabı her mevsim farklı bir renge bürünüyormuş. Son cilasının sonbahara rastlaması nedeniyle sarı kaldığı söyleniyor.
Ve evin en sevdiğim malzemesi :))
Ben de evime bu seramiklerden yaptırıcam, kaçak maçakçı ama Paolides'le ortak çok yönümüz olduğunu düşünüyorum.
Hem Kova burcu, hem Yonca sever :))))
Yemek salonunun tüm yerleri yoncalı karolardan, uzun süre ayrılamadım bu odadan :))
Bu da denge heykeli deprem habercisiymiş
Sanat eserlerine düşkün bir adam olduğu için pek çok tablo duvarları süslüyor
Gül ağacından sehpalar
Oldukça büyük Meryem Ana resminin özelliği odanın neresine giderseniz gidin gözleri, elleri ve dizleri sizi takip ediyor. Ayrıca altın rengi olan yerleri gerçek altından yapılmış
9 noktalı aynayla odanın her köşesini kontrol altında tutarak arkadan gelen saldırılara karşı kendini korunmaya çalışmış. -Paolodis paranoyakmış sürekli öldürülme korkusuyla yaşamış ve bir mafya çatışmasında İtalya'da su testisi su yolunda kırılmış 80'lerde)
Yatak odasının bir penceresi doğuya diğeri batıya bakıyor yani güneşin doğuşunu ve batışını yatağından seyredebiliyormuş
Duvarlarda ferforjeden burç sembolleri var. Ama kova burcunun sembolünü bulamadık Arzu'yla :((
Bu da mutfak-yemek odası. Bazı yerlerde taverna diye geçiyor. -resim çekmekten kaçrmış olabilirim bu bilgiyi- Herkes kaldığı odanın rengindeki masada otururmuş yemekte.
Bu da şarap sebili. Aslanın ağzından akan şarap küpe, küpten tekrar aslanın ağzına devri daim oluyormuş
Bahçedeki dilek havuzu. Bu niyetle mi yapılmış yoksa gide gele bizler mi yapmışız bilinmez
Bir de bu havuz için bir rivayet var...
Paolides üst kattaki yatak odasından havuzda yüzen kızlara elma atıyormuş elmayı kim yakalarsa geceyi onunla geçiriyormuş ama yakalamazsa bahçıvan giriyomuş sahneye.
Köşkün seyir terasında açık havada Toros dağları bile görünüyor diyorlar
En ilginç yerlerden birisi de burası. Mafya avukatı olan Paolides savunma konuşmalarını bu çemberin içinde yapıyormuş. Gerçekten çemberin içine girip konuştuğunuzda sesinizin titreşimlerini içinizde hissedip kendi kendinizi duyuyorsunuz. Ama çemberin dışına çıktığınızda her şey normal. Anlatılmaz yaşanır...
Aslında Kıbrıs'ta alışveriş edecek çok ilginç bir şey yok ama söz konusu taklit çanta olunca kadınlar adeta birbirini kırıyo. Yalnız şu saatten sonra Louis Vitton'un orjinalini verseniz almam o kadar ööö geldi yani.
Malum Yonca'yız. Gülay'da tutturdu yoncalı makina olsun, ortada dolanan görevlilere sorduk var mı yoncanız?
Ama Yonca'nın yoncaya faydası yokmuş kumarda anladım, aşkta kazanmayı bekliyoruz artık :)))
Hava çok güzeldi, denize girdik, güneşlendik. Kızlar çetesi olarak Kıbrıs'a neşe kattık.
Benim yaramaz kendi hediyesini kendi seçti. Rafa koyduğum tobleronu 3. dakkada bulup bu hale getirdi.
Gezip eğlenmeye, gördüklerini anlatmaya devam ediyor...
Bundan çoook uzun zaman önce -en azından 10 sene vardır- bi arkadaşımın Kıbrıs seyahatinden dönünce anlattığı o günden beri de görmeyi çok istediğim Kaçakçı'nın Köşkü'ne gitmek bu seneye kısmetmiş.
Girne'ye 30-35 km mesafede Çamlıbel bölgesinde askeri bölgenin içinde çok özel bir ev burası. Kapısına gidene kadar hiç bir şekilde hiç bir yerden göremediğiniz evin seyir terasından aksine her yeri görebiliyorsunuz.
İtalyan asıllı rum olan Paulo Paolides tarafından 1957 yılında yaptırılan köşkün yerini kimsenin öğrenmemesi için inşaatında çalışanların Paolides tarafından öldürüldüğü rivayeti var.
Kadın misafirleri için süt havuzu bile yaptıran Paolides'in cinsel tercihlerinin çeşitli olduğu yönünde de rivayetler var, pembe bornoz ve terlikleri midir buna sebep bilinmez.
Mavi rengin ağırlıklı kullanıldığı köşkte farklı renklerde pek çok oda ve çok şık mobilyalar var.
Çalışma odasındaki kütüphanede Paolides'in kitapları duruyor, çalışma masası ve koltuğu uzun saatler çalışmak üzere özel olarak üretilmiş.
3 kat elyaftan yapılan çalışma odasının perdeleri hemen camın dışındaki havuzun sesini öyle bir kesiyor ki hayretler içinde perdeyi defalarca açıp kapatmanıza neden oluyor.
mevsime göre renk değiştiren bukalemun derisinden içki dolabı her mevsim farklı bir renge bürünüyormuş. Son cilasının sonbahara rastlaması nedeniyle sarı kaldığı söyleniyor.
Ve evin en sevdiğim malzemesi :))
Ben de evime bu seramiklerden yaptırıcam, kaçak maçakçı ama Paolides'le ortak çok yönümüz olduğunu düşünüyorum.
Hem Kova burcu, hem Yonca sever :))))
Yemek salonunun tüm yerleri yoncalı karolardan, uzun süre ayrılamadım bu odadan :))
Bu da denge heykeli deprem habercisiymiş
Sanat eserlerine düşkün bir adam olduğu için pek çok tablo duvarları süslüyor
Gül ağacından sehpalar
Oldukça büyük Meryem Ana resminin özelliği odanın neresine giderseniz gidin gözleri, elleri ve dizleri sizi takip ediyor. Ayrıca altın rengi olan yerleri gerçek altından yapılmış
9 noktalı aynayla odanın her köşesini kontrol altında tutarak arkadan gelen saldırılara karşı kendini korunmaya çalışmış. -Paolodis paranoyakmış sürekli öldürülme korkusuyla yaşamış ve bir mafya çatışmasında İtalya'da su testisi su yolunda kırılmış 80'lerde)
Yatak odasının bir penceresi doğuya diğeri batıya bakıyor yani güneşin doğuşunu ve batışını yatağından seyredebiliyormuş
Duvarlarda ferforjeden burç sembolleri var. Ama kova burcunun sembolünü bulamadık Arzu'yla :((
Bu da mutfak-yemek odası. Bazı yerlerde taverna diye geçiyor. -resim çekmekten kaçrmış olabilirim bu bilgiyi- Herkes kaldığı odanın rengindeki masada otururmuş yemekte.
Bu da şarap sebili. Aslanın ağzından akan şarap küpe, küpten tekrar aslanın ağzına devri daim oluyormuş
Bahçedeki dilek havuzu. Bu niyetle mi yapılmış yoksa gide gele bizler mi yapmışız bilinmez
Bir de bu havuz için bir rivayet var...
Paolides üst kattaki yatak odasından havuzda yüzen kızlara elma atıyormuş elmayı kim yakalarsa geceyi onunla geçiriyormuş ama yakalamazsa bahçıvan giriyomuş sahneye.
Köşkün seyir terasında açık havada Toros dağları bile görünüyor diyorlar
En ilginç yerlerden birisi de burası. Mafya avukatı olan Paolides savunma konuşmalarını bu çemberin içinde yapıyormuş. Gerçekten çemberin içine girip konuştuğunuzda sesinizin titreşimlerini içinizde hissedip kendi kendinizi duyuyorsunuz. Ama çemberin dışına çıktığınızda her şey normal. Anlatılmaz yaşanır...
Aslında Kıbrıs'ta alışveriş edecek çok ilginç bir şey yok ama söz konusu taklit çanta olunca kadınlar adeta birbirini kırıyo. Yalnız şu saatten sonra Louis Vitton'un orjinalini verseniz almam o kadar ööö geldi yani.
Ama söz konusu kumaş olunca Kıbrıs'ın kumaşları eskiden de meşhurdu. Geçenlerde Derviş Bağzıbağlı'nın ropörtajında dedesinden ve Kıbrıs'taki mağazalarından bahsediyordu. Görünce bi uğruyim dedi. Şık bir ceketlik kumaş aldım, biraz sohbet ettik, bilir misiniz benim oğlum torunum var İstanbul'da dedi.
Sonra Kıbrıs'ta başka napılır?
Kumarhane kültürüyle tanıştık, artık jeton, kol devri bitmiş. ATM'ye verir gibi kağıt parayı veriyon canavarın ağzına sonra düğmelere basıyosunn garip garip sesler çıkarıyo. Bi bakıyosun 3'e 5'e katlamışsın parayı bi bakıyosun "Game Over"
Malum Yonca'yız. Gülay'da tutturdu yoncalı makina olsun, ortada dolanan görevlilere sorduk var mı yoncanız?
Ama Yonca'nın yoncaya faydası yokmuş kumarda anladım, aşkta kazanmayı bekliyoruz artık :)))
Hava çok güzeldi, denize girdik, güneşlendik. Kızlar çetesi olarak Kıbrıs'a neşe kattık.
Bu ne derseniz?
Benim yaramaz kendi hediyesini kendi seçti. Rafa koyduğum tobleronu 3. dakkada bulup bu hale getirdi.
Etiketler:
4 Yapraklı Yonca,
Dekorasyon,
Deniz,
Ev,
Kaçakçının Köşkü,
Kıbrıs,
Kuş,
Mavi Köşk,
Papağan,
Tatil,
Yonca
Perşembe, Mart 18, 2010
Çikolataaaaaam
Beni şaşırtmak zordur, sürpriz yapmaksa imkansız diye düşünürdüm.
Ta ki dün akşama kadar....
Yeni temam hakikaten baharı getirdi, uğurlu geldi bana :)))
Düşünüp beni;
Uğraşıp, koşturup bu sürpriz hediyeyi hazırlayan da özel biri olunca...
Anlatamam size benim için değerini....
Ta ki dün akşama kadar....
Yeni temam hakikaten baharı getirdi, uğurlu geldi bana :)))
Düşünüp beni;
Uğraşıp, koşturup bu sürpriz hediyeyi hazırlayan da özel biri olunca...
Anlatamam size benim için değerini....
Kutuyu görünce şok oldum. 2 gün önce yayınladığım tema 3. gün elimdeki kutunun üzerindeydi.
Şaşkınlıkla öyle uzun süre baktım ki kutuya; onun bir kutu olduğunu, içinde bir şeyler olabileceğini, bunu görmek için kapağını açmam gerektiğini Yavuz söyleyene kadar farketmedim.
Bir kutu dolusu çikolata ve üzerlerinde benim resmim...
Anlatmak zor hissettiklerimi, ancak böyle bir hediye alınca anlarsınız beni.
Ama kendinizi çok özel hissediyorsunuz o kesin ;))
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)










