Fotoğraf etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fotoğraf etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Salı, Mayıs 30, 2017

Ara Güler ve Ben

Yazarken farkettim de bugünlerde hayatımda umulmadık karşılaşmalar yaşıyorum :)))

Bir toplantı için bütün bir günü geçirdiğim Hasköy'de ki Rahmi Koç Müzesi'nden ayrılırken Halat restoranda masada oturan üç kişiden yürüdüğüm yöne yüzü dönük olan yaşlı adamın Ara Güler olduğunu anlamam bir andı. Yanına gidip tanışmak için elimi uzatmam sadece bir kaç saniye...



Normalde ünlü kişilerin yanına gidip kendini tanıtan, onlara sarılıp fotoğraf çeken bir insan değilimdir.

Ama Ara Güler öyle biri değil benim için...

Yani sadece ünlü oluşuyla değil, sanatıyla hayatıyla görüp geçirdikleriyle tanışmak için can atılası biri.

Yaşayan efsane gibi klişe bi kelime kullanıcam ama Picasso'dan, Dali'ye yüzlerce önemli insanı fotoğraflamış. Hele ki şu an henüz bitirmediğim okuduğum kitabıyla son haftalarda kendisini daha yakınen tanımaya başlamışken karşılaşmak inanılmaz bir şeydi.

Kitap canlanmış karşımda duruyordu.

Tanıştık. Birlikte fotoğraf çektirme isteğimi dile getirdim. Yanına oturdum, elini tuttum.

Bana "kocan var mı dedi?" :))) Hala çapkın

Kitaplarındaki o kimseye eyvallahı olmayan duruşuyla ölümsüzleştirdik kısacık bir anı



Çarşamba, Ekim 21, 2015

Bayburt'ta Başka Bir Dünya - Baksı Müzesi

Baksı Müzesi, 2014 Avrupa Konseyi müze ödülünü aldığında gazete ve dergilere haber oluşundan ben de haberdar oldum varlığından... 

Sonrasında instagramda takip etttiğim kişilerin paylaşımlarından...
Etkilendim...
Görülesi bir yer olduğu kesindi. İstanbul’da pek çok sergi ve sanatın kalbinde doğru dürüst birine bile gidemezken Bayburt’a gitmek hayal ötesiydi.
Ama bazı anlar vardır ki çok üstünde durmadan olsun diye ısrar etmediğiniz ama gerçekten istediğiniz şeyler öyle kolayca sizin olur ki...
Şaşar kalırsınız, şükredersiniz sadece ilahi düzene...
Sacred 7 turun ilk defa düzenlediği Baksı Müzesi ve Rize yaylalarını kapsayan Erzurum’dan Trabzon’a Bir Derin Nefes programı beni de çekti içine...
Ve 16 Ekim sabaha karşı Erzurum’a giden uçakta buluverdim kendimi...

Baksı öyle kolay ulaşılası bir yer değil. (kırmızı daire içinde) Erzurum’dan Bayburt merkezine ulaştıktan sonra 45 dakika daha köy yollarında Baksı Müzesi ve İspir tabelalarını takip ederek uçsuz bucaksız coğrafyada yol aldıktan sonra bir tepenin üstünde kurulu, yer aldığı coğrafyada uzaylıların yaşadığını düşünebileceğiniz kadar farklı mimarisiyle karşınıza çıkıyor.

Gün doğarken ana müze binası
Kendi nefes alışınızdan başka hiç bir sesin olmadığı -öten kuşları ve mutfak bölümünün önündeki terasta rüzgarla sallanan çanın sesi dışında-


Müzenin kurucusu, bir hayali-rüyayı gerçek kılan Hüsamettin Koçan hoca...

Bu köyde doğmuş, gurbete giden babasının yolunu beklemiş, aba'sına bir ev yapma sözünü artık o yaşayamayacak göremiyecek de olsa yerine getirmiş hayırlı bir evlat, vatansever, doğduğu topraklara varını yoğunu veren biri.

Gerçek bir sanatçı...

Gözlerinde dahilikle, deliliğin pırıltıları dolaşan 69 yaşında genç bir adam...

Hüsamettin Koçan kendi eserleri önünde

Deli... Çünkü böyle bir hayali gerçeği dönüştürmek akıllı birinin yapabileceği, karşısına çıkan imkansızlıklardan pes etmeyerek durmadan devam edebileceği bir iş değil.

Dahi... Çünkü kimsenin bir araya getirmeyi düşünemeyeceği muhteşem bir karışımla bambaşka bir dünya yaratmış.

Bu ülkenin Hüsamettin Hoca gibi insanlara o kadar çok ihtiyacı var ki aslında...

Baksi'yi yaratıcısıyla dolaşmak, her bir eserin nerden nasıl geldiğini, hikayesini ondan dinlemek müthiş bir deneyimdi.

Yani müze ayrı, Hüsamettin hoca ayrı, bulunduğunuz coğrafya ayrı etkiliyor sizi.

Çoruh Nehri ayaklarınızın altında kıvrıla kıvrıla akarken, karşınızda dumanlı dağlar...

Gece olunca çıkan sonsuz yıldızlar, mevsim sonbahar olmasa gece çökünce soğuk kendini hissettirmese bütün geceyi yıldızları izleyerek geçirebilirdim.

sabah 6:30'da Baksı'da doğan gün...

Müzenin "ON" sergisini görmek nasipti bize... Kuratörü Marcus Graf'a teşekkürler

Gelenekselle modernin müthiş bir uyumla bir araya geldiği bu yer, insana aslında ben nerdeyim ne yapıyorum, rakamlardan hedeflerden, birbirinin aynı tekrarlayan günlerden hayata, sanata, tutkuya, inanca dair neler kaçırdığını sorgulatan...


Dünyanın dışında başka bir gezegende küçük prens gibi hissediyorsun kendini...

Sanatı seven ama öyle sergi, etkinlik, bienal gezen biri olmadığım için bu kadar çok etkilendim belki de... 

Depo Müze'de sergilenen "Kadınlık Halleri" eseri
Belki de mekanın, coğrafyanın farklı enerjisi... 

Belki de ruhu, misyonu, taşıdığı yüce değerleri...



Hoca'nin müze maketi üzerinde mekanları anlatırken, "aba'm için -anneye aba denirmis yörede- yaptığımm ev. Göremedi ama hemen karşı tepede yattığı mezarından görüyordur" sözleri...

Ruhu, gördükleri karşısında karmakarışık olan biri için öldürücü darbeydi. 

Dağıldım...

Hatırladıkça, halen dağılıyorum...

Müzeyi, konferans salonunu, kütüphaneyi, müze depoyu gezdik...

Her bir eserin hikayesini tek tek anlattı, kendi deyimiyle ne kadar parası olduğunu bilmeyen ama satın aldığı her bir parçanın fiyatını çok net hatırlayan çok özel bir insan Hüsamettin Koçan...

Aynı zamanda karısına, Oya Koçan'a aşık... 

Müze dediğime bakmayın, dört duvar bir bina içerisindeki eserler değil kastettiğim çok daha geniş. Soluduğum hava, karşıda sıralanan dağlar, aşağıda akan Çoruh Nehri, konuk evi binaları, gurbete bakan çocuklar, bastığım toprak...

Atölyeler...

Kök boyaların hazırlanıp ipliklerin  boyandığı, tezgahta kumaşların kilimlerin dokunduğu...

Çocukların yaratıcı çalışmaları...

Ve hocanın çalışma atölyesi...

Aslında Baksı'yı anlatmanın bir yolu gerçekten var mı bilmiyorum. 

Anlatılmaz yaşanır klişe bir cümle gibi gelse de, Baksı'nın tam karşılığı bu...

Ancak yaşarsanız gerçekten ne kaçırdığınızı anlayabilirsiniz.

Uzun lafın kısası, bu Baksı adamı umutlandırır, gururlandırır, duygulandırır, ağlatır, aşık eder, hayatını sorgulatır, yaşama sevinci verir... 

Ve o makasla yüreğinizi ortadan ikiye böler bir parçasını orada bırakır gidersiniz... 


Perşembe, Temmuz 03, 2014

Hep Aynı Yerde Aklımı Çelen

Bazen unuttuklarım ansızın bi yerde çıkınca karşıma mutlu ediyor beni...

Unutmak güzel hatırlatmalara vesile oluyorsa her zaman da o kadar da kötü değilmiş

Bugün buna karar verdim ;)

Bir kaç ay önce çektiğim fotoğrafın aslında tıpkısının aynısını aynı yerde tam 2 sene önce çekmişim...

Hatırlasam belki de çekmezdim...

İyi ki unutmuşum J



2012 Mayıs Gazelle Resort Korusu

2014 Mayıs Gazelle Resort Korusu

Pazar, Kasım 18, 2012

Eskiler

Kaybolmasın, unutmiyim  diye önem verdiğim ne varsa -notlar, resimler, broşürler gibi- tıktığım rafımda az sonra yazmaya başlayacağım aşure tarifini ararken bi dosyanın içinde farklı zamanlarda çekilmiş eski tek tek fotoğraflarımı buldum ;)))

Nasıl bi tarihi geçiştir o...

Şirketteki ilk yılbaşı partimiz Hilton'da Ayşegül, Seda, Yeliz ve ben
Bi iki sene sonra Seda'nın düğün sonrası kokteylinde 
Bi arkadaşımın düğününde masterdan diğer arkadaşlarla
Sonra başka bi arkadaşımın nikahından bir resim (bi resim de eski eşi var yanında, diğerinde yeni eşi ;)
Antalya'daki şirket gala yemeğinden saçlarım upuzun
Başka bi arkadaşımızın düğünün de yine 2002 yada 2003 olmalı
Eski okulumda bi seminer sonrası o zaman ki iş arkadaşlarımla sene 96
Zamaaaan nasıl da geçiyor...


Evet, birazdan yazacağım tarif gibi ben de aşure gibi karmakarışık oldum :)))

Çarşamba, Ocak 04, 2012

Baştan Sona

Nedense hep geriden geliyor yazılarım henüz yetişemedim bugüne…

Bu da 31 Aralık 2011’den…

Güzel bir yıl kapanışı bana göre…

Sabahın ilk saatlerinde Çemberlitaş Hamamı’nın göbek taşına bırakıp koca bir yılın kirlerini; –arada bir gidip bırakıyoduk o kadar da kirli di’ildik yani- beyaz sabunun o mis kokusunda köpük köpük hayallere daldık.

Ardından Eminönü’nde Sirkeci Meydanı’na bakan Hafız Mustafa’da kahvaltı etmek üzere ara sokaklara vurduk kendimizi…

Yine yeni bir yer gördüm; Nuruosmaniye’nin yayalaştırılmıştır Paşabahçe’si, Rolex’i, Starbucks’ı, Silk&Cashmere’i halıcıları mücevhercileriyle muhteşem sokağı. Paşabahçe’si tamamen butik ürünlerle ve şimdiye kadar hiç bi yerde görmediğim farklı tasarımlarıyla yine beni benden aldı.

IMG_0215

Oradan Cağaloğlu Yokuşu “buyrun ben sizi indiriyim Eminönü’ne” dedi…

Gelmişken Ülkü Takvimi’mizi almazsak olmazdı, onu da alıp yolumuza devam ettik.

Kısa bi süre vitrinine baktığımız yerin Saatli Maarif Takvimi’nin matbası olduğunu farkedince, içeri girip bi selam etmesem hal hatır sormasam olmazdı. Çok saygıdeğer beyfendi hep beni ziyaret eder bu kez ben onu ziyaret edip yeni yılını kutladım. Mutluluk sardı içimi böyle özel insanları tanımanın verdiği gururla.

Hafız Mustafa’da tatlıların resmini çekmek karşı konulmaz bir duygu bende…

IMG_0218

IMG_0217

IMG_0216

Her zamankinin aksine bomboş bir Eminönü vardı cumartesi günü, esnaf bir kaç gün önce çok kalabalık olduğunu böyle bir sakinliği beklemediklerini söylüyordu.

Kalabalıklarda sıkışmadan yol almak Eminönü’nde ayrı bir keyif…

Keyif, keşif=Eminönü

benim için

Doğubank’ın olduğu caddeden Büyük Postane’nin önüne çıkan ara bi yol var kokoreççilerin, semtin meşhur çiğ köftecisinin olduğu aralıkta açık bi inşaat kapısı görünce dalıverdik içeri. Restore ediliyormuş otel olacakmış. Binanın ön tarafı Büyük Postane’ye bakıyor. Şimdilerde taraftar mağazaları olan bu yerlerde eskiden Huzur mağazası vardı.

IMG_0220

Ve Büyük Postane…

Ona da bir eski yıl ziyareti yapıp nostaljik bir tebrik kartı atmak geçse de yürekten; rekabetin sivri pençesi cumartesi-pazarları kapattırmış postaneyi…

PTT banka hizmeti vermeye başladıktan sonra bankalar şikayet etmiş, biz haftasonu açamıyoruz onlar da açmasın diye…

IMG_0221

Cumartesi, Eylül 10, 2011

Ajda'yla Buluşma...

İçerdekileri bir bir dışarı çıkartmalı ki, yenilerine yer açılsın di mi ;))

Uykusuz her gece, yorgun ölesiye

Unuturmuyum seni yorulsam her gece
Masada boş bardaklar
Kirlenmiş tabaklar
Çoğalıyor önümde bitmesin sabaha kadar
Yakmıyor elimi artık bu kaynar sular
Yoruldukça kaybolur acılar,


Olmaz artık kapı açık

Arkanı dön ve çık istenmiyorsun artık
Bir zamanlar sen de bana acımadın
Yalnız kaldım yıkılmadım ayaktayım

Saç fırçasını mikrofon yaptığım, büyüyünce şarkıcı olucam hayalleri dönemime denk gelir.
 
Çocukken böylesine hayranken ona, ilk konserine 34 yaşında gitmem...
 
Ona da planlayıp falan di'il, öle bi anda konsere çok az bi zaman kala gitsek mi, gelsen mi, yer var mı, aldık mı biletleri derken, fikrin kimden ve nerden çıktığı belli olmadan Kuruçeşme Arena'da bulduk kendimizi.
 
İyi ki de bulduk :))))
 
Gerçi cenazeye gidecekmiş gibi kıyafeti ilk buluşmamızda hayal kırıklığı yarattı inkar edemem ;))
 
Ajda'yı Kuruçeşme'de izlemek için hala fırsat var. Üstelik bugün Grupon'da ayakta biletleri %50 indirimle 50 liradan satışta. Henüz 73 kişi almış biletleri.
 
Konser 1 Ekim'de ama Grupon'dan alınan biletler için küçük bi uyarı yapıyim. Aldığınız indirim kuponlarını bilete sadece konser alanında motorların yanaştığı arka taraftaki standda bilete çevirebiliyorsunuz ve izdiham vardı o gece orda.
 

Biz kuponcu di'il tribüncüydük :))


Bi de ateşböcekleri oluyo konserlerde :))

Merak ediyorum o konser sırasında çekilen fotoğraflar videolar sonra n'oluyo???
 
Ben çektiklerimi yayınlıyorum o da en fazla bi iki tane, ama bütün gece eli kayıt düğmesinde olanlar konseri o küçük ekrandan takip edeceklerse niye o kadar para verip geliyolar anlamıyorum
 
:))))

Pazar, Eylül 04, 2011

Yine Pisi

Var var, bende bayağı bi ilerleme var :)))

Tahmin edin bakalım, fotoğraftaki kedi seven el kimin???



Çarşamba, Ağustos 31, 2011

Günlük Fotoğraflar

Bir ağacın gövdesinin içinden Topkapı Sarayı girişine doğru bakarken
Hürrem Sultan'ın Hamamı açılmış, kafesi de pek bi güzel...
Topkapı Sarayı bahçesini bekleyen asil bi kedi...



Küpe çiçeği, başı önünde mahçup güzel...

Pazar, Temmuz 17, 2011

Bir Damla Su

Hava sıcak...

Hem de çooooook...

Bir bardak su alıp içerek serinleyebiliriz...

Ya diğer canlılar???

Bir köpek kapınızı çalıp, "Allah rızası için bi bardak su verin!!!" diyemez ki

Bir arı...

O bile bir damla su için musluğa dayamış ağzını…


Behramkale köyünde meydandaki çeşmede çektim bu fotoğrafı, ne bir photoshop ne başka bi şey hayattan yakalanmış bi an sadece...

SAM_2344

Pazartesi, Haziran 13, 2011

Heeeey!!! Bu benim elim...


Hürriyet'in bugünkü seyahat ekinde tam bir yıl önce çektiğimiz resmi görünce bi garip oldum.

Heeeey!!!

O benim elim, benim çileklerim, diğer yanımdaki ellerden biri Şener diğeri Harun.

Bulut Şelalesinden dönerken toplamıştık bu dağ çileklerini :))))

Pek net çıkmamış gazetede, gerçeği işte burda

Cuma, Mayıs 27, 2011

Maskeli Balo

Venedik ve Slovenya'yı benim fotoğraflarımla görmek isterseniz resme tıklayın, sesini açın, arkanıza yaslanın ve seyredin :)))

Salı, Mayıs 24, 2011

Bahar Fotoğrafları

Bir anda bahar geldi şehre...

Erguvanlar son kalan güçleriyle çiçeklerini patlattı....


Güller sarhoş eden kokularını salmak için yumuk yumuk yapraklarını davetkar bir şekilde açıyor...

Yaz akşamlarının gökyüzüyle ışıkları bir bir yanan şehrin ahengi

Salı, Nisan 19, 2011

Yeni Fotoğraflar Çekmeli

Çikolatayı alma fikri heyecanlandırır seni, paketini açmaya başlayıp ilk ısırığı alınca bitmese keşke dersin...

Tatilin yaklaşmakta olması güzeldir, iznin ilk gününden itibaren bitip geri dönmenin kasveti çöker üzerine.

Oysa hayat nefes aldığın andır sadece ne çikolatanın biteceği ne de izinden dönüp işe başlayacağın gündür.

Bütün ayarlarını sıfırlayıp makinenin, hafızasındaki tüm resimleri silip hayatının ilk günü gibi yeni fotoğraflar çekmeli.

Çarşamba, Ağustos 11, 2010

Tilkilerin bir bir Kürkçü Dükkanı'na dönme zamanıdır artık...

Döndük, paldır küldür Ramazan'ın içine yuvarlandık.

Eee zaten tatili de araya sıkıştırmamın nedeni Ramazan başlamadan bir kaçamak yapmaktı.

Yani şikayet etmiyorum halimden, hayat böyle güzel telaşlarla keyifli oluyor.

Geçen sene yoğun istek alan fotoğrafımı aynı saatte, ayn yerde, aynı kıyafetlerle tekrar canlandırdım. İki resim arasındaki 12 farkı bulabilecek misiniz bakalım? :)))