Yaratıcı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yaratıcı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazar, Ağustos 10, 2025

Dolunaya Yürürken İlk Tablom - Masterpiece Galata

Kova burcu yaratıcılığı ile bilinir…

Son zamanlarda yaratıcılığımı dışa vurabileceğim bir şeyler yapmam gerektiği konusunda çokça öneri duydum. Hatta resim konusunda ısrarcı olan bile oldu. 

“Çöp adam bile çizemem ki ben” dedim her seferinde.

Geçenlerde Biletix’ten gelen Masterpiece resim workshopları mesajı dikkatimi çekti, belki de resmin “Dolunaya Yürürken” olmasıydı beni tetikleyen.

Kova burcunda dolunay zamanında denk geliş 🌕😄🙏🏻

Dolunaya Yürürken

Bir kaç saatlik workshop hayatında hiç resim yapmayanları hedefliyor gibiydi. Bu da cesaretlendirdi 😃

Masterpiece Galata’da Bulut hocanın sakin, pratik anlatımıyla elime ilk defa ucunda yağlı boya olan bir fırça aldım. 

Çöp adam çizemem belki ama güzel boyarım 😉👌🏼🎨👩‍🎨

Stüdyoda tuvalde temel çizim yapılmış olarak hazırdı, Bulut hocanın yönlendirmeleriyle zemini geçişli boyamayı başardım. Renk geçişleri biraz zorladıysa da, günün sonunda çok keyif aldığım gururla evimin duvarına astığım yağlı boya bir tablom oldu.



Devamı gelir bence 😉

Bu arada sadece resim değil heykel workshopları da varmış. İçimizdeki yaratıcılığı ortaya çıkarmak için güzel bir yol bence.

Maslak, Göztepe ve Galata’da şubeleri var. Ayrıca başka pek çok şehirde.

Masterpiece Galata

Biletix’te Galata



Pazartesi, Eylül 10, 2012

El İşi Dersi 2

Biraz geriden de gelse, el işi dersimizin devamını bu yazıda bulabilirsiniz. Fikir vermesi için paylaşıyorum sadece detaylar tamamen sizin yaratıcılığınıza kalmış :))







Cuma, Ocak 27, 2012

Mıgır Mıgır

Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit. Nullam venenatis imperdiet dolor ac gravida. Suspendisse enim diam, pellentesque a aliquam hendrerit, dignissim non felis. Aenean vestibulum tincidunt imperdiet. Vestibulum ultrices mattis sagittis. Duis adipiscing nunc nec risus fringilla nec porttitor odio porta. Praesent volutpat lacinia consectetur. Vestibulum sem velit, aliquet ut rutrum ut, dapibus a ante. Ut ut eros et libero faucibus iaculis a at sem. Nullam sit amet felis diam. Praesent et metus vel augue venenatis ullamcorper.


Bi kaç gündür yazmadı, kar da yağdı iyice sıyırdı bu kız demeyin sakın...


Bu kelimeler zaman zaman karşılaştığımız, taslak dokümanlarda web sitelerinde gördüğümüz anlamsız rastgele kelimeler dizisi olduğunu düşünürdüm. Fakat hiçte sandığım gibi değilmiş.

Tam 500 yıldır kullanıldığına inanır mısınız?

Ama öyleymiş, üstelik lorem ipsum üreten araçlar bile varmış. İşte benim yazımın başında okuduğunuz daha doğrusu gördüğünüz  -okuduğunuzu düşünmüyorum- bu üreteçten çıkan kelimeler.

Şimdi lorem ipsum'u biraz daha yakından tanıyalım...

Dizgi ve baskı endüstrisinde kullanılan mıgır kelimeler olup (mıgır işe yaramaz küçük eşya demek)  MÖ 45 yılında Çiçero tarafından yazılan "de Finibus Bonorum et Malorum" (İyi ve Kötünün Uç Sınırları) eserinin 1.10.32 ve 1.10.33 sayılı bölümlerinden geliyormuş. 

"Neque porro quisquam est qui dolorem ipsum quia dolor sit amet, consectetur, adipisci velit..."

"Acıyı seven, arayan ve ona sahip olmak isteyen hiç kimse yoktur. Nedeni basit. Çünkü o acıdır..."
Size de lazım olursa mıgır kelimeler, buraya başvurabilirsiniz

Pazartesi, Nisan 11, 2011

İlmek İlmek İstanbul


Cumartesi günü yarım gün dolaştık tarihi yarımadada ama hala yazacak bir şeyler var kutumda...

Yeni Cami'nin restore edilen Hünkar Kasrı'nın kapısında İlmek İlmek İstanbul diye bir sergi afişini görünce; "ilmek" - "istanbul" orjinal bir şeyler görebiliriz diyerekten giriverdik kapıdan.

Garibim güvenlik görevlisi sırt çantalarımız ve avrupai :)) tarzımızı görünce "welcome, welcome" diye buyur etti içeri.

Efendim ağırlıklı İstanbul manzaralarından olmak üzere kurdele, titanyum, brezilya, rokoko nakışı ve bilumum iğne teknikleriyle üç boyutlu eserler Şahnaz Yıldız diye bir hanımefendi tarafından yapılmış, bu mekanda sergileniyor ve satışa sunuluyor.

Fiyatları 750 - 3500 TL arasında değişen tablolardan bir kaç fotoğrafı aşağıda görebilirsiniz.





Bu tür işlere ilgi duyuyorsanız 15 Nisan cuma akşamı saat 17'ye kadar Eminönü Yeni Cami Hünkar Kasrı'nda görebilirsiniz.

Çarşamba, Nisan 06, 2011

Yonca Sabunu


Hande'cim yakın bir arkadaşının yakında gelecek bebeği için çok şık sabunlar yaptırdı. Ama etrafındaki tek bebek "Masal" olmadığı için diğer bebeklerini!!! düşünüp hepimize özel sabunlar yaptırmış. İşte benim ki

Teşekkürler Hande'cim :)))

Hande'nin diğer sabunları ve yapımcısı Garnet Dizayn için linki aşağıda

http://garnetdizayn.blogspot.com/2011/04/sevgili-hande-birolun-mis-kokulu.html

Tesadüf mü yoksa garnet dizayn araştırmacı yaratıcı mı bilinmez, blogumdaki dört yapraklı yoncamı bulmuş sabun yapmış :)))

Canlı Soyunma Odaları

Marmara Forum keşifleri devam ediyor...

Pazar günü canlı vitrin keşfimizden sonra şimdi de canlı soyunma odaları...



T.Box sıkıştırılmış pratik ve eğlenceli ürün konseptini biraz değiştirip normal ürünlerle yoluna devam ediyor. Ürün yelpazesine ve çeşitliliğine baktığımda Türkiye'den çıkacak bir H&M, Mango havası sezdim.

Spor kıyafetlerden, ofis kıyafetlerine, pijamadan, ayakkabıya, aksesuara kadar her şey var. Forum'da yeni açılan diğer mağazaların inşaat ve paketten yeni çıkmış tekstil ürünleri kokusunun aksine miisss gibi kokuyo.

Ama beni en çok eğlendiren içleri renkli toplarla doldurulmuş camlarla ayrılmış soyunma kabinleri ve eğlenceli müzik eşliğinde kabinlerin içinde kıyafet deneyenlerin seksi görüntüleri :))))

Şaka, şaka...

Evet kabinlerin kapısında böyle bi görüntü olduğu doğru, ama kapılar ahşap ve içerde bir şeyler denerken görünme ihtimaliniz yok. Ancak projeksiyonla kapılara böyle muzip görüntüler yansıtılarak heyecanlandırıyor sizi.

Bir de reyonların ve kabinlerin arasına konmuş renkli butonlarla "yardıma ihtiyacım var" diyip etrafta mağaza görevlisi mi müşteri mi olduğunu anlayamadığınız birilerinin peşinde koşmak zorunda kalmıyorsunuz.

Demem o dur ki, T.Box mağazalarına bi uğrayın

Perşembe, Aralık 09, 2010

Karışık Linkler

Moda, dekorasyon, alışveriş vs. vs. dergileri okurken "aaa! internet sitesi de varmış, internete girince bakiyim mutlaka" diyorum.

Tabi ki sonra unutuyorum. Ama bu sefer harekete geçtim aldım kalemi kağıdı elime bi yandan dergi karıştırıyorum bi yandan ilgimi çeken linkleri yazıyorum.
sonra sırayla girip inceledim ve sizler için ilgimi çekenleri, ilginç olabilecekleri sıraladım...


http://www.stampendous.com/
İlginç şekillerde baskı kalıbı olarak kullanabileceğiniz yaratıcı çalışmalara fayda sağlayabilecek ürünler var. Ama bi tane dört yapraklı yonca desenleri yok, hiç yakıştıramadım.

http://www.beyazkutu.com/
sanki hiç yokmuş gibi bi alışveriş sitesi daha :) kaliteli orjinal ürünler. Ucuz mu derseniz, bana pek öyle gelmedi.

http://www.boxit.com.tr/
hediye sezonu öncesi orjinal hediye kutularının olduğu bir site. he heee :) bunlar yoncalı kutu yapmış aferin

http://www.feyzatasarim.com/
Keçeden yapılan tasarımlar var. Bu tasarımları görünce keçeden bi şeyler yapasım geldi. Kullanımı kolay bi malzeme, ne fikirler var aklımda. Yeni yılda yapılacaklar listesine "keçe çalışmaları" eklendi

http://www.eat-ist.com/files/menukutu.pdf     http://www.eat-ist.com/
burası da yaratıcı bi mekan ama yemek konusunda :)) tam bir görsel şölen. Ofis partileri, toplantılar için şık yemeklikler. Yeme de seyret :)))


http://trendpie.com/
bu da yemeklik ama adından anlaşılacağı üzere uzmanlık alanı "pie"

http://www.scrikss.com.tr/doc/catalog_tr.pdf   http://www.scrikss.com.tr/Site/Default.aspx
kırtasiye, kalem, defter... seyretmeye almaya doyamıyorum. çocukların en büyük hayali pastanenin sahibi olmaktır ya -pastanenin önünden geçerken gelen mahlepli tatlı kokudur bütün suçların anası ;))- benim bir de kırtasiye dükkan olsun isterim :)))

http://www.essizurunler.com/urun/harfli-magnetler_621085.aspx?CatID=35246&tabId=466
tüm alfabe ve rakamlardan oluşan magnetler var bu adreste, hatırlatmak istediklerinizi buzdolabının kapısına yazabilirsiniz artık. Ama beni bi paket magnet ve ortalama büyüklükteki bi buzdolabı kapağı kurtarmaz.

http://www.mytheresa.com/
yabanci bir giyim alışveriş sitesi

http://www.olegcassini.com.tr/
abiye ve gelinlik için. Forum İstanbul'da da mağazası olan şık bir site.

http://www.caramelistanbul.com/
işte buna bayıldım. süper fikirler var. hediye, düğün, bebek, nişan, kına, bekarlığa veda. düğün konseptine göre nikah şekeri.

Pazar, Mayıs 04, 2008

Birikenler

Bu aralar çok sık yazamasam da; yazacak bir şeyleri kafamda sürekli planlıyor bazen resimlerini çekip malzemelerini toparlıyorum.

Son zamanlarda cep telefonumda fotoğraf makinesinde biriken resimleri bir yazıda paylaşmaya karar verdim. Çünkü onları başka uzun yazılara ertelerken sonsuza kadar ertelenme ihtimalinin güç kazandığını düşünüyorum. Bunları kafamdan silersem belki uzun süredir yazmadığım, birkaç kelimeyle başlayıp sonunu bilmediğim iç sesimin yazılarına vakit ayırabilirim.



Bir ara ne var ne yok bütün kavak ağaçlarını kesmişlerdi. Ama kavaklar geri döndü. Bu bahar Levent'te şiddetli kar fırtınaları var. Ben bu resme "pamuk yolu" adını verdim. Cuma akşamı servis kırmızı ışıkta beklerken ben de boş durmadım. Zaman benim için koşulları hazırlamıştı kaçıramazdım. Aslında geçenlerde çok güzel bir pozu kaçırdım hala ona hayıflanıyorum.

Sokağın ortasında ip atlayan kız çocukları ve onların yanında sırasını beklercesine sakince oturan kedi. Kaçırdım işte. Bazen hayat bize fotoğraf kareleri sunar, yakalarsan yakalarsın yoksa kaçar gider.

Merter'deki Vakko Binası. Daha doğrusu binasıydı. Fabrika binasının sağlam halini internette aradım ama bulamadım onunla çok daha anlamlı olacaktı. Gördüğüm, yaşadığım her şey benim için değerli. Bazen bu anlamsız bir bina, bir an, bir koku, bir kelime, bir resim bile olabilir. Ama beni biriktiren yaşadığım her an her nefeste gördüğüm, hissettiğim her şey.


Bizim evin yaramazından son fotoğraflar. Geçen hafta toz alırken benden önce dolabın içine girdi. Ulaşamadığı giremediği her yer onun için çok cazip. Nerdeyse onu dolabın içine kapatacaktım, çok meraklı vitrin süsü olmaya. Ve yeni arkadaşı filler.

Hele bir videosu var ki sormayın. Bloga yüklemeye çalıştım, aslında yükledim de. Ancak yayınladığımda açılmıyor. 24 MB'lık bir dosya olması bunun nedeni olabilir.

Maceramız şöyle; ona yasak olan bir odanın bir kaç cm ara kapısından içeri girmeye çalışmak. Ne yazık ki kapıdan sadece kafası geçiyor bedenini de geçirebilmek için girmediği şekil kalmıyor. En önemlisi de pes etmemesi gidip gidip geri dönüyor. Bir deneme bir deneme daha. Fatih'in torunu kapıları açmanın bir yolunu mutlaka bulacak :)

Ve bugün.

İstanbul'da bölgesel sağnak yağmurların yağdığı bence hoş bir pazar. Bir anda girdiğiniz sağnaktan 2 metre sonra kupkuru yolla karşılaşmak ilginç. Daha da ilginci Haliç köprüsünün Eminönü yönündeki şeritlerinde yani Mecidiyeköy yönünde yağmur yağarken diğer yönde sadece su zerrecikleri var. O da muhtemelen yandan gelen sular.

İlginç bir tesadüf daha; yazıyı yazmaya başlarken CD çalara Salih Saka'nın İstanbul Lounge albümünü koymuştum. Yağmurla ilgili yazıyı yazmaya başladığımda çalmaya başlayan şarkı "Yağmurla Gelen".

Yazının başında da dedim ya; hayat kendini ona bıraktığınızda öyle ahenkle akan bir nehir ki. Zorlukları, sevinçleri, hüzünleri, kederleri kendi yolunu buluyor.

Kafamda çok hevesli cümleler dolaşıyor. Yazmaya başlamam lazım. Beklettiklerimden kurtuldum ya onlar da saklandıkları yerden çıkmaya başlıyorlar galiba.

Çarşamba, Mart 19, 2008

Meyveler

Artık eski meyveler, sebzeler kalmadı. Çocukken elma gibi yediğim domatesler geçmişte kaldı. Meyvelerde meyvelikten çıkıp farklı yaşam alanları buluyorlar kendilerine.

Aynı şey, farklı amaçlara hizmet ediyor.


Meşhur Edirne meyve sabunları. Artık internetten de sipariş verebiliyorsunuz. Biz iki sene önce Edirne'ye düğün için gittiğimizde tarihi çarşısından almıştık.

http://www.meyvesabunlari.com/


Bir çiçek buketi ama meyvelerden. Yani yeniyor. Oysa çiçekler kuruyup gidiyor. Geçenlerde geldi. Çok lezzetli ve eğlenceliydi. Tabi hemen kutunun üstünden internet adresine. Nedir, nasıldır, kaçadır?

http://www.fruitandthecity.com/

Aslında elinde marifet olan ve biraz da yaratıcı olanlar rahatlıkla evde yapabilirler. Çöp şiş, taze ve güzel meyveler, bir kaç tane de kurabiye kalıbıyla, biraz da çikolata sos muhteşem eserler yaratabilirsiniz.

Bizim gibi meraklılara

Cuma, Şubat 01, 2008

Edvard Munch-Çığlık

Edward Lunch - Ölü Anne ve Çocuk
Dün akşam yazı yazarken ilk aklıma gelen kareyi zaten yazıya ekledim. Ancak ben bu resmin Picasso'ya ait olduğunu düşündüğüm için Picasso - Çığlık diye aradım. Fakat her yerde Edvard Munch çıkıyordu. Öğrendim ki bu eser Edvard Munch'ınmış.

Hakkında biraz daha araştırma yaptığımda bulduklarımı paylaşmak istedim.

"Edvard Munch, 1863 yılında Loten’de, Dr. Christian Munch ve Laura Cathrine’in ikinci oğulları olarak dünyaya gelmiştir. 1864 yılında aile Christiana’ya (bugün Oslo) taşınmıştır. Burada, Edvard henüz 5 yaşındayken, annesi 1868’de verem hastalığından hayata veda etmiştir.

Edvard’ın çok küçük yaşta annesiz kalması, onu derinden etkilemiş olmalıdır. Ama onu daha da fazla etkileyen olay, kendisinden sadece bir yaş büyük olan kızkardeşi Sophie’nin de annesini alıp götüren verem hastalığına yakalanmış olmasıdır. Kardeşinin günden güne tükenişine tanık olmak, ergenlik dönemindeki Edvard için oldukça acı bir deneyim olmuştur. Sanki küçük yaştayken tam olarak anlamlandıramadığı annesinin ölümünü, Sophie’nin hastalığı süresince bu kez gerçekten yaşamıştır. Kızkardeşi, 15 yaşındayken 1877 yılında hayatını kaybeder.

Çığlık, Munch’un sanatında o zaman kadar etkili olmuş farklı konu ve üslup kaynaklarının olağanüstü bir bileşimidir. Bu, renk ve deformasyonun bir ifade aracı olarak böylesine yoğun bir şekilde kullanıldığı ilk modern başyapıt olma özelliğine sahip öncü bir resimdir. Hastalık ve ölümlerle kuşatılmış bir yetişme dönemi geçirmiş olan duyarlı bir iç yapının, adeta patlama halindeki bir dışavurumudur çığlık. Resim yüzeyini diyagonal olarak bölen köprünün ardında deniz ve kızıl gökyüzü dalgalanarak bütünleşmiş, mekan boğucu bir atmosferin tüm etkilerini yansıtacak şekilde düzenlenmiştir. Köprünün üzerinde, yoğun bir şekilde deforme edilmiş ve başını iki elinin arasına almış durumdaki figürün çığlığı bu dalgalanan, dönen atmosferde yankılanmakta ve baş döndürücü bir etki yaratmaktadır. Aslında bu atılmamış bir çığlıktır. Bireyin içinde saklı kalmış, bastırılmış, çeşitli sebeplerle dışa vurulmamış bir çığlık. Aynı zamanda bireyin, kendisini kuşatan boşluğun kuvvetli baskısına, diğer bir deyişle ‘varolmanın dayanılmaz ağırlığı’na gösterdiği bir tepkidir. “Bağırmak istedim; bunun beni hafifleteceğini biliyordum, ama utandım.”der Kazancakis. Bu ifade tam da Munch’un atılmamış çığlığına denk düşmektedir."

Diğer eserleri ve hayatı hakkında bilgi almak isterseniz aşağıdaki linkleri öneririm.

Edvard Munch 1

Edvard Munch 2

Perşembe, Ocak 24, 2008

Her Çocuğun Hakkı

Bir kaç gündür seyrediyorum; açık kalan dolabın önünde silkelenen köpek; dolapta duran robota çamur sıçratıyor. Sıçrayan çamurla robot hareket etmeye başlıyor ve önce dolaptan sonra da açık olan evin kapısından dışarı çıkıyor.

Doğadan bir parça vücuduna değdiğinde, değdiği yer hayat buluyor. Metal elleri ete kemiğe bürünüyor, sonra ayakları, bir çamur birikintisinde yuvarlanıyor, dans ediyor,tepiniyor ve yağmur başlıyor. Dilini çıkarıp yağmur damlalarını içiyor artık tamamen bir insana, bir çocuğa dönüşüyor.

"Her çocuğun hakkı" diyor reklamın sonunda ekranın altında da küçük bir yazı bir internet sitesi adresi.

Omo'nun mesajları her zaman hedefi çok iyi vurur. Ama bu reklam hedef tutturmaktan önce insanın kalbini tutuyor. Avuçlarının içine alıyor. Reklamın ne olduğunu bilmeden seyrettiğimde acaba çamurun içinde deliler gibi yuvarlanmak, tepinmek nasıl bir duygudur diye merak ettim. Bu işin eğlence kısmı. Ancak bunun altında yatan sosyal mesaj çok başarılı.

Çocukların çocuk gibi yaşamaya ve öğrenmeye ihtiyacı var. Bilgisayar başında birer robot olarak yaşamaya değil.


http://hercocugunhakki.com

Omo'nun dünya çapında yaptığı anket sonuçlarına göre;

- Türkiye’deki annelerin %79’u TV ve video oyunlarının çocukların zamanında çok yer almasından kaygı duyuyor

- Türkiye’de annelerin %87’si fırsat verildiğinde çocuklarının ev yerine dışarda oynamak isteyeceğini söylüyor

- Tüm dünyada, annelerin %79'u uygulamalı öğrenmenin öneminin unutulduğunu düşünüyor

Sitede splatskill denilen çocukların yeteneklerini ve yaratıcılıklarını oyunlarla geliştirmek için pek çok yöntem var.

Ben bir kaç tanesini öğrenip, çocuklarla vakit geçirirken kullanmayı planlıyorum.

Pazar, Aralık 02, 2007

2. Bebek Projesi

Bu haftasonu yaratıcı çalışmalar üst üste geldi ama yapacak bir şey yok. Son haftalarda üzerinde çalıştığımız projenin fotoğraflarını aşağıda görmektesiniz.

Biz projemize 2. Bebek Projesi diyoruz; çünkü ilki iki sene önce Ayşegül'ün ikizleri için yine bizim tarafımızdan yapılmıştı. Bu seferki projenin annesi de çok sevdiğimiz komşumuz Sündüz abla. Uzun bir aradan sonra oğlu Göktuğ'a bir kız kardeş geliyor. Pembe renkle çalışmak çok zevkli.

Sepet çalışmasının başı. Etrafa yayılmış malzemeler o anki hayallerimizle birleşip, sonunda aşağıdaki sepete dönüştü.


Dekoratif bir resim olmasını istediğim için sepet bir kez daha

Bu şekerlerin bir özelliği de aynı zamanda uğur getirmesi. Çünkü hepsine tek tek yapıştırılmış dört yapraklı yoncalar var. Yani bu şekerden alan bekarlar evleniyor, çocuğu olmayanların çocuğu oluyor, piyangodan büyük ikramiye çıkıyor. Bütün yoncalar da benim elimden çıktığı için seneye bu zamanlar evli oluyorum. :))) -valla ortada öyle bir durum yok-


Ve şekerlerimizzzzzzzz...


Bu da hastane kapısı için hazırlandı, klasik çelenkten farklı bir şeyler olsun istedik. "Hoşgeldin Melek" yazmayı düşündük üzerine ama bebeğin adını melek zannederler diye vazgeçtik. Ama fonda çalmasında bir sakınca görmüyoruz. Bu arada kısmetse bebek çarşamba günü dünyaya gelecek.


Bizim eserlerimizde fonksiyonellik de önemli olduğu için; kapının her iki tarafı da süslü olacak. Diğer taraf biraz daha sade. Eve dönünce sade olan sokak kapısında kullanılabilir, diğeri bebek odasında.

Hastane kapısında görüntülemeye sabredemediğim için oda kapısındaki provasını görüntüledim.

Cumartesi, Aralık 01, 2007

Yastık ve Minderler

Daha önce de söylemiştim; ilk fırsatta bizim evdeki yaratıcı çalışmaların fotoğrafını koyacağım diye...

Bizim evde iki tasarımcı ve dikiş diken olunca, böyle şeylerin çıkması kaçınılmaz oluyor. Annem ve ablamın eserleri bunlar, arada bir benim de ufak tefek katkılarım fikirlerim olmuyor değil.

Son bir yıl içinde evimizin dekorasyonuna eklenen yastık ve minderler...

İlk fotoğraf annemin dikiş odasından; kapıyla dikiş makinesi arasında kalan boşluğa uygun minik bir oturma yeri. İçindeki pamuk yer yatağı, üçe katlanmış olarak.

Bu da bizim odadaki yer minderleri, daha önce sade bordo kadife sade kılıfları vardı.

Koltuklara uygun süs yastıkları; hepimizin tasarımda emeği var.


Ve son olarak salondaki yer minderleri. Kumaşı kendinden desenli değil. Mor ve krem rengi düz parçaların üzerine harç dikilip puzzle gibi tek tek bir araya getirildiler. En çok saçaklarını seviyorum. Tasarım ablama ait.


Bu tasarımları gerçeğe dönüştürürken malzemeler şüphesiz ki çok önemli. Harçlar ve bazı döşemelik kumaşları Kağıthane ve Bakırköy'de şubeleri olan Toteks'ten aldık. Mor ve krem rengi kumaşlar ise İMÇ'de Aydın Tekstil'den.