Papağan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Papağan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazar, Şubat 12, 2012

Papağanın Bir Günü

Sabah öperek aşık olduğu kişiyi uyandırıp sev beni der

SAM_3455

Evde kim ne yerse ondan otlanır

SAM_3461SAM_3458

Oyunlar oynanır

SAM_3449

Yan gelip yatılır

SAM_3463

Salı, Mayıs 03, 2011

Yaramazım, Arsızım



Tanıyosunuz kendilerini biraz aç gözlü, birazcık obur, çokça yaramaz, kendini insan zanneden bir ufaklık bizimkisi :)))

Son günlerde delirdiği yiyecekleri söylüyorum sıkı durun

Ispanak ama yanında yoğurt olacak

Pırasa

Karnıbahar

tabiki pişmiş tadı tuzu yerinde olacak.

Dün akşam onun için kaşığa koyup soğuması için üflediğim ıspanağın bir an önce tadına bakabilmek için girmediği şekil kalmadı, görmeniz lazımdı.

Pazar, Şubat 13, 2011

Pazar Keyfi

Bir papağanın pazar keyfi nasıl olur, merak ediyorsanız eğer...


Önce gazetelerin pazar ekleri itinayla okunur...

Sonra günün etkinlikleri için sayfalar karıştırılır...

Ve evdekiler seçimi anlasın diye itinayla sayfanın üzerine oturulur :)))

Perşembe, Ekim 07, 2010

Kıbrıs Tatili - Mavi Köşk

ETS'nin Pınar'la Migel'i varsa sizin de dört yapraklı yonca'nız var :))
Gezip eğlenmeye, gördüklerini anlatmaya devam ediyor...

Bundan çoook uzun zaman önce -en azından 10 sene vardır- bi arkadaşımın Kıbrıs seyahatinden dönünce anlattığı o günden beri de görmeyi çok istediğim Kaçakçı'nın Köşkü'ne gitmek bu seneye kısmetmiş.

Girne'ye 30-35 km mesafede Çamlıbel bölgesinde askeri bölgenin içinde çok özel bir ev burası. Kapısına gidene kadar hiç bir şekilde hiç bir yerden göremediğiniz evin seyir terasından aksine her yeri görebiliyorsunuz.

İtalyan asıllı rum olan Paulo Paolides tarafından 1957 yılında yaptırılan köşkün yerini kimsenin öğrenmemesi için  inşaatında çalışanların Paolides tarafından öldürüldüğü rivayeti var.


Kadın misafirleri için süt havuzu bile yaptıran Paolides'in cinsel tercihlerinin çeşitli olduğu yönünde de rivayetler var, pembe bornoz ve terlikleri midir buna sebep bilinmez.


Mavi rengin ağırlıklı kullanıldığı köşkte farklı renklerde pek çok oda ve çok şık mobilyalar var.


Çalışma odasındaki kütüphanede Paolides'in kitapları duruyor, çalışma masası ve koltuğu uzun saatler çalışmak üzere özel olarak üretilmiş.
3 kat elyaftan yapılan çalışma odasının perdeleri hemen camın dışındaki havuzun sesini öyle bir kesiyor ki hayretler içinde perdeyi defalarca açıp kapatmanıza neden oluyor.


mevsime göre renk değiştiren bukalemun derisinden içki dolabı her mevsim farklı bir renge bürünüyormuş. Son cilasının sonbahara rastlaması nedeniyle sarı kaldığı söyleniyor.
Ve evin en sevdiğim malzemesi :))
Ben de evime bu seramiklerden yaptırıcam, kaçak maçakçı ama Paolides'le ortak çok yönümüz olduğunu düşünüyorum.
Hem Kova burcu, hem Yonca sever :))))
Yemek salonunun tüm yerleri yoncalı karolardan, uzun süre ayrılamadım bu odadan :))

Bu da denge heykeli deprem habercisiymiş

Sanat eserlerine düşkün bir adam olduğu için pek çok tablo duvarları süslüyor

 Gül ağacından sehpalar
 Oldukça büyük Meryem Ana resminin özelliği odanın neresine giderseniz gidin gözleri, elleri ve dizleri sizi takip ediyor. Ayrıca altın rengi olan yerleri gerçek altından yapılmış
 9 noktalı aynayla odanın her köşesini kontrol altında tutarak arkadan gelen saldırılara karşı kendini korunmaya çalışmış. -Paolodis paranoyakmış sürekli öldürülme korkusuyla yaşamış ve bir mafya çatışmasında İtalya'da su testisi su yolunda kırılmış 80'lerde)

 Yatak odasının bir penceresi doğuya diğeri batıya bakıyor yani güneşin doğuşunu ve batışını yatağından seyredebiliyormuş

Duvarlarda ferforjeden burç sembolleri var. Ama kova burcunun sembolünü bulamadık Arzu'yla :((



Bu da mutfak-yemek odası. Bazı yerlerde taverna diye geçiyor. -resim çekmekten kaçrmış olabilirim bu bilgiyi- Herkes kaldığı odanın rengindeki masada otururmuş yemekte.


Bu da şarap sebili. Aslanın ağzından akan şarap küpe, küpten tekrar aslanın ağzına devri daim oluyormuş

Bahçedeki dilek havuzu. Bu niyetle mi yapılmış yoksa gide gele bizler mi yapmışız bilinmez

Bir de bu havuz için bir rivayet var...

Paolides üst kattaki yatak odasından havuzda yüzen kızlara elma atıyormuş elmayı kim yakalarsa geceyi onunla geçiriyormuş ama yakalamazsa bahçıvan giriyomuş sahneye.


Köşkün seyir terasında açık havada Toros dağları bile görünüyor diyorlar

En ilginç yerlerden birisi de burası. Mafya avukatı olan Paolides savunma konuşmalarını bu çemberin içinde yapıyormuş. Gerçekten çemberin içine girip konuştuğunuzda sesinizin titreşimlerini içinizde hissedip kendi kendinizi duyuyorsunuz. Ama çemberin dışına çıktığınızda her şey normal. Anlatılmaz yaşanır...

Aslında Kıbrıs'ta alışveriş edecek çok ilginç bir şey yok ama söz konusu taklit çanta olunca kadınlar adeta birbirini kırıyo. Yalnız şu saatten sonra Louis Vitton'un orjinalini verseniz almam o kadar ööö geldi yani.
Ama söz konusu kumaş olunca Kıbrıs'ın kumaşları eskiden de meşhurdu. Geçenlerde Derviş Bağzıbağlı'nın ropörtajında dedesinden ve Kıbrıs'taki mağazalarından bahsediyordu. Görünce bi uğruyim dedi. Şık bir ceketlik kumaş aldım, biraz sohbet ettik, bilir misiniz benim oğlum torunum var İstanbul'da dedi.

Sonra Kıbrıs'ta başka napılır?

Kumarhane kültürüyle tanıştık, artık jeton, kol devri bitmiş. ATM'ye verir gibi kağıt parayı veriyon canavarın ağzına sonra düğmelere basıyosunn garip garip sesler çıkarıyo. Bi bakıyosun 3'e 5'e katlamışsın parayı bi bakıyosun "Game Over"

Malum Yonca'yız. Gülay'da tutturdu yoncalı makina olsun, ortada dolanan görevlilere sorduk var mı yoncanız?

Ama Yonca'nın yoncaya faydası yokmuş kumarda anladım, aşkta kazanmayı bekliyoruz artık :)))




Hava çok güzeldi, denize girdik, güneşlendik. Kızlar çetesi olarak Kıbrıs'a neşe kattık.
Bu ne derseniz?

Benim yaramaz kendi hediyesini kendi seçti. Rafa koyduğum tobleronu 3. dakkada bulup bu hale getirdi.

Perşembe, Kasım 26, 2009

Müzede Kaçak Yolcu Var

Evimizdeki minik müzemizde çeşitli ülke ve şehirlerden sembolik hediyeliklerimiz var. Üst raf Kuzey Amerika, orta raf Asya, alt rafta Türkiye'nin çeşitli şehirlerini temsil ediyor.

Yalnız bu rafların birinde kanlı canlı bi şey var :))) Bilin bakalım hangisi????


"Beni bloguna malzeme yaptın, ısırırsam seni görürsün!!!" bakışıyla yaramaz papağanımız :))))

Pazar, Mayıs 04, 2008

Birikenler

Bu aralar çok sık yazamasam da; yazacak bir şeyleri kafamda sürekli planlıyor bazen resimlerini çekip malzemelerini toparlıyorum.

Son zamanlarda cep telefonumda fotoğraf makinesinde biriken resimleri bir yazıda paylaşmaya karar verdim. Çünkü onları başka uzun yazılara ertelerken sonsuza kadar ertelenme ihtimalinin güç kazandığını düşünüyorum. Bunları kafamdan silersem belki uzun süredir yazmadığım, birkaç kelimeyle başlayıp sonunu bilmediğim iç sesimin yazılarına vakit ayırabilirim.



Bir ara ne var ne yok bütün kavak ağaçlarını kesmişlerdi. Ama kavaklar geri döndü. Bu bahar Levent'te şiddetli kar fırtınaları var. Ben bu resme "pamuk yolu" adını verdim. Cuma akşamı servis kırmızı ışıkta beklerken ben de boş durmadım. Zaman benim için koşulları hazırlamıştı kaçıramazdım. Aslında geçenlerde çok güzel bir pozu kaçırdım hala ona hayıflanıyorum.

Sokağın ortasında ip atlayan kız çocukları ve onların yanında sırasını beklercesine sakince oturan kedi. Kaçırdım işte. Bazen hayat bize fotoğraf kareleri sunar, yakalarsan yakalarsın yoksa kaçar gider.

Merter'deki Vakko Binası. Daha doğrusu binasıydı. Fabrika binasının sağlam halini internette aradım ama bulamadım onunla çok daha anlamlı olacaktı. Gördüğüm, yaşadığım her şey benim için değerli. Bazen bu anlamsız bir bina, bir an, bir koku, bir kelime, bir resim bile olabilir. Ama beni biriktiren yaşadığım her an her nefeste gördüğüm, hissettiğim her şey.


Bizim evin yaramazından son fotoğraflar. Geçen hafta toz alırken benden önce dolabın içine girdi. Ulaşamadığı giremediği her yer onun için çok cazip. Nerdeyse onu dolabın içine kapatacaktım, çok meraklı vitrin süsü olmaya. Ve yeni arkadaşı filler.

Hele bir videosu var ki sormayın. Bloga yüklemeye çalıştım, aslında yükledim de. Ancak yayınladığımda açılmıyor. 24 MB'lık bir dosya olması bunun nedeni olabilir.

Maceramız şöyle; ona yasak olan bir odanın bir kaç cm ara kapısından içeri girmeye çalışmak. Ne yazık ki kapıdan sadece kafası geçiyor bedenini de geçirebilmek için girmediği şekil kalmıyor. En önemlisi de pes etmemesi gidip gidip geri dönüyor. Bir deneme bir deneme daha. Fatih'in torunu kapıları açmanın bir yolunu mutlaka bulacak :)

Ve bugün.

İstanbul'da bölgesel sağnak yağmurların yağdığı bence hoş bir pazar. Bir anda girdiğiniz sağnaktan 2 metre sonra kupkuru yolla karşılaşmak ilginç. Daha da ilginci Haliç köprüsünün Eminönü yönündeki şeritlerinde yani Mecidiyeköy yönünde yağmur yağarken diğer yönde sadece su zerrecikleri var. O da muhtemelen yandan gelen sular.

İlginç bir tesadüf daha; yazıyı yazmaya başlarken CD çalara Salih Saka'nın İstanbul Lounge albümünü koymuştum. Yağmurla ilgili yazıyı yazmaya başladığımda çalmaya başlayan şarkı "Yağmurla Gelen".

Yazının başında da dedim ya; hayat kendini ona bıraktığınızda öyle ahenkle akan bir nehir ki. Zorlukları, sevinçleri, hüzünleri, kederleri kendi yolunu buluyor.

Kafamda çok hevesli cümleler dolaşıyor. Yazmaya başlamam lazım. Beklettiklerimden kurtuldum ya onlar da saklandıkları yerden çıkmaya başlıyorlar galiba.