Cumartesi, Ekim 02, 2010
Akıllı fırınım benim :)
Yazacak bi kaç malzeme var elimde, şu, bu, o.
İpuçlarını vermiyim şimdi ama unutmadım Hande'cim Amerika'daki futbol maçının kahramanını ;) ilk fırsatta yazıcam.
Şimdi bendeniz küçük bir kaçamak yapmak için Güney'in biraz daha güneyine kanat çırpacağım. Kısmetse dönünce biraz ordan biraz burdan yine yazılarımla ekranlarınızda yer bulmaya çalışıcam kendime.
Haa bu arada; garip karşılaşmalar ilginç tesadüfler yaşıyorum demiştim ya...
Bu da biraz öyle bundan tam 1 sene önce bir yere gitmiştim, ordan döndükten kısa bir süre sonra dibi gördüm, neyse ki fazla kalmadan orda yüzeye doğru çıkmaya başladım. Yukarda güneşi gördüm.
Şimdi güneşin altında güzel teknemdeyim, "işte geldim burdayım" demeye, hakkını vermeye gidiyorum
Cuma, Ekim 01, 2010
Tike'yi Şikayetimdir
Bu satırlarda da Why Be'yi övmüşlüğüm vardır çokça. Hem işime yakın, hem yemekleri güzel, servisteki arkadaşlarla artık ahbap olduk her gün gide gele, bahçesi de var...
Ne yazık ki son zamanlarda nazar değdi bu iyilik halimize...
Aslında Tike Club oldu olalı var bi uğursuzluk üzerimizde...
Hep beraber gittiğimiz arkadaşlar birer ikişer "yok orası olursa ben gelmem" serzenişleriyle bir iki gelmeseler de üçüncüde kırmayıp bizi "hadi bi daha deneyelim"e razı oluyorlardı.
Ama en son Çarşamba günü yaşadığımız zincirleme tatsız olaylar Tike'yle aramızdaki iyi niyeti -artık bu iyi niyetin sadece bizim bakışımız olduğunu üzülerek kabul ediyorum- tamamen sona erdirdi.
Neydi bizi bu hale getiren?
Olanlar ilk defa bugün oldu sanmayın, pek çok defalar aynı şeyleri yaşadık. Ama o gün final bölümü olsa gerek ne varsa hepsi birden döküldü önümüze.
İşte hikayemiz;
Hamdiye son zamanlar sıkça yaşadığımız memnuniyetsizliklerden ve şef garson olduğunu düşündüğümüz Şahin beyin kaba tavırları nedeniyle şikayet yazmıştı Tike'nin sitesine. Yuvarlak cevaplarla arkadaşımızın da özel problemleri nedeniyle gergin bi durum yaşanmış, 8 yıllık iyi bi çalışanımızdır falan demişlerdi.
O gün yalvar yakar oldum Hamdiye'ye "söz dedim ben seni muhatab etmiycem Şahin'le, ben ilgilenicem senle" geldi Tike'ye.
Ve film başladı.
Aynı anda söylenen 3 porsiyon lahmacundan 2'si gelirken üçüncüsü için arkadaşlar atmayı unutmuş şimdi attırdım. 5 dakkaya çıkar cevabı 13:20'de verilir mi? Üstelik defalarca "hani hani diğer arkadaşın lahmacunu?" diye defalarca sormamıza rağmen.
Bu hikayenin benzerini başka bir zaman istediğimiz sandviç için malzeme kalmadığını yine "nerde sandviçimiz nerde?" diye diye yine kalkmamıza yakın "yokmuş elimizde arkadaşlar da bana şimdi söyledi" cevabı nasıl sizce?
Biz bu tantanayı yaşarken hemen arkamızdaki masa da, "siz de mi şikayetçisiniz biz de biz de, nereye şikayet etmeliyiz?" diye dert yanmaya başladı.
Hesabı istedik, zaten olaysız hesap anımız yok :))
Daha bizim hesap gelmeden yandaki masa hesap ve bozuk para krizi yaşamaya başladı. Sorarım size bozuk para bulmak para üstü vermek esnafın sorumluluğu mudur, müşterinin mi?
Gelelim bizim hesaba Setcard kullanıyoruz biz. Ama ne hikmetse Tike'nin ki hep bozuk. Ne zaman ödeme için kartları versek "setcard arızalı"
yok başka kart yanımızda paramızda yok n'olcak şimdi, sürekli geliyoruz o zaman bi dahakine alın teklifimize
beni ilgilendirmez sizin sorununuz havasında Şahin beyin bir kafa işareti var ve cümlemizin sonunu bile dinlemeden arkasını dönüp gitmesi var ki, zaten Hande'nin "SON" dediği an o'dur.
Ne hikmetse Hande'yle ben ödemelerimizi kredi kartıyla yaptıktan sonra arkadan biri setcard makinesiyle gelip kalan iki kişinin ödemesini aldı. Birden setcard makinesinin iyileşeceği tuttu herhalde.
Neyse bu geçen sefer ki ve önceki dönemlerde yaşadığımız bir olaydı. Bu seferkinde hesap geldi aynı tantana "setcard arızalı" tek telefon hattımız var da gün sonu yapmıyo da bizden kaynaklı di'il de, bıdı bıdı... -peki bunlar benim sorunum mu?-
Ben kredi kartı verdim kızlar da 20'şer lira. Herkesten 13-15 tl bi şey alınması lazım. Para ve kartlar içinde hesap geri geldi. Şahin bey buyuruyorlar "bozuk yok", ben de olay uzamasın diye "hepsini benim karttan çekin" dedim. Şahin demez mi "en iyisini yaparsınız"
Yok artık,
Bu nasıl bir işletmeciliktir nasıl bir müşteri ağırlamaktır. Anlayan varsa bana da anlatsın.
Bi garson arkadaş var Nihat, burda bahsetmeden geçemiycem bütün bu fırtınalarda hep alttan alıp bizim gönlümüzü hoş tutmaya çalışıyor, ya yemeğin sonunda tatlı ikram eder bi jest yapar, sonra verirsiniz der.
Ama artık onun iyi niyeti bile Tike'yle bi daha buluşturamaz bizi.
Uzun lafın kısası ya Tike öğlen gelen müşterisini takmıyo nasıl olsa alkol yok bi şey yok ne olur bunların bıraktığı hesaptan ya da yeni bir hizmet modeli deniyolar müşteri sabrı nereye kadar zorlanır.
Eee yok mu Tike'den eski adıyla Why Be'den bizden başka şikayetçi???
Pazartesi, Eylül 27, 2010
Günlük, Aylık, 6 Aylık
Blogum diğer adıyla web günlüğüm... Olsa da burası
Gizli bir mabedim gizli bir köşem elbetteki benim de var.
Tam 6 ay olmuş ona uğramayalı...
Karalaya, yaza çize, güle ağlaya...
Defterler internet çıktığından beri raflarda unutuldu sansanız da ben defterimi fotoğraflayıp onu da meşhur etmeye karar verdim.
Çok zorlanmayın okumaya fotoğraftan; 6 ay üzerine nasıl bir giriş yapmışım aşağıda okuyabilirsiniz.
Özel isimlerin ve olayların geçtiği bölümler tabi ki kadraja girmedi, blogun harfleri de işte tam orda bitiverdi.
Ama bilin ki ben iyiyim, hiç olmadığım kadar huzurluyum, mutluyum
Biri olmadığı, biri olduğu için değil; ben olduğum için...
"tam 6 ay olmuş bu defteri elime almayalı.
hiç mi bir şey olmadı?
Aksine, aynı yolunda akan nehrim, yolunu değiştirmeye çalışan irili ufaklıpek çok etkene yıllarca ne kadar direndiyse;
Şimdi de her yeni yolla kendini aşıyor
Okyanusa ulaşmanın tek yolu olmadığını, bazen buharlaşarak, bazen toprağa karışarak, bazen küçük derelere katılıp doğaya adadı kendini.
Okyanusa ulaşamasa bile geçtiği yerlere can vermek yetiyor ona...
Anlatacak çok şey, hayatıma giren bir çok yeni insan var...
defteri yeniden elime aldıran mutlaka bunu hayatıma not düşmeliyim dediğim en ilginci... "
Tam da burda kelimeler biter ;)
Cuma, Eylül 24, 2010
Açım,Yorgunum, Ağlıycam...
Tüm gün yüksek topukların üstünde ders anlatmak, öğrenciden öğrenciye dolaşmak ne kadar da yorucuymuş. 6'da çıktığım yatağıma şu anda uzanmak için yalvarıyorum biri ışınlasın beni evime...
Açım :((
Bütün gün ders öncesi ve aralarda dersin eksiklerini tamamlama koşturmacasında ne yedim ne içtim...
Ayaklarım korkunç ağrıyo, eve gidince tuzlu suda aromatik yağlarımla ağrılarını hafifletebileceğimi umuyorum
Gebze'den istanbul'a dönmek ayrı bir işkence...
Açım, yorgunum, huysuzum, PMS'min M'sindeyim,
Ağlamak istiyorum :(((
Sebepsiz
Belki sırf yağmur yağdığı için,
cama vurduğu için,
güneş battığı için...
Okuduğum kitaptaki halvetin ruh haline özenip, halvete niyetlenip kendimle yalnız kalmak için...
Son zamanlarda gördüğüm garip rüyalar, ilginç karşılaşmalar, tesadüfler, evrenin sorularıma; çok uğraştırmadan beni pat diye cevaplar verdiği için...
Kimle n'pacağımı bilmediğim için
Açııııım :(((
Ve hala köprüyü geçemedik :((((
Perşembe, Eylül 23, 2010
Şimdi de sıra bana geldi. -he heee :)))-
Bu sefer ben öğretmen olucam.
Hisse senedi piyasasını, türev araçları, nasıl piyasada işlem yapılırı anlatıcam.
Ama önce ben ders çalıştım bu gece.
Çünkü bu eğitimi benim vereceğim geç saatte belli oldu ve eğitim dokümanını da daha önce görmemiştim. Sevimsiz bi durum yani.
Neyse ki konuya hakim olduğum için çok sıkıntı olmaz ama tam gün vereceğim bir eğitime daha fazla hazır olabilmeyi isterdim.
Bilmem ki kimin ahı tuttu. :)))
Son aldığımız eğitimde biraz kök söktürmüştüm Vedat Hoca'ya, yoksa onun ahımı???
Pazartesi, Eylül 20, 2010
Hayat Başladı...
Okulların açıldığı gün yeni dönemin başladığı yer aslında çocuk olsan da olmasan da, çocuğun olmasa da...
Trafik, karmaşa, kargaşa, soğuyan hava, kalabalıklar hepsi bitti.
Lay lay lom yaz akşamları, uçuşan elbiseler, başı açık ayakkabılar, deniz, güneş, sıcak, geç gelen gece
Şimdilik güle güle dese de size bu şehir, ben ilk fırsatını bulduğumda atlayıp uçağa geleceğim yanınıza. Öyle çok di'il 15 gün sonra ;))
Okullar açılır da mezuniyetinin üzerinde 10'lu 20'li yıllar geçenler anmaz mı eski günlerini "nerde o eski bayramlar" notasından...
Kırtasiyelerde kitap kuleleri, insan setleri arasından, bir yandan okul forması diğer yandan, defter, flüt, kalem, sayı çubuğu, yardımcı ders kitabı, 60 yaprak soldan kırmızı çizgili bilmem ne defteri. 61 yaprak olsa hayatta olmaz.
Ne piskopat hocalar vardı ya, ben nasıl yazarım yazarım. Belki yazmam aklımda tutarım. Matbadan çıkmış defter yaratanlara yıl sonunda yılın öğretmeni ödülü falan mı veriyorlardı acaba???
Aldık kitapları, defterleri. Hadi bi de defter kitap kaplama seramonisi başka ülke okullarında da defter kaplama diye bi şey var mı acaba? -bak merak ettim şimdi- yoksa bu da Türklere has bir gelenek mi?
Artık kitap defter kaplama zamanım geçti, yakın zamanda gelmeyecek de olmasından sebep yeni nesil kaplama işine verdim kendimi.
Hotmail :)))

İsminizin üstüne tıkladığınızda tema seçebiliyorsunuz. Hiç bilmeden günün saatine göre şekil değiştirdiğini bunu seçivermişim.
Ama bi hoşuma gitti ki sormayın, bu da benim bu dönem ki kap kağıdım
Pazar, Eylül 19, 2010
Cundalı'da Kahvaltı
Sınırlı seçenek dediğim yanıltmasın sakın Ege'nin sakız reçeli, hayatımda ilk defa tattığım zeytin reçeli,-en az 5 çeşit reçel vardı masada- peynirler, zeytinli, ayçekirdekli ekmekler, melemenler. Şimdi kızıyorum kendime neden çekmedim o güzel şeyleri diye.
Hele bi de masamızla ilginen garson var ki, bize çay servisi yaparken" kendimi anne gibi hissediyorum bardaklarınıza çay doldururken zevk alıyorum" demesi çok hoşuma gitti.
Çektiğim fotoğraflardan masadakilerin göründüğü bi tek bu resmi bulabildim. Ne kadar derseniz fiyatı 30 TL.
Üç silahşörler yine buluşmayı başardık :))
Yakışıklım, haylazım Yağız'ım :)))
Bugün kadınlarda beğendiği kriterleri de öğrenme şerefine nail olduk. Kırmızı ojeyi beğeniyormuş annesinin manikürcüsüne beni de götürürmüş ama kırmızı oje sürdürcekmişim. Saçlarımı beğenmiş ama uzun olsaymış daha iyi olurmuş, çünkü uzun saç seviyor. Şişman mı zayıf mı olmalı kadın diye sorduğumda "her şeyi olmalı" dedi.
Bunu zayıf olmaması olarak yorumladık biz ;)))
Cumartesi, Eylül 18, 2010
Çarşamba, Eylül 15, 2010
İstanbul Bacaklarda
Vogue'un 16 Eylül'deki alışveriş partisi ilginç ürünleri de beraberinde getiriyor. Şimdilik favorim Penti'nin İstanbul desenli çorabı
Tez bir tane edinile...
Pazartesi, Eylül 13, 2010
TurkuaZoo
Efendim Bayrampaşa Forum'daki meeeeşhuuur dev akvaryuma gittik. Giriş ücreti 25 diye biliyodum ama kapıda 26 yazıyodu. Bayram nedeniyle de %10 indirim.
Zam??? -indirim??? karda mıyım zararda mı??????
Neyse geçelim girelim içeriye.
Yürüyen merdivenlerden zemine inince ağır bir balık yosun kokusu, denizler altındasınız artık koku budur diyo. Denizin içini koklamadım hiç ama onun taze kokacağını hayal ediyorum nedense.
Etraf loş temizlemediğimiz belli olmasın.
11'den itibaren her saat başı piranhaların beslenme saati. Merak içerisinde saatin 12 olmasını, ay nasıl nasıl saldıracaklar, filmdeki gibi 5 dakikada kemiğini bile bırakmıycaklar hayaliyle bekleştik camekanın önünde.
Tavuk butu sallandırılınca suya 4-5 tanesi bi iki didikledi döndü poposunu gitti. Sonra topluca dönüp sırtlarını butun tam aksi yönde akvaryumun en dibine gittiler. Bunlar da mı boykot yapıyor??
Kanlı bir gösteri hayalimiz piranhaların akvaryumunda son buldu.
Orda bi balık burda bi balık. Bi tanesi pala bıyıklı pisicik.

En eğlenceli balıklar Nemo'nun arkadaşlarıydı şüphesiz. Çooook tatlılar
Meşhur tünele giriyosunuz kısacık bi'şi zaten. Klostrofobik bi ortam aslında belki ben onun için pek sevememiş olabilirim.
Üzerinden köpek balıkları geçiyo işte, öyle sıradan bi yer :)))Bu kadar olumsuzluğa rağmen hoş tesadüfleri de yok değil yeni aşkımla orda tanıştım
Gerçi beni her koluna girenle aldattığından şüpheleniyorum :))))




Akvaryumda dalmak belki ilginç olabilir. Ama onun da fiyatı 175 TL. Önce 15 dakika eğitim veriyolarmış sonraki yarım saatte de tüm tankları gezdiriyormuş ve son olarak tünelin olduğu tanka getiriyorlarmış.
Değer mi?
Emin di'ilim
Cumartesi, Eylül 11, 2010
Gecenin Bi Vakti İç Ses Konuşur...
İçimden geçen her kelime hiç bir engele takılmadan göğün en üst katına kolayca çıkacakmış gibi geliyor.
Her şey o kadar berrak, her yer o kadar açık ki...
Soluduğum hava bile her zamankinden farklı sanki, daha fazlasını içime çekebilmek için derin nefesler çekmeye çalışıyorum.
Bu sükunette iç ses diyor ki...
Şimdiye kadar yazdıklarım, üzerini karalayıp yenilerini yazdığım, karalanmış kelimelerden elime kalanları temize çekeyim dedim. Baktım o karalanmış, bunun üstü çizilmiş, diğerinin hükmü kalmamış.
Kimi neyi taşıyayım yeni sayfalara?
Ben mi hissizleştim yoksa kalp kırıklarının sivri köşelerimi batmıyor ya da batıyor da acıtmıyor mu?
Acıtıyor da acısı hissedilebilenin üstüne çıktı da uyuştum mu acıdan?
Kalp çarpmıyor, kan akmıyor,
Yaşamaz ki o insan...
Perşembe, Eylül 09, 2010
Yine bir bayramda daha hep beraberiz...
Kimin kime gideceği, ne zaman gideceği, ne yapılacağının belli olduğu, aynı soruların sorulup aynı iyi dileklerin karşılıklı sunulduğu, aynı cep mesajlarının atıldığı...
Yılda iki bayramdan ortalama 70 yaşımıza kadar yaşasak, 140 bayram demek.
Bunun ilk 10 senesinin keyfini çıkardık çıkardık, sonrasında "nerde o eski bayramlar" deme şansımız olması için...
Sonra ki 10 ila 20 sene arası anne babanın peşine zoraki takılıp daha büyükleri ziyaret etme işkencesiyle geçiyor. -30'a kadar evleneceğiniz varsayılıyor-
Evlendikten sonra da bayramda önce kimin tarafına gidilecek; hele bide farklı illerdelerse hangisinde bayram geçirilecek tartışmalarıyla kaçınılmaz aile facialarına, bekarlara aman evlenmeyin dedirtecek diyalogların dönemi. Bi 20-30 sene de böyle geçse.
Kalan 10 seneyi henüz çok yakından tecrübe edemedim ama onun da pek matah olduğunu sanmıyorum.
Yani bayram bayram değil artık, tatilden başka ne anlamı kaldı ki???
Tabi; şimdi evdeki ağzına kadar renkli şekerlerle doldurduğum vazomu, özenle dizdiğim şık çikolatalarımı, annemin elleriyle her bir yaprağını tek tek açtığı baklavayı, zeytinyağlı dolmaları fotoğraflayıp "aman da bayram gelmiş, ne de güzel gelmiş neşe de doluyormuş insan" da diyebilirdim.
Ama nedense benim, bardağın dolamayan kısmını göresim var bu bayram. Yoksa -sanırım, yaklaşık olarak- 61.'sini yaşadığım bu bayramın çok da bi farkı yok diğerlerinden...
Depresif miyim, neyim?
Hepsi Eylül'ün suçu...
Cumartesi, Eylül 04, 2010
Ahhh Eylül!!!
Bunaltan sıcaklardan bir anda tir tir titremeye başlamak, vücud dengesini de ruh dengesini alt üst ediyor.
Bir gün önce sıcaktan bayılmak üzereyken, ertesi sabah esen rüzgarın o soğuk, keskin, içime işleyen, üzerimdeki cekete rağmen kollarımı bedenime sarma ihtiyacı hissettiren şiddeti yalnızlığımı vurdu yüzüme.
Sevmiyorum sonbaharı...
Sararan, kızaran, yollarıma serilen yapraklar size rağmen sevmiyorum onu...
Hele ilk soğuk rüzgarıyla odalarımın kapılarını çarptırıp içimdeki boşluğu hissettirdiği için bana; imkanı yok sevemem onu bu sene.
Pazartesi, Ağustos 30, 2010
Şehirlerarası İftar-Karasu
Hırçın Karadeniz'e sakin Sakarya nehrinin döküldüğü yerde Karasu'da keyifli bir arkadaş grubuyla iftar yaptık bu sefer.
Sakarya'yı motorla dolaşırken ayaklarımızı suya sarkıtıp nehrin soğuk suyuyla oynaşmak çok eğlenceliydi doğrusu.
Bakmayın olta elimde :))) Tamamen mizansen aslında, zaten yemekte de balık değil et vardı.
Sakarya nehrinin kıyısındaki Kum mahallesi kapının önüne otomobil çekmek kadar, kayığını, sandalını, motorunu çekmenin çok sıradan olduğu bir mahalle. Hatta fazla gelen kayıkların içinde kabak bile büyütmüşler ;)))
Hep birlikte yemek hazırlıkları ve keyifli bir iftar onca yola değer dedirtti. İstanbul'dan 2,5-3 saatlik bir mesafede. Saolsun lojistik konusunda İlker eniştemiz bizi yollarda komadı, sabaha karşı 3'te biten yolculuğumuzda hepimizi adrese teslim etti.
Baktım da şöyle bi resimlere iftar sonrası pek bi şey çekememişiz öyle bi kaptırmışız ki yemeye ne Melek teyzenin baklavası, ne Esra'nın topladığı incirler, ne közde pişirdiğimiz mısırlar.
Tadı damağımızda, resmi hatıramızda :)))
Çarşamba, Ağustos 25, 2010
İftar Mekanları-Giritli Balık

Tarihi yarım ada tutkum tartışılmaz, teras desen yazın vazgeçemediğim, eee balık da sevince, fiyatı da makul olunca, hava da güzel, dolunay da üzerimizde olunca, değmeyin keyfime...


Haaa tabi, iftar yaptığınız insanlar da önemli...
Belki tanımışsınızdır önceki resimlerinden.
Yayladaki yakışıklı rehberlerimizden Sean Penn (Şofpen) yani Bekir ve usta yönetmen, mükemmel şoför, eğlenceli arkadaşımız Fatih.
Karadeniz yaylalarının neşesi Giritli Balık'ta keyifli iftar soframızdaydı. Özlemişiz birbirimizi
Pazartesi, Ağustos 23, 2010
Derslerimizi iyi öğrenememişsek bi daha gelip gelip, kafamıza vura vura öğretmeye kalkan...
Bi yakalarsam var ya, kuyruğunu dolayıp elime çeviricem, çeviricem, döndürüp fırlatıcam kainatın en ücra köşesine.
Ki bi daha ukalalık yapıp da ders vermesin bana, hele ki aynı dersi iki kere tekrar ettirmesin bana.
Çok pis dalıcam -kimin lafıydı bu?-
Pazar, Ağustos 22, 2010
Şehirlerarası İftar-Gelibolu
Çok şükür kocaman kocaman pamuk bulutlar donattı gökyüzünü.
Ayçiçeği tarlaları üzerinde uçsuz bucaksız bu manzarayı seyredebildiğim, fotoğraflayabildiğim için şükürler olsun Allah'a. Şanslı sayıyorum kendimi bu güzellikler içinKendimi şanslı sayıyorum;
hırçın dalgalarla geceyarısı oynaşabildiğim için
Ayışığına doğru yürüyüp karanlık sularda göklere çıkmak istedim ama sizi bırakamadım arkamda ;))
Nasıl bir çekimse Hande'yle aramızdaki birimiz nereye diğerimiz onun yakınlarına.
Ben Assos'tayken Hande Bozcaada'da, Hande Assos'tayken ben Gelibolu'da :))
Gelibolu'da sahur, İstanbul'da iftar :)))))
Çarşamba, Ağustos 18, 2010
Çocuk
Çocuklar fotoğraf makinelerini görünce coşuyorlar. Ne yapacaklarını nasıl dikkat çekeceklerini doğal bir iç güdüyle biliyorlar.Bu fotoğraf Rize yaylaları rehberlerimizden Harun'un fotoğraflarından...
Muhtemelen tur sırasında karşılaştıkları yayla çocuklarından biri şov yapmış onlara :)))
Heidi'nin Peter'i olmalı O...
Beyoğlu Midpoint'te İftar
Mekan seçimimizde o kadar çok bileşen vardı ki, bahçe olmasın kedi olur,
Sigara içicez açık hava teras olsun
Manzarası olsun
Menüsü uygun olsun.
Herkesin dönüşü rahat olsun, olsun, olsun....................
Midpoint Beyoğlu hepsini karşıladı
Yalnız terasa rezervasyon yapmıyorlar, erken gitmek lazım. Ki biz 7 gibi gitmemize rağmen terastaki son masalardan birini kapabildik ancak.Ama koyduk kafaya ramazandan sonra terasın en manzaralı masasına yerleşeceğiz.
Allahım nasıl bir rüzgar esiyordu anlatamam, üşüdük nerdeyse.
Rüzgarın nasıl bir şey olduğunu insanı nasıl ürperttiğini keyifle hatırladık.
Midpoint'te iftar yapan sadece bir kaç masaydık ama yemekler ve servis son derece başarılıydı.
Uzun lafın kısası Midpoint Beyoğlu'nda 35 TL'ye iyi bir yemek, serin bi teras, güzel bi iftar yapabilirsiniz.
Pazartesi, Ağustos 16, 2010
İftar
Arayıp tarıyorum ama bu sene öyle ayıla bayıla mutlaka buralarda iftar yapmalı diyebileceğim bir yer çıkmadı karşıma.
Caferağa Medresesi, Matbah gibi tarihi yarımadada yani ramazan ruhunu taşıyan yerler heyecanlandırıyor beni.
Ramazan'da gidebilir miyim bilmiyorum ama yine tarihi yarımadada Eminönü'nde Yaşmak Sultan Hotel'in teras restoranı Olive Restaurant.
Yemek fotoğrafları muhteşem, baştan çıkarıcı ;)))



