Öğretmen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Öğretmen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazar, Şubat 19, 2012

3-A’dan Yansımalar

Çocuktuk, hevesliydik, internet henüz girmemişti hayatımıza, daktilo öyle herkeste yoktu…

Orta 3’te sınıf dergisi çıkarttık ama bizi kışkırtan 3-B’nin Türkçe öğretmenleri önderliğinde çıkarttıkları dergiydi.

Bizim Türkçe öğretmenimiz –Allah rahmet eylesin- Cihat bey bu tür konularda yol göstermek başı çekmek yerine düşe kalka kafa göz yararak hayatı kendi tecrübelerimizle öğrenmemizi istediğinden “yapın” dedi sadece. Ne bir fikir ne bir yardım.

Sağolsun resim öğretmenimiz Selma İzmirlioğlu destek verdi bize…

Geçenlerde tavan arası dolaplarımızı temizlerken bulunca bi kopyasını fotoğraflayıp paylaşmak istedim.

Eski günlerin anısına…

İnceleme Kurulu: Yonca Topkara, Eminenur Dağtekin, Betül Akıncı, Nihan Koral, Büşra Ucun, Sevinç Zekih

Yazı İşleri: Demet Gök

Kapak: İlknur İpekçi

SAM_3322SAM_3323SAM_3324SAM_3325SAM_3326SAM_3315
SAM_3316SAM_3317SAM_3318SAM_3319SAM_3320SAM_3321

Cumartesi, Ocak 21, 2012

Zihinsel Aktivite

Aaaaay, ooooofffff, annecim :(((

bacaklarımı uzattım koltuğa dinlendiriyorum ama ağrıdan duramıyorum oturduğum yerde

bugün yine öğretmen oldum sabahtan akşama kadar ders anlattım, sınıfta fıldır fıldır dolandım bi o bilgisayardan bi bu bilgisayara

bi kaç gündür hafif bi burun boğaz tıkanıklığı da vardı zaten, artık son saatlerde sürekli konuşmaktan boğazlarım da iyice hırpalandı

hadi ben İstanbul'dayım eğitmen olmam sebebiyle de evimden alınıp evime bırakıldım. Ama bu bi günlük eğitim için Konya'dan  Adıyaman'dan gelenler vardı.

Çalışanlar için haftasonu eğitimi hiç iyi bi fikir di'il, kim icat ettiyse hayır dualarımızı gönderiyoruz kendilerine...

Ağrı sızıdan zihinsel aktiviteye bir sıçrama yapıyorum :))

İlginç bir site buldum geçenlerde http://www.lumosity.com

Beyin jimnastiği yaptıran keyifli bulmacalar, oyunlar çözdürüyo. Gün be gün hafızanızdaki gelişmeleri takip edebileceğiniz , performansınızı ölçebileceğiniz günde 15 dakika ayrırıp hem keyiflenip hem de işe yarıycak bir site.

İnternet üzerinde 3 günlük, mobil uygulamada ise 5 bölüm ücretsiz faydalanabildiğiniz ama sonrasında ya parası ya da tamam oynadığın yeter diyen bir sisteme tabi.

Bi kaç gün deneyin bakalım siz de benim kadar keyif alıcak mısınız?



Çarşamba, Kasım 23, 2011

Hayat Veren Hediyeler

Unicef 24 Kasım öğretmenler günü için anlamlı bir hediye alternatifi sunuyor.

24 Kasım Öğretmenler Günü için 'Canım Öğretmenim' Hediye Paketleri hazırlamışlar;

Bu paketlerden biri Van'daki çocuklarımıza yardım etmeyi amaçlıyor; diğeri ise dünya çocuklarına destekleyen yardım malzemeleri içeriyor.

Bu paketlerden birini hediye ettiğinizde öğretmeninize sizin kişisel mesajınızla bir e-kart ulaşıyor. Yardım paketleri de hediye ettiğiniz kişinin adına ihtiyacı olan çocuklar gönderiliyor.

Bu hediye ile sadece öğretmenimizi mutlu etmekle kalmıyor, bir çocuğun hayatına dokunuyorsunuz.

Hediye seçeneklerini incelemek ve satın almak için http://www.hayatverenhediyeler.org/

Pazar, Aralık 12, 2010

Düğme


Yılın bu zamanı yapmaktan en hoşlanmadığım şey...

İğne iplikle aram iyidir aslında ama söz konusu manto ve ceketlerin kuru temizlemeye giderken sökülen düğmelerinin kibrit çöpüyle dikilmesi olunca; düşüncesi zor gelen ama başladıktan sonra nasıl bittiğini anlamadığım.

Her sene bu zamanlarda söz veriyorum kendime temizleyiciden gelince dikicem yada bi daha sökmiycem diye ama her sene ben; havalar iyice soğuyuna kadar direnip bir pazar akşamı tıpkı bu akşam olduğu gibi dikiveriyorum düğmelerimi.

Bizim zamanımızda ev ekonomisi dersi vardı ortaokulda -benim maharetim okuldan di'il direkt anneden geliyor :))-. Dersin ilk haftalarında örnek bezi çalışılır,elle yapılan dikiş çeşitlerinden hristo teğeli, bol teğel, düz dikiş, makine dikişi, zincir işi vb.  birer sıra. Son sırada düğme, kanca, çıt çıt dikilir. En sonunda bir kenarı bastırılır. -hala duruyo, bi daha sandığı açtığımda resmini çekip koyarım-

Velhasılı kelam her kız en azından bi eteğini, paçasını bastırsın; kopan düğmesini diksin diye yapılan faydalı bir dersti bence. Kitabı bile vardı, nasıl ütü yapılır, ütünün tarihçesinden başlayarak anlatan. Ve diğer ev işleri hakkında daha bir sürü şey.

Tüh ya saklasaydık keşke o kitabı ne malzeme çıkardı ama ;))

Okulda iki tane Ev Ekonomisi öğretmeni vardı. Biri Engin Hanım'dı ki -Engin Aksu- hakkikaten her anlamda örnek alınacak çok hoş ve becerikli bir kadındı. Bi de Vedia Hanım vardı ki soyadı Helvacıoğlu'ydu. Helvacıoğlu flütlerini hatırlatıyor bana. -doğru dürüst çalamadığım- Bi de ne alakaysa ilerlemiş yaşına rağmen okulda yedek beden öğretmeni kadrosunda oluşuna bugün bile bi anlam veremiyorum

Perşembe, Eylül 23, 2010

Bundan bir kaç hafta önce öğrenci koltuğuna oturup yine bir Türev Araçlar sınavına hazırlanma dersi aldım. -veremedikçe şu sınavı sürekli eğitim, sürekli eğitim nereye kadar ama???-

Şimdi de sıra bana geldi. -he heee :)))-

Bu sefer ben öğretmen olucam.

Hisse senedi piyasasını, türev araçları, nasıl piyasada işlem yapılırı anlatıcam.

Ama önce ben ders çalıştım bu gece.

Çünkü bu eğitimi benim vereceğim geç saatte belli oldu ve eğitim dokümanını da daha önce görmemiştim. Sevimsiz bi durum yani.

Neyse ki konuya hakim olduğum için çok sıkıntı olmaz ama tam gün vereceğim bir eğitime daha fazla hazır olabilmeyi isterdim.

Bilmem ki kimin ahı tuttu. :)))

Son aldığımız eğitimde biraz kök söktürmüştüm Vedat Hoca'ya, yoksa onun ahımı???

Pazartesi, Ekim 06, 2008

Nazan veli toplantısında

Nazan ile İzzet'in; Nazan'lı veli toplantısı reklamını izlerken yazmaya karar verdim. Jest ve mimikleri, çapraz adımlarla tahta boyunca sınıfı arşınlaması, sağa sola 90 derecelik açıyla eğilmesi, kendi söylediklerini onaylatan cümlelerle soru sorması ne kadar komik ve abartılı diye düşündüm.

Sonra hayır dedim. Ortaokul ve lise yıllarımızda hepimizin böyle karakterleri olmuştur. Benim de oldu.

İsim vermiyim, yaşayanlar anlar, görenler hatırlar.

Haftada sadece bir yada iki saat olan yan derslerden birinin öğretmeniydi. Hoca'sıydı diyemem çünkü Perran Kutman'ın oynadığı Afet öğretmen gibi Hocam denmesinden nefret ederdi. Aynen onun gibi hoca camide derdi.

Dersinde tek tip oturma şeklimiz vardı. Sırt dik, bacaklar bitişik, eller dizlerin üstünde, gömlek, kurdela hırkalar düzgün olacak. Parmak kaldırırken bile dirsek bedenden ayrılmayacak. Kendine göre yanlış bi şey gördüğünde gözlerini kocaman açar, abartılı bir sus işareti yapardı.

Eski İngiliz mürebbiyeler gibi çoğunlukla boynunu örten bluz yada kazaklar ve diz altı döpiyesler giyerdi. Sıkılınca boynundaki kolyeyle oynardı. Soruları Nazan gibi sorardı.

Kız lisesiydik zaten; sınıfa erkek sinek girse direk idama mahkum olurdu. Hatta genç erkek öğretmenlerle uzun konuşmamız bile dikkatini çeker hemen uyarırdı. Koridorda gördüğünün orasını burasını düzeltir, saçlarını toplatırdı.

Ama severdim kendisini, hep de anarım öğrettiği bir şeyden dolayı.

Sonra bir tane daha vardı. Ruju her zaman dişlerine bulaşmış olurdu. Yaşlı, kısa ve şişmandı. Bu yüzden yavaş hareket eder. Ders anlatmak için ağır ağır sıraların arasında dolaşırken bir eli belinde diğer eli yakasından içeri boynu etrafında dolanır dururdu. Üzerinde hep kedi tüyü vardı, eski kitap ve kedi kokusu sinmişti sanki üzerine. Bir keresinde defterden kopya çekmeye çalışırken yakalamıştı beni ama hiç bi şey dememişti. -tüm okul hayatım boyunca toplasan 5 kez kopya ya çekmişimdir ya çekmemişimdir, onun için kimin dersinde çektiğimi hatırlarım. Bir gün size ilk kopyamı da anlatırım. Din dersiydi :) -

Bir tanesi her derse koşar adım girer sınıfı koşar adımlarla turlardı. Eliyle sürekli saçlarını karıştırır dururdu. Kocaman ağzıyla gevşek gevşek gülerdi. Düşünüyorum da sanırım ağzını hiç kapalı görmedim :) -bu erkekti-

Başka bir kadın öğretmenimiz derste doğru düzgün kimsenin suratına bakmaz ders boyunca tırnaklarıyla ilgilenir dururdu. Derste oje sürmez, tırnak kesmezdi ama hep tırnaklarıyla meşguldü.

Sonra bi erkek matematikçi, matematikle aramda kalan son bir kaç bağı da o kopardı sanırım. Yoksa herkes iyi bir matematik-mantık zekam olduğunu söylüyor, harcanmışım yanlış ellerde.

Neyse ders anlatma konusunda tam bi felaketti. Bir arkadaşımız taklidini yapardı. Onun yaptığı taklitle geldi aklıma. Tahtada ders anlatırken sırtını tahtaya verip bir sağ bir sol elinin tersiyle işlemi göstermek için seri bir şekilde tahtaya vururdu. Kendini helak ederdi sadece. Çünkü anlattığından kimse bir şey anlamazdı. Anlatamayınca; anlamak isteyenler soru sorar karmaşık cevaplar verir sorunun içinden çıkamaz, kızarır, tükürükler saçmaya başlardı. Önüne denk gelen talihsiz arkadaş tükürükle yıkanma talihsizliğine uğramışsa -kusura bakma- cümlesiyle teselli bulurdu.

Yani Nazan aslında abartı değil, haksızlık etmişim. Sadece biraz düşünüp geçmişi hatırlamak gerekiyormuş.

Pazar, Kasım 25, 2007

Eski Günler

Dün 24 Kasım Öğretmenler Günü nedeniyle ortaokul ve liseyi okuduğum Fatih Kız Lisesi'ne gittim. Pek çok öğretmenimi gördüm, karşılıklı duygulu anlar yaşadık.

En çok da orta 3'teyken sınıf dergisi çıkarmamıza bize destek olan resim öğretmenim Selma İzmirlioğlu'nu gördüğümde. "Gözleri asla unutmam, gözlerini hatırlıyorum" dedi, konuştukça o günlere döndük.

Türkçe öğretmenimiz Saliha Çalışkan ablamı görünce "Yonca'mı Yeşim'mi?" oldu ilk sözü.

Bugün pek yazma havamda değilim, cümleleri toparlayamıyorum. Bir kaç resimle yazımı noktalıycam. Sonra toparlanırsam yine yazarım.



Bir zamanlar bu koridorlarda yürürdük.


Sınıfım. Bir zamanlar 3-A'ydı. En önde otururdum, ufak tefektim ya. Bizim zamanımızda karatahtalar büyük heveslerle marifetmiş gibi beyaz tahta olmuştu. Şimdi yine karatahta olmuş. Yazık o zaman harcanan paralara. Ve hemen üstte televizyon dolabı, kullanıldığına hiç şahit olmamıştık.


Ve öğretmenlerimiz, çoğu eskilerden.