yolculuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yolculuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazar, Kasım 16, 2025

Seyahat Sanatı (Alain De Botton)



 Mutlu olma sanatı yazım sırasında yeni okumaya başlamıştım Seyahat Sanatı’nı. Yazarın Mutlu Olma Sanatı’nı da okumuş ama pek de etkilenmemiştim. Bu kitaptan da beklentim pek yoktu doğrusu.

Kendime seyahat hikayesi uydurmak kitaptan etkilendiğim için değil, zaman zaman içimden oynadığım bir oyunun sonuncusuydu. Ama uzun zamandır oynamıyorum, kabul 😊

Yine kitaptan en çok hoşuma giden bölümleri yazarın kaleminden aşağıya bırakıyorum. 

Bana hissettirdikleriyse…

Seyahat etmeyi seviyorum pek çok kişi gibi. Ama hakkını da  veriyorum fotoğraflarımla, geldikten sonra anılarımda daha sağlam yerleşmesi için araştırmalar yapıp yazıya dökerek. Hala yazmaya niyetim olduğu için sekmelerimi 2 yıldır kapatmadığım araştırmalarım var. Bergama 🙈

Tren yolculuğu en çok yapmak istediğim 😍

Şu taşınma telaşım bitsin ilk fırsatta yapacağım.

Ama servisle işe giderkenki serbest düşünmelerimin ne kadar kıymetli olduğunu gördüm.

Seyahat motivasyonunu kaybedip aotelde yatıyım ben” ne gerek dediği anların herkesin başına gelebileceğine şahit oldum.

Hissettiklerimi yazıya dökerken daha cömert olmam gerektiğini, Van Gogh’un Provence resimlerinin etkisiyle anladım. 

Ruhta, derinlerde hissedilen mutluluğun resim ya da yazıyla dışa taşması kıymetli. Kimse için değil kendim için. 

Blog yazarlığı ilk yıllarında, başkalarının okuması bilgilenmesi yorum yapması için etkin bir mecraydı. Yerini sosyal medyaya bıraktıktan sonra artık okuyanı olduğunu pek düşünmüyorum. Belki aramayla eşleşirse  bir içerik fark edilir, o da SEO’ya uygun işaretlemeler yapılmadıysa düşük bir ihtimal. Fark edilme savaşında çabam olmadığından, kişisel arşivim diyebiliriz. Kendime yazıp kendim okuyorum. 

Yapmayı unutmamayı dileyerek telefonumdaki seyahat resimlerini en eskiden bugüne tek tek inceleyip hakkını vermediklerime hakkını vermeye niyet ediyorum 🙏🏻


Syf 25: Yaşamda  beklentilerinizin dışında ne kadar çok şeyle karşılaştığımızı unutmaya meyilliyizdir.


Syf 34: Mutluluk, beklentilerimizdeki gibi kesintisiz ve uzun süren bir memnuniyet duygusu değildir. 


Syf 35: Bir yer en saf haliyle beklentilerde ve anılarda var olur


Syf 36: Bir mekanı mesken edinebilmemin en iyi yolu orada bulunmamın hiç bir zorunluluk hissi yaşatmamasından geçiyordu


Syf 38: Estetik ve maddesel nesneler sayesinde mutlu olabilme yetimiz öncelikle duygusal ve psikolojik ihtiyaçlarımızın sevgi anlayış kendini ifade etme ve saygı gibi ihtiyaçlarımızı tatmin etmemize bağlıydı


Syf 72: Yolculuklar düşüncelere gebedir. Hareket eden bir uçak gemi ya da tren kadar bizi kendimizle konuşmaya sevk eden pek az yer vardır. 

Düşünceyi kışkırtan şey aklın diğer kısımlarını müzik dinlemek veya bir sıra ağacı izlemek gibi eylemlerle görevlendirmektir aklın sürekli iş gören telaşlanan ve her şeyde kusur bulan kısmını bir süreliğine oyalar.  Ulaşım araçları içerisinde düşüncenin gelişimine en çok yardım eden araç tren olsa gerek


Syf 172: Çağdaşlarımızın ya da elitlerin değerleri canımızı sıkıyorsa bu gezegende başka yaşamlarında olduğunu hatırlamak ve bu topraklarda büyük işler yapan büyük insanların yanı sıra,  çimlerde tissip ses çıkaran incir kuşlarının da var olduğunu aklımızın bir köşesinde bulundurmak gönlümüzün biraz olsun ferahlaması yol açabilir belki


Syf 202: Yüce yerlerde vakit geçirmek, aklımızın sınırların zorlayan, yaşamımıza girip sinirlerimizi bozan ve eninde sonunda bizi toza dönüştürecek olan büyük olayları daha huzurlu bir sükunetle kabul etmemize yardımcı olur belki.


Gezip gördüğümüz yerlerin güzelliğine nasıl sahip olabileceğimiz sorusuna cevap arayan john Ruskin, beş temel sonuca vardı. Ama en önemlisi sanat yoluyla tasvir etmek. Bunun için gördüklerimizi yeteneğimiz olup olmadığını düşünmek sizin resme ya da yazıya aktarmalıyız.



Syf 249: Teknoloji güzelliğe ulaşmamızı kolaylaştırıyor ama ona sahip olma  ya da değerini bilme sürecini zorlaştırıyor.


Syf 250: Nasıl olsa fotoğraf güzelliği kaydediyordu dünyayı eskisi kadar dikkatli bakmaya gerek yoktu artık 

Pazartesi, Aralık 23, 2013

Gölcük Donmuş

Yine bir seyahat sonrası resimler yazılar kafamda bloguma akmak için beklerken, daha iki ay öncekileri bile yayımlayamadığım gerçeği arka fonda çığlıklar atarken...

Kısa ve öz küçük yazılar yazmaya karar verdim...

İlk haberimiz karın sadece İstanbul'a yağdığını zannettiğimiz, kar yağdı kar bitti diye Türkiye gündemini belirlediğimiz yalancı şehrin bizi yıllarca nasıl kandırdığı gerçeği...

Evet İstanbul'da kar geçen hafta yağdı geçti, gitti, bitti...

Amaaaaaaa....

İstanbul Bolu yolunda Düzce'ye kadar günlük güneşli olan hayat bir anda Buz Devri filminin içine düşmüş gibi hissettiriyor size.

Herkes Bolu Dağı tüneli diye korkuturken esas film Düzce'deymiş haberimiz yok...

Öğlen vakti arabanın gösterdiği derece hızla düşmekte...

2, 1, 0, -1, -2, -3, -4, -5....


Elektrik telleri bile beyaz bir çizgi halinde...

Düzce bitince buzdan ağaçlar, direkler sona erse de kar varlığını sürdürmeye devam ediyor.

Ana yolların açık olduğu Bolu'da aslında her yer kar...

Ama o kara rağmen Gölcük yolu gayet temiz ve açık, tecrübeli bir şoförle güvenle çıkılabilir...

Park içersindeki tuvaletlerde akan su bulmanız çok zor, zira bütün musluklar, iyi niyetli insanların bıraktığı su dolu pet şişeler bile buz tutmuş...

Sadece onlar mı???

Koskocaman göl buz tutmuş :)))

Ortada göl falan yok çocukluğumda okuduğum Gümüş Patenler'i hatırlatan buzdan bir alan...



Gölün üzerinde yürümek tehlike arz etse de, uyarı tabelaları olsa da kimsenin pek umursadığı söylenemez, ben bile kıyıdan bi iki metre açıldım yürüyerek inkar edemem :))

Hayatında ilk defa kar gören çocuklar gibi, hayret nidalarıyla her yeri kaplayan karın güneş ışığı altında elmas gibi parıldayan haline çimensi görüntüsüne, akarken donan suyun haline şaşarak  gölün etrafını turlamak...

Paha biçilmez, inanılmaz bir keyif ...







Koskoca göl donar da havuz donmaz mı???




Her hali başka güzel otelimiz Gazelle Resort SPA'nın sıcak havuzunun dışarıda kalan bir kısmında yüzerken buz havuzuna komşu olmak herhalde ender yaşanabilecek bir zevk olsa gerek :))

Ekim'de sıcak havuzdan şimdilerde buz tutmuş havuza atlamışlığım vardır da, bu sefer komple buz olduğu için  yapamadım ;)))


Kısacası Bolu'da hava buz...

Hayat sıcacık...

Bolu maceralarım

İstanbul'a yağan kar ise, Bolu'da ki beyaz şey neydi?

yazımla devam edicek :))






Pazartesi, Temmuz 11, 2011

Büyük Aşklar Yolculuklarla Başlar

Bundan tam 1 yıl önce evlendiler...

Hande'yi beni takip edenler tanıyor zaten, zaman zaman nöbetçi yazar olarak. Bu kez de kendi aşk hikayesini anlattığı videosuyla huzurlarınızda.

Belki ben taraf olduğum için çok etkilendim, bi de siz izleyin -sesini mutlaka açın-

Cuma, Mayıs 27, 2011

Maskeli Balo

Venedik ve Slovenya'yı benim fotoğraflarımla görmek isterseniz resme tıklayın, sesini açın, arkanıza yaslanın ve seyredin :)))

Cumartesi, Aralık 04, 2010

Zaman Treninde Yolculuk

Aslında geçtiğimiz hafta bugün yaşadığım "zaman yolculuğumu" yazmayı daha o gün düşünmüştüm. Ama sonra, pazar gününde anlatacağım şeyle ilgili yaşanan talihsiz bir olay biraz erteledi yazmamı.

Sen tut 25 sene sonra trene bin, ertesinde Haydarpaşa yansın. Bilseydim bi 25 sene daha binmezdim.

Tabiki bu işin şakası :)))

Ama gerçekten 25 sene belki bir kaç sene daha da fazlası olabilir. -Çünkü o zamanlar ilkokula gitmiyordum 28 yıl belki de-

Kadıköy Söğütlüşeçme'de ki nikah dairesinden Suadiye'ye ye gitmenin en mantıklı yolu olarak treni önerince Gülay; bir heyecan girdim kapıdan içeri.

Allahım trene nasıl binilir, ben en son ne zaman binmiştim trene???

3-5-10...

Yılları geri sarıyorum, üniversitedeyken bi kere binmiş miydim?

Yenikapı'dan Bakırköy'e gitmek için niyetlenmiştik ama bindiğimize dair bir kayıt yok hafızamda.

Gideceğim yönden emin olmak için güvenlik görevlisine sordum

"Suadiye'ye gitmek için bu taraftan mı bineceğim?"

Tabelaya bakıyorum Gebze yazıyor. Akbilden 1,65 çekiyor, Gebze'ye kadar bu fiyata mı gidiliyor?

Perona çıktım aptal aptal etrafıma bakıyorum, ben nerdeyim? Şimdiki zamandan insanlar etrafımda ama ben yıllar öncesinde.

Tren yıllar öncesinde Hacıbabamla Pendik'ten Haydarpaşa'ya geldiğimiz tren gibi. Haydarpaşa'dan Sirkeci'ye Büyük Postane'de çalışan teyzemin yanına gidişimiz. Çocukluk hayatım boyunca seyahetlerimin baş belasi mide bulantılarım :((( -hiç anlatmıyim kazasız belasız geçen hiç bi taşıt maceram yoktur-

Hacıbabam yanımda 2010'da aynı trende yolculuk etmeye başladık. Trenin içi o günkü gibi değil ama geçtiğimiz istasyonlar gördüğümüz yıkık dökük ahşap evler de bizimle birlikte geçmişten.

Ağır demir kütlesinin ilerlemek için raylarda çıkardığı boğuk sesle, geçmişin hatıralarıyla büyülenmiş yol alırken birden kendime geldim.

Ben Suadiye'de inecektim ama büyünün tesirinde ne kadar yol aldığımızı hangi durakları geçtiğimizi hatırlamıyordum.

Kısa bir an bu yolculuğu uzatmak geçtiyse de içimden, beni bekleyen bir arkadaşım, verilmiş bir sözüm vardı.

Merakla trenin duracağı istasyonun adını görmeyi bekledim. Aslında her durakta metrodaki gibi durağın adını söyleyen mekanik bir ses vardı ama ya o alçak sesliydi ya da ruhum uzaklarda olduğu için ben duymuyordum...

Neyse ki Suadiye'den bir önceki duraktaymışım :)))