Gizemli etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gizemli etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Çarşamba, Ocak 04, 2012

Baştan Sona

Nedense hep geriden geliyor yazılarım henüz yetişemedim bugüne…

Bu da 31 Aralık 2011’den…

Güzel bir yıl kapanışı bana göre…

Sabahın ilk saatlerinde Çemberlitaş Hamamı’nın göbek taşına bırakıp koca bir yılın kirlerini; –arada bir gidip bırakıyoduk o kadar da kirli di’ildik yani- beyaz sabunun o mis kokusunda köpük köpük hayallere daldık.

Ardından Eminönü’nde Sirkeci Meydanı’na bakan Hafız Mustafa’da kahvaltı etmek üzere ara sokaklara vurduk kendimizi…

Yine yeni bir yer gördüm; Nuruosmaniye’nin yayalaştırılmıştır Paşabahçe’si, Rolex’i, Starbucks’ı, Silk&Cashmere’i halıcıları mücevhercileriyle muhteşem sokağı. Paşabahçe’si tamamen butik ürünlerle ve şimdiye kadar hiç bi yerde görmediğim farklı tasarımlarıyla yine beni benden aldı.

IMG_0215

Oradan Cağaloğlu Yokuşu “buyrun ben sizi indiriyim Eminönü’ne” dedi…

Gelmişken Ülkü Takvimi’mizi almazsak olmazdı, onu da alıp yolumuza devam ettik.

Kısa bi süre vitrinine baktığımız yerin Saatli Maarif Takvimi’nin matbası olduğunu farkedince, içeri girip bi selam etmesem hal hatır sormasam olmazdı. Çok saygıdeğer beyfendi hep beni ziyaret eder bu kez ben onu ziyaret edip yeni yılını kutladım. Mutluluk sardı içimi böyle özel insanları tanımanın verdiği gururla.

Hafız Mustafa’da tatlıların resmini çekmek karşı konulmaz bir duygu bende…

IMG_0218

IMG_0217

IMG_0216

Her zamankinin aksine bomboş bir Eminönü vardı cumartesi günü, esnaf bir kaç gün önce çok kalabalık olduğunu böyle bir sakinliği beklemediklerini söylüyordu.

Kalabalıklarda sıkışmadan yol almak Eminönü’nde ayrı bir keyif…

Keyif, keşif=Eminönü

benim için

Doğubank’ın olduğu caddeden Büyük Postane’nin önüne çıkan ara bi yol var kokoreççilerin, semtin meşhur çiğ köftecisinin olduğu aralıkta açık bi inşaat kapısı görünce dalıverdik içeri. Restore ediliyormuş otel olacakmış. Binanın ön tarafı Büyük Postane’ye bakıyor. Şimdilerde taraftar mağazaları olan bu yerlerde eskiden Huzur mağazası vardı.

IMG_0220

Ve Büyük Postane…

Ona da bir eski yıl ziyareti yapıp nostaljik bir tebrik kartı atmak geçse de yürekten; rekabetin sivri pençesi cumartesi-pazarları kapattırmış postaneyi…

PTT banka hizmeti vermeye başladıktan sonra bankalar şikayet etmiş, biz haftasonu açamıyoruz onlar da açmasın diye…

IMG_0221

Çarşamba, Aralık 01, 2010

Sene 1874, Yer İstanbul


Kitap Mevsimi geldi demiştim geçenlerde...

O yazımda hangi kitaplardan bahsettiysem hepsi bir bir sayfalarında ağırladı beni. Hatta bazıları ağırlamakla kalmayıp daha önce tanışıp da kaynaşamadığım tanıdıklarıyla da aramı yaptılar.

Yeraltındaki İstanbul'la çooook eskilere yüzyıllar öncesine gittim, küçülüp sayfaların arasına giren bir cin oldum. Bir yandan dehlizlerde yeni bir şeyler bulmanın heyecanı diğer yandan karşıma bi hortlak, yer altında yaşayan garip yaratıkların çıkmasından korkarak dolaştım.

Şu satırları okuduğumda ürperdiğimi itiraf etmeliyim...

"26 Eylül 1980 gecesi, İnönü Stadı'nın civarından yer altından gelen ve balyoz sesine benzeyen gürültüler duyuluyor. Sesleri duyan ve meraklanan bir grup asker ilgililere haber veriyor, yerinde araştırma yapılıyor fakat ne seslerin nedeni ne de kesin çıkış noktaları anlaşılamıyor.
Scognamillo'nun sözünü ettiği balyoz sesine benzer gizemli gürültüler, İnönü Stadının altından geçen bir dehlizden gelmektedir. Bu dehliz Dolmabahçe Sarayı'na aittir.
...
2008 yılında BJK yöneticileri dehlize inmiş ve yaşadıkları spor basınında yer almıştır.
...
Dolmabahçe Sarayı'ndan başlayan dehliz stadı diklemesine ikiye bölmektedir. İki metre genişliğindeki bu dehliz, belli bir mesafeden sonra Maçka Parkı'na yönelmekte ve muhtemelen parkın altından geçmektedir. Ancak ekip, dehlizin sonuna kadar gitmemiştir"

Meraklı ama korkağım...

Ersin Kalkan gibi belime ip bağlayıp tünellerin di'il sonuna gitmek içlerine bir adım bile atmaya cesaret edemezdim.

Çocukluğum en baba tünellerin olduğu Fener Rum Lisesi civarında geçtiyse de bilmediği deliklere çomak sokan olmadım hiç bir zaman. Hatta geçenlerde eski komşularımızla bir araya geldiğimizde evlerinin bodrumunda bir tünel olduğunu, o tünelden geçip evin karşısındaki yüksek bahçedeki deliklerden çıktıklarını anlattılar.

Ben olsam girer miydim, çocukken nasıl atlamışım bu detayı diye düşündüğümde. Oyun oynarken saklanmak için indiğimiz karanlık kömürlükleri anımsadım -hayır ben korkağım-

Gerçek tünelleri değil ama İBB şehir haritasını açıp geçmiş yıllardaki uydu görüntüleri üzerinden kitapta tarif edilen yolların izini sürmeye çalıştım.

Yetmedi bana.

Bir kaç ay önce aldığım ama 5-10 sayfadan öteye gidemediğim  bir kenara bıraktığım Edmondo De Amicis'in İstanbul kitabı koştu geldi yanıma.

1870'li yıllarda geldiği İstanbul'un semtlerini, insanlarını, yollarını, gecesini, gündüzünü detaylı tasvir ettiği çok keyifli bir kitapmış aslında. Roman yazdığına bakmayın kitabın üstünde, çünkü o bir roman değil.

İstanbul Seyahatnamesi aslında

1870'lerde İstanbul'da Kapalıçarşı'da dolanmak, rengarenk kumaşlara dokunmak; Göksu'da, Kağıthane'de pikniğe gitmek, Pera'da şık mağazaların vitrinlerine bakmak, rengarenk feracelerle bir işaretinizle çılgına dönecek erkekleri peşinizden sürüklemek, Boğaziçi'nde mehtaba çıkmak...

Son bir kaç günkü hayatımın özeti aslında :)))

Kitaptan hoşuma giden bazı bölümler ayrı bir yazı konusu...