İtalya gezimizde sizi Napoli'de bırakmıştım. Pizza ve makarnanın memleketine gidersiniz de onların o meşhur makarnalarından ve soslarından almadan olur mu? Adamlar sırf makarna, şarap ve bu sosları satmak için butik dükkanlar açmışlar, raflarda değişik şekillerde ve farklı renklerde paketlenmiş makarnaları görünce hangisini alacağınızı şaşırıyorsunuz. Alışverişten önce bize çilek şarabı, peynir ve baharatlı soslarıyla küçük bir lezzet sunumu da yaptıktan sonra tur ekibi olarak bayağı yüklü bir alışveriş yaptık.Tabii turun ikinci günü olması dolayısıyla bu alışverişlerin dönüşte bize ne gibi sıkıntılar yaratacağının farkında değildik. Ayrıca turun ilk günü rehberimiz tarafından da uyarılmıştık...İtalyanın pahalı bir ülke olduğu, buradaki her şeyin Türkiyede de olduğu hatta üstüne bir de taksit yapıldığını üstüne basarak bize belirtti, buradan alabileceğimiz en iyi hediyenin makarna ve şarap olduğunu söyledi... bence de iyi bir öneriydi.
Turumuzun üçüncü sabahı rönesansın başkenti kabul edilen Floransa'ya doğru dört saat sürecek yolculuğumuz için Roma'daki otelimizden ayrıldık. Roma'dan ayrılırken yeni başlayan yağmur bize önümüzdeki günlerin nasıl olacağına dair sinyallerini vermeye başlamıştı. Apenin dağlarını tırmanarak zaman zaman sis ve yağmurun içinden geçerek, sonbaharın renklerinin oluşturduğu doğal bir sergiyi seyrederek İtalya'nın güneyiden kuzeyine doğru yol aldık.
Floransa'yı görmeden önce şehri tepeden seyredebilmek için Michelangelo tepesine vardığımızda Arno nehri kıyısında kurulmuş şehirin etkileyici manzarasıyla karşılaşmak bizi heyecanlandırdı. Şehrin yüzyıllardır bozulmadan korunarak çok güzel muhafaza edildiğini, yeni yapılan binaları şehrin dışına kurularak tarihlerini ayakta tutmaları alkışlanmayı hak ediyor.
Floransa küçük bir şehir olmasına karşın içinde barındırdığı eserlerle bir hazine. Meydanın girişinde Santa Maria Del Fiore Kilisesi üzerindeki işlemeleri, heykelleri, rölyefleriyle aklınızı başınızdan alıyor. Aşağıdan yukarıya doğru baktığınızda üzerindeki detayları incelerken boynunuz tutuluyor. Şık butiklerin ve cafelerin olduğu sokaktan geçerek ünlü Senyörler meydanına vardığınızda Michelangelo'nun ünlü Davud heykeli bütün azametiyle sizi bekliyor. Michelangelo'nun 26 yaşında kusurlu bir mermerden yontarak yaptığı, kusursuz denebilecek kadar mükemmel sanki her an canlanacakmış hissi veren bir eser. Tabii ki meydanda gördüğümüz bire bir kopyası orjinal heykel 2004 yılındaki restorasyondan sonra özel hava korumalı kafeste müzede sergilenmektedir. Bu meydanda ayrıca Medici Ailesinin özel koleksiyonuna ait başka heykellerde sergilenmekte. Arno nehri kıyısındaki Uffizi müzesi İtalya ve avrupa resim koleksiyonun sergilendiği önemli bir müzedir. Floransadaki gördüğüm bütün müzelerin kapılarında uzun kuyruklardaki insanları buralardaki eserleri görebilme isteğini yağmur bile engelleyemedi. Şiddetli yağmur altında gezdiğim Floransa'nın ,sadece müzelerini gezmek için tahminimce bir hafta belki de yetmez...
Dünyanın en büyük mimari hatası olarak kabul edilen Pisa Kulesi aslında yanında duran katedral ve vaftizhaneye ek olarak sonradan yaptırılmış olan bir çan kulesidir. Kule inşa edilirken zeminin bir su kaynağına yakın olduğunun farkedilmemesi sonucu üçüncü katının yapımı devam ederken eğilmeye başlamış, bunu farkeden mimar düzeltmek için pek çok teknik denediyse de bunun önüne geçememiş; bu da hayatının son işi olmuş ...
Floransa,Pisa ,Siena gibi önemli şehirleri içine alan Toskana, İtalyanların Karadeniz bölgesi ve şaraplarıyla ünlü, bölgede irili ufaklı şarap bağlarıyla butik üretim yapan şarap imalathaneleri mevcut, chianti şarapları da bu bölgede yetişen üzümlerden yapılıyor. Chiantiden San Gimignano'ya giderken yol boyunca üzümbağlarının bir asker edasıyla dizilmiş haliyle karşılaşıyorsunuz, tepeye doğru tırmandıkça aşağıda kalan manzara sizi büyülüyor.12. yüzyıldan kalma bir ortaçağ kasabası olan San Gimignano kuleleri,etrafını saran kalın duvarları ve dar sokaklarıyla bir tepenin üstünde kurulmuş o zamanlar gelebilecek saldırılardan korunmak için en güvenli yolmuş.Kasaba ortaçağ filmlerininde vazgeçilmez platosuymuş,Roberto Benini'nin Hayat Güzeldir Filmi bu kasabada çekilmiş.UNESCO tarafından dünya mirası listesine alınan koruma altındaki yerlerden biri (İtalyada bu şekilde koruma altına alınmış pek çok kasaba var). Şehrin kapısından içeri girdiğinizde sokakların, evlerin kasabanın sokaklarında dolaşırken atının üstünde zafer kazanmış bir şövalyenin kasabanın girişinde halk tarafından çoşkuyla karşılandığını ve kulelerin birinde onun dönüşünü bekleyen güzel bir leydinin heyecanına bu duvarların şahitlik ettiğini düşündüm. Kim bile bilir ki neler yaşandığını...Biz sadece kitaplarda yazanları ve filmlerde seyrettiklerimizi biliyoruz masal niyetine.
Siena'ya doğru yol alırken yağmur bütün gün sürdüğü etkisini azaltmıştı.Siena sönmüş bir yanardağ ağzına kurulmuş kahverengi ve gri tonların hakim olduğu bir ortaçağ şehridir ve şehir yapısı itibarıyla trafiğe kapalıdır.Siena sokaklarından meydana doğru yürürken şehrin dokusunun aynen korunduğunu ,küçük detay dediğimiz atların bağlandığı demir halkaların hala yerinde durduğunu görebilirsiniz.Siena meydanı bildiğimiz tüm meydanlara göre çok farklı bir yapıya sahip,sönmüş bir volkanın ağzına kurulan şehir kenarlarda ortaya doğru eğimli şekilde bir krater ağzına benziyor.Bu meydanda Sienalıların yaklaşık 450 yıldır düzenledikleri palio at yarışları yapılır ve bu yarış Sienalılar için bir onur meselesidir.Avrupanın ilk bankası ve borsası Sienalılar tarafından kurulmuş,bu üstünlüğü elegeçirmek isteyen Floransa ile hep mücadele etmek zorunda kalan Sienalılar bugün bile Floransa adını duymak istemezler.
Yeşim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yeşim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Pazar, Kasım 21, 2010
Perşembe, Kasım 11, 2010
İtalya Günlüğü -I-

Yeşim yazıyor...
Bu yıl leyleği havada gördüm galiba sürekli geziyorum, hayatım haziran ayından beri hareket halinde…
Yonca’dan takip etmişsinizdir biz genelde birlikte bir yerlere gideriz ama bu sefer o niyet etti biz gittik (erkek kardeşim ve ben). Üstüne üstlük İtalya aklımın ucundan dahi geçmemişti...
Erkek kardeşimin araştırmaları ve programlamasıyla ben yine karadeniz tatili gibi hazıra kondum ...
29 ekim sabahı şiddetli yağmur altında hareket ettik İstanbul'dan...
İlk durağımız Roma'da güneşli ama soğuk bir hava karşıladı bizi.Vatikan'a doğru giderken rehberimiz İtalya hakkında genel bilgiler vermeye başladı. San Pietro meydanına ilerlediğimizde karşılaştığımız insan kalabalığı ve meydanda Vatikan'a girmek için bekleyen kuyruğu görünce şaşırıyorsunuz, hızla akan sırada etrafı inceleme fırsatınız oluyor. San Pietro Bazilikasının içine girince karşılaşığınız süslemeler, ihtişamlı kubbeler metrelerce yüksekten size bakan İsa, Meryem figürleri...
Buranın bence en önemli eseri Michelangelo'nun 25 yaşında yaptığı 9 ton ağırlığında yekpare mermerden yaptığı pietası ...(pieta İsa'nın çarmıha gerildikten sonra oradan indirilip annesi Meryem'in kucağında 7 gün boyunca yaşadığına inanıldığı görüntü).
Vatikandan ayrılıp Roma'ya doğru hareket ettiğimizde güneş bizi ısıtmaya başlamıştı. Roma'nın geniş caddelerinden geçerek Trevi çeşmesine vardığımızda, yoğun bir kalabalıkla karşılaştık. Çeşmenin yanına ulaşabilmek için bayağı çabaladıktan sonra havuza para atmadan olmazdı. Romalıların inanışına göre buraya para atan Roma'ya 7 defa gelirmiş. Ben arkadaşlarımın İstanbul'dan bana verdiği paraları da onlar için çeşmeye attığımdan kaç kez daha gideceğimi bilemem...
Akşam yorgun olsak da Roma'nın gecesini görmek için kendimizi dışarı attık. Metrodan indiğimizde Collesıum'un ışıklandırılmış hali bütün ihtişamıyla bizi bekliyordu. Navona meydanına doğru yürürken Roma'nın kurucusu Vittrio Emanuelin anıt mezarının büyüklüğü insanı etkiliyor. Piazza Navona meydanındaki Bernini'nin Dört Nehir Çeşmesi her biri farklı yöne dört heykelden oluşmakta, özellikle heykellerdeki vücut detayları sanki bulundukları yerlerden canlanacakmış gibi görünüyordu. Meydanın etrafındaki restoranlar ve kafeler 29 ekim haftası nedeniyle 3 günlük tura katılan Türklerle doluydu açıkçası hiç yabancılık çekmedik. Rehberimizin anlattığına göre tatil zamanlarında yapılan yurt dışı turlarda gittiğiniz şehir aynı İstanbul gibi oluyormuş.
Ertesi sabah 2 saatlik bir yolculukla italyanların Şanlıurfası olan güneşi ve deniziyle tipik bir akdeniz şehri olan Napoliye gittik. Napoli insanı fazla çalışmayı sevmeyen, acı biberi, hırsızları, limondan yaptıkları (tadı limon kolonyasının daha tatlısı) limoncellosuyla meşhur tabii ki bir de dünyaca ünlü aktrisleri Sophia Loren 'i unutmamak lazım. Dünyaca ünlü Capri adasını ve halen aktif olan Vezüv yanardağını karşısına almış Napoli sanki bizden gibi...
Ayrıca İtalyanın en iyi pasta ve pizza ustaları Napolilidir, sokaklardaki tatlı tezgahlarıysa aklınızı başınızdan alıyor.
Vezüv yanardağının milattan önce 24 ağustos 79 yılında bir gecede yok ettiği Pompei yapılan kazılarda ortaya çıkan eserlerle muhteşem bir bölge. Özellikle, insanların oldukları gibi kalarak taştan birer heykele dönüşmeleri insanın tüylerini ürpertiyor. Şehircilik açısından Pompei çok güzel planlanmış bir şehir kaldırımları, sıralı dükkanları hamamı, fast food dükkanları, tiyatrosu ve geneleviyle...
Pompei'den Romaya dönerken rehberimiz Vezüv yanardağının halen aktif olduğunu, sürekli kontrol edildiğini belki de bir daha gittiğimizde Vezüv'ün eteklerindeki şehri yerinde bulamayabileceğimizi söyledi...
Bir bombanın üstünde yaşamak gibi...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)















