Şarap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Şarap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cuma, Mayıs 23, 2025

Urla’da 3 Gün

Urla özellikle gastronomi alanında çok özel mekanlara ev sahipliği yapan şirin bir Ege kasabası.

Ege kasabası çünkü eski şehir diyebileceğimiz çoğunlukla bir iki katlı taş evlerin ve dar sokaklı merkezi, zamanında balıkçıların yoğun olduğu İskele mahallesi, enginar tarlaları, üzüm bağları ve zeytin ağaçlarıyla dolu geniş tarlaları.

3 günlük Urla seyahatinde neler yapılır, nerede kalınır, neler yenir biz denedik tecrübe ettik. Belki size de lazım olur diye yazıyorum.

Urla’da Nerede Kalınır?

Pazartesi’ye gelen 19 Mayıs nedeniyle otellerde yer bulmak oldukça güç, çünkü oteller genelde 4-6 odalı. Farklı konseptlerde çok şirin oteller; kimi bağ evinin odası, kimisi eski şehrin göbeğinde taş konağın odaları, kimi büyük bir bahçenin içinde bir kaç oda. 

Bir Dem Urla’da büyük bir bahçe içinde sessiz sakin, merkeze çok da yakın olmayan arabasız ulaşımın zor olduğu bir yerde konakladık.

Merkeze indikçe bir kaç otele baktık ama aklımızın kaldığı, 1890 yılından itibaren 95 yıl postane olan yüksek tavanlı taş binadan dönüştürülen Suo.Lo Urla. Salonu ve restoranı 1890 Urla’yı bize gezdiren ilgili personelini de çok sevdik. Bir sonraki Urla seyahatimizde kalmayı istediğim ilk yer.

Suo.Lo Urla Otel

Suo.Lo Urla otelin merdivenleri

Suo.Lo Urla otelin lobisi

Urla’ya vardığımızda kahvaltı için iyi yorumları olan Pastakodu’da şansımızı denedik. Kahvaltı için güzel tabakları ve çok güzel çayı var. Keyifli bahçesi ve ferah dekorasyonu ile güzel yorumları hak ettiğini gördük. Tavsiye ediyorum 👌🏼

Bizim tercihimiz Domatlı Patates ve Topraktan Omlet oldu.

Menüsü burda https://www.pastakodu.com/urunler/

Pastakodu menüsünden domatlı patates ve topraktan omlet

Pastakodu şık bahçesi

Pastakodu şık dekorasyonu

Urla’da Ruhunuzu Beslemek İçin Arkas Sanat Urla…

Karnımızı doyurduktan sonra biraz da ruhumuzu sanatla beslemek için Arkas Sanat Urla’ya gittik. İzmir’in köklü Arkas ailesinin bölgede pek çok sanat merkezinden beri. Gördüğüm için kendimi çok şanslı hissediyorum. Müzenin mimarisi ve peyzajı çok güzel. Üstelik yaseminlerin açtığı zamana denk gelmiş olmamız da büyük şans.

Arkas Urla Sanat bahçesi ve heykeller

Arkas Sanat Urla resim galerisi

Arkas Sanat Urla zırh koleksiyonu

Arkas Sanat Urla üst galeri bahçedeki heykel

Müzeden sonra tekrar eski şehir merkezine dönüp nerde ne var keşfediyoruz. Kapısındaki kalabalıkla Girit Dondurma ve Tatlı evi bademli kazandibi ile meşhurmuş. Oturmak için masanın başında bekleyip kapmanız gerekiyor. Onun yerine elimize alıp yürüyerek yemeyi tercih ettik. Kazandibi az şekerli oluşu ve üzerine koydurduğum karadutlu dondurma ile lezzetliydi. Fiyatlar makul iki porsiyon için 560 TL ödedik.

Meşhur Bademli Kazandibi

Meşhur Girit Dondurma ve Tatlı Evi

Akşam yemeğimiz Urla Bağevi Vineyard’da.
Canlı müzik eşliğinde orta alandaki ateşten gelen odun kokusu eşliğinde lezzetli bir yemek yedik. 

Urla Bağevi Vineyard menüsü

İkinci gün sahile, İskele mahallesi ve Karantina Adası’na çevirdik rotamızı. 
Karantina adası adından anlaşılacağı üzere karantina bölgesiymiş. Şu an bireysel olarak gidip ziyaret edilemiyor, web sitesinden rezervasyon yaparak (o da 15 kişilik grup olarak) mümkün.

Balık tutmak için popüler bir nokta adaya giden yol. Ana kara ile adayı bağlamak için sonradan yapıldığını tahmin ediyorum. Gökyüzünde bulutlar, durgun deniz ve kayıklar çok fotojenik.

Karantina Adası yolu, kayıklar ve iskele


İskele mahallesi balıkçı kasabasından önce yazlığa sonra da turistik restoranlara mesken olmuş ama yine de keyifli. Urla gerçekten yeme içme konusunda güzel mekanlara sahip. Girdiğiniz her dükkanda hem lezzet hem dekorasyon bir arada. 

İskele’de Cumhuriyet Fırını ve Merci Cafe’yi önerebilirim. Merci Cafe’de yaban Mersinli Chesecake çok lezzetliydi.
Cafe Merci pavlova ve yaban Mersinli Chesecake

Şansımıza Urla pazarını, çuval çuval tezgah tezgah enginarı da yerinde gördük. 

Urla pazarında enginar tezgahı


Günün geri kalanını üzüm bağlarında değerlendirmeye karar verdik.

Urla’nın En Güzel Bağları

Urla Şarapçılık, vitrin bağları ferah ortamı ve havuzun altında konumlanan mahseni ile oldukça fotojenik bir tesis. Vitrin bağı derken yetiştirdikleri üzümlerden  çeşitlerin yetiştiği insanların rahatça bağların arasında gezip fotoğraf çekebildiği temsili bağlar. Yemek yiyebileceğiniz imkan yok Urla Şarapçılıkta ama konaklama İçin iki odası var.
Urla Şarapçılık bahçesi

Urla Şarapçılık mahzenindeki fıçılar gün ışığını havuzun tabanındaki camlardan alıyor


Çakır Şarapçılık, Bağlara karşı oturup yemek yiyebileceğiniz güzel bir restoran var. Aynı zamanda mekanın üst katında dört tane de konaklayabileceğiniz odaları varmış. Vaktimiz olsaydı kesinlikle bir yemeği de orada yerdik. 


Çakır Şarapçılık’ın restoranı asma bağlarına karşı


Usca Şarapçılık, Gün batımını seyredebileceğiniz keyifli bir terası var. Ama restoran hizmeti yok aperatif alabileceğiniz bir menüsü var.
Usca Şarapçılık gün batımı terası çok romantik


Menü linklerini aşağıya bırakıyorum.


Akşam yemeği için Od Urla. Mekanlar için rezervasyonu ne kadar erken yaparsanız o kadar iyi, yer bulmak imkansız. Zeytin ağaçlarının arasında zarif bir restoran. Yemekler ve sunumlar sanat eseri yemeye kıyamıyor insan. Dışarısı soğuk olduğu için yemeğe içeride açık mutfağın etrafındaki tezgahta devam ettik. Hazırlanan yemekleri görmek ve şeflere laf atmak keyifli.

Od Urla zeytin ağaçları arasında

Od Urla sanat eseri görünümlü yemekler


Ertesi gün Urla‘dan ayrılmadan, İrmik Hanım Patisseri’de keçi sütü ev yapımı dondurma, Loops’da kahve, Köprübaşı Fırından portakallı üzümlü kurabiye ve un kurabiyesi, Beğendik abi’de Zeytinyağlı yemekleri denedik. İllios’dan oda kokuları ve tütsüleri aldık.

Illios doğal koku ve tütsüleri alışverişi üstüne Loops’da kahve molası

Hiç lokanta önemli lezzet duraklarından

Beğendik Abi zeytinyağlıları

Beğendik Abi 2025 Michlein yıldızın sahibi



Urla’dan dönerken aklımızda bir daha geldiğimizde gitmeyi düşündüğümüz yeni yerler vardı. İlk fırsatta belki de sonbaharda bağbozumu zamanı aklımızda kalan yerlerle yeni bir program yaparız.

Pazar, Kasım 21, 2010

İtalya Günlüğü-II

İtalya gezimizde sizi Napoli'de bırakmıştım. Pizza ve makarnanın memleketine gidersiniz de onların o meşhur makarnalarından ve soslarından almadan olur mu? Adamlar sırf makarna, şarap ve bu sosları satmak için butik dükkanlar açmışlar, raflarda değişik şekillerde ve farklı renklerde paketlenmiş makarnaları görünce hangisini alacağınızı şaşırıyorsunuz. Alışverişten önce bize çilek şarabı, peynir ve baharatlı soslarıyla küçük bir lezzet sunumu da yaptıktan sonra tur ekibi olarak bayağı yüklü bir alışveriş yaptık.Tabii turun ikinci günü olması dolayısıyla bu alışverişlerin dönüşte bize ne gibi sıkıntılar yaratacağının farkında değildik. Ayrıca turun ilk günü rehberimiz tarafından da uyarılmıştık...İtalyanın pahalı bir ülke olduğu, buradaki her şeyin Türkiyede de olduğu hatta üstüne bir de taksit yapıldığını üstüne basarak bize belirtti, buradan alabileceğimiz en iyi hediyenin makarna ve şarap olduğunu söyledi... bence de iyi bir öneriydi.


Turumuzun üçüncü sabahı rönesansın başkenti kabul edilen Floransa'ya doğru dört saat sürecek yolculuğumuz için Roma'daki otelimizden ayrıldık. Roma'dan ayrılırken yeni başlayan yağmur bize önümüzdeki günlerin nasıl olacağına dair sinyallerini vermeye başlamıştı. Apenin dağlarını tırmanarak zaman zaman sis ve yağmurun içinden geçerek, sonbaharın renklerinin oluşturduğu doğal bir sergiyi seyrederek İtalya'nın güneyiden kuzeyine doğru yol aldık.

Floransa'yı görmeden önce şehri tepeden seyredebilmek için Michelangelo tepesine vardığımızda Arno nehri kıyısında kurulmuş şehirin etkileyici manzarasıyla karşılaşmak bizi heyecanlandırdı. Şehrin yüzyıllardır bozulmadan korunarak çok güzel muhafaza edildiğini, yeni yapılan binaları şehrin dışına kurularak tarihlerini ayakta tutmaları alkışlanmayı hak ediyor.

Floransa küçük bir şehir olmasına karşın içinde barındırdığı eserlerle bir hazine. Meydanın girişinde Santa Maria Del Fiore Kilisesi üzerindeki işlemeleri, heykelleri, rölyefleriyle aklınızı başınızdan alıyor. Aşağıdan yukarıya doğru baktığınızda  üzerindeki detayları incelerken boynunuz tutuluyor. Şık butiklerin ve cafelerin olduğu sokaktan geçerek ünlü Senyörler meydanına vardığınızda Michelangelo'nun ünlü Davud heykeli bütün azametiyle sizi bekliyor. Michelangelo'nun 26 yaşında kusurlu bir mermerden yontarak yaptığı, kusursuz denebilecek kadar  mükemmel sanki her an canlanacakmış hissi veren bir eser. Tabii ki meydanda gördüğümüz bire bir kopyası  orjinal heykel  2004 yılındaki restorasyondan sonra özel  hava korumalı kafeste müzede sergilenmektedir. Bu meydanda ayrıca Medici Ailesinin özel koleksiyonuna ait başka heykellerde sergilenmekte. Arno nehri kıyısındaki Uffizi müzesi İtalya ve avrupa resim koleksiyonun sergilendiği önemli bir müzedir. Floransadaki  gördüğüm  bütün müzelerin kapılarında uzun kuyruklardaki insanları buralardaki eserleri görebilme isteğini yağmur bile engelleyemedi. Şiddetli yağmur altında gezdiğim Floransa'nın ,sadece müzelerini gezmek için tahminimce bir hafta belki de yetmez...


Dünyanın en büyük mimari hatası olarak kabul edilen Pisa Kulesi aslında yanında duran katedral ve vaftizhaneye ek olarak sonradan yaptırılmış olan bir çan kulesidir. Kule inşa edilirken zeminin bir su kaynağına yakın olduğunun  farkedilmemesi sonucu üçüncü katının yapımı devam ederken  eğilmeye başlamış, bunu farkeden mimar düzeltmek için pek çok teknik denediyse de  bunun önüne geçememiş; bu da hayatının son işi olmuş ...

Floransa,Pisa ,Siena gibi önemli şehirleri içine alan Toskana, İtalyanların Karadeniz bölgesi ve şaraplarıyla ünlü, bölgede irili ufaklı şarap bağlarıyla butik üretim yapan şarap imalathaneleri mevcut, chianti şarapları da bu bölgede yetişen üzümlerden yapılıyor. Chiantiden  San Gimignano'ya giderken yol boyunca  üzümbağlarının  bir asker edasıyla  dizilmiş haliyle  karşılaşıyorsunuz, tepeye doğru tırmandıkça aşağıda kalan manzara sizi büyülüyor.12. yüzyıldan kalma bir ortaçağ kasabası olan San Gimignano kuleleri,etrafını saran kalın duvarları ve dar sokaklarıyla bir tepenin üstünde  kurulmuş o zamanlar gelebilecek saldırılardan korunmak için en güvenli yolmuş.Kasaba  ortaçağ filmlerininde vazgeçilmez platosuymuş,Roberto Benini'nin Hayat Güzeldir Filmi bu kasabada çekilmiş.UNESCO tarafından  dünya mirası listesine alınan koruma altındaki yerlerden biri (İtalyada bu şekilde koruma altına alınmış pek çok kasaba var). Şehrin kapısından içeri girdiğinizde sokakların, evlerin  kasabanın sokaklarında dolaşırken  atının üstünde zafer kazanmış bir şövalyenin kasabanın girişinde halk tarafından çoşkuyla karşılandığını ve kulelerin birinde onun dönüşünü bekleyen güzel bir leydinin  heyecanına  bu  duvarların  şahitlik ettiğini düşündüm. Kim bile bilir ki neler yaşandığını...Biz  sadece kitaplarda yazanları ve filmlerde seyrettiklerimizi biliyoruz masal niyetine.

Siena'ya doğru yol alırken yağmur bütün gün sürdüğü etkisini azaltmıştı.Siena sönmüş bir yanardağ ağzına kurulmuş  kahverengi ve gri tonların hakim olduğu bir ortaçağ şehridir ve şehir yapısı itibarıyla trafiğe kapalıdır.Siena sokaklarından meydana doğru yürürken şehrin dokusunun aynen korunduğunu ,küçük detay dediğimiz atların bağlandığı demir halkaların hala yerinde durduğunu görebilirsiniz.Siena meydanı bildiğimiz tüm meydanlara göre çok farklı bir yapıya sahip,sönmüş bir volkanın  ağzına kurulan şehir kenarlarda ortaya doğru eğimli şekilde bir krater ağzına benziyor.Bu meydanda Sienalıların yaklaşık 450 yıldır düzenledikleri palio at  yarışları yapılır ve bu yarış Sienalılar için  bir onur meselesidir.Avrupanın ilk bankası ve borsası Sienalılar tarafından kurulmuş,bu üstünlüğü elegeçirmek isteyen Floransa ile hep mücadele etmek zorunda kalan Sienalılar bugün bile Floransa adını duymak istemezler.