Bizim zamanımızda okumayı söktüğümüzde göğsümüzün üstüne çengelli iğneyle kırmızı bir kurdele takarlardı. Artık okuyabilen çocuklar olarak gururla taşırdık, ilk önce takmak ayrı bi gurur kaynağıydı.
Buraya kadar hikaye herkese tanıdık...
Kurdele takan çocuk sınıfına şeker, çikolata türünde bir ikramda bulunurdu. Kendi sınıfından sonra okuldaki öğretmenlere dağıtırdı. Gelenek buydu.
Ben yıllardır bunun herkes için böyle olduğunu sanıyordum. Pazar günü İstiklal Caddesi'nde Hacı Bekir'in önünden geçerken Hacı Bekir'in benim kişisel tarihimdeki yerinden bahsedince -kurdele çikolatamı ordan teyzem yaptırmıştı- "öyle bi adet mi var?" yaklaşımını başka arkadaşlarımda denedim.
Ve 30 yıl sonra bu gerçekle yüzleştim, kimse kırmızı kurdele takınca çikolata dağıtmamış.
Nasıl yaşarım bundan sonra bu gerçekle ;)))
İspatım da yok ki o günlere dair.
Yıl 1982...
Cep telefonu daha icat edilmemiş, sosyal medya desen "sosyal"i başka cephelerde "izm, ist" lerle dolaşırken medyaysa hiç yoktu.
Oysa onlar olsa kurdele, çikolata dağıtımı fotoğraflarla belgelenir, sosyal paylaşım sitelerinde eş-dost beğenirdi.
Sahi şimdi nasıl oluyo bu işler????
İlkokul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İlkokul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Cuma, Şubat 01, 2013
Salı, Haziran 05, 2012
Öyle Bir Geçer Zaman Ki- Osman'ın Çanta Falsosu
İlahi Osman sen çok yaşa emi :)))
Gülden'i Soner'in arabasıyla evinin kapısına getirdiğinde;
Soner kaş göz işaretiyle "kapıya bıraksana" dedi...
E tabi sokma akıl, içte olmayınca olmuyor
"Oğlum kızın çantasını da alcaktın olmadı" dedim gülerek
Annem "senin gibi di'mi" dedi
Aynı hatıra gelmişti aklımıza
İlkokul birde okul çıkışı sınıf arkadaşım Cengiz karşıma çıkmış
"Çantanı taşıyım mi eve kadar yada seni evine bırakıyim mi?" gibi bi'şey demişti herhalde ki
Çantamı taşımasına izin verdiğim, evin kapısına -daire kapısına- kadar geldiğine göre...
Ev ahalisi merdivendeki konuşmalar üzerine kapıyı açıp, beni ve Cengiz'i elinde okul çantamla gördüklerinde yıllarca anlatılacak bir hikayeyi de ellerine vermiş oldum.
Demek ilkokul yıllarında böyle oluyormuş bu işler, Osman beni 82 yılına götürdü, sen çok yaşa emi Osman...
Ama noktayı annem koydu,
"çocukken taşıtıyodun da artık taşıtamıyosun ne yazık :)))"
Olsun be annem ;))))
Cumartesi, Mart 10, 2012
Sosyal Kol
Öğrencilik yıllarımızın hatıralarında her yıl bir sosyal kola yazılma, en çok talep görenlere öğretmenin seçtiğinin yazılması kimsenin yazılmak istemediğine de mecburiyetten kayıt olma vardır...
Şimdi nerden çıktı bu diyceksiniz...
Billboardlarda görmüşsünüzdür belki,
"yeşilay kolu başkanını arıyor"
Yeşilay okullardaki eski başkanlarını arıyomuş da ;))
Hatırlamaya çalıştım ben ne kolları olmuştum...
Trafik kolu olduğumu hatırlıyorum hatta o birinci sınıftaydı sanırım,
Napar ki trafik kolu???
Kızılay kolu...
En rağbet görendi, en ekşını olan o olduğu için kızılay paraları toplanır, pulları dağıtılır, sınıfın ecza dolabı ondan sorulur
Kitaplık kolu vardı bu da ekşınlıydı, sınıfın kitaplığı ona emanetti ödünç kitap verme dolabı düzenleme
Hatırlamakta zorlandım başka neler var diye, google müracat ettim :))
Yeni yeni kollar çıkmış -bu arada eğitsel kolmuş resmi adı-
Tüketicileri Koruma Kolu bile var bizim zamanımızda yoktu di'mi?
Şöle bi sayarsak
Gezi kolu,
Sağlık ve temizlik kolu
Kooperatif kolu,
Hayvanları koruma kolu
Yangın kolu
Resim kolu
Folklor kolu
Neyse eski Yeşilay Kolu başkanlarındansanız belki sizi arıyolardır ;))
http://yesilaykolubaskaniniariyor.com/
Şimdi nerden çıktı bu diyceksiniz...
Billboardlarda görmüşsünüzdür belki,
"yeşilay kolu başkanını arıyor"
Yeşilay okullardaki eski başkanlarını arıyomuş da ;))
Hatırlamaya çalıştım ben ne kolları olmuştum...
Trafik kolu olduğumu hatırlıyorum hatta o birinci sınıftaydı sanırım,
Napar ki trafik kolu???
Kızılay kolu...
En rağbet görendi, en ekşını olan o olduğu için kızılay paraları toplanır, pulları dağıtılır, sınıfın ecza dolabı ondan sorulur
Kitaplık kolu vardı bu da ekşınlıydı, sınıfın kitaplığı ona emanetti ödünç kitap verme dolabı düzenleme
Hatırlamakta zorlandım başka neler var diye, google müracat ettim :))
Yeni yeni kollar çıkmış -bu arada eğitsel kolmuş resmi adı-
Tüketicileri Koruma Kolu bile var bizim zamanımızda yoktu di'mi?
Şöle bi sayarsak
Gezi kolu,
Sağlık ve temizlik kolu
Kooperatif kolu,
Hayvanları koruma kolu
Yangın kolu
Resim kolu
Folklor kolu
Neyse eski Yeşilay Kolu başkanlarındansanız belki sizi arıyolardır ;))
http://yesilaykolubaskaniniariyor.com/
Pazartesi, Kasım 21, 2011
Marifet
Elmanın kabuğunu hiç koparmadan tek parça halinde soyabilir misiniz?
Üstteki resimde hile olduğunu düşünenler için aşağıdakini koyuyorum.
Neden bu kadar gereksiz bi marifetle uğraşıyorum???
İlkokul yıllarım 1980'lerde...
Sabah kuşağında kadın programlarının ilk yayınlanmaya başladığı dönemlerde Nedret Güvenç ve Mücap Ofluoğlu, anne-baba; Nilgün Özhan'ın (şimdi ki Kasapbaşoğlu) evin kızı olduğu Hanımlar Sizin İçin Programı.
Bu programın içinde küçük yarışmalar olurdu, kimin en marifetli ev kadını olacağı yada olduğunu ortaya koyacak görevler verilirdi yarışmacılara
Ütüyle kumaşa pile yapma hatırladıklarımdan biri ama ruhumda derin iz bırakan elmanın kabuğunu koparmadan tek parça halinde soymak
Nasıl bir iz ki; o günden beri soyduğum her elmanın kabuğunda o yarışmaya katılıp birinci olacağım günün hayalini kuruyorum :)))))
Çarşamba, Nisan 23, 2008
Bugün 23 Nisan
"Neşe doluyor insan" diye başlayan şiir geliyor aklıma, sonra çocukluğumun 23 Nisan'ları. Hep yağmurlu ve soğuk.
Pazartesi akşamı Candan Erçetin programında çocuk korolarıyla şarkılar söyledi. Bir grup vardı; kırmızı etekli beyaz gömlekli. Uzaktan gördüğüm ekran beni ilkokul yıllarımdaki koro günlerime götürdü. Programı başından beri izleyen ablam ve annemin de aklına o günler gelmiş. Hatta ablam önde bir kız var tıpkı senin gibi yerinde duramıyo sürekli oynuyo, edayla saçlarını savuruyor dedi.
Evet ben çocukluk yıllarım da fazla kırıtkan, edalı, cilveli hatta fazlaca da oynak bir çocuktum. İlerleyen yıllarla birlikte ağırlaşıp, oturaklı hanımefendi bir kız oldum. Çocukluğumu bilenler bu değişime şaştıklarını kendileri de söylüyorlar. Neyse konuyu fazla dağıtmadan günün anlam ve önemine dönelim. Ama bi dipnot eklemeden geçemiycem o kız da benim, bu kız da. Değişmedim, sadece siz görmüyorsunuz :)
Sene 1985. Yavuz Selim İlkokulu bahçesinde 23 Nisan töreni için koro toplanmaya başlıyor. Profilden görünen yandan iki at kuyruğu olan mahsun çocuk benim.

Acaba saçımın kurdeleleri de kırmızı olsa daha mı şık olur muşum? Kırmızı pileli eteğim, beyaz geniş fırfırlı bluzüm ve gözlüklü ben.
Okulun en kısa boyluları arasında olunca koronun en önünde oluyorsunuz haliyle. Hemen yanımda Tuğba diye bir arkadaşım var ama diğerlerinden ismini hatırladığım yok.
Pazartesi akşamı Candan Erçetin programında çocuk korolarıyla şarkılar söyledi. Bir grup vardı; kırmızı etekli beyaz gömlekli. Uzaktan gördüğüm ekran beni ilkokul yıllarımdaki koro günlerime götürdü. Programı başından beri izleyen ablam ve annemin de aklına o günler gelmiş. Hatta ablam önde bir kız var tıpkı senin gibi yerinde duramıyo sürekli oynuyo, edayla saçlarını savuruyor dedi.
Evet ben çocukluk yıllarım da fazla kırıtkan, edalı, cilveli hatta fazlaca da oynak bir çocuktum. İlerleyen yıllarla birlikte ağırlaşıp, oturaklı hanımefendi bir kız oldum. Çocukluğumu bilenler bu değişime şaştıklarını kendileri de söylüyorlar. Neyse konuyu fazla dağıtmadan günün anlam ve önemine dönelim. Ama bi dipnot eklemeden geçemiycem o kız da benim, bu kız da. Değişmedim, sadece siz görmüyorsunuz :)
Acaba saçımın kurdeleleri de kırmızı olsa daha mı şık olur muşum? Kırmızı pileli eteğim, beyaz geniş fırfırlı bluzüm ve gözlüklü ben.
İşte 23 Nisan deyince bunlar geldi aklıma. Albümleri karıştırıp eski resimlerimin fotoğrafını çekip bu yazıyı yazdım.
Çocukların bayramı kutlu, yarınları umutlu olsun!
Cuma, Kasım 02, 2007
Facebook Maceralarım
Facebook gerçekten yıllardır görüşmediğiniz izini kaybettiğiniz arkadaşlarınızı bulabilmek için bulunmaz bir fırsat.
İlkokul'dan beri en fazla 1 kez; o da 15 yıl önce görüştüğüm ilkokul arkadaşlarımı buldum. Birinin evli olduğunu biliyordum, diğeri de evlenmiş müzisyenlik yapıyor.
Ortaokul'dan beri görüşmediğim sıra arkadaşım Eminenur beni buldu. Şimdi Denizli'de mecburi hizmetini yapıyor doktor olarak, o da evlenmiş.
İlkokul öğretmenimin İngiltere'de okuyan kızı.
Lise ve ortaokulu okuduğum Fatih Kız Lisesi grubunda, okulumun eski günlerini, hocalarını yad ediyoruz. Bildiklerimizden haber verip, bilmediklerimizi soruyoruz.
Yine okul sıralarından pek çok arkadaşımı gördüm.
Bi de, birileri Topkara soyadına bir kimlik açıp kaç Topkara'yız bu alemde diye sorguluyor.
İlgilendiğiniz üye olabileceğiniz grup alabildiğine çok; ama benim en sevdiğim "Kollarını ve bacaklarını açarak kapıya tırmanan çocuk"
İlkokul'dan beri en fazla 1 kez; o da 15 yıl önce görüştüğüm ilkokul arkadaşlarımı buldum. Birinin evli olduğunu biliyordum, diğeri de evlenmiş müzisyenlik yapıyor.
Ortaokul'dan beri görüşmediğim sıra arkadaşım Eminenur beni buldu. Şimdi Denizli'de mecburi hizmetini yapıyor doktor olarak, o da evlenmiş.
İlkokul öğretmenimin İngiltere'de okuyan kızı.
Lise ve ortaokulu okuduğum Fatih Kız Lisesi grubunda, okulumun eski günlerini, hocalarını yad ediyoruz. Bildiklerimizden haber verip, bilmediklerimizi soruyoruz.
Yine okul sıralarından pek çok arkadaşımı gördüm.
Bi de, birileri Topkara soyadına bir kimlik açıp kaç Topkara'yız bu alemde diye sorguluyor.
İlgilendiğiniz üye olabileceğiniz grup alabildiğine çok; ama benim en sevdiğim "Kollarını ve bacaklarını açarak kapıya tırmanan çocuk"
Pazartesi, Eylül 17, 2007
Cin Aliiiiiiiiiiiiiiiiiiii
Ben masumum. Bugün herkes bir olmuş ilkokul yıllarına dönmek istiyor.
Ümit'ten gelen mailden çıkan resimleri görünce başlıktaki gibi bir çığlık çıktı ağzımdan. Konuşurken Cin Ali gibi, Cin Ali bile çizemem deriz ama ben Cin Ali'yi çok uzun yıllardır görmemiştim.
Nasıl özlemişim.
Sanırım bu haftayı ilkokul haftası ilan ediyorum. Hafta boyunca benim okul anılarımdan, resimlerimden bayılabilirsiniz, kusura bakmayın.






Ve benim en sevdiğim. Sanırım kapağı en hareketli ve renkli olan o olduğu için
Ümit'ten gelen mailden çıkan resimleri görünce başlıktaki gibi bir çığlık çıktı ağzımdan. Konuşurken Cin Ali gibi, Cin Ali bile çizemem deriz ama ben Cin Ali'yi çok uzun yıllardır görmemiştim.
Nasıl özlemişim.
Sanırım bu haftayı ilkokul haftası ilan ediyorum. Hafta boyunca benim okul anılarımdan, resimlerimden bayılabilirsiniz, kusura bakmayın.






Ve benim en sevdiğim. Sanırım kapağı en hareketli ve renkli olan o olduğu için
Okulun İlk Günü 25 Yıl Önceydi
Benim için okulun ilk günü bundan tam 25 yıl önceydi...
O kadar çok mu büyüdüm ben? Hayatımdaki bir başlangıcın üzerinden çeyrek asır geçti diyebilecek kadar çok...
Okullar açılıyor bugün. Cümbür cemaat herkes okullu oluyor. Artık bizim gibi okulla ilişkisi kalmayanlar bile, trafik nedeniyle okullu oluyor. Yani biraz milli meselemiz gibi bir şey.
Sabah yollarda formalı çocukları görünce ilkokula başladığım günü düşündüm.
Gülümsedim.
1982 yılı. Ben henüz 5 yaşındayım. Ablam ilkokula gidiyor ve ben de okula başlamak için deli oluyorum. Tutturuyorum; ben bu sene okula gidicem diye. Okula başlama yaşı 7. Daha küçükleri almıyorlar. Ben tehdit ediyorum; kendimi balkondan aşağı atarım diye. Okul müdürüyle görüşüp yaşımı büyütmek için mahkemeye veriyoruz. (Yani aslında bugün nüfusa göre 32 de olabilirdim) Mahkemeye gitmezseniz mahkeme düşer, okula müfettiş gelirse de yaşını büyütmek için mahkemesi var diye belgeyi gösteririz dediler.
Böylece Yavuz Selim İlkokulu'nda 1-H sınıfında 1966 numarayla eğitim hayatıma başladım, güle oynaya. -şimdiki çocuklar bırak okulu, yuvaya giderken bile ağlamaktan helak olup anne babalarını yuva kapılarında süründürüyor. Kesinlikle o da ayrı bir yazı konusu-
Başarılı bir öğrencilik hayatım oldu. Önüme konan engelleri aşmayı hep bildim. İnandığım için herkese karşı savaştım, hatta öğretmenime bile.
Eylül'de okula başlamışız ve 10 Kasım törenlerinde şiir okumak için 1. sınıflardan seçim yapacaklar. Öğretmenler sınıflarından seçtikleri öğrencileri esas seçme için gönderiyorlar. Sınıfta şiirimi okudum ama öğretmenim beni bir üst seçmeye göndermedi. Ertesi sabah yapılacak seçmenin yerini ve saatini bildiğim için, tutup annemin elinden seçmeye gittim. Ve beni seçtiler, bir de bizim sınıftan birisini daha. -Müdürün tanıdığı diyorlardı onun için ama doğru muydu bilmiyorum-
Bilmem belki o gün yaptığım haddini bilmezlikle mi, sadece başarılı bir öğrenci olduğum için sevilmeye devam ettim. Ama o ilk öğretmenle olan özel yakınlık hiç olmadı aramızda. Hatta gizliden gizliye bir çekişme bile yaşanmış olabilir. Fakat uzun boylu, zayıf, esmer, şık giyinen ve özellikle yüksek topuklu ayakkabılarıyla hayran olduğum bir kadındı herşeye rağmen. (Topuklu ayakkabı geçmişim o günlere değil, daha eskilere yürümeyi öğrendiğim annemin ayakkabılarını helak ettiğim döneme rastlar.)
O zaman yaptıklarıma bakınca; hala aynı cesur kız mıyım diye düşünüyorum bazen?
Büyümenin bedellerinden biri olsa gerek düşünerek atıyorsun adımlarını çünkü artık kaybedecek, kaybetmek istemeyecek kadar daha çok şey birikti hayatımızda. Bir yandan da hayat öğretiyor daha az talepkar olmayı, aslında biz izin vermesek olmaz ama. Vazgeçiyorsun kendinden, asgari müştereklerde yuvarlanıp gitmekle de idare edebilirim diyorsun. Ama bazen de durup; kendime nasıl bunu yapmışım, neden yapıyorum diye sorgulayıveriyorsun.
İşte o sorguladığın anlarda ne kurtarabilirsen hayattan, o kadar mutlu oluyorsun.
O kadar çok mu büyüdüm ben? Hayatımdaki bir başlangıcın üzerinden çeyrek asır geçti diyebilecek kadar çok...
Okullar açılıyor bugün. Cümbür cemaat herkes okullu oluyor. Artık bizim gibi okulla ilişkisi kalmayanlar bile, trafik nedeniyle okullu oluyor. Yani biraz milli meselemiz gibi bir şey.
Sabah yollarda formalı çocukları görünce ilkokula başladığım günü düşündüm.
Gülümsedim.
1982 yılı. Ben henüz 5 yaşındayım. Ablam ilkokula gidiyor ve ben de okula başlamak için deli oluyorum. Tutturuyorum; ben bu sene okula gidicem diye. Okula başlama yaşı 7. Daha küçükleri almıyorlar. Ben tehdit ediyorum; kendimi balkondan aşağı atarım diye. Okul müdürüyle görüşüp yaşımı büyütmek için mahkemeye veriyoruz. (Yani aslında bugün nüfusa göre 32 de olabilirdim) Mahkemeye gitmezseniz mahkeme düşer, okula müfettiş gelirse de yaşını büyütmek için mahkemesi var diye belgeyi gösteririz dediler.
Böylece Yavuz Selim İlkokulu'nda 1-H sınıfında 1966 numarayla eğitim hayatıma başladım, güle oynaya. -şimdiki çocuklar bırak okulu, yuvaya giderken bile ağlamaktan helak olup anne babalarını yuva kapılarında süründürüyor. Kesinlikle o da ayrı bir yazı konusu-
Başarılı bir öğrencilik hayatım oldu. Önüme konan engelleri aşmayı hep bildim. İnandığım için herkese karşı savaştım, hatta öğretmenime bile.
Eylül'de okula başlamışız ve 10 Kasım törenlerinde şiir okumak için 1. sınıflardan seçim yapacaklar. Öğretmenler sınıflarından seçtikleri öğrencileri esas seçme için gönderiyorlar. Sınıfta şiirimi okudum ama öğretmenim beni bir üst seçmeye göndermedi. Ertesi sabah yapılacak seçmenin yerini ve saatini bildiğim için, tutup annemin elinden seçmeye gittim. Ve beni seçtiler, bir de bizim sınıftan birisini daha. -Müdürün tanıdığı diyorlardı onun için ama doğru muydu bilmiyorum-
Bilmem belki o gün yaptığım haddini bilmezlikle mi, sadece başarılı bir öğrenci olduğum için sevilmeye devam ettim. Ama o ilk öğretmenle olan özel yakınlık hiç olmadı aramızda. Hatta gizliden gizliye bir çekişme bile yaşanmış olabilir. Fakat uzun boylu, zayıf, esmer, şık giyinen ve özellikle yüksek topuklu ayakkabılarıyla hayran olduğum bir kadındı herşeye rağmen. (Topuklu ayakkabı geçmişim o günlere değil, daha eskilere yürümeyi öğrendiğim annemin ayakkabılarını helak ettiğim döneme rastlar.)
O zaman yaptıklarıma bakınca; hala aynı cesur kız mıyım diye düşünüyorum bazen?
Büyümenin bedellerinden biri olsa gerek düşünerek atıyorsun adımlarını çünkü artık kaybedecek, kaybetmek istemeyecek kadar daha çok şey birikti hayatımızda. Bir yandan da hayat öğretiyor daha az talepkar olmayı, aslında biz izin vermesek olmaz ama. Vazgeçiyorsun kendinden, asgari müştereklerde yuvarlanıp gitmekle de idare edebilirim diyorsun. Ama bazen de durup; kendime nasıl bunu yapmışım, neden yapıyorum diye sorgulayıveriyorsun.
İşte o sorguladığın anlarda ne kurtarabilirsen hayattan, o kadar mutlu oluyorsun.
Etiketler:
Anılar,
Eğitim,
Hayatımdan İnsanlar,
İlkokul,
Yaşam
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

