tutku etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tutku etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cuma, Mayıs 06, 2011

Il Papiro ve Kağıthane


Her ne kadar günümüz koşulları gereği bilgisayarda yazsam da yazılarımı, kalemi kağıdı görünce içim kıpır kıpır oluyor. Onlara dokunmaktan, onlarla birlikte olmaktan büyük bir haz duyuyorum.

Rengarenk maskeler, camlar şık elbiselerle dolu vitrinlerin olduğu eğlenceli Venedik sokaklarında Il Papiro'yu görünce nerde neden olduğumu, arkadaşlarımı unutup mağazanın büyüsüne kapıldım.


Kaplama kağıtları, kartpostallar, davetiyeler, çeşit çeşit mektup, not kağıtları, kitap ayraçları, kutular, kalemler, hokka ve divitler, bloknotlar, kutular ve kağıtla ilgili sayamayacağım yüzlerce ürün.

Aklımı başımdan aldı :))))

Pastaneye giren çocuğun ordaki tüm pastaları yemek istemesi gibi, Paşabahçe'deki her şeyin benim olmasını istediğim gibi, Il Papiro'daki her şeyi de almak istedim.

Ebru sanatından örneklerin olduğu ürünler raflarda dikkatimi çekmişti. Mağazanın internet sitesini incelediğimde bildiğiniz bizim ebru tekniğiyle yapıldıklarını gördüm. Yakın Osmanlı-Venedik ilişkileri nedeniyle bu sanatımızı öğrenmişler diye düşünüyorum.

http://www.ilpapirofirenze.it/

Geldiğimden beri yazmayı düşündüğüm bu büyülü mağazayı bugünkü Hürriyet Cuma gazetesinde okuduğum Kağıthane (House of Paper) haberiyle birleştirerek yazmanın doğru zaman olduğunu düşündüm.

Kağıthane; İl Papiro'nun ağırbaşlı klasik havasının aksine eğlenceli, yaratıcı ama yine kağıttan ürünler satan orjinal bir mağaza.

http://www.kagithane.com.tr/

Karaköy'de Kemankeş Caddesi, Fransız İş Geçidi No:11'de bulunan mağaza ilk fırsatta ziyaret edeceklerim arasında yerini aldı.

Pazar, Temmuz 18, 2010

40 Aynalı 3 Oda

Murathan Mungan'dan arakladım sanmayın denk düştü sadece onun ki "üç aynalı kırk oda"yken, bizim ki 40 aynalı 3 oda...

Bir oda ki, yıllarca özene bezene emekle sevgiyle her bir metrekaresi döşendi. En sevilen en beğenilen en güzel hep orası için alındı yerleşti yerine. Her gün girip tozunu alıp eşyaların yerini değiştirmeden zevkle eserini seyrederek mutlu oldu için için.

Güne gün kattı.

Dostlarına açıp açıp gösterdi, bir bir anlattı neyi nasıl aldığını ne hayaller kurduğunu.

Aşkın her halini gördü aynalara baktığında.

Umutlu, mutlu, neşeli, kırılgan, hayalci, coşkulu, çılgın, tutkulu, deli, üzgün, mutsuz, beklentili, çocuk, aşık, huysuz, nazlı...

Son kez çıkarken çekti kapıyı ardından, anahtarını çevirdi. Bir daha açmamak üzere, arkasını dönüp gitti...

Diğer bir oda, sıradan gündelik.

Herkesin rahatça girebildiği hayallerden tutkulardan uzak, sıradan.

Hiç bir eşyanın hiç kimsenin hatırası yok...

Şen kahkahaların yükseldiği keyifli kısa sohbetlerin yaşandığı...

Sonra bir gün geldi, şimdiye kadar hiç görmediği üçüncü bir oda farketti.

Güneşin ışıklarının pencerelerinden içeri girdiği, doğanın tazeliğinin içini doldurduğu hiç yaşanmamış...

Usulca girip odaya havayı ciğerlerine doldurdu, yüzünü güneşe verdi. İçini bir sıcaklık kapladı. Öylece durdu.

Düşündü...

Bu odayı tek başına doldurmayacaktı.

Her parçası özenle sevgiyle seçilecekti, ama birlikte...

Tek başına bir dünya yaratmayacaktı.

Aynalara baktı...

Gülümseyen, kendine güvenen, huzurlu, heyecanlı, tutkulu, coşkulu bir çift göz gördü, uzaklardan kendi gibi bakan bir çift göz daha...