Pazar, Haziran 28, 2009

Öğlen Ne Yesek?

Pazar akşamından öğlen ne yiyeceğini düşünmek pek normal olmasa gerek ama bu yazıya böyle bir giriş gerekiyordu.

Hafta içi her gün saat 11:30 oldu mu, bugün ne yesek derdi başlıyor. Yemeğe düşkünlüğümden değil de, öğlen yapılması gereken bir rutin olduğu için gündemimde daha çok.

Plaza'lar cennetinde tabi ki pek çok seçenek var. Ama bazen ışıkları karşıya geçmeyi, o restoranın servisinin yavaş olmasına, 12:30 oldu bu saatten sonra gitsek yer bulamayız bahanelerinden kurtaran bir kaç seçeneğimiz var.

1. Why-Be

Tike'nin kardeşi. 3-4 ay öncesine kadar salata ve sandviçleriyle arada bir tercih ettiğimiz bir yerdi. Özellikle sandviç ekmekleri muhteşemdi. Ama ne zamanki Levent'teki Tike kapandı. Bunlar da sandviç ekmeklerini bozdular. Sandviç keyfimiz bozuldu.

Ancaaaaak gel gör ki, Tike'nin kapanmasıyla ocakları Why-Be'ye taşındı.

Artık gelsin dürümler, gitsin lahmacunlar. Hepimiz Şahika'yız :)))



Haftanın 3 günü garanti ordayız. Evimiz gibi oldu. Personelde sahiplenmiş olsa gerek bizi, her yemek sonunda dondurmalı irmik helvası ikram ediyorlar. -Teşekkürler-

Havalar ısınınca menüyü biraz hafiflettik. Patlıcan közde peynir ve süzme cacık bazen de patates tava.

2- Kanyon Macro - zeytinyağlılar

Kanyon'daki Macro'nun zeytinyağlılarını şiddetle tavsiye ederim. Hafif bir zeytinyağlı tabağı üzerine Hagen-Dazs cheesecakeli dondurmayla, oturup havuzun kenarına Kanyon'un esintisinde keyif yapıyoruz.


3- Etimek ve Labne

Canım hiç bir şey yemek istemediği keyifsiz günlerimde bildiğiniz etimek ve küçük kutulardaki labneler nasıl iyi geliyor anlatamam.

Cuma, Haziran 26, 2009

Gece Mesaisi

Artık bloguma haftada bir bakar, yazar oldum :((((

İşlerin durulmasını hayatımın sakinlemesinden ümidi kestim. Aslında şu an bile çalışıyorum. Yeni ürünümüzle ilgili acil bir web sitesi tasarımı yapmam lazım. Bir yandan internette araştırma yapıyorum, bir yandan aklıma gelenleri karalıyorum, bir yandan da bloguma yazıyorum.

Sonuçta ne çıkar??

Bloguma yazacaklarım web sitesinde, web sitesine yazacaklarım bloga. Web sitesine yazacaklarım blogumda çıksa sorun değil de, kurumsal ve ciddi ürünümüzde dört yapraklı yoncalar olsa nasıl olur bilmiyorum ;))

Aslında süper olur. Ürün para kazanmaya aracı bir hizmet, piyasalarda kazanmak biraz da şansa bağlı. Dört yapraklı yonca da uğur getirir. Süper işte :)))

Yoksa logonun dört yapraklı yonca olması için mi bastırsam :))) !!!! gittikçe konuyu dağıtıyorum acilen ana fikre dönmem lazım.

Neydi???

Ürüne özel web sitesinde neler olmalı? Hangi ana başlıklar ve alt başlıklar? Veriler nerede, demo nerede olmalı? Sitede hangi renkler kullanılmalı, kurumsal kimliğe dikkat ederek?

Offfffffff offfffffffffff

Pazar, Haziran 21, 2009

Ayasofya

Ayasofya bildik Ayasofya. Bitmeyen tadilat bitmiyor. İskele kurulu alan aksine artmış gibi, iskeleden gezilecek yer yok nerdeyse.

Tavanlar daha çok yıpranmış.

Ayasofya'nın üst kat pencerelerinden ne göründüğünü merak ediyorsanız bu resme bakabilirsiniz.

Geçen gittiğimde fark etmemiştim. Meşhur dilek taşı. Diledik bakalım :)) hem de iki kez

Yağız'la benim enerjim birleşince gökkuşağı çıkıyormuş ortaya, bu resimde farkettik. Demeyi çok isterdim ama...

Akşam 5:30 sularında Sultanahmet ardından gelen güneş fıskiyeden gelen suyla çarpışınca gökkuşağı kaçınılmaz oluyor.

İslam Eserleri Müzesi

Sultanahmet'teki İslam Eserleri müzesi fazla geniş olmayan, halı kolleksiyonu oldukça dikkat çekici bir müze.
Ve yetersiz bilgili. Mesela üstteki resimdeki anahtarın ne zamana ve nereye ait olduğuna dair hiç bir bilgi yok. Tıpkı aşağıdaki kapı gibi.

Tabi müzeye de haksızlık etmek istemem ama İslam Eserleri Müzesi'nden benim anladığım camilerden ve dini yapılardan alınan getirilen malzemelerin sergilenmesi. Oysa benim bu adı taşıyan bir müzeden beklediğim. İslamiyetin önemli izlerini taşıyan anlamlı parçalardan oluşmasıydı.

Dediğim gibi halı kolleksiyonu oldukça zengin. Tek parça ve sağlam halı bulmak elbetteki zor. Evkaftan geldiği yazan bir halı belli ki kat yerlerinden olduğu gibi erimiş.

Müze çıkış kapısının olağanüstü bir manzarası var. Tabi ki kaçıramazdım :)))

Bir de bahçesinde 200 yaşında olduğu tahmin edilen anıt ağaçlardan doğu çınarı var. Yüksekliği tam 30 metre. En tepesini görmek için köprü kurmak gerekiyor.

Panoramia 1453 Müzesi


Topkapı'daki Panoramik Müze değişik bir deneyim. Karanlık merdivenlerden açık bir alana çıktığınız hissine kapılıyorsunuz. Gerçekleri bilmeyen Yağız için orası dışarısıydı aslında. Şimdi burda resimlere bakınca alt tarafı resim diyebilirsiniz. Ama mekanın içinde hiç te öyle hissetmiyorsunuz.

Müzenin kendi tanıtım cümleleriyle işin sırrı ortaya dökülüyor.

"İSTANBUL 1453 Panoramik Müzesi"ndeki çalışmada resmin bittiği yer diye bir şey olmadığı için, resme bakan kişi optik alışkanlıklarıyla eserin gerçek boyutlarını kavrayamayacaktır. İzleyici, platforma çıktığı anda 10 saniye kadar sürecek bir şok yaşıyor. Bu durum, resmin gerçekliğini ve boyutlarını kavramayı sağlayacak referanslar, başlangıç ve bitiş gibi dayanak noktaları bulamamanın şaşkınlığıdır. Burası insana, kapalı bir mekâna girildiği halde, bir şekilde tekrar üç boyutlu dış mekâna çıkılmış duygusunu yaşatıyor."








Müzenin dışı olayın geçtiği yer. Yüzyıllar öncesinden bugüne...

Dışarı çıkıp surların gerçeğine bakmak garip bir deneyim.

Parka gitmeden olmaz. Çocuk her yerde çocuk :)))) 3 yada 33 hiç farketmez.

Önemli hatırlatmalar: Müze sabah 8:30'ta açılıyor. Gruplar halinde içeri girebiliyorsunuz. 15 dakikanın sonunda tüm alanı boşaltıyorlar. Müze kart geçmiyor. Tam 5, indirimli 3. Müze girişinde güzel bir hediyelik eşya mağazası var. Büyükşehir Belediyesi'nin ve fiyatları uygun.


Pazartesi, Haziran 15, 2009

Geçen gün takvim yapraklarını kaldırıp duruyordum. Üç aylar başlayacak kandil ne zaman, ne zaman oruçlu olacağız? Organizasyon yaparken denk gelmesini istemem.

24 Haziran'da üç aylar başlıyor. Perşembe günü 25'i kandil. Bir sonraki kandil 19 Temmuz, diğeri de 5 Ağustos. Ramazan da 20 Ağustos'ta başlıyor.

Baharı bekliyordum yaşamak için. Ama ben beklerken geçti gitti. Şimdi de yazın gelmesini bekler gibiyim. Ama sanki o da geçti gidiyor gibi.

Ne garip....

Zamanı kaybettim sanki. Bu sene hayatımda farklı bekleme taşları var belki de ondandır. Ne mevsimlerin ne de günün hükmü yok onlar dışında. Beni bileklerimden tutmuş hiç bir yöne kıpırdatmayan.

Pazartesi, Haziran 08, 2009

Galata Festival, Konak Cafe

2. Galata Tasarım Festivali yarın başlıyor. Bu akşam Gün Batımı partisi vardı ve standların çoğu hazırdı. Güzel takılar, özel tasarımlar cam, kumaş herşey var. Katılımcılardan biri liseden arkadaşım Reyhan Çezik. Tam bir cam tutkunu olarak onun da cam tasarımlarını oldukça beğeniyorum. 12 Haziran'a kadar yolunuz düşerse fırsat bulursanız Galata kule dibinde tasarımları görebilirsiniz.

Ben fırsat bulursam bi daha gitmeyi düşünüyorum çünkü standlar yeni olduğu için bazı ürünlerin fiyatları belli değildi. Umarım gidebilirim.

Geçen hafta programımızı yapmıştık, pazartesi akşamı Galata Konak Cafe'ye gidelim diye. Festivali dolaştıktan sonra yemeğe gittik. Ama tam bir hayal kırıklığı. Manzarası dışında cazip hiç bir şeyi kalmadı artık.

Bakmayın resimde güldüğümüze biz nerde olsak bu kadar neşeli olurduk mekanın özel bir katkısı yok yani.

Sigara böreğinden kıl çıktı, cheesecake hayatımda yediğim en kötü cheesecaketi. Kupkuru, tatsız ve üzerinde frambuaz sosu yerine jölesi olan kötü bir şeydi.

Pazar, Haziran 07, 2009

İstanbul F1 Finali

Cumartesi'den daha kalabalıktı bugün ve daha sıcak. Yeni günün fotoğraflarına geçmeden F1'den edindiğim tecrübeleri paylaşma zamanı.

Güneş kremi, şemsiye, şapka olmazsa olmaz. İdeal giyim pamuklu açık renk her yerinizi örtecek bol bir tunik ve pantalon giymenizi öneririm. Pantalon konusunda özellikle ısrarcıyım çünkü yarış öncesi gölge olduğu için herkes tribünlerin altında oturuyor, yatıyor. Ve siz yukarda merdivenleri çıkarken aşağıdakiler de seyrediyor. Çok sevimsiz bi durum.

F1'e gelen kadın tipleri cidden görülmeye değer. 15 pontluk ayakkabılarla yürümeye çalışanları hayretler içinde seyrettim. Ama bi tanesi var ki detay vermeden geçemiycem.

Resimde gördüğünüz bayan 15 pontluk -belki de 20- siyah topuklu ayakkabılar ve üzerinde formayla gelmiş. Formanın altındaysa sadece siyah bir tanga. Pesssssssss.

Tekrar yarışa dönersek. Güzeldi, keyifliydi, çok maceralı geçmedi ama iyiydi.


Yarış sonunda piste girişe izin verdiklerinde tabiki şartlar değerlendirildi.


Günü en iyi anlatan, asfalttaki lastik izleri.







İstanbul Park'tan

Formula 1 dünyasına sonunda ben de girdim. Bu sabah gazetelerdeki yorumlarda okuduklarınızın hepsi doğru. Boş tribünlere dönüyor pist.

Ama benim için çok eğlenceli. F1 tutkunu dünyanın pek çok yerinden farklı milletten insanları görmek, yarışları izlemek ve yakından görmek.

Bi de günün sonunda hayranı olduğu şarkıcıya ulaşmak için deliren insan kalabalığı içinde ve en önünde olmak değişik bir deneyimdi.

Neyseki Yavuz'un hayranı olduğu pilotun imza törenine gelmeyeceğini öğrendik de çıktık ordan. Yoksa TRT'nin canlı yayınla verdiği imza töreninde kameralar karşısında ben de 70 milyona -adettendir her televizyona çıkan söyler- görünecektim.

Gelelim ilk günün fotolarına...


Formula dünyasına ilk adımım yukarıda

İlk pilotluk denememde bi yerde bi yanlışlık yaptığım kesin ama ;)))

Günün ilk saatlerinde İstanbul Park çok sakindi.


Sıralama turlarına pek ilgi yoktu. Boş tribünler ve üzeri brandayla kapatılmış hiç satışa çıkmamış tribünler.

Ve F1 insanları...

Estonya F1 Fun Club üyeleri

İskoçlar
İspanyol matador (biraz göbekli)

Hollanda tahta ayakkabılarının F1 formu


Bi hayli yıpranmış

Günün sonunda artık ben de F1'li olmuştum.



Yakışıklı kardeşim

Cuma, Haziran 05, 2009

F1


Haftasonu rüzgarım esti. Hamam yattı, Akfırat yolları beni bekler.

F1 rüzgarları esecek :))

Beğendim


Bugünkü gazetede gördüğüm Vatan Bilgisayar reklamı.

Kabataş Erkek Lisesi'nin Pilav Günü hem tam sayfa ilanla duyuruluyor hem de okul mezunu Hasan Vatan'ın şirketinin reklamı oluyor.

İki şey arasında anlamlı ve güzel bir ilişki kurulmuş.

Pilav gününe gelen, derneğin 2009 aidatını ödeyenlere sabit kur.

Perşembe, Haziran 04, 2009

Akşam Kahvesi


Akşam yemeğinin ardından bulaşıkları makineye koyup kahve yaptım anneme, teyzeme ve kendime. Cumartesi günü Eminönü'nden aldığım yeni kahveyi içmek için kaç gündür bekliyordum. Eve geldiğimde o kadar yorgun oluyorum ki di'il kahve yapmak parmağımı oynatacak halim olmuyor. Nihayet bugün yaptım kahveyi.

Bu arada kahvecim herkesin bildiği Kurukahveci Mehmet Efendi değil, yola dümdüz devam ettiğinizde tam karşınıza gelen Kurukahveci İhsan.

Aldım fincanımı elime balkona çıktım. Akşam bayağı serinlemiş hava, ufukta tombik tombik gri yağmur bulutları çok uzaklarda batan güneşin pembemsi kızıllığı, bulutların arasından göğün maviliği ve üşüten rüzgar. Balkondaki çiçeklerin rüzgarla gelen kokusu.

Şükürler olsun yaşadığım ana.

Bugünlerde küçük keyif kaçamakları ver her an aklımda. Haftalardır planladığım hamam ve masaj aktivitemi cumartesi sabahı erkenden gerçekleştirmek niyetim. Sonrasında rüzgar nereye eser ben nereye uçarım bilmiyorum.

Çarşamba, Haziran 03, 2009

Gölge Adam

Öylesine gidip gölgesini bırakan, bizim vazgeçemediğimiz, fiziksel olarak var olup da gölgeden farksız olan gölge adamlarla yaşıyoruz hayatlarımızı.

Var oldukları parçamızı da gölgeye çevirdikleri.

Güneşimizle gölgelerini beslediğimiz

Sessiz, dilsiz, kavgasız, gürültüsüz

Gölgesine daha sıkı sarılıp bırakmadığımız

Karabasan gibi çığlık atıp kurtulmak için debelendiğimiz ama kurtulamadığımız

Salı, Haziran 02, 2009

Kural 31


Lodos olacak demişlerdi bugün. Akşam saatlerinde rüzgar başladı lodos mu di'il mi bilmiyorum ama başım ağrıyor. Yazmak istiyorum diğer yanımsa yatmak bir diğer yanımda kitap okumak. Hangisinin istediğini yapıcam???

Ders çalışırken AŞK'a başlamıştım. Yatmadan önce yarım saat falan okuyordum çok iyi geliyordu. Sınav bitti ama ben kitabı elime alamadım.

Hande AŞK'ı okumaya başladığında gelip bana anlatmıştı ne kadar etkilendiğini. Kitabı göstermek için getirdiğinde benim için bir sayfa açmıştı, bakalım hangi kural çıkacak diye.

31. kural. Ve ben en son bu kuralda kalmışım.

"Hakk'a yakınlaşabilmek için kadife gibi bir kalbe sahip olmalı. Her insan şu veya bu şekilde yumuşamayı öğrenir. Kimi bir kaza geçirir, kimi ölümcül bir hastalık, kimi ayrılık acısı çeker, kimi maddi kayıp...
Hepimiz kalpteki katılıkları çözmeye fırsat veren badireler atlatırız. Ama kimimiz bundaki hikmeti anlar ve yumuşar; kimimiz ise ne yazık ki daha da sertleşerek çıkar"

Küçük Defter

Çantamda mümkün olduğunca küçük bir defter taşırım. Ruhumdan bir şeyler geçerken, kelimeler birbiri ardına güzelce dizilirken unutmamak için not ederim.

Bugün de her zamankinden farklı alacak verecek hesaplarımı tuttuğum maddi yönü kuvvetli harflerden çok rakamların olduğu bir defterim vardı çantamda.

Yazmak için son sayfalarına gittiğimde, daha önceden yazılmış olduğunu gördüm, ne zaman ve ne koşullarda yazıldığını hatırlamadığım. Ama tahminen 2 yıl öncesine ait.

"Olmuştur, olabilir.
Sevdin, sevmiştin.
Birlikte aynı şeyleri düşünmüş, aynı şeye gülmüş, aynı şeye ağlamıştık.
Aynı rengi sevmiş, aynı şarkıdan nefret etmiştik.
Aynı hayalin parçalarını tamamlamıştık.
Aynı tatlıyı paylaşmış, birbirimizin yemeğinden tatmıştık.
Aynı güneşli yeşil yolda birlikte yaşayacağımız, yaşlanacağımız evimize yürüdüğümüzü sanıyordum;
Ta ki bir sene öncesine kadar...
Ben o yolda yalnız yürüdüğümü ne yazık ki o gün farkettim.

Bir yıldır o yoldan geri dönmeye çalışıyorum.
Ama iki ileri bir geri.
Bir koşuda o yoldan geri dönmek gerekirken
Ben yapamadım, dönemedim.
Şimdi o yoldan çıkmak için başka bir ip buldum kendime
"

Pazar, Mayıs 31, 2009

Haftada o kadar gün varken; hafta başından önceki gece duygusallaşır mı insan?

Yeni ayın, yeni haftanın ilk günü ilk iş gününe hazırlanırken dinlediğin şarkıların ruhuna sızmasına izin verip de bulutlara yağmur yüklemeye ne gerek var.

Düşünmeden devam ettiğin, acıyor mu diye sormadığın, üzülmüyor musun diye kendini yoklamadığın günlere ve gecelere neden şimdi son vermek istiyorsun?

Gerçek di'il di ki zaten, sen yaratmıştın onu. Şimdi de sen yok edebilirsin. Sadece sen.

Tamam senden fazlası vardı kabul ediyorum.

Ama kime çıkıp hesap sorabilirsin neden o zaman öyle de; şimdi böyle diye?

ben bu şiiri ezberlemek istiyorum...

Sevgileri yarinlara biraktiniz
Çekingen, tutuk, saygili.
Bütün yakinlariniz
Sizi yanlis tanidi.
Bitmeyen isler yüzünden
Siz böyle olsun istemezdiniz
Bir bakis bile yeterken anlatmaya herseyi
Kalbinizi dolduran duygular
Kalbinizde kaldi
Siz genis zamanlar umuyordunuz
Çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek.
Yillarin telaslarda bu kadar çabuk
Geçecegi akliniza gelmezdi.
Gizli bahçenizde
Açan çiçekler vardi,
Gecelerde ve yalniz.
Vermeye az buldunuz
Yahut vakit olmadi

Behçet Necatigil

Haftasonu Özeti

Cuma, cumartesi geçti yarın da pazartesi bu gece de yazmazsam hiç yazamıycam.

Cuma akşamı Volkan Konak konseri çok keyifliydi. Bostancı'daki Sezen Aksu konseri kadar kalabalıktı. Sahne hakimiyeti esprileri mükemmeldi. Karadeniz'li olduğumuz için Trabzon, Rize o taraflarda konuşulan büyüklerimizin kullandığı bazı kelimeleri kullanması bizler için olayı daha bi keyifli hale getiriyor.

Anlatmaya başladı.

"hamileye hamile demezler bizim oralarda. onun yerine -yüklü- derler. Bizim gelin yüklü gibi. Kamyon mu bu yüklendi? :)) Annesi ona yüklüyken 5 kızın üstüne aldırayım demiş. Doktora gitmiş. Doktor alırım ama 300 liraya olur demiş. Ne dersin, o paraya doğurur büyütürüm demiş annesi. Yani ben 300 liralık adamım. Ya 200 deseydi"

Sadece Volkan Konak şarkıları değil her telden şarkılar vardı. Hepsini birlikte söyledik.

"Yüzüme bu türlü bakmayacaktın"

Tam 3 saat ara vermeden güzel bir akşam geçirdik.

Prima Rima'da benimle aynı fikirde, o da oradaymış :))

Cumartesi akşamı için bu kadar güzel şeyler yazamayacağım için üzgünüm.

Öncelikle şuna karar verdim. Açıkhava'da tiyatro, müzikal izlemek iyi bir fikir değil. Konser içinse ideal.

Bilmem neden sadece ben değil herkes sıkıldı. Konu ve oyun akmıyodu. Çok basit bir alanda dönüp duruyor. 23:15'de ara verildiğinde çıktık. Bizim gibi pek çok kişi de. Madem oyundan anlatacak bir şey yok. Dedikodu yapalım.

İnci Türkay, Gani Müjde ve karısıyla birlikte ilk yarıdan sonra geceye Beymen Brassiere'de devam ettiler. -Bu arada İnci Türkay gerçekten çok hoş bir kadınmış- Hürriyet yazarı Onur Baştürk ve VJ Bülent arkamızdan merdivenlerden çıkıyordu ama tuvalete mi, atıştırmaya mı, geceye başka bir yerde devama mı gittiler bilmiyorum. Rahşan Gülşen protokol sıralarında sohbete devam ediyordu

Asıl önemli uyarı Kongre Vadisi inşaatı nedeniyle Açıkhava'nın girişi Dolmabahçe tarafında Cahide'nin arasından.

Müzikali erken noktalayınca şampiyon Beşiktaş'ın kutlamalarının içine düştük doğal olarak. Bu vesileyle onları da bir kez daha tebrik ediyorum.

Perşembe, Mayıs 28, 2009

Cuma Tatlısı


Nutella'ya doyamayanlara hediyem olsun :))))) Tam 5 kg.

Yanındaki ufaklık marketlerdeki normal standart kavanoz. Görünce dayanamayıp fotoğrafladık sizinle de paylaşıyim dedim.

Haftanın özeti...

Sınavlarım korkunçtu. Mesela türev araçlar denen ders. Çalıştığınız notlar tamamen metinden oluşuyor. Oysa sınavda 25 sorunun 20'si problem. Arbitraj ve Korunma dersinin soruları yanında masum kaldı.

Genel Ekonomi desen evlere şenlik. 2008 küreselleşme endeksinin birincisi kimdi? Meclis'ten 2008 Şubat ayında geçen teşvik yasasında min. kaç kişilik istihdam gerekiyor? 2008'in net getirisi en yüksek yatırım aracı? 2008 tefesini mi tüfesini mi ne en çok azaltan kalem işte öyle bi şey.

Tamam bu işi yapıyorum da bunlar da sorulmaz ki? Valla sınava giren herkes aynı durumda. Ümitsiz vakayız.

İş yerindeyse her şey değişiyor, hiç umulmadık hayatta olmaz dediğimiz şeyler oluyor. Artık olabilecekleri kimse tahmin edemiyor. Bakalım bizi neler bekliyor?

Veeee etkinlik sezonu başladı :)) Çok durgun geçti bütün kış. Yarın akşam start veriyoruz.

Bostancı Gösteri Merkezi'nde Volkan Konak konseri.

Cumartesi akşamı Harbiye Açıkhava'da "Dün Gece Yolda Giderken Komik Bi'şey Oldu" müzikali.

Haberleri veririm.

Cuma, Mayıs 22, 2009

Fit Floplarım

Aslında ben şu an ders çalışıyorum yani çalışıyor olmam gerekiyordu. Yıllık iznimin bir gününü bu amaç için aldım ama kaçamak yapıyorum. Yarın ve pazar günü sınavlarım var. Hadi hayırlısı.

Fit Flop'u duydunuz mu bilmiyorum. Ben geçen yazdan beri bir kaç yerde yazı okumuştum hakkında. Özel geliştirilmiş taban yapısı ile yürürken bacak kaslarını güçlendirdiği, kalçaları sıkılaştırıp biçimlendirdiği, duruş bozukluklarını giderdiği ve selülitleri azalttığı yazıyordu . Ama özellikle beni ilgilendiren kısmı dize olan baskıyı hafifletiyormuş. Öyle pek ucuz da değil doğrusu, bi ara Kanyon'da denemiş ama almamıştım. Geçenlerde Markafoni'de indirime düşünce bi çift alıverdim.

Pazartesi'den beri sürekli ayağımda gerçekten rahat. Özellikle evde yaptığım egzersizlerde topuklarım ağrıyordu artık kalmadı.
7 önemli faydası olduğu iddia ediliyor.

http://www.fitflop.com/technology/potential-benefits/