İnsanoğlu ateşi bularak, kendine yepyeni bir dünya yarattı
Ama elektriği bularak da kendini en büyük mahkumiyete bağladı...
Artık elektriksiz bir hiçiz
İnternet yok, telefon yok, su yok, sıcak yok, soğuk yok, yemek yok, yok, yok, yok...
Niyetim bu irdelemeye girmek değil,
Sosyal medyada markaların elektrik kesintisini etkin bir iletişime dönüştürdükleri tweetlerinden haberdar etmek sizi.
Krizi fırsata çevirenler yani ;))
ve diğerleri...
sosyalmedya.co
Salı, Mart 31, 2015
Pazartesi, Mart 30, 2015
Balkabaklı Cheesecake
Yenilenmiş Balkabaklı Cheesecake tarifim...
Kabaklar...
500 gr kabak (küp küp doğranacak ama çok küçük değil)
400 gr toz şeker
1/2 kg su
25 dakika orta ateşte pişirip, çatalla kontrol ederek altını kapatıyoruz.
Taban...
1,5 paket burçak yada sultani bisküvi (rondodan geçirilerek toz halinde)
80 gr eritilmiş tereyağ
80 gr ince çekilmiş ceviz
3 çay kaşığı tarçın
iyice harmanlanarak kelepçeli kalıp tabanına sıkıştırılarak döşenir. Hazırlanan taban dinlenmek üzere buzdolabında 15-20 dk. bekletilir.
Hamur- Cheese bölümü...
500 gr labne peyniri (fazla suyu süzülmeli)
1 paket krema (bu ikili çırpılarak karıştırılır)
1 su bardağı toz şeker (krema ve labne karışımına eklenip çırpılır)
3 yumurta (tek tek kırılarak hamura eklenir)
1 yemek kaşığı tepeleme un
1 paket vanilya (elenerek hamura karıştırılır ve son halini alır)
Fırına vermeden önce
Buzdolabında dinlenen taban döşenmiş kelepçeli kalıbın dışı alüminyum folyoyla kaplanır.
Hazırlanan hamur tabanın üzerine dökülür
Daha önce pişirilen kabakların 2/3'ü şerbet kısmı alınmadan hamurun içine karıştırılır. (eşit dağıtmaya özen gösterin)
Folyoyla sardığımız kalıbı daha büyük bir tepsinin içine oturtup büyük olan tepsinin içine de su koyarak fırına veriyoruz.
150 derecede 1 saat pişen cheesecake'imiz fırın kapandığında halen biraz gevşek gibi dursa da fırında yarım saat sonrasında dışarda 3-4 saat dinlendiğinde kendini bulacaktır. (tercihen 1 gece)
Sosu...
Chesecake adını veren üstündeki sosudur, gerisi teferruattır :)
daha önce pişirdiğimiz bir kısmını hamura eklediğimiz kabakların kalanını 3-4 yemek kaşığı şerbetinden de ekleyerek kıvamlı bir püre haline getirip üzerini güzelce kaplıyoruz.
Yarım cevizlerle süslediğimiz cheesecake sunuma hazır hale gelir.
Afiyet olsun
Kabaklar...
500 gr kabak (küp küp doğranacak ama çok küçük değil)
400 gr toz şeker
1/2 kg su
25 dakika orta ateşte pişirip, çatalla kontrol ederek altını kapatıyoruz.
Taban...
1,5 paket burçak yada sultani bisküvi (rondodan geçirilerek toz halinde)
80 gr eritilmiş tereyağ
80 gr ince çekilmiş ceviz
3 çay kaşığı tarçın
iyice harmanlanarak kelepçeli kalıp tabanına sıkıştırılarak döşenir. Hazırlanan taban dinlenmek üzere buzdolabında 15-20 dk. bekletilir.
Hamur- Cheese bölümü...
500 gr labne peyniri (fazla suyu süzülmeli)
1 paket krema (bu ikili çırpılarak karıştırılır)
1 su bardağı toz şeker (krema ve labne karışımına eklenip çırpılır)
3 yumurta (tek tek kırılarak hamura eklenir)
1 yemek kaşığı tepeleme un
1 paket vanilya (elenerek hamura karıştırılır ve son halini alır)
Fırına vermeden önce
Buzdolabında dinlenen taban döşenmiş kelepçeli kalıbın dışı alüminyum folyoyla kaplanır.
Hazırlanan hamur tabanın üzerine dökülür
Daha önce pişirilen kabakların 2/3'ü şerbet kısmı alınmadan hamurun içine karıştırılır. (eşit dağıtmaya özen gösterin)
Folyoyla sardığımız kalıbı daha büyük bir tepsinin içine oturtup büyük olan tepsinin içine de su koyarak fırına veriyoruz.
150 derecede 1 saat pişen cheesecake'imiz fırın kapandığında halen biraz gevşek gibi dursa da fırında yarım saat sonrasında dışarda 3-4 saat dinlendiğinde kendini bulacaktır. (tercihen 1 gece)
Sosu...
Chesecake adını veren üstündeki sosudur, gerisi teferruattır :)
daha önce pişirdiğimiz bir kısmını hamura eklediğimiz kabakların kalanını 3-4 yemek kaşığı şerbetinden de ekleyerek kıvamlı bir püre haline getirip üzerini güzelce kaplıyoruz.
Yarım cevizlerle süslediğimiz cheesecake sunuma hazır hale gelir.
Afiyet olsun
Pazar, Mart 29, 2015
Performans Grafiği
Hayatımız sürekli olarak bir şeyleri karşılaştırarak, sunumlar hazırlayarak geçiyor. Ve o grafiğin hep yukarı daha yukarı çıkması hedefleniyor.
Ben de 10 yıllık blog performansımı şöyle bir grafiğe dökeyim, içler acısı performansımı gözler önüne sereyim dedim.
Bu blogu yazanı 2011 yılından beri istikrarla düşen performansından ötürü nasıl değerlendirmek gerekirdi bilmiyorum.
Ama ben kendisini günahlarıyla sevaplarıyla sevdiğim, iyi günde kötü günde hep birlikte olduğumuz için, yazmamak için geçerli nedenlerine hak verdiğim için istediğini yapmak da serbest :))
Diğer yandan 10 yıl önce yayına hayatına başlayan blog yazarlığını istikrarla sürdürebilmek de takdir edilesi kabul edelim.
Siz de desteğinizi esirgemeyin lütfen ;)
Etiketler:
Blog,
blogger,
grafik,
performans
Sarı Işık
Benelux seyahat notlarımın bir kısmı halen defterimde duruyor...
Seyahatimiz sırasında günlerin de kısa olması nedeniyle şehirlerin akşamlarını da fazlasıyla görme imkanı bulduk. Yüksek tavanlı, geniş pencereli evlerde güneş battıktan sonra yanan tüm lambaların yumuşak sarı bir ışık verdiğini gördüm. Hollanda'da bir tek evde bile beyaz ışık yoktu.
İstanbul'a baktığımızda durum tam bir karmaşa...
Tek renk ışıkları olan bir binaya rastlamadım, Beyaz, sarı karışık, hatta bazen çok daha ilginç gece kulubü aydınlatmasına sahip evler de görmek mümkün.
Yıllarca kristal avizelerde kullandığımız klasik şeffaf camlı ampüllerin yerini daha çok ışık verdiği için tasarruflu beyaz ampüllerle değiştirmeye başladık. Ve hayatımız beyaz ışık oldu.
Hastane gibi, beyaz, bembeyaz...
Ancak sarı ışığın yumuşak ve huzur verici atmosferini gördükten sonra, evdeki ampüllerin hepsinin sapasağlam olmasına aldırmadan, sarı ampüllerle değiştirdim.
Öncesinde ev halkını uyardım, şimdikinden daha karanlık olabilir belki ama sarı ışığın gözlerimize ruhumuza daha iyi geleceğini düşünerek hazırladım onları.
Gel gör ki, sarı ışık veren ampülleri taktığım ilk akşam beklentinin aksine çok daha iyi bir ışık yakaladığımızı farkettim.
Aslında gözün de istediği buymuş demek ki...
Güneş ışığı sarıdır, sıcaktır,
Alev sarıdır, ısıtır.
Mum alevi, elektrik yokken hayatımızı aydınlatandır.
Eeeee, hangisi beyaz ışık verir???
Demek ki doğalı sarı ışık...
Hayatınızda küçük bi değişiklik arıyorsanız ve ampülleriniz beyaz ışıksa, değiştirin bence ;))
Cuma, Mart 27, 2015
Goge Acik Yurekler
Gece yatmadan disardan gelen pit pit seslerine baktigimda inceden, tek tuk atistirdigini gordum. ilik bir hava ve yagmur sesleri...
huzur iste bu kadar basit bir sey benim icin...
atistiran taneleri duymak yerine hissetmek icin camdan kolumu uzattim, sonra avuclarimi actim gokyuzune...
gokten yagmur inerken yere, dualar dilekler daha bi cabuk cikarmis, daha bi kabul olurmus derler...
ben de avuclarim gokyuzunde dileklerimi dualarimi soyledim rabbime, o sirada avucuma dusen her bir damla sanki cevapti bana...
sonra acik ellerime degen su taneciklerini amin diyerek surdum yuzume...
huzurdu bana tek verdigi...
Çarşamba, Mart 25, 2015
Yazmak
her yerden notlarim cikar, gunluk niyetine tuttugum onlarca defter gecmistir hayatimdan. Blogum olsa bile her zaman hayatimda yazdigim bir defter olmustur.
Duygulardir yazdiran, icinden gecen dalgalar, firtinalar, asklar, heyecanlar...
Ama hayati etrafinda olup bitenleri bosladikca, umursamadikca, aska bile sirtini donmussen, olmayani oldugu gibi kabullenip sorgulamiyorsan duygularin da
"ne hissedicem, niye hissedicem ki?"
diyorsa o kelimeler de yan yana gelip cumle olmuyor.
o cok sevdigin, her firsatta cok ozledim valla bu sefer gelicem diye soz verip verip de gitmedigin, gitmedigin icin vicdan azabi duydugun arkadasin gibi oluyor bir zamanlar dans ettigin kelimeler.
Salı, Mart 24, 2015
Zamansiz Uykular
Günümüz insani diye başlıycaktım ki cümleye ne gerek var bu kadar genellemeye dedim...
Istanbul'da yaşayan evinden işine gitmesi saatlerle ölçülebilen özel servisleri olan insanlar konumuz...
Kurumsal sirketlerinin Istanbul'un iki yakasi degil iki en ucu arasında gidip gelebilecek servis luksune sahip olanlar...
Yataktan kalkip, ayilmak ve giyinmek, sokaga cikmak vucudun uyanip yeni gune başlaması normal olarak, bünye diyor ki "günaydın, hadi başlasın gün"
Buraya kadar her şey tamam...
Sokağa çıkıyorsun, soğuğu da yedin mi ayılıyorsun.
Gel gör ki, servise binip yola koyulduğunda tatlı bir uyku bastırıyor...
Hadi başlasın ikinci uyku dalgası...
Eee hani ayılmış güne başlamıştın...
Servisten indiğinde uykunun mahmurluğu bilip bilmediği bütün küfürleri ettiriyor insana,
Vee yeniden ayılmanın dikenli yolları
Demem o ki, bu zamansız uykular çalışan insanın ruh ve beden sağlığını olumsuz etkiliyor. Hatta araştırma yapsalar depresyonu tetikleyen bir unsur bile olabilir.
Peki çözüm nedir derseniz?
Hareket halindeki arabada okuma problemi olmayanlar bir şeyler okuyabilir. Hatta çok iyi bir seçenek. ama benim gibiler için zor :(((
Henüz kendime bir çözüm bulamadım ama araştırmaya devam ediyorum.
Buraya kadar her şey tamam...
Sokağa çıkıyorsun, soğuğu da yedin mi ayılıyorsun.
Gel gör ki, servise binip yola koyulduğunda tatlı bir uyku bastırıyor...
Hadi başlasın ikinci uyku dalgası...
Eee hani ayılmış güne başlamıştın...
Servisten indiğinde uykunun mahmurluğu bilip bilmediği bütün küfürleri ettiriyor insana,
Vee yeniden ayılmanın dikenli yolları
Demem o ki, bu zamansız uykular çalışan insanın ruh ve beden sağlığını olumsuz etkiliyor. Hatta araştırma yapsalar depresyonu tetikleyen bir unsur bile olabilir.
Peki çözüm nedir derseniz?
Hareket halindeki arabada okuma problemi olmayanlar bir şeyler okuyabilir. Hatta çok iyi bir seçenek. ama benim gibiler için zor :(((
Henüz kendime bir çözüm bulamadım ama araştırmaya devam ediyorum.
Perşembe, Mart 19, 2015
Aksam Mutfagi
Uzun zamandir kek pasta islerinden elimi ayagimi cekmistim. Fit hayatin kosullarindan sekeri ve unu, tatliyi olabildigince uzak tutmaya calistim kendimden...
yememek icin evdekilere de yapmiyordum :-)
ama bu aksam bi heves bi arzu bi istek, sofradan kalkar kalkmaz mutfaga kostum...
radyoyu actim, radyo alaturka hem de...
kendimi gecmis zaman mutfaklarinda ki anneler gibi hissettim, keyiflendim farkli bi zamana boyuta gecmis gibiydim...
cikolatali kekim icin tam portakali rendelemeye baslamistim ki, en sevdigim benim icn en suprizli olan sarki calmaya baslamasin mi ;-)))
nalan altinors, nazende sevgili...
vardir ya hani bi'sey yaparken aniden sizi mutlu eden seyler cikiverir karsiniza, o isin o seyin cok guzel olcagina bi isarettir...
iste oyle...
mutfakta bi keyif aksami boyle gecti iste...
Pazartesi, Şubat 02, 2015
Yaz Bakalim
instagramdan beri resimlerle yazilari birlestirip 3-5 dakikada servis ediyorsun, tepkileri yorumlari bir kac saat icinde alip motive oluyorsun...
Hizla yasama hizli cozumler...
Blog yazmak nerden baksan daha uzun uzadiya bi is...
Bi de yazdiklarin senin degil, sen yazdiklarinin esiri oluyorsun agizdan cikan soz gibi...
Aslinda eskisi gibi bloguma yazmadigim icin vicdanen cok rahatsizim, bu nedenle her yazi da bir gunah cikarma halindeyim...
bu sene biraz daha farkli bi'seyler yapiyorum aslinda kendime yaziyorum. yazdiklarimin hala benim esirim oldugu...
Klasik gunluk tutmaya basladim 3 ocak itibariyle ama 1 ve 2'sine de notlar dustugum...
aksamlari yatmadan bir iki sayfa tarihe not dustugum, gunluk yasananlardan cok ruhumda yarattiklari hissettirdiklerine dair... bir makine olmadigimi hayatin mobil cihazlarla donmedigini ispata calisan ruhuma gunluk...
ruh gunlugu...
henuz bir ayi tamamladi ama 2,5 formayi tuketmisim :-))
boyle giderse 3 ayda bir yeni bir defter almam gerekicek...
az once yazdim son bir kac gunun ozetini ama doyamadim yazmalara bi de bloguma yazayim dedim ;-)
yarin gece kovada aslan dolunayi var, yaraticilik falan cosacakmis sanirim bende ki bu yazma coskusunu da dolunaya borcluyuz...
dolunayin astrolojik etkileri icin
juno ve dincer guner'in solarlunarx'ini tavsiye ederim ;-)
http://junoastrology.com
http://solarlunarx.blogspot.com.tr/?m=1
Pazartesi, Aralık 22, 2014
Yine Bir Yılın Sonuna Doğru
Sayılı gün...
Nasıl bitcek derken, kendinden öncekilerin de başına geldiği gibi
Geldi, yaşandı, bitti ve gidiyor...
Kirlendi, yüklendi, ağırlaştı, ayaklarını sürüyor gibi...
Haftaları uzadı sanki...
Bitmiyor günler...
Çarşamba günü geldiğinde daha çarşamba mı :(((
Perşembe geldiğinde ama bugün cuma di'il miydi???
Bi koşu yenisine geçiyim istiyorum ben...
5'i severim hayatımda...
2015'i belki ondan pek bi hevesle bekliyorum...
Benelux tatilinin üzerinden nerdeyse 2 ay geçti ve ben finalini ancak bugün yazabildim.
Aslında finali için Brüksel ve Düseldorf'u da yazmam gerekirdi ama artık onlarda yaşayacak duygum kalmamıştı yorgunluk, ev hasreti ağır basıyordu...
Yurtdışı dönüşü hızla işe dönüş, günlük koşturmalar ve bir haftasonu Mandalina Festivali için yapılan Rize kaçamağı...
Yorgunlukları ve yoğunlukları arttırdıysa da mutlu ve neşeli geçen günlerin insan ruhuna katkısı inkar edilemez...
Olağanüstü keyifli, büyük bir aile olmanın tadını sonuna kadar çıkardığımız iki gün geçirdik. Onu da ilk fırsatta (umarım 2 ay sonra olmaz) yazıcam söz :)
Nasıl bitcek derken, kendinden öncekilerin de başına geldiği gibi
Geldi, yaşandı, bitti ve gidiyor...
Kirlendi, yüklendi, ağırlaştı, ayaklarını sürüyor gibi...
Haftaları uzadı sanki...
Bitmiyor günler...
Çarşamba günü geldiğinde daha çarşamba mı :(((
Perşembe geldiğinde ama bugün cuma di'il miydi???
Bi koşu yenisine geçiyim istiyorum ben...
5'i severim hayatımda...
2015'i belki ondan pek bi hevesle bekliyorum...
Benelux tatilinin üzerinden nerdeyse 2 ay geçti ve ben finalini ancak bugün yazabildim.
Aslında finali için Brüksel ve Düseldorf'u da yazmam gerekirdi ama artık onlarda yaşayacak duygum kalmamıştı yorgunluk, ev hasreti ağır basıyordu...
Yurtdışı dönüşü hızla işe dönüş, günlük koşturmalar ve bir haftasonu Mandalina Festivali için yapılan Rize kaçamağı...
Yorgunlukları ve yoğunlukları arttırdıysa da mutlu ve neşeli geçen günlerin insan ruhuna katkısı inkar edilemez...
Olağanüstü keyifli, büyük bir aile olmanın tadını sonuna kadar çıkardığımız iki gün geçirdik. Onu da ilk fırsatta (umarım 2 ay sonra olmaz) yazıcam söz :)
Gezi: Benelux - Brugge Vol.4
Seyahatin üzerinden bir aydan fazla geçince her ne kadar kısa notlar almış da olsa insan unutuyor pek çok şeyi...
Son durağımız Brugge ve Brüksel...
Ama Brüksel belki artık yorgunluğun had safhaya vardığı, dönüş psikolojisinin mutsuzluğunun bünyede hissedilmeye başlandığı yere denk geldiğinden sebep pek bi hatırası yok zihnimde...
Oysa Brugge'de aynı günün bir kaç saat öncesinde yaşanmıştı...
Arnavut kaldırımlı taş sokakları, ortaçağdan kalan bozulmamış binaları, yerleri kaplayan sarı sonbahar yaprakları ve nehirlerde yüzen kuğularıyla masal gibiydi...
Aslında böyle yerlerde saatlerce oturup o sakinliği o güzelliği tüm hücrelerinde hissedene kadar oturup bakmak istiyor insan...
Ama tur programına sıkıştırılmış panoramik geziler imkan vermiyor bu zevke...
Söz veriliyor, bir dahakine kendi başımıza gelip doya doya yaşarız diye...
Gidilir mi, fırsat olur mu bilmem...
Diğer Avrupa şehirlerinde olduğu gibi çeşmeleri, sokak mobilyaları tam bir şaheser...
Ve eğlenceli çikolata vitrinleri, dantel mağazaları, oyuncakçıları...

Gitmeden önce methini çok duyduğum Brugge midyelerini yemeden dönmek olmazdı. Türk damak tadına en uygun portekiz usulu sarımsaklı kum midyesi gerçekten çok lezzetliydi...
Sevimli kırmızı tencereleri ve midye kabuklarını koyduğunuz derin kapağı estetik bir sunum ortaya koyuyor...
Son durağımız Brugge ve Brüksel...
Ama Brüksel belki artık yorgunluğun had safhaya vardığı, dönüş psikolojisinin mutsuzluğunun bünyede hissedilmeye başlandığı yere denk geldiğinden sebep pek bi hatırası yok zihnimde...
Oysa Brugge'de aynı günün bir kaç saat öncesinde yaşanmıştı...
Arnavut kaldırımlı taş sokakları, ortaçağdan kalan bozulmamış binaları, yerleri kaplayan sarı sonbahar yaprakları ve nehirlerde yüzen kuğularıyla masal gibiydi...
Aslında böyle yerlerde saatlerce oturup o sakinliği o güzelliği tüm hücrelerinde hissedene kadar oturup bakmak istiyor insan...
Ama tur programına sıkıştırılmış panoramik geziler imkan vermiyor bu zevke...
Söz veriliyor, bir dahakine kendi başımıza gelip doya doya yaşarız diye...
Gidilir mi, fırsat olur mu bilmem...
Diğer Avrupa şehirlerinde olduğu gibi çeşmeleri, sokak mobilyaları tam bir şaheser...
Ve eğlenceli çikolata vitrinleri, dantel mağazaları, oyuncakçıları...
Gitmeden önce methini çok duyduğum Brugge midyelerini yemeden dönmek olmazdı. Türk damak tadına en uygun portekiz usulu sarımsaklı kum midyesi gerçekten çok lezzetliydi...
Sevimli kırmızı tencereleri ve midye kabuklarını koyduğunuz derin kapağı estetik bir sunum ortaya koyuyor...
Cuma, Kasım 28, 2014
Gezi: Benelux - Paris Vol. 3
Sıra Paris'e geldi...
Ama 3 gün geçirdiğimiz şehirdeki fotoğraflardan seçme yaparken önce 30 tane seçtim bu yazıya koymak için :))
30 bir yazı için çok biraz daha eledim 23 oldu :))
Şimdi yazıp yerleştirmeye başlıycam ve kaç fotoğrafla final yapıcam bilmiyorum, hadi hayırlısı...
Ama suç benim değil, Paris'in, bulutların, gökyüzünün, güzel havanın ;))
Şaka şaka böyle suça can feda...
Vee Paris...
Tempolu bir turdu turumuz, şimdiye kadar çıkan kısımdan anladığınız üzere...
Ne kuyrukta beklemek, ne tekneyi beklemek, hep bi yerlerde tam yeri tam zamanında oluyoruz...
Geliyoruz kapıdan içeri giriyoruz sanki bizi bekliyorlar hareket etmek için, burda rehberimiz Tolga'nın zamanlama konusundaki başarısını alkışlamak gerekir.
Teşekkürler Tolga Çetin ;)))
Paris'e adım atar atmaz Seine nehrinde tur yapacağımız teknede buluyoruz kendimizi. Güneş batmak üzere batıya doğru çekilirken bazen kara bulutların ardına saklanıyor kah gözümüzün içine giriyor. Eyfel daha gizemli çıksın diye fotoğraflarda çaba harcıyor adeta...
Notre Dame Katedrali'ni de diğer pek çok yapı gibi önce Seine nehrinden gördüm. Bulutların yarattığı fonunun da etkisiyle her bina adeta bir masaldan fırlamış gibiydi.
Bir de gecenin Paris'ini, Eyfel'in ışıklarını turladık. 20:00'de başlayan ve 5 dakika süren Eyfel ışıkları herkesi Trocadore Meydanı'nda topluyor sanırım. Eehh turist olarak biz de orda olmasak olmazdı...
Gece ışıklarıyla bıraktığımız Eyfel'i sabah tekrar ziyaret ettik. Ama bu sefer daha yakından daha samimi...
Meşhur uzun kuyrukların aksine 10 -15 dakika içinde önce 2. katına ordan da en üst katına çıktık. Manzara muhteşem, hava açık... Alabildiğine Paris ayaklarının altında...
Eyfel'deyken Eyfel'i kadraja nasıl sokarsınız???
Tabi ki gölge oyunuyla ;)))
Eyfel'den iniş yolunda 2.kattan 1.kata inen asansörün kapısındasorun olup kapanmaması nedeniyle yolun geri kalanını merdivenle inmek zorunda kaldık :))
Şikayetçi oldum diyemem,..
Günün geri kalanında Louvre Müzesi'nde bir Mona Lisa ziyareti, Notre Dame Katedrali, Montmartre Sacre coeur Bazalikası, Ressamlar Tepesi rotalarında geçti...
Buralardan notlarım...
Mona Lisa, Mona Lisa dedikleri A4'den büyük A3'ten küçük bir resimmiş :((
(Belki A3'ten büyüktür ama çok da büyük değil ona eminim)
Yani etkilenmedim, saatlerce karşısında durup içime sindiresim gelmedi. Halbuki orda ne resimler var, yüksek ve geniş tavanlar boyunca...
Zaten konu büyüklüğü değil, tekniği, sanatı...
Bunları yapan insan olamaz,
Günümüz teknolojisiyle bunlar fotoğraf olarak çekilse üzerine bi de photoshop yapılsa bile bu kadar mükemmel olamaz.
O detaylar, ışık ve gölgeler...
İşte onların karşısında saatlerce oturabilirim.
Anlıycağınız Louvre'da görülecek çok şey var...
Bir sonraki durağımız Notre Dame'ın Kamburu sevgili Quasimodo'nun evi Notre Dame Katedrali...
12. yy'da yapımına başlanan tamamlanması bir kaç yüzyılı bulan bu olağanüstü yapının tek bir usta elinden çıkmışcasına kusursuz bütünlüğü insanı hayrete düşürüyor.
Katedrallerin vitrayları sanırım karanlık dünyalarını renklendirdiği için bana çok çekici geliyor.
Montmartre ve Ressamlar Tepesi...
Güneş batarken vardığımız yapı kızıla dönmüştü biz onu gördüğümüzde...
Paris'in ayaklarınızın altında olduğu muhteşem bir yapıdan biraz daha yukarıya doğru yürüyüp Ressamlar Tepesi'ne gittiğinizi söylerlerse size ne düşünürsünüz? Hem de güneş harika bir şekilde batmak üzereyken...
Benim hayalimde ressamların Paris'i resmettiği muhteşem manzarası olan bir yer...
Bilenler şu an gülüyodur hayalime...
Sanırım bu seyahatte hayal kırıklığı yaşadığım tek an :((
Etrafı binalarla çevrili çınaraltı havasında bir yer... Manzara falan yok, unutun...
Bir kaç şirin pastanesi ve restoranları var, yolda resmini yapalım diye dolanan ressamları bir de...

Paris'te son günümüzde yürüyerek şehri keşfettik. Bazen de metroyla biraz daha uzaklara açıldık.
Kokusu ve evsizleriyle meşhur Paris metrosunda bahsedilen bu özellikleriyle karşılaşmadığım için şanslı olsam gerek.

Yine gökyüzü ve bulutlar muhteşem, hava açık...
öğlen başladığımız keşif güneş batıp dolunay yükselene kadar devam etti...
Bu kadar tarihi yapının yanında ne işi var bu fotoğrafın demeyin, albümler falan karışmadı :))
Champ Elysees'de ki Disney mağazası harika bir yer, uğramadan geçmeyin ;)
Paris bana hayatımın en güzel gecelerinden birini yaşattı. Bunun için de Paris'e teşekkürler....
Ben bir dolunay aşığı...
Dolunayı Paris'in en güzel meydanlarında, Louvre'un cam piramitinin eşlik ettiği unutulmaz bir manzarayla hafızama kazıdım.
Ve Paris'le ilgili son bir not...
Periferic denen bölge Eyfel'i merkeze alıp şehrin etrafında daire çizen yolun içinde kalan kısma verilen isim...
Yani işi olmayan içeri girmeden dışından dolanıp gitsin, trafiği boşuna işgal etmesin. Gördüğünüz gibi sadece İstanbul'da değil Paris'te de her yerde yol çalışması var ;)
Veee Paris turumuzu da 31 fotoğrafla özetlemiş oldum.
İyi okumalar :))
Ama 3 gün geçirdiğimiz şehirdeki fotoğraflardan seçme yaparken önce 30 tane seçtim bu yazıya koymak için :))
30 bir yazı için çok biraz daha eledim 23 oldu :))
Şimdi yazıp yerleştirmeye başlıycam ve kaç fotoğrafla final yapıcam bilmiyorum, hadi hayırlısı...
Ama suç benim değil, Paris'in, bulutların, gökyüzünün, güzel havanın ;))
Şaka şaka böyle suça can feda...
Vee Paris...
Tempolu bir turdu turumuz, şimdiye kadar çıkan kısımdan anladığınız üzere...
Ne kuyrukta beklemek, ne tekneyi beklemek, hep bi yerlerde tam yeri tam zamanında oluyoruz...
Geliyoruz kapıdan içeri giriyoruz sanki bizi bekliyorlar hareket etmek için, burda rehberimiz Tolga'nın zamanlama konusundaki başarısını alkışlamak gerekir.
Teşekkürler Tolga Çetin ;)))
Paris'e adım atar atmaz Seine nehrinde tur yapacağımız teknede buluyoruz kendimizi. Güneş batmak üzere batıya doğru çekilirken bazen kara bulutların ardına saklanıyor kah gözümüzün içine giriyor. Eyfel daha gizemli çıksın diye fotoğraflarda çaba harcıyor adeta...
Notre Dame Katedrali'ni de diğer pek çok yapı gibi önce Seine nehrinden gördüm. Bulutların yarattığı fonunun da etkisiyle her bina adeta bir masaldan fırlamış gibiydi.
Bir de gecenin Paris'ini, Eyfel'in ışıklarını turladık. 20:00'de başlayan ve 5 dakika süren Eyfel ışıkları herkesi Trocadore Meydanı'nda topluyor sanırım. Eehh turist olarak biz de orda olmasak olmazdı...
Gece ışıklarıyla bıraktığımız Eyfel'i sabah tekrar ziyaret ettik. Ama bu sefer daha yakından daha samimi...
Meşhur uzun kuyrukların aksine 10 -15 dakika içinde önce 2. katına ordan da en üst katına çıktık. Manzara muhteşem, hava açık... Alabildiğine Paris ayaklarının altında...
Eyfel'deyken Eyfel'i kadraja nasıl sokarsınız???
Tabi ki gölge oyunuyla ;)))
Eyfel'den iniş yolunda 2.kattan 1.kata inen asansörün kapısındasorun olup kapanmaması nedeniyle yolun geri kalanını merdivenle inmek zorunda kaldık :))
Şikayetçi oldum diyemem,..
Günün geri kalanında Louvre Müzesi'nde bir Mona Lisa ziyareti, Notre Dame Katedrali, Montmartre Sacre coeur Bazalikası, Ressamlar Tepesi rotalarında geçti...
Buralardan notlarım...
Mona Lisa, Mona Lisa dedikleri A4'den büyük A3'ten küçük bir resimmiş :((
(Belki A3'ten büyüktür ama çok da büyük değil ona eminim)
Yani etkilenmedim, saatlerce karşısında durup içime sindiresim gelmedi. Halbuki orda ne resimler var, yüksek ve geniş tavanlar boyunca...
Zaten konu büyüklüğü değil, tekniği, sanatı...
Bunları yapan insan olamaz,
Günümüz teknolojisiyle bunlar fotoğraf olarak çekilse üzerine bi de photoshop yapılsa bile bu kadar mükemmel olamaz.
O detaylar, ışık ve gölgeler...
İşte onların karşısında saatlerce oturabilirim.
Anlıycağınız Louvre'da görülecek çok şey var...
Bir sonraki durağımız Notre Dame'ın Kamburu sevgili Quasimodo'nun evi Notre Dame Katedrali...
12. yy'da yapımına başlanan tamamlanması bir kaç yüzyılı bulan bu olağanüstü yapının tek bir usta elinden çıkmışcasına kusursuz bütünlüğü insanı hayrete düşürüyor.
Katedrallerin vitrayları sanırım karanlık dünyalarını renklendirdiği için bana çok çekici geliyor.
Montmartre ve Ressamlar Tepesi...
Güneş batarken vardığımız yapı kızıla dönmüştü biz onu gördüğümüzde...
Paris'in ayaklarınızın altında olduğu muhteşem bir yapıdan biraz daha yukarıya doğru yürüyüp Ressamlar Tepesi'ne gittiğinizi söylerlerse size ne düşünürsünüz? Hem de güneş harika bir şekilde batmak üzereyken...
Benim hayalimde ressamların Paris'i resmettiği muhteşem manzarası olan bir yer...
Bilenler şu an gülüyodur hayalime...
Sanırım bu seyahatte hayal kırıklığı yaşadığım tek an :((
Etrafı binalarla çevrili çınaraltı havasında bir yer... Manzara falan yok, unutun...
Bir kaç şirin pastanesi ve restoranları var, yolda resmini yapalım diye dolanan ressamları bir de...
Paris'te son günümüzde yürüyerek şehri keşfettik. Bazen de metroyla biraz daha uzaklara açıldık.
Kokusu ve evsizleriyle meşhur Paris metrosunda bahsedilen bu özellikleriyle karşılaşmadığım için şanslı olsam gerek.
Yine gökyüzü ve bulutlar muhteşem, hava açık...
öğlen başladığımız keşif güneş batıp dolunay yükselene kadar devam etti...
Bu kadar tarihi yapının yanında ne işi var bu fotoğrafın demeyin, albümler falan karışmadı :))
Champ Elysees'de ki Disney mağazası harika bir yer, uğramadan geçmeyin ;)
Paris bana hayatımın en güzel gecelerinden birini yaşattı. Bunun için de Paris'e teşekkürler....
Ben bir dolunay aşığı...
Dolunayı Paris'in en güzel meydanlarında, Louvre'un cam piramitinin eşlik ettiği unutulmaz bir manzarayla hafızama kazıdım.
Ve Paris'le ilgili son bir not...
Periferic denen bölge Eyfel'i merkeze alıp şehrin etrafında daire çizen yolun içinde kalan kısma verilen isim...
Yani işi olmayan içeri girmeden dışından dolanıp gitsin, trafiği boşuna işgal etmesin. Gördüğünüz gibi sadece İstanbul'da değil Paris'te de her yerde yol çalışması var ;)
Veee Paris turumuzu da 31 fotoğrafla özetlemiş oldum.
İyi okumalar :))
Etiketler:
Champ Elysees,
dolunay,
Eyfel,
France,
Gece,
Gezi,
ışıklar,
Louvre,
metro,
Notre Dame,
Paris,
Sacre Coure,
selfie,
seyahat,
Tracodero Meydanı
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)











