Pazar, Nisan 26, 2009

Kırmızı Kazak


Kırmızı bir kazak hiç bisikletin yerini tutar mı?

İlla ki istediğimiz olmadığında onun yerine gelen mutlu eder mi?

Tutturduk mu bir kere; inadım inadım olmazsa olmaz; sevmiyorum hiç birinizi.

Kırmızı Kazak güzel bir kitap...

Kitaptan seçtiğim bir kaç cümle aşağıda; beğenirseniz okuyun bence.

"Mutlu mu mutsuz mu olacağına karar vermen gerek. Ve hiç bir şey -ne bir kazak ne bir bisiklet- bunu asla değiştirmeyecek"

"...doğumlarıyla birlikte sahip olduklarını iç güdülerini günden güne unutmaya eğilimlidir. Herkes sevildiğini hissetmek ister ama sadece yalnızlık hissettiğinde başka bir şeyle bunu tamamlamak çok daha zordur."

"Bazen en çok arzu ettiğimiz armağan zaten bizimdir, ancak ona sahip olmak için mücadele etmemiz gerekir"

"Fırtına hiç bir zaman dinmeyecek. Dinemez. O sana ait...
...Fakat şimdiye kadar hiç kimse fırtına yüklü bulutların arasında kaybolmadı, sadece onunla yüzleşti... Fırtınayla mücadele etmek zorunda değilsin, sadece kabarmasını durdurmak zorunda değilsin, sadece kabarmasını durdurmak zorundasın... Ona kendi gücünden vermeden kabarmasını durdurmak zorundasın..."

Sultanahmet'te Bahar

23 Nisan resmi olarak bahara ait bir gün de olsa; genelde soğuktur. Soğuk olsa da ruhum için sokaklardaydım. İyi geldi.

Sultanahmet'teki en sevdiğim ağaç; sanırım japon kiraz ağacı sakura olabilir.

23 Nisan'da bayraklarla Ayasofya

Su perdesi ardında Sultanahmet Camii

Cumartesi, Nisan 25, 2009

Cumartesi


Pasaklı Tanrıça'yı Dilek bitirince okuyacaktım; Hande müsaitti onunkini aldım.

Benim gibi bu günlerde ciddi ciddi gitmeyi düşünen birisine en verilmiycek kitap aslında. Haklı çıkarttı beni, gidiyorum buralardan.

Hayır, hayır çok istesem de gidemiyorum yerimden bile kıpırdayamam.

Bildik romantik komedilerden. Hafif, keyifli, eğlenceli.

Şimdi biz Sam gibi kaçıp gitsek -neyseki benim yemek ve ev işlerinde sıkıntım yok- Nat gibi yardımsever bir yakışıklı çıkmaz karşımıza, çıksa da aşık olmaz, aşık olsa bile kalkıp peşimizden gelmez.

Aşk olmasaydı, zorlukların üstesinden gelebilir miydi?

Cumartesi gününü bir adet Pasaklı Tanrıça romanı ve Slumdog Millionare izleyerek sona erdirdim. Oysa dışarda bahar var di mi?

Cuma, Nisan 17, 2009

Bebek Şekerleri

Geçen haftalarda yeni bir bebek projesini daha tamamladık. Resimlerini koymam biraz vakit aldı, ancak zamanım oldu.

Her projede bir öncekinden daha güzel şeyler çıkıyor ortaya. Stresli ve riskli mesleği bırakıp huzurlu ve mutlu olayların parçası mı olsak bundan sonra diye düşünmüyor değilim.

Karşınızda Kaan bebek için özel çalışmamız...



Çarşamba, Nisan 15, 2009

Kaç kaçta nereye kadar?

Aynada kendimle göz göze gelmiyorsam eskisi gibi;

Bir şeyler yazıp yayınlamamak için akşamları bilgisayardan uzak kaçıyorsam;

Her şeyin üzerinden şöyle bir geçip derinlere inmiyorsam;

Okuduğum kitabın bir an önce son sayfasına ulaşmaksa farkında olmadan esas hedefim;

Vardır bir sebebi elbet.

Ne yaptığımı ne düşündüğümü bazıları bilmesin istiyorum biraz da onun için eskisi gibi maceralarımı hissetiklerimi yazmıyorum.

Yazmanın en tuzak kısmı da burda başlıyor, bi şeylerden korumaya korunmaya çalışınca ruh özgürlüğünü yitirince olmuyooooor.

Salı, Nisan 07, 2009

Seninle

Akşam eve gelir gelmez yazacaktım, aklımdan geçenler canlıyken. Ama her zamanki gibi geldiği anda değerlendirilmeyen kelimeler, soğumuş yemek gibi lezzetini keyfini kaybediyor. Şimdi ne yazsam boş. Boş mu?

Boş değil.

Bu baharı yaşamak, yeniden doğmak istiyorum. Ama havaların ısınmasını bekliyorum, boğazda erguvanların açmasını, bir de seni.

Bu baharı seninle yaşamak istiyorum. Bir sürü planım var bu baharı değerlendirmek için. Fazla zaman yok biliyorum. Bahar da kısa, yetmez, yetenleri yaparız. Yeter ki iste.

Neler mi?

Üsküdar'da bir sabah, denizin ortasında durup dünyanın en özel ve güzel şehrini alabildiğince seyretmek

Çimenlere oturup erguvan terasından gemileri seyretmek,

Eminönü'nden alacağın uçurtmayla benim için ilk kez -seni bilmem- uçurtma uçurtmak istiyorum. Beceremesek bile beceriksizliğimize gülmek istiyorum.

Mihrabat'ta yürümek istiyorum, yeşil, pembe, beyaz, sarı baharda ne kadar renk ve koku varsa ruhumuza işlesin diye.

Yakın İstanbul'a uzaklarmış gibi gidip buraların grisini bir günlüğüne de olsa unutmak istiyorum.

Ruhumuza ağırlık veren her şeyi bir günlüğüne de olsa emanete bırakıp, uçmak istiyorum.

Ama yalnız değil.

Başkasıyla değil seninle.

Cumartesi, Mart 21, 2009

21 Mart

Resmen baharın başladığı çok özel bir gün bugün.

Baharın tazeliği, kurumuş dalların can bulması gibi hayatımızın da kuru dallarının taze, capcanlı, heyecanlı çiçekler açma zamanı.

Astrolojik açıdan da yeni yıl aynı zamanda.

Ben de bugün ne yaptım?

Kendimi bahara hazırlamak için, kirlerden arınarak taze bir başlangıç yapmak üzere hamama gittim.

Sonra da baharın ilk gününü güneşin sıcağı, rüzgarın aklımı esip götürdüğü, kelebek gibi oradan oraya konarak geçirdim. Başka bir kelebek arkadaşla :)

Bir yere oturup bir şeyler yiyoruz ama ondan sonra ne yapacağımızı bilmeyerek, masadan kalkarken bir anda bir fikir geliyor. İlk gelen fikri sorgulamadan yeni rotaya doğru yola çıkıyoruz.

Eğer bugün için bunları yapmayı planlasaydık eminim yağmur yağardı :)

Bu arada Çemberlitaş Hamamı'ndan bahsetmeden geçemiycem. Restorasyonu tamamlanmış. Önceki haliyle kıyaslandığında muhteşem olmuş. Gerçi başka hamama gitmediğim için genelle kıyaslıyamıycam ama bayıldım.


Görmüş olduğunuz girişi; merdivenle üst kata çıkıp rahat odalarda hazırlanıyorsunuz. Esas hamam kısmında ise büyük sürpriz havuz yapmışlar bir de jakuzi.

Ve jakuzi bugün açılmış, sonradan öğrendim ki jakuziye ilk giren benmişim. Bilseydim bir de kurdele keserdim ;)

Çemberlitaş Hamamı uluslararası ilişkileri geliştirmekte oldukça başarılı bir mekan; Japon dışişleri bakanının eşiyle birlikte hamam keyfi yaptık.

Sonuç olarak hoşgeldin bahar.

Ben de kirlerimden arındım hazırım seninle birlikte çiçek açmaya.

Pazartesi, Mart 16, 2009

Egzersiz

Önce yorumlara cevaplar...

Hande'cim ne demek kutlama yapmamak, sen şehre dönmüşsün ben bunu cümle aleme duyurmamış şenlikler yapmamışsam benim son zamanlardaki sersemliğime ver. Hatta cuma günkülerin üzerine ekle. Aklım başıma dönünce söz telafi edicem.

Yemek Aşığı Kybele; burçların perisi olduğunu o yazıyı yazana kadar ben de bilmiyordum :) zaten her kova kadını bir peridir, belki ondan üstüne düşmedik ;)

Sofi; geçte yazsan hiç yazmasan da yerin ben de hep aynı :)

Gelelim bugüne...

Aslında evde oturmuş bilgisayarın başında çalışıyorum, -tamamen iş- sürekli fare kardeşle tıklamalar yaptığım için parmaklarım, kolum, omzum ve ordan da boynum tutulma tehlikesi geçirmeye başladığından parmaklarımı rahatlatmak için yazmaya başladım. -Yani anlıycağınız amaçsız tamamen parmak egzersizine yönelik bir çalışma-

Yazı yazarken yine olmazsa olmazım müzik. Funda Arar'ın yeni albümü. Zamanın Eli.

Eskiden şarkıları bir kaç dinlemeye ezberler hatta millete söylerdim. -Çocukken-

Şimdi bırak başkasına söylemeyi, sadece ağız oynatarak eşlik ederken bile sözlerini tutturamıyorum.

Biraz da beyin açıcı egzersize ihtiyacım var sanırım.

Salı, Mart 03, 2009

Metrobüs Kadıköy'de

Akşam trafiğine kalmaktan korkmadan oturduk bugün.

18:10'da evden çıktım. 18:41'de metrobüs Söğütlüçeşme'den hareket etmişti. Öndeki metrobüs akbille yolcu alırken, arkadan gelen diğeri tüm kapılarını açıp parasız aldı bizi. Öndeki daha dolarken biz sollayıp girdik yola.

18:59'da Zincirlikuyu'daydık. Avcılar yönüne giden metrobüs hattına geçmek kolay ama turnikelerden geçmek zor. Tam 5 dakika sürdü. Dış tarafa turnikeler yerleştirilmiş ama henüz kullanılmıyor.

19:29'da Merter durağındaydım.

Trafiği düşünmeden Anadolu yakasındaki arkadaşları ziyaret etmek açısından benim için iyi bir hizmet.

Rüya

Hayırdır inşallah...

Rüyamda kendimi arı olarak gördüm. Ben arıymışım ve arı gözüyle, hisleriyle etrafı algılıyorum. Bu arada The Bee Movie'de ki arıyla bi bağlantım var. Ya da ben de o filmin içindeyim.

Ancak uykudan uyandığımda yatmadan önceki baş ağrısından eser yoktu, inanılmaz berrak, rahat ve huzurluydu zihnim. Hiç bir şey düşünmeyerek o halin devam etmesine çalıştım ancak insan doğası gereği düşünmeden yapamıyor sanırım. Düşünceler üşüştükçe de ne huzur kalıyor ne bi şey sinsi baş ağrısı da "beni unutma" "beni unutma" diye bağırıyor arkadan.

Yazının tarih ve saatine bakarsınız, gördüğünüz saat doğru. Sabahın 5'i nerdeyse ve ben 3'ten beri uyanığım. Bundan sonra yatsam da ne kadar uyurum bilemiyorum.

Rüyada kendini arı olarak görmek ne anlama gelir bilmiyorum ama insan ölünce ruh şekil değiştiriyor ve başka bir canlı oluyorsa ben arı olabilirim.

Ona göre lütfen arılara iyi davranın ben olabilirim.

İyi sabahlar

Pazartesi, Şubat 23, 2009

Çalı Süpürgesi

Çocukluğumda en büyük eğlencemiz; anneannemin Fener Sancaktar Yokuşu'ndaki asmalı evinin bahçesinde tel örgülerle çevrilmiş, kilitli ahşap kapısının sadece anahtarla büyüklerce açılabildiği sihirli bahçeye girmekti.

Ekili lahana ve diğer yeşilliklere basmadan bahçenin köşesine gitmek, senede sadece bir kez incir toplanmak üzere çıkılmasına izin verilen incir ağacı, gerçek gül kokan güller, hanımeli, hiç meyve vermeyen -yada çok az veriyordu- mandalina ağacı.

Nedendir bilmem çocukluğumdan beri en sevdiğim iş süpürmektir.

Evet süpürmek. Bildiğiniz sarı süpürgeyle.

Oturduğumuz apartmanın merdivenlerini süpürmek, babaannemin evini süpürmek -nedense annem kesinlikle evi o süpürgeyle süpürtmezdi ya gırgır yada elektrik süpürgesi kullanılırdı-, Emine hanım teyzeyle sokakları süpürmek, süpürgeyle balkonu yıkamak.

Anneannemin bahçesini süpürmek.

Ama ne yazık ki o bahçede sarı süpürge yoktu kullanılmazdı, yasaktı. Küçük bir çalı süpürgesi vardı, ne süpürdüğü belli olan ne de beni mutlu eden.


Hiç bir şeyi süpürmezdi ki yerdeki tozlar -ince tozlar- olduğu gibi dururdu. Anlam veremezdim çalı süpürgesi kullanmadaki ısrarı.

Bugün anlıyorum çalı süpürgesinin marifetini.

İncecik tozları bile katıp önüne ortalığı toz duman eden sarı süpürge yerine, çalının dallarına takılmaya değecek büyüklüktekileri toz etmeden, ortalığı dumana vermeden, gözüne burnuna toz dolmadan seni öksürtmeden hapşırtmadan temizlemekmiş maksadı.

Şimdi ele alıp bir çalı süpürgesi bu hayata girişmeli.

Pazartesi, Şubat 16, 2009

Çoook Teşekkürler

En son yazdıklarıma inat, tüm arkadaşlarım dostlarım yalancı çıkarttı beni :))))

Yalnız olduğumu, kendi kendime konuştuğumu söylemek...

Çok ayıp..........

Arayan, kutlayan, bizzat gelen, sarılan, seven, güzel dileklerini ileten tüm sevdiklerime çooook teşekkürler.

Bir de özür. Kendimi yalnız hissettiğimi söyleyerek sizlere haksızlık ettiğim için. Hepinizi çok seviyorum.

Geçen sene olduğu gibi bu yılda "dört yapraklı yonca"m oldu. Bir değil hem de iki tane. Geçen sene ki gerçekten uğurlu geldi. Bu sene iki tane daha geldiğine göre geçen yıldan çok daha güzel bir yıl bekliyor beni.

Pazar, Şubat 08, 2009

Passiflora


Bu aralar çok çabuk kendimi kaybediyorum. Önemsiz, değersizmişim gibi hissediyorum. Yaptıklarımın yazdıklarımın hiç bir anlamı olmadığını kendi kendime konuştuğumu düşünüyorum.

Üzüntülerimin içinde kaybolmaya, bataklığın beni yavaş yavaş derine çektiği hissine kapılıyorum. Bundan bir kaç sene önce de böyle bir dönem geçirmiştim ancak o dönemde nefes teknikleriyle kendimi yukarı çekmiştim. Şimdi bu yöntemleri bilmeme bilincinde olmama rağmen, konsantrasyonumu sağlayamıyorum.

En sonunda geçen hafta psikiyatra gitmeye karar verdim. Tam o günlerde Osman Müftüoğlu'nun yazısında stresin ürettiği salgıların vücuttan atılmadığı takdirde iç organlarda kalarak zehre dahası kansere dönüştüğünü okudum. Çünkü stres durumunda vücut tehlikede olduğunu düşünüyor ve savaş hazırlıklarını yapıyor, ancak dışarda fiziksel bir saldırı olmadığı ve bizde buna fiziksel güçle karşılık vermediğimiz için aynı koltukta oturarak tehlikede olduğunu düşünen beden aynı koltukta oturarak savaşa karşılık veriyor dahası vermiyor. Salgılar da amacına hizmet edemediğinden organa zarar veriyor.

Acil müdahaleye ihtiyacım olduğuna karar verdim.

Passiflora, yan etkisi yok.

Rahatlatıcı bir bitki çayı aradım market raflarında. Doğadan Relax'ı buldum. İçinde sarı kantaron -iğrenç kokuyor-, lavanta, oğul otu, kedi otu falan filan.

Burnumu kapatarak hiç nefes almadan bir seferde içersem içebiliyorum ancak. Ama hakkını yiyemem uykularım düzene girdi. Ondan önce huzursuz uyku sendromu diye bir şey varsa ben ondandım. Bütün gece abuk subuk rüyalar, sürekli uyku ile uyanıklık hali ve sabahları bir öncekinden daha gergin bir ruh bir beden.

Bir kaç gündür çayı içmedim, passiflora'yı da sürekli içmeyi unutuyorum. Düzenli kullanım şart.

Tabi bir de son dönemlerde hayatımın antidepresanlığını yapan kişiyle görüşemiyor olmanın da, gerginliğimi arttırdığı şüphesiz. Ve bir süre daha da görüşemeyeceğimizden bunu da tolere etmenin bir yolunu bulmam gerekiyor.

Bir zamanlar bloguma yazmak, diğer blogları ziyaret etmek beni oyalayan bana zevk veren bir şeyken, şimdi bilgisayarı açtığımda ne yapacağımı bilemiyor sadece maillerime bakıp çıkıyorum çoğu zaman.

Bugün bloguma bırakılan iki yeni yorum, blogumu izlemeye alan iki yeni blog yazarı bana yazmam gerektiğini hissettirdi. Teşekkürler.

Cuma akşamı klavyenin tuşları yerine kalemimle özel defterime yazdım.

O deftere yazdıklarımı sanırım ilk kez paylaşıyorum. Üzgünüm, hepsini değil.

"Büyük yer minderlerini yan yana dizip uzanmışım, kulağımda da müzik. Uykum vardı aslında. Aklımda da O. Çalan şarkılar duygudan duyguya, iç hesaplaşmalara sürükledi durdu.

Yattığım yerde yatamadım, olan uykum da kaçtı. Kalkıp yazıyim bari dedim. Aslında yazmak kendimle yüzleşmek, onu da daha fazla düşünmek istemiyorum ama yine de gördüğün gibi yazıyorum.

İç hesaplaşmam sadece onunla değil, başka konular da var. Ev, iş, son yaşananlar, yaşamaya devam ettiklerimiz. Ama ben hep onun hakkında yazarım ya.

İçinde öyle bir paranoya yaratıyorsun ki sonra kendini sakinleştirmek umduğundan zor oluyor. Aslında bu akşam görüşmemek tercihimdi. Ama yine de görüşmediğimiz konuşmadığımız için huzursuzum. Belli olmaz belki de ararım.

-Geç bi program yaparız demiştin, yeterince geç mi? diye. Komiklik olsun.

Aradım. Meşgul :(

Zaten ben eğer düşünüyorsam mutlaka yapacağımdır. Sadece kendi kendimi haklı çıkartmak, kendime inandırmak için ısınma turları atıyorumdur. Yani her zamanki gibi diyorsam, yapıyorumdur.

Bir yandan da gerginliğimin başka şeylere dönüşüp ona patlamasından korkuyorum. Doğum günüm üzeri biraz hassas olabiliyorum, malum. Fobim var bu konuda. İki sene önce doğumgünümden 2 gün önce kırılmıştık birbirimize. Koca bir seneye mal oldu.

Ama bir sene sonra tekrar bir araya geldiğimizde dostluğumuzdan hiç bir şey kaybetmediğimizi, aksine güzel şeyler biriktirdiğimizi görmek değerdi.

Bazen de düşünüyorum. Belki de yıllardır ben suyu tarlama çevirmek için bir dal uzatarak yolunu değitirmeye çalışıyorum. Vazgeçtim desem de vazgeçmiyorum. Ruhum vazgeçse aklım geçmiyor, aklım geçse ruhum geçmiyor.

Biri bıraksa diğeri tutuyor.

Şu anda yazmak keyifli. Karanlık odada yatağın üstünde bağdaş kurmuş, defterin kenarına taktığım okuma lambasıyla karanlığın huzuru, notalardan ruhuma, ruhumdan kaleme, kalemden kağıda dökülenler iyi geliyor bana."

Perşembe, Şubat 05, 2009

Periler


KOVA BURCUNUN PERİSİ: ARIEL
Mitolojide, Ariel, neşe ve mizah anlayışı sağlayan Sylph prensesine verilen isimdir. Doğduğunuzda Ariel perisi kulağınıza şunları fısıldar:

'Nereye gidersen git orada iz bırakacaksın, çok yaratıcı olacaksın, büyük bir sanatçı olacaksın, sana ihtiyaç duyan herkese yardım edeceksin, çok zeki olacaksın.'


BALIK BURCUNUN PERİSİ: SELKİE
Selkie, mitolojide Ondine'lerin yani deniz kızlarının prensesidir, genellikle yanında bir fok balığıyla resmedilir, evlerimize ahenk ve neşe getirir.Doğduğunuzda sizin kulağınıza şunları fısıldar:

Altıncı bir duyuyla ödüllendirileceksin Her şeye uyum sağlayabileceksin Sanatçı bir ruhun olacak Çok hoşgörülü olacaksın Ruhsal aleme çok ilgi duyacaksın...


Sizin periniz kulağınıza neler fısıldamış öğrenmek isterseniz tıklayın...

Öğle saati

Bi ağlama hali çöktü üzerime. Öğlen saati, iş yerinde, olacak iş değil. Evde olsam kesin sağnağa çevirirdi. Hem yazar hem ağlardım.

Yok bi şey endişe edecek. Ama ağlamak istiyorum işte.

Yok bi şey ama tabiki var. Hem bir sürü.

Sadece -o saçımı çekti- deyip ağlayacak bir şey yok elimde.

Bir sürü toz parçası bir olup gözüme kaçtılar işte.

Elma Dilimleyici

Çinli çocukların dünyadan habersiz olmasını anlarım ama gazetecilerin yeni keşfetmiş olmaları komik. Bence koyacak haber bulamamışlar eskilerden bu ilginç gelmiş olsa gerek. www.netgazete.com bugün haber yapmış.


Ben Tchibo'dan almıştım, Migros'ta ve her yerde benzerleri var. Yalnız Migros'ta gördüğümün bıçak yerleri plastikti onunla elma dilimlemek değil de püre yapmak mümkün.

Çarşamba, Şubat 04, 2009

Nihayet günler üstüne ayaklarımı şöyle uzatıp müziğimi de açıp kendimi bilgisayarımın karşısına oturtabildim. Gerçi oturtmak da yetmiyor, oturtuğunun bedenin ruhunda bir şeylerin coşması ortaya bir şeyler dökmesi gerekiyor ki; onun için biraz daha çalışmam lazım.

Yani okuyacaklarınızdan çok bi ruh beklemeyin, olup bitenleri, paylaşmak istediklerimi ama sadece koşulların paylaşmama izin verdiklerini yazabileceğim.

Son aylarda beni en mutlu eden haberi dün aldım. Çok sevdiğim bir arkadaşımla yeniden çok sık görüşmeye başlayabileceğim. Bir kaç gündür çok sık aklıma geliyordu. Sürekli bir arada olduğumuz, sabahları masamda küçük sürprizler bulduğum, çok şey paylaştığım gerçek bir dost.

Şehre geri dönüyor. Döneceği günü iple çekiyorum.

Üzülüyorum diğer yandan, her geçen gün birilerinin zorunlu izne çıkarıldığını yada yıllarca birikiminin aksine ilgisiz yerlere yeni görevlendirmelerle gönderilmesi. Dahası sektördeki ani ve hızlı değişimlerin bir gün bizi nasıl ve nereye sürükleyeceğinin belirsizliği.

Ve, ve, veeeeeeeeeee

Hayatın bize neler getireceğini bilemeyeceğimize göre Allah sağlık versin geri kalan her şey yoluna girer. Yeter ki Allah dostlarımızın sevdiklerimizin eksikliğini göstermesin.

Çarşamba, Ocak 28, 2009

Parfüm

Uzun süredir kullanmadığım bir parfümü sürdüm bu sabah.

Ne kadar çok duygu varmış kokusunda, ne kadar tazeymiş hissettiklerim. Daha dün gece gibi.

Sabahtan beri his bombardımanında yanlış bir şey yapmamak için kendimi telkin ediyorum.

Bakalım bugün nelere gebe?

Cuma, Ocak 23, 2009

Bugün

06:10- Nefes alamıyorum yine

06:30-Yağmur yağmamış ama bugün için yağmur demişti küçük şemsiyeyi çantaya atmalı

07:30- Evden eve taşıma kamyonu sokakta demek birileri taşınacak. Hep sabahın en erken saatinde gelirler ki öteki evi de yerleşmeye vakit olsun. Zor iş taşınmak.

07:32- Hayret iki gündür bu kızın elinde poşetler yok. (sanırım bir yerde öğretmen hergün koca koca torbalar yada maketler taşıyor elinde. geçen sabah minik aşçı şapkaları vardı torbasında)

07:33- Bu kız da üniformasız servise biniyor. Tamaaaaaaaam bugün karne günü :)

07:40-Beş altı öğrenci elleri cebinde sırıtarak sallana sallana okula yürüyorlar. Bugün ders yok ya. Bi rahatlık gelmiş üzerlerine. Hele bir de karne iyiyse onlar olmasın da ben mi oluyim?

07:41- Güzel bir yazı konusu.

07:42- Bu sabah hava kapalı. Güneş hiç göstermiyor kendini oysa kaç gündür serviste gözüme gözüme vuruyordu.

07:42- Bu konuda da yazmak istiyorum. Acaba her gün o günkü havayı ve bana hissettirdiklerini yazsam? Ya da bugün aklımdan geçen, kimseye söylemediğim düşünceleri yazsam.
1. okul çocukları
2. kapalı hava. Evet değişik bir yazı olabilir.

08:30- Offffff yine mi sıcak.

08:31- Nefret ediyorum. Zaten nefeste alamıyorum. Bu psikolojiyle kesin bugün birisini paralarım. Hatta yanımdaki en muhtemel aday. Çalışamam ben bu sıcakta bu havasız ortamda. Sıcakta zaten sinirler geriliyo bi de nefes alamayınca bi de abuk subuk insanlara bütün gün laf anlatmaya çalışınca.

Yok yok bugün bitmez.

08:50-Bi de -aaa hasta mısın?- diyor. Yanında yere düşüp; ölmek üzere olan hamam böcekleri gibi bacak atarak can çekişmezsen anlamaz bu.

12:12- Nasıl öğlen oldu anlamıyorum. Ne yazık ki bu süreçte kendime ait hiç bir şey düşünmeye zamanım kalmadığından arası boş kaldı. Bu mu hayat?

12:29- Dııığandım :) Makarnayı yarım söyledim, sonuna kadar gidemediğim için. Ama bunun da sonunu göremiycem galiba :(

13:20- Metro City, Kanyon; Apa Giz (adını daha yeni taktılar); Levent Loft; Tekfen Tower, Sapphire çoğunun yerinde bir zamanlar fabrika vardı. Ne kadar çabuk değişiyor her şey. Geldiğimde Deva'nın fabrikası vardı. Sonra önüne küçük bir plaza yaptılar. Yaz ortasında yıkmaya başladılar bugünse kocaman bir boşluk. Bir varmış bir yokmuş. Ve saydığım bütün bu plazalar benim son 8 yıldır gördüğüm manzarada birer birer yükseldiler. Bebekliklerini bilirim yani :))))

15:27- Nesef alamıyooooooooom. (Nejat Uygur'un bi oyununda geçiyodu) Bu cümleden sonra da "fırça yuttum" diyordu masum bi ifadeyle.

16:20- Havanın da kafası karışık. 1'de şiddetli sağnak varken şimdi de güneş açtı. Ben çıkışa doğru bir sağnak daha bekliyorum

17:12- Bütün gün biraz daha idare ediyim giderim diye diye bu saat oldu :((( ben adam olmam. 8:50'deki cümlemi ithaf ettiğime çok ama...

18:00- Eyyyyyyy Özgürlük :)

18:37- Süpeeeeeer. Muhteşem bir yağmur yağıyor. Tahminim doğru çıktı.

18:38- Arabada yazmanın bir yolu olsa ne yazılar çıkardı şu anlardan. Kelimeler hızla akıp geçiyor oysa.

18:39- Benim dostluklarımın yaşı yok. Hiç bir zaman da hissetmedim. Bu sabah msn'de dodicimle yazışırken ortaya çıktı bu gerçek.

"Benden küçüksün ama seninle çok şeyi paylaşabiliyoruz" dedi. Aramızda sanırım 10 yaş falan ya vardır ya yoktur. Anlaştığım, bir şeyler paylaştığım çok özel insanlar var. Bu ne ben yaşımdan olgun olduğum için ne de onlar yaşından küçük davrandığı için. Hayatta bazı duruşlar algılar var ki, işte biz orada buluşuyoruz.

Benim yaşsız başka bir dostluğum da; yaşça dodicimden daha büyük çok sevdiğim birisiyle. Üniversite yıllarımda tanıştık onunla hala daha da görüşürüz. 13 Şubat'ta ben onu ararım 15 Şubat'ta o beni :)

18:44- Serviste kullanabileceğim minik bir laptop mı alsam acaba?

18:45- Çok özledim.

18:45- Hayır bu duygunun üzerinde fazla durmamam lazım. Son günlerde beni ihmal ettiğini unutmamak lazım.

18:46- Ama malum kriz. Patron olmak zor, çok da üstüne gitmemek lazım.

18:46- Bir günde sadece iç sesimle kendi çatışmamı yazmalıyım. Ne savaşlar çıkıyo bir bilsen :))

19:15- Evde annemin olması, sıcaklığı, yemekleri :)))))

19:45- Ama çok hastayım artık ayakta duramıyorum. Duvarlara dayanarak yürüyorum.

19:50- Son bi güçle "Bugün" yazımı tamamlayabilir miyim acaba? Hiç sanmıyorum, gözlerim küçüldü açamıyorum.

20:00- Yatmak tek çözüm. Apranax, Duact, Supradyn Energy tüm ağrılarımı ve nefes darlığımı yok edin.

20:30- Yataktayım. Zzzzzz............................