Cuma, Şubat 10, 2012
Kış Dedin Mi Kar Olmalı
Teşekkürler tabiat ana,
Biz sana iyi davranmasak bile hala bize güzellikler gösterdiğin için
Pazartesi, Ocak 30, 2012
Karlı bir kış akşamı kek kokan ev…
Ayşe Özyılmazel yazmış bugün; şımarıklık değil karışıklık var köşemde diye...
http://www.sabah.com.tr/Gunaydin/Yazarlar/ozyilmazel/2012/01/30/dikkat-kosede-bir-karisiklik-var
Bir iç sıkıntısı, bir iç daralması yazacak bi şey bulamamak, bıkmak yorulmak, yazmalıyım deyip yazmak için ona buna sarmak...
O bir gazetede hem de ülkenin en çok okunan gazetelerinden birinde haftanın 6 günü yazmak zorunda, sorumluluğu bekleyeni çok...
Gün geliyor tıkanıyor insan, yazacakları mı bitiyor, içi mi tükeniyor bilmem...
Bedenine çekip ayaklarını kollarıyla sarıp kendini bi top olup öyle yuvarlanıp gitmek istiyor...
Ne şarkılardan ilham geliyor, ne kitaplardan konu çıkıyor, ne bir tarifi yazası geliyor, ne kar taneleri sözcüklere dönüşüp gökten yağıyor...
Hayatın gerçekleri bekliyor,
Fırında pişmekte olan kekin hamurlu kapları mutfakta onları yıkamamı bekliyor
Kendileri de aşağıda huzurlarınızda; üzümlü portakallı akşam keki :)
Salı, Kasım 15, 2011
Düğme Zamanı
Yaz başında temizleyiciye giderken sökülen manto ve ceketlerin düğmelerinin topluca yerlerine dikilmesi töreni :))
Geçen sene yazmıştım aslında. Her sene her sene aynı şeyi yazmak doğru gelmediği için bu sene malzeme yapmayı düşünmüyordum bu konuyu kendime...
Bugün bi sebeple geçen sene ki yazım çıkınca karşıma, bi de tarihi 12 Aralık görünce düğme dikme tekniklerini değil de, "bu sene hakkaten kış erken geldi" ispatı için link vereyim bari dedim.
http://dortyaprakliyonca.blogspot.com/2010/12/dugme.html
Pazartesi, Mart 07, 2011
Eğitim Günlüğü 3. Oturum
Kaaaaar, kaaaaar nerdesin?
İnadına inadına güneş sırıtıyor...
"Katılımcıların adını ezberleyin, hatırlayamıyorsunuz siz deyin. Önüne gelip ismini okuyup söylemeyin"
Hiç te bi kere, ben bir kaç cümle sonra kiminle konuşacağımı planlayarak öncesinde adına bakıyorum, sonra konuşurken sanki biliyormuş gibi adıyla edebiliyorum. Çok mu zor bunu yapmak???
Yetişkin eğitiminin temel prensiplerinden "çeşitlilik" maddesindeyiz.
"Yetişkinler çabuk sıkıldıkları için çeşitliliğe ihtiyaç duyarlar"
Hah tam durumumuz :))
Diyor ki; "eğitimci bunun farkında olacak yetişkin gider gelir"
Ama biz hiç gelemiyoruz hep gidikiz :))))
Kaaaar, kaaaar !!!
Güneş gitti bulutlar var, hava biraz daha kapattı...
Madde 6; deneyim
"yetişkinler bilgi ve beceri birikimlerini sosyal ortamlarda paylaşmak ister"
Heyoooo :))) kar başladı :))))
Hem de tipi :)))
Durdu, sadece 3-5 dakika sürdü :(((
"Önemli olan sizin ne anlatmak istediğiniz değil, karşınızdakinin ne anladığıdır". (syf.20)
Eee ben bunu daha ilk gün ilk dakikalarda söylemiştim.
Yani anlayın artık ne kadar önde olduğumu.
Starbucks'a yeni logo çalışıyorum :)))
Pazar, Şubat 06, 2011
Karlı Yaylam
Otelimiz, Ayder'deki evimiz Nature Lodge karlarla kaplı şimdi...
Yürüdüğümüz yollar
Çatımızdan sarkan buzlar, camdan uzanıp tutulacak uzunluğa gelmiş de geçiyor...
Otelin karşısındaki Orman Müdürlüğü'nün binasıydı sanırsam orası da karlar içinde şimdi
Merdivenlerimiz karlarla kaplı şimdi...
Gidemedik, İstanbul'dayız facebooktan bakıp bakıp resimlerine iç geçiriyoruz sadece...
Perşembe, Aralık 09, 2010
Kürk Modası
Yüzyılın soğuğu beklendiğinden midir, doğalgaz sıkıntısı kapıda mıdır bilmiyorum???? Ama bugün bu saate kadar ne soğuğun ne de kışın yüzünü göremedik. Gerçi hafta sonu gelecek diyorlar, ben de bu vesileyle çıkarıvereyim kürklerimi dedim.
İşte bu da bizim "kürkçü dükkanı"mızın konsepti
Perşembe, Ekim 14, 2010
Bi masal anlat bana...
Sokak lambalarının yalancı aydınlığı daha da mı karartıyor günü???
Sonbahar kışı geçirmeden ilkbahar yaza gelemiyor ki insan, dayanmak lazım
Ama dayanamıyorum :(((
Şubat'ın tam ortasında doğan birisi olarak kendime ihanet ediyorum sanmayın, benim doğduğum gün baharmış günlerden ağaçlarsa çiçekli...
Daha bir düşünceli, duygusal oluyor insan bu havalarda, bir kokudan, bir kelimeden neler neleeeeer geliyor aklına...
Yağmur, güneş...
Geçen sene bi masal anlatmıştı bana...
"Sabah kalktım hava buz gibi. Kış gelmiş artık dedim direnme. Çıkar bakalım en incesinden bi kazak. Kışa adım at sen de herkes gibi. İlk kez kazak giydim. Aslında kışın geldiğini kaloriferlerimiz yandığında anlamıştım ama aldırmamıştım. Bizimkilerin işgüzarlığı her sene erkenden yakarlar zaten demiştim. Sonra bi baktım botlarımı arıyorum çıkmak üzereyken. Hava puslu ve yağmurlu kış geldi dedim kendi kendime. Tabii bunu her farkedişimde yüzüm biraz daha asılıyo canım biraz daha sıkılıyo. Tam çıkıcam annem teyid etti kış geldi artık incecik çıkma dedi:( onu da dinledim daha kalın paltomu giydim. Çıktım motorla geçicem, arabamı parkettim bu seferde soğuk rüzgar haber verdi kışın geldiğini ama güneş de açmıştı aynı zamanda sanki benim gibi o da istemiyodu kışın gelmesini direniyodu benle birlikte ama ne fayda... Motora bindim. Güneşi de aldım yanıma. Gel dedim dostum en azından eşlik et bana karşıya kadar. Halimden bir tek sen anlıyosun:) Yolu yarıladık. O da ne? Güneşin bana bir de süprizi vardı. Karşımızda kocaman bir gök kuşağı. Haliçten mi Galatadan mı başlıyo, Kabataş yoksa Beyoğlunda mı bitiyo karar veremedim. Çünkü biz yaklaştıkça ona o yer değiştiriodu. Renkleri bu kadar net ve bu kadar belirgin bir gökkuşağı ilk kez görüyordum. Manzara mükemmel. Eski İstanbul üzerinde muhteşem bir gökkuşağı. Herkes fotoğraf çekme yarışında herkes mutlu herkes çocuklar gibi gülümsüyo. Yolculuk bitti indim. Güneş ve gökkuşağı hala eşlik ediyolar bana. Güneşi hissediyorum ama gökkuşağına dönüp bakmıyorum, onun bize eşlik ettiğini kalabalığın yüzündeki gülümsemeden ve fotoğraf çekmek için birbirleriyle yarışmalarından anlıyorum. Şöyle bir iç çekiyorum.
Yine bi masal anlatsa biri bana, inansam, sarılsam...
Pazar, Ocak 04, 2009
Kaçkarlara Yolculuk
Olduğum yerden çok uzağa. Karadeniz yaylalarındaki bir köy evine. Anlık çok kısa bir şeydi.

Migros'tan dergilere bakarken Atlas çekti dikkatimi oysa kapağında beni öylesine de çok cezbeden bir şey yoktu. İtiraf ediyorum masa takvimi güzel olur diye aldım. Ama eve gelip de okumaya başlayınca Kaçkarların sonbahar kış resimlerinin beni çağırdığını anladım.

Bir yıl boyunca oralarda bir köy evinde yaşamak istiyorum. Dört mevsimini yaşamak, sobamı yakmak, toprağımla uğraşmak, güneşi, geceyi, soğuğu yaşamak istiyorum.
Şu an için böyle bir isteği gerçekleştirmemin imkansızlığını biliyorum. Ama ben yükselen bir balık olarak çok güzel hayal kurarım. Bazen kendimi çok bunalmış ve kaçamayacak hissettiğim durumlarda giderim o çok istediğim yerlere.
Geçen seneki Karadeniz tatilim yeterli görsel zenginliği de sağladığı için çok gerçekçi ve bana çok iyi gelen gerçeküstü seyahatler yapabiliyorum.
Onun için bu gece beni ararsanız Atlas Ocak 2009 sayısındaki Kaçkar fotoğraflarındaki yaylalarda bulabilirsiniz. Siz de gelmek isterseniz aman sıkı giyinin, çok soğuk oralar.
Salı, Kasım 18, 2008
Havadan, Makyajdan
Dizimdeki problem nedeniyle üç aydan beri neredeyse haftanın 5-6 akşamı yürüyorum. Artık havalar soğumaya başlayınca caymak için bahane arıyorum. Zaten iki haftadır evdeki tadilat yüzünden ara vermiştim. Dün akşam mızıkçılık yapmadan yürüdüm ama bu akşam.
Camdan baktım. Gündüz ki yağmurun aksine sakin ve yağışsız havaya direnmedim.
Pazartesi sabahı evden çıkmadan makyajımı yaptım. Aynada kendime bakarken ne kadar da yorgun görünüyorum dedim. Soluk renklerde makyajın etkisi olsa gerek diye düşündüm. İşyerinde de bir arkadaşım iyi görünmüyosun bi şey mi oldu dedi. Ona da aynı cevabı verdim -evet ben de kendimi yorgun gördüm ama yok bi şeyim -dedim.
Öğleyin rimelim bulaşmasın diye hafifçe parmak ucuyla kaşınan gözümü oğuştururken Allah Allah kirpiklerim de ne kadar yumuşak diye düşündüm. Bi anda acaba dedim.
Rimel sürmemişim :)))
Rimel sürmemek tabi ki sorun değil, hiç makyaj yapmamak da. -ki zaten çok yapmam- Ama far, eyeliner gibi tüm göz makyajını yapıp da rimel olmayınca tuzsuz yemek gibi oluyor.
Kendimi kötü hissedince arkadaşlardan rimel aramaya başladım. -fazla makyaj yapmayan birisi olduğum için rujdan başka bi şey yoktur yanımda, onu da pek sürmem zaten- En sonunda buldum ve sürdüm. Yerime döndüm 5 dakika geçmedi ki strawberry'den bir kaç gün önce sipariş verdiğim ve içinde rimel de olan malzemeler geldi.
Şaka gibi.
Yani neymiş? Sabretmeyi bileceksin, acele etmiyceksin. Kainat yeri geldi mi rimel bile gönderir :)))
Pazartesi, Şubat 18, 2008
Teşekkür / Şükür
Geçenlerde kar geldi gelecek, sabah 5'te gece 1'de derken; şöyle bir uğrayıp geçmişti. Ben de daha çok kar istiyorum, her yeri bembeyaz örtüyle örtsün istemiştim. Ama o zaman olmadı.
Ama bana doğum günü hediyesi olarak 3 koca gün kar yağdı. Her yeri kalın beyaz bir örtüyle örttü.
Bana gösterilen iyi niyete elbette karşılık vermeliydim. Bu öğlen beyaza koştum. Hem hasret giderdik hem yine resim çektim. Zaten blogumdaki yazı silsilesine bakılırsa 3 karlı günde 3 farklı yerde karla buluştum. Umarım iyi ağırlamışımdır onu.
Levent'te iş dünyasının sıkıcı karanlığına rağmen iki adım ötede beyaz ve neşeli bir dünyanın tadını çıkarttım.
Son aylarda zaman zaman öksürükle ilgili ciddi sıkıntılarım oldu. Ama en kötüsü de uyku sırasında gelen hain gıcıklar. Bir türlü geçmiyorlar. Kimseyi rahatsız etmiyim, uyandırmıyim diye yorganla ağzımı örterek öksürüyorum çoğu kez. Fazla zorlarsa kalkıp su içiyorum. Bu gece de öyle bir an yaşadım ama uyku halinde olduğum için, ayılamadım. Yani mutfağa gidip su almak aklımın ucundan bile geçmedi çünkü uyuyordum. Sonra birden gözümü açtım. Bir bardak suyla annem yanımda. İçine ne koyacağına karar verememiş bal mı, limon mu koysam diye sadece su getirmiş. Suyu içtim ve tekrar yattım. O an sadece ona ihtiyacım olduğunu farkettim. İşte o an ruhani bir varlıkmış gibi geldi bana. "Senin annen bir melekti yavrum" Yeşilcam repliği de olsa, gerçekti. Ve Allah'a şükrettim annem yanımda diye. Allah başımızdan eksik etmesin.
Pazar, Şubat 17, 2008
Karlı Pazar
2 saat süren yolculuk sonrasında Gebze'ye vardık. Ancak transfer için bineceğimiz diğer araca geçene kadar yoğun tipi yüzünden zorlandık. Bu nedenle pek fazla resim çekemedim.
Ancak derse verilen ara sırasında Esra'yla karın tadını çıkarttık.
Cumartesi, Şubat 16, 2008
Karlı İstanbul
Programdan sonra kar altındaki Sultanahmet'in keyfini çıkardık. Hiç olmadığı kadar boş ve huzur doluydu. Resimlerin arasına yazı koymamak için burada yazıyorum. İstanbul gerçekten bir masal şehri. Siz sadece yaşayacağınız masala karar verin.
Bu gece bu kadar malzemeye cimrice bir şeyler yazmak pek tarzım olmasa da, yatmam lazım. Çünkü yarın sabah 7:30'ta Çayırova'da alacağımız 2 saatlik eğitim için 2 saat yol gideceğim. Tabi bi de bu hava koşullarında. Son ana kadar iptal edilir ümidimizi koruduk ama ne yazık.
Sağ salim gider gelirsem belki bir kaç Çayırova fotoğrafı da koyarım :)
Perşembe, Şubat 14, 2008
Hava Durumu
Bloguma eklediğim hava durumu penceresi de durumu sanırım daha net anlatıyor :)
E tabi http://www.meteoroloji.gov.tr/ de takip ettiğim sitelerden biri. Dün incelerken bugüne ait geçmiş bir bilgiye de ulaştım.
1975-2008 yılları arasında Şubat ayının gördüğü en sıcak gün 24 dereceyle 14 Şubat'mış. Annem hep der; halan hastaneye bizi görmeye geldiğinde kısa kollu bir kıyafet giyiyordu diye. Giyilmez mi? 24 derece ne demek? Tabi ki ertesi gün hava birden bire soğumayacağına göre, ben sıcak bir günde dünyaya merhaba demişim.
Benim geleceğimi duyan güneş; beni yakından görmek için dünyaya o zamanda olması gerekenden daha fazla yaklaşınca hava sıcaklığı mecburen artmış. Bu yüzden ben de Güneş'i çok severim.
Çarşamba, Şubat 13, 2008
Salı, Şubat 05, 2008
Pazartesi, Şubat 04, 2008
Sisli Akşam

Pazartesi, Ocak 28, 2008
Kar Yağsın
Sadece kar yağsın 10 dakikada her yeri örtsün, bembeyaz olsun. Gerçekleri görmeyelim, beyazın kesintisiz, pürüzsüz, kirsiz, sorumsuz yüzünü seveyim.
Toprak doysun suya, ruh dinlensin. Tohumlar uyusun da büyüsün.
Kar toprağın sihirli örtüsü; dışarının soğuğundan ayazından koruyan, besleyen, büyüten, dinlendiren.
Benim de örtüm olsun.
Kar yağsın.
Cumartesi, Ocak 12, 2008
Sağlık Durumum
Önce sağlık haberleri evet bugün iyiyim, çok hafif bir öksürük dışında. Ama haftanın geneli için aynı şeyi söyleyemeceğim çünkü perşembe günü tekrar doktora (başka bir doktora -hani şu burun tıkanıklığı için süper reçetesi olan-) gitmek zorunda kaldım. Haftanın kalan iki gününü de sağ kulağım da tampon ve bantlı bir şekilde geçirdim.
Hastalık nedeniyle kulağımda ödem oluşmuş. Zaten ben de ters bir şey olduğundan şüpheleniyordum çünkü yemek yerken, gülerken, konuşurken çenem eklem yerinden ağrıyordu. Hatta internette çene düşmesi, çıkması nasıl bi şeydir diye araştırdım bile. Ama nedeni kulağımdaki ödemin oradaki kaslara baskı yapmasıymış.
Neyse bu sabah kulağımı açtık, tamponu çıkardık bi sorun yok.
Fakat benim yakalandığım bu hastalığı son zamanlarda etrafımdaki pek çok kişide görüyorum.
Önce boğazda bir ağrı, yanma, acıma; sonra hafif bir öksürük ve bünyenize göre değişen şekillerde artık üst solunum yolu mu olur, alt solunum yolu mu olur bilinmez. Uygun bulduğu yönde ilerliyor.
Aman dikkat!
















