Sis etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sis etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Salı, Şubat 08, 2011

S-i-stanbul

Güneşli sabahları büyülü bir masala dönüştüren kalın keçeli kalemle çizilmiş gibi ortasından geçen bembeyaz bir çizgidir...

Her zamankinden erken bir saatte yola koyulduğumda güneş hala kırmızı yuvarlak bir şekerken; yeşil çimenlerin üstüne atılmış beyaz örtüleri, o beyaz örtüyü yırtıp çıkan zayıf çelimsiz ağaçları, boğaz sırtlarındaki koruluklarda bir kaç perinin geçerken bıraktığı beyaz iz alıp götürdü beni.


Masal bu ya;

Ben bir periyim, geceleri dolaşıp çiçeklerle arkadaşlık eden canları sıkılmasın diye;
Ancak sabah güneş doğmadan bütün çiçeklerimle görüşüp bitirmem gerekli görevimi.

Gel gör ki bazı geceler sohbete dalıp unutuyorum sabah olacağını, daha diğer çiçeklerimi ziyaret etmediğimi,
Hal böyleyken güneşin ilk ışıklarında ben bir çiçekten diğerine koştururken beyaz bir iz bırakıyorum ardımda.

Yaramaz peri yine oyuna, lafa dalmış herkes anlasın diye...

Perşembe, Haziran 17, 2010

Yüksek Yüksek Tepeler

Karadeniz yaylalarında 3100 metreyle kişisel zirve tırmanışımı yaptım. Kavron yaylasında güneşli bir günde zorlu bir yamaçta başlayan yürüyüş, "cennet böyle bir yer olmalı" diye düşündürdü hepimize.

Tepemizde güneş, hafif bir esinti, yemyeşil çimenler, rengarenk çiçekler her yandan akan dereler. Susadıkça zevkle avuç avuç içtiğimiz.

Şiddetle akan buzlu derelerden ancak yardımla karşıdan karşıya geçebildik, dönüş yolundaysa şiddetli yağmurdan coşan derelerden geri dönmek hiç de kolay olmadı.



3100 metreye çıkmak, rakamları yazmak kadar kolay değilmiş öğrendim.

Artık zirveye yaklaşırken arkamızdan birinin itmesi yada bizi çekmesi gerekiyordu. Harun, Fatih ve Şener olmasaydı ne yapardık biz ;))

Güneşle başlayan tırmanışımız, şimşek gök gürültüsü ve yağmurla 3100 metrede yerini iri dolu tanelerine bıraktı. Bir süre kalıp dinlenmeyi planladığımız yerde tepemize yıldırım düşme tehlikesi nedeniyle sadece bir dakika kalıp süratle geri döndük. Ta ki dolu etkisini yitirene kadar.

Ancak bütün olumsuz hava şartlarına rağmen bu kısa sürede uğruna neleri göze aldığımız buzul göllerini fotoğraflamaktan hiç bir güç beni alıkoyamazdı -Şener bile :)) -
Önemli Uyarı: Aslında böyle gülerek anlattığıma bakmayın, gerçekten böyle tepelerde çakan şimşekler çok ciddi bir tehlike yanısıra olumsuz hava koşulları yüzünden başınıza gelebilecek diğer şeyler. Bu sebeple liderinizin uyarılarını mutlaka dinlemeniz gerekiyor.



Sakinliğe kavuştuğumuzda, sırtımızı bir kayaya verip bir süre dinlendik çünkü hava koşulları çok da parlak değildi. Ama her anı heyecanlı ve çok eğlenceliydi benim için.

O soğuğun üstüne, bir de dereyi karşıya geçmenin sonucu buz gibi bir havada ıslak olmak pek eğlenceli değilse de birlikte olduğun insanlarla gülmek gerçekten ısıtıyor.



5 saat süren maceranın sonunda ıslak kıyafetlerimizi değiştirip, sıcak bir kuzinenin yamacında oturmak ve çay içmek en büyük ödüldü.

Salı, Mart 16, 2010

Yüreğine Sor


Bu resmin birazdan yazacaklarımla hiç alakası yok ama bazı arkadaşlara nispet olsun diye sinema öncesi keyfimizin ispatıdır :)))

Yüreğine Sor...

Memleketimizin havası, suyu, manzarası çektiğinden taraflıyımdır belki diycem ama Dilek'in "tam sana göre mutlaka gitmelisin" önerisini objektif bir kriter olarak değerlendirebiliriz.

Yaylaları çok özlemişim; dağlara çöken sisi, gürültüyle akan derelerin sesini, karadeniz'in yeşilini, gece uluyan çakalların sesini...

bu da özlenir mi demeyin insan bazen öyle garip şeyleri özlüyor ki;

Aslında hayatımda ilk defa çakalların sesini duyduğum günü hatırlıyorum da; özlemle anılacak bir şey değil.

Küçük bir çocukken Rize'ye ilk gittiğimizde bir gece sular kesildi, yemekte de balık vardı. Yemekten sonra ellerimizi yıkamak için annemin dedesi Sali Usta'nın (salih'e öyle derler) yolun karşısındaki çeşmesine gitmemiz gerekiyordu ve yatsı ezanının okunduğu o saatlerde uluyan çakalın sesinden nasıl korktuğumu, ağladığımı ve bırak elimi yıkamayı kapının yakınına bile gidemediğimi bugün gülerek anlatıyorum.

Neyse, filmde çok iyi oyuncular iyi bir hikayeyle ve harika görüntülerle beni büyülediler. Uzun süredir ilk defa bir türk filmini bu kadar çok beğendim.

Filme ilişkin yorumlarıma gelince;

Fantezi dünyamıza, bir sis fantezisi katarak ufkunuzu genişletebilir,

Replikler uzadıkça şive bozuluyor, belki de bu sebeple genelde kısa cümleler kullanılmış

Ateş böceklerinin dansı, deremenin kenarı, Moskof'un gelişi, hacı süleyman'ın göğsü üzerinde haç işareti yaparken kelime-i şehadet getirmesi, teneşir tahtası ve maşrapası,

Final budur dediğiniz yerden sonra, Şevval Sam'ın iğreti şivesiyle hikayeyi bağlaması dişlek bir kadının okumaya başladığı türkü büyüyü bozsa da yaşadığınız saatlerin hatrına görmezden geliyorsunuz

Perşembe, Şubat 07, 2008

Sisli Hayat

Bu resimleri ben çekmedim üye olduğum bir gruba gelmişti, resmin üzerindeki isme bakılırsa Özcan Günergök. Yaklaşık aynı yerde olduğumuz belli ama daha yukarlardan görüyor etrafı. Fotoğraflar çok güzeldi, paylaşmadan duramazdım.