yazı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yazı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazar, Şubat 19, 2012

3-A’dan Yansımalar

Çocuktuk, hevesliydik, internet henüz girmemişti hayatımıza, daktilo öyle herkeste yoktu…

Orta 3’te sınıf dergisi çıkarttık ama bizi kışkırtan 3-B’nin Türkçe öğretmenleri önderliğinde çıkarttıkları dergiydi.

Bizim Türkçe öğretmenimiz –Allah rahmet eylesin- Cihat bey bu tür konularda yol göstermek başı çekmek yerine düşe kalka kafa göz yararak hayatı kendi tecrübelerimizle öğrenmemizi istediğinden “yapın” dedi sadece. Ne bir fikir ne bir yardım.

Sağolsun resim öğretmenimiz Selma İzmirlioğlu destek verdi bize…

Geçenlerde tavan arası dolaplarımızı temizlerken bulunca bi kopyasını fotoğraflayıp paylaşmak istedim.

Eski günlerin anısına…

İnceleme Kurulu: Yonca Topkara, Eminenur Dağtekin, Betül Akıncı, Nihan Koral, Büşra Ucun, Sevinç Zekih

Yazı İşleri: Demet Gök

Kapak: İlknur İpekçi

SAM_3322SAM_3323SAM_3324SAM_3325SAM_3326SAM_3315
SAM_3316SAM_3317SAM_3318SAM_3319SAM_3320SAM_3321

Pazartesi, Ocak 30, 2012

Karlı bir kış akşamı kek kokan ev…

Ayşe Özyılmazel yazmış bugün; şımarıklık değil karışıklık var köşemde diye...

http://www.sabah.com.tr/Gunaydin/Yazarlar/ozyilmazel/2012/01/30/dikkat-kosede-bir-karisiklik-var

Bir iç sıkıntısı, bir iç daralması yazacak bi şey bulamamak, bıkmak yorulmak, yazmalıyım deyip yazmak için ona buna sarmak...

O bir gazetede hem de ülkenin en çok okunan gazetelerinden birinde haftanın 6 günü yazmak zorunda, sorumluluğu bekleyeni çok...

Gün geliyor tıkanıyor insan, yazacakları mı bitiyor, içi mi tükeniyor bilmem...

Bedenine çekip ayaklarını kollarıyla sarıp kendini bi top olup öyle yuvarlanıp gitmek istiyor...

Ne şarkılardan ilham geliyor, ne kitaplardan konu çıkıyor, ne bir tarifi yazası geliyor, ne kar taneleri sözcüklere dönüşüp gökten yağıyor...

Hayatın gerçekleri bekliyor,

Fırında pişmekte olan kekin hamurlu kapları mutfakta onları yıkamamı bekliyor

Kendileri de aşağıda huzurlarınızda; üzümlü portakallı akşam keki :)

SAM_3384

SAM_3389

Cuma, Ocak 27, 2012

Mıgır Mıgır

Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit. Nullam venenatis imperdiet dolor ac gravida. Suspendisse enim diam, pellentesque a aliquam hendrerit, dignissim non felis. Aenean vestibulum tincidunt imperdiet. Vestibulum ultrices mattis sagittis. Duis adipiscing nunc nec risus fringilla nec porttitor odio porta. Praesent volutpat lacinia consectetur. Vestibulum sem velit, aliquet ut rutrum ut, dapibus a ante. Ut ut eros et libero faucibus iaculis a at sem. Nullam sit amet felis diam. Praesent et metus vel augue venenatis ullamcorper.


Bi kaç gündür yazmadı, kar da yağdı iyice sıyırdı bu kız demeyin sakın...


Bu kelimeler zaman zaman karşılaştığımız, taslak dokümanlarda web sitelerinde gördüğümüz anlamsız rastgele kelimeler dizisi olduğunu düşünürdüm. Fakat hiçte sandığım gibi değilmiş.

Tam 500 yıldır kullanıldığına inanır mısınız?

Ama öyleymiş, üstelik lorem ipsum üreten araçlar bile varmış. İşte benim yazımın başında okuduğunuz daha doğrusu gördüğünüz  -okuduğunuzu düşünmüyorum- bu üreteçten çıkan kelimeler.

Şimdi lorem ipsum'u biraz daha yakından tanıyalım...

Dizgi ve baskı endüstrisinde kullanılan mıgır kelimeler olup (mıgır işe yaramaz küçük eşya demek)  MÖ 45 yılında Çiçero tarafından yazılan "de Finibus Bonorum et Malorum" (İyi ve Kötünün Uç Sınırları) eserinin 1.10.32 ve 1.10.33 sayılı bölümlerinden geliyormuş. 

"Neque porro quisquam est qui dolorem ipsum quia dolor sit amet, consectetur, adipisci velit..."

"Acıyı seven, arayan ve ona sahip olmak isteyen hiç kimse yoktur. Nedeni basit. Çünkü o acıdır..."
Size de lazım olursa mıgır kelimeler, buraya başvurabilirsiniz

Salı, Kasım 29, 2011

Bahanesiz

Kızdım bugün kendime;

Blogum var diyorum ama gün içinde gördüğüm, aklıma takılan, okuduğum bi cümlenin yaptığı çağrışımla yazmalıyım dediğim bi'şeyler geçiyor içimden...

Ama geçiyor sadece; geçerken uğramıyor, uğrayıp durmuyor bi yerde...

Yazmamak için bi sürü bahane de bulabiliyorum üstelik kendime...

Yorgunum, uykum var, halim yok, işim var, dizim var, pilim yok...

İşte sırf bu yüzden, akşam eve dönerken söz verdim kendime;

Bahane yok geceyarısını da bulsa vakit, oturup yazıcam.

Yazdım da...

Ama bunlar di'il sözümü yerine getirmek için yazacaklarım

Şimdi onlardan biri....

Salı, Temmuz 19, 2011

6 yaşında...

Biliyor musunuz bugün benim doğum günüm...

Aslında beni 6 senedir tanıyorsunuz, biliyorsunuz ama ben; ben olarak hiç karşı karşıya gelmedim sizinle...

Hep o yazdı, hep o söyledi...

N'apacağını, ne söyliyeceğini bilmeden 19 Temmuz 2005'de "merhaba" dememi o sağladı... -hakkını yiyemem-

http://dortyaprakliyonca.blogspot.com/2005/07/merhaba.html

6 senedir kah ağladı kah güldü,

sevdi sevilmedi, seveni o sevmedi;

yemek yaptı dibi tuttu; krema yaptı gevşek oldu;

çocuk oldu oynadı, yaşlı oldu bilgiçlik tasladı;

makyaj yaptı, beğenmedi sildi;

coştu taştı, sel olup aktı, bazen de yatağında kurudu;

dağlara çıktı, çiçekler kokladı, yere indi karıncaları sevdi,

korktu karanlıktan geceden, flaş patlattı karanlığa,

arkadaşları gelin oldu o çiçeği kaptı ama hala gelin olamadı,

bebek hediyeleri yaptı bebekler büyüdü yürüdü adam oldu, ama o anne olamadı

romantik oldu, duygusal oldu, hırçın oldu, sinir oldu, ağlamaktan gözleri şiş oldu

işi oldu, yoğun oldu, müdür oldu

tatile gitti, çok istediği Venedik'te gondola bindi

hasta oldu, iyi oldu

depresif oldu, zayıf oldu, balık eti oldu, fit oldu

kan verdi bayıldı ama çabuk ayıldı

beklenen gelmedi, onun hiç olmadı

hala oturup konuşup ne bağlayabildi ne çözebildi gönlünü

1000'in üstünde yazı yazdı

dönüp okuyunca geriye ben mi yazmışım bunları dedi

benim arkama saklanıp içini döktü çoğu zaman...

beni ihmal etti, yok saydı bazen

bugün, doğum günümde bile işleri bittikten sonra bu saatte ilgilendi ancak benle
Ağlayan surat

ben kim miyim?
Göz kırpan gülümseme

Dört Yapraklı Yonca


Not: Bugün Gulish ablamın da doğum günü Yonca'nın arkadaşı, benimkiyle birlikte onunkini de kutlayın olur mu...

Cuma, Mayıs 06, 2011

Il Papiro ve Kağıthane


Her ne kadar günümüz koşulları gereği bilgisayarda yazsam da yazılarımı, kalemi kağıdı görünce içim kıpır kıpır oluyor. Onlara dokunmaktan, onlarla birlikte olmaktan büyük bir haz duyuyorum.

Rengarenk maskeler, camlar şık elbiselerle dolu vitrinlerin olduğu eğlenceli Venedik sokaklarında Il Papiro'yu görünce nerde neden olduğumu, arkadaşlarımı unutup mağazanın büyüsüne kapıldım.


Kaplama kağıtları, kartpostallar, davetiyeler, çeşit çeşit mektup, not kağıtları, kitap ayraçları, kutular, kalemler, hokka ve divitler, bloknotlar, kutular ve kağıtla ilgili sayamayacağım yüzlerce ürün.

Aklımı başımdan aldı :))))

Pastaneye giren çocuğun ordaki tüm pastaları yemek istemesi gibi, Paşabahçe'deki her şeyin benim olmasını istediğim gibi, Il Papiro'daki her şeyi de almak istedim.

Ebru sanatından örneklerin olduğu ürünler raflarda dikkatimi çekmişti. Mağazanın internet sitesini incelediğimde bildiğiniz bizim ebru tekniğiyle yapıldıklarını gördüm. Yakın Osmanlı-Venedik ilişkileri nedeniyle bu sanatımızı öğrenmişler diye düşünüyorum.

http://www.ilpapirofirenze.it/

Geldiğimden beri yazmayı düşündüğüm bu büyülü mağazayı bugünkü Hürriyet Cuma gazetesinde okuduğum Kağıthane (House of Paper) haberiyle birleştirerek yazmanın doğru zaman olduğunu düşündüm.

Kağıthane; İl Papiro'nun ağırbaşlı klasik havasının aksine eğlenceli, yaratıcı ama yine kağıttan ürünler satan orjinal bir mağaza.

http://www.kagithane.com.tr/

Karaköy'de Kemankeş Caddesi, Fransız İş Geçidi No:11'de bulunan mağaza ilk fırsatta ziyaret edeceklerim arasında yerini aldı.

Salı, Şubat 08, 2011

Zamansız Zamanlar

Olmuyo böyle olmuyo...
Yazmaya hevesli bir blogger olarak internet bağlantısıdır, iş yoğunluğudur engellerini aşıp da yazmak 100 metre engelli koşmaya benziyor.

Engellere meydan okuyup kaleme kağıda döktüklerimi sonra oturup bi de bilgisayar başında yazmak, yazımın ruhunu öldürüyor.

İnternet mi yazmayı öldürüyor, kağıda yazılanlar tuşlara basarken mi ruhunu teslim ediyor bilmiyorum.

Belki siz fark etmiyorsunuz kağıttan bilgisayara geçenlerle doğrudan bilgisayarda yazdıklarımı ama ben yazarken farkediyorum. Vermek istediğim heyecanı, tutkuyu paylaşamıyormuşum gibi geliyor.

Perşembe gecesi yazmayı istediğim sevgiyi, çoşkuyu, heyecanı; internetti kalemdi kağıttı derken cumartesi yazınca duygunun şekli şemali değişip yapamadıklarıma kızgınlığıma dönüşüverdi...

Yani yazmak da temel ihtiyaçlar yemek yemek, su içmek, tuvalete gitmek gibi bünye ihtiyaç duyduğunda olmalı ki susuzluğu gidersin, rahatlatsın.

Yine nerden nereye getirdim konuyu...

İşte kalem kağıtla yazarken daha oturaklı daha edebi şeyler yazmak dürtüsüyle yayılmadan konunun yan yollarına sapmadan zarif cümleler kurmaya çalışıyorum. Ama tuşlar elimin altında olunca beynime üşüşen her kelime her konu, amacından sapmak pahasına huzurlarınıza düşüyor.

Sürçü lisan ediyorsam affola :)))

Çarşamba, Temmuz 07, 2010

Kara Tahta Yazma İz Olur

Hande msn'den sorar...

- karatahta (yazı tahtası) nerden bulurum?

- nasıl bi şey lazım ben de var, bak istersen

-??????????????? nasıl yani

mekan: plaza, ofis
saat: 11:30 suları sıradan bir gün

KARA TAHTA!!!!!

ne alaka, her yerde olmaz, çantaya sığmaz cepte taşınmaz, yedek çorap, iğne iplik di'il ki bu

bir nevi şapkadan tavşan çıkartma durumu...

Ama çıktı

Kimden????

Kim olabilir ki, benden başka :)))))))))


buldumbuldum.com*'dan almıştım duvara yapışan sticker şeklinde bildiğin kara tahta. Ne düşündün neden aldın derseniz cevabım yok.

Deli kova deyin geçin :)))))))

*Buldum Buldum Kanyon'da mağaza açmış bu arada meraklılarına duyurulur.