Eğitim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Eğitim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cuma, Şubat 02, 2024

Yazarlık Eğitimi

Yazmak iç güdüsel bir eylemdir benim için, yemek yemek, nefes almak gibi…

Eğitilmek, kendimi geliştirmek istedim geçen yılın son çeyreğinde. Online yaratıcı yazarlık eğitimine başladım. 20 dakikalık, 20 dersten oluşan. Eğitmeni kıymetli bir profesör, derya deniz bilgisi, dersleri de keyifliydi.

Hele ilk derslerde doğru yerdeyim ben dedim. Kendime isabetli atışlar yaptım. 

Hocanın okumayı önerdiği kitaplara heves ettim.

Ama okudukça yazmaktan soğudum desem yeridir. Okumakta anlamakta zorlandım.

Virgina Wolf’un Deniz Feneri’ni bitirebilmek için bir hayli direndim ancak dün gece kapatıp gönderilecek kitaplar arasına koydum. Kendimi uzun cümleler kuran biri olarak tanımlardım ama ben kısa cümleler kuruyormuşum.☺️

İç güdülerinle yaptığın şeyi yapmayı öğrenmek bildiğinden şaşırtabiliyormuş insanı.



Cumartesi, Şubat 27, 2016

MSA'da Cheesecake Eğitimi

Nihayet bir cheesecake workshopuna katıldım Mutfak Sanatları Akademisi'nde...

Öncelikle çok keyifliydi... 

Sürekli olarak kullanacağınız malzemelerin önünüze bırakılması, son model mutfak aletlerinin önünüzde kullanmadığınızın arkanızda olduğu iş yapmanın üretmenin çok zevkli olduğu bir mekan...

Haftasonu cheesecake atölyesine yer bulabilmek için yılbaşından önce satın almıştım, düşünün ne kadar talep olduğunu ;)


Şimdi ne anlatsam nerden başlasam bilmiyorum...

Önünüzde tarifler bir yandan kulağınız şef'te söylediklerini harfiyen uygulamaya çalışıyorsunuz. Diğer yandan aralarda gezen diğer yardımcı şefler doğru yolda olup olmadığınızı, kıvamına gelip gelmediğini kontrol ediyor, ihtiyacınız olan malzemeleri önünüze koyuyor.


Bir istasyonda iki kişi çalışıyorsunuz, hiç tanımadığınız biriyle bir anda ortak oluyorsunuz. Ancak şanslıydım ki, mutfakta benim kadar titiz ve düzenli çalışan bir arkadaşım oldu. Cansu ;)

Ki bu eğitim için Eskişehir'den gelmiş...


Yaptığımdan farklı ne öğrendim???

Taban konusunda elle şekil vermek istediğinizde köfte gibi birbirini tutması gerekiyormuş. Kremalı bisküvi kullanırsan tereyağını azaltmak, kıvamı kuru olunca erimiş çikolata, nutella, tahin, bal gibi şeylerle bağlayıcılığı arttırabileceğinizi.

En ideal krem peynirin İçim'in sürülebilir taze beyaz krem peyniri olduğu (yağ oranı %17 üzeri olan peynirler tercih edilmeliymiş)

Yumurta akını bir çimdik tuzla karıştırdığınızda (mereng yapımı) ve sonrasında bunu iç dolguya karıştırdığınızda (alttan yukarı alarak)  daha hacimli olacağını.

Cheese cake'i fırında pişirirken kelepçeyi folyoyla sarmak, fırına su koymanın gerekli olmadığını (ki ben hep öyle yaparım)

Yumurtayı ekledikten sonra çok çırpmamak gerektiğini, çırparken düşük devir kullanmak gerektiğini

Fırından çıkarttıktan sonra bıçakla kenarlarını fazla aşağı indirmeden çizerseniz soğurken içe doğru çekilmesine yardımcı olacağınızı.

Fırın ısısının 100-140 dereceyi aşmaması gerektiği, ama bütün bunlara rağmen cheese cake'inizin canı isterse çatlayabileceğini bilmeniz gerektiğini.





Sevgili şefimizin (Günçe Güneş) bize anlatırken yaptığı cheese cake'lerin tadım aşaması...


Tarif  hani derseniz, siz yine benim blogdaki tariflere bakın ;))



Perşembe, Ocak 07, 2016

Eğitim mi Saygı mı?

Once egitim, her isin basi egitim...

Egitim sart...

Hep oyle denir ya...

Hayir...

Egitim falan degil, saygi sadece saygi...

Saygi egitimle kazanilmiyor ne yazik ki...

Yetistirmek te degil bence, insanin ozunde olmali...

İcinden gelmeli...

Bana yapilmasini istemedigim seyi baskasina yapmama sag duyusuna sahip olmak bence...

Trafikte her gun yasanan...

Emniyet seridi ihlalinden tutta, saridan kirmiziya gecerken son bi hamle gaza basmak, sikisip kalmis kavsakta gidemeyecegini bile bile diger yonun akisini kesecegini gore gore yesil yandi ya bana, gecerim bencilligine...

Plazada asansor dolu geliyor diye asagi inmek    İcin yukari basip yukari gideni kapmak...

Yukari cikmak icin asagi basmak, yukari gideni bekleyenlerin onune gecip asagi inmek, bu sefer asansor yukari gitmek uzere geldiginde dakikalardir sirada bekleyenin o asansore binememesi...

Pardon biri egitim mi dedi...

% 100'u en az lisans, eser miktarda da lisans ustu egitim almis bir topluluk...


Baska yorumu olan???

Perşembe, Nisan 02, 2015

Alternatif Çocuk Eğitimleri



Çocuğum olmasa da çocuklarla iletişim kurmayı ve onlarla oynamayı çok sevdiğim için, hiç lazım olmasa da çocuk eğitim yöntemlerine merakım var.

Geçen senelerde nerden aklıma düştüğünü bilmiyorum ama Waldorf modeliyle ilgili bayağı bir araştırma yapmıştım.

Bugün de sadece Waldorf değil diğer alternatiflerle ilgili bir konferans olduğunu öğrendim ve başta anne babalar olmak üzere benim gibi meraklılara iyi bir kaynak olduğunu düşündüğüm etkinliği paylaşmak istedim.

http://www.alternatifokullar.com/alternatif-egitim/

Ayrıca etkinlik dışında da iyi bir kaynak site, hele Waldorf oyuncaklarına bayıldım :))

http://www.alternatifokullar.com/waldorf-okullari/waldorf-oyuncaklari/

http://playfullearning.net/2013/10/crafts-for-kids-needle-felted-acorns/


Çarşamba, Kasım 23, 2011

Mesleksiz

-''Türkiye'de mesleksizlik var. Sorun işsizlik değil''-


Geçmişte ''Türkiye'de işsizlik yok'' dediğini ve bu sözünü bugün de
tekrarladığını belirten Çağlayan, ''Türkiye'de mesleksizlik var. Sorun işsizlik
değil, sorun mesleksizlik. Türkiye'de işi beğenmemek var, devlete kapak atmak
düşüncesi var, 'Ne iş olursa yaparım' diyen var. E ne iş olursa yaparım diyen bir
sektör yok ki. Ben mühendisim, bunca yıl sanayicilik yaptım. Hiç ne iş olursa
yaparım diye bir sektör, bir alan görmedim'' dedi.
Bakan Çağlayan, bu konudaki sıkıntının farkında olduklarını ve bundan
sonra üniversitelerde açılacak bölümlere sanayicilerle birlikte karar vermek
zorunda olduklarını belirterek, söz konusu ilde hangi bölümün mezunlarına ihtiyaç
varsa o bölümlerin açılacağını söyledi.
 
AA
 
Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan'ın sözlerine hak vermemek elde değil. İlk koşul üniversite mezunu olmaktır ülkemizde nerden mezun olduğunun hiç önemi yoktur.
 
Ne iş olsa yaparız nasıl olsadır...
 
Su ürünleri, arkeoloji, filoloji, biyoloji mezunu o kadar çok kişi var ki finans sektöründe. Onlar kendi mesleklerinde çalışmadıkları sürece iktisat, işletme mezunları da işsiz olur tabi ki.
 
Diğer taraftan işletme, iktisat okumak da çözmüyor ki sorunu. Yine herkes ne iş ne sektör olsa yaparım diyince herkes her şey birbirine geçiyor.
 
 
 
 

Pazartesi, Mart 07, 2011

Eğitim Günlüğü 3. Oturum

Hadi hayırlısı, bugün de başladık güne eğitilmeye...

Kaaaaar, kaaaaar nerdesin?

İnadına inadına güneş sırıtıyor...

"Katılımcıların adını ezberleyin, hatırlayamıyorsunuz siz deyin. Önüne gelip ismini okuyup söylemeyin"

Hiç te bi kere, ben bir kaç cümle sonra kiminle konuşacağımı planlayarak öncesinde adına bakıyorum, sonra konuşurken sanki biliyormuş gibi adıyla edebiliyorum. Çok mu zor bunu yapmak???
Yetişkin eğitiminin temel prensiplerinden "çeşitlilik" maddesindeyiz.

"Yetişkinler çabuk sıkıldıkları için çeşitliliğe ihtiyaç duyarlar"

Hah tam durumumuz :))
Diyor ki;  "eğitimci bunun farkında olacak yetişkin gider gelir"

Ama biz hiç gelemiyoruz hep gidikiz :))))
Kaaaar, kaaaar !!!

Güneş gitti bulutlar var, hava biraz daha kapattı...

Madde 6; deneyim

"yetişkinler bilgi ve beceri birikimlerini sosyal ortamlarda paylaşmak ister"

Heyoooo :))) kar başladı :))))

Hem de tipi :)))

Durdu, sadece 3-5 dakika sürdü :(((



"Önemli olan sizin ne anlatmak istediğiniz değil, karşınızdakinin ne anladığıdır". (syf.20)

Eee ben bunu daha ilk gün ilk dakikalarda söylemiştim.

Yani anlayın artık ne kadar önde olduğumu.

Starbucks'a yeni logo çalışıyorum :)))

Pazar, Mart 06, 2011

Eğitim Günlüğü 2. Oturum

Uykudan önce dinle dinle dur...

Konumuz görsel, işitsel, dokunsal algı türleri ama gel gör ki beden diline göre fiziki sınıf mevcudu 12, ruh mevcudu 2'yi geçmez.

Katılımcılardan biri sorar,

- bir dokunsal nasıl dokunsal olur, doğuştan mıdır, sonradan mı?

yok canım sırayla
Benim oda arkadaşım sandalyesiyle bir ileri bir geri kısa alanda kendini gezdiriyor :))

Ben blogum için yazı hazırlığında notlar alıyorum :)))

Hoca diyor ki "arada sırada bir durun"

Beynimde sık sık radyoda duyduğum bir şarkı çalıyor "sen arada sırada"

Hadi bakalım oyun zamanı

çek bakalım torbadan kaçıncı sırada çıkıcan ortaya

he he :)) 11

sonra başka bir torbadan konuşma konusu seç, 3 dakika düşün 3 dakika anlat

Eğitim Günlüğü 1. Oturum

Ne kadar anlatırsan anlat, karşındakinin anladığı kadardır her şey...

Öğretmek için yaya yaya anlatılması benim öğrenme şeklim di'il. Az zamanda çok şey öğrenmek, anlamak istediğim...

O kadar gereksiz şeyler anlatıyor ki, ben beynimde başka şeylerle meşgul olurken konuşan sesi tekrar dinlemeye başladığımda arada hiç bir şey kaçırmamış oluyorum.

Kendime oyalanacak bir şeyler buluyorum. Hepi topu 12 kişiyiz sınıftaonları inceliyorum, hikayeler yazıyorum :))

Yazılımcı bir arkadaş var yamacımda ama deri kılıfı içindeki kalemleri, -ki biri Mont Blanc-

hmmm yazmaya özenli, oysa bilgisayarlarla fazla haşır neşir olanlar el yazısına biraz uzaktırlar hatta yazmayı sevmezler. Demek sanatsal bir yönü de var :)) Hocanın anlattıklarından yazacak pek bir malzeme olmasa da  önündeki bloknota sürekli bir şeyler yazması beni de kışkırttı...

Ders notu tuttuğum sanılsa da, ben bloguma yazı hazırlıyorum aslında :))))

Eğitime tek gelenlerle, arkadaşıyla gelenler çok kolay farkediliyor. Arkadaş olanlar yan yana, tek olanlarsa her iki yanlarında birer boşluk bırakarak oturmuşlar.

Yani

3 tane 2 kişilik,

1 tane 3 kişilik,

3 tane de tek kişi şeklinde bir oturma düzenimiz var.

Pazar, pazar toplanınca buraya, o anlatıyo biz dinliyoruz. Sorduğu her şeye "he, he" anlamında kafa sallayınca
- nasıl, kuzu gibi eğitimcilersiniz, hiç itiraz etmiyosunuz? diyor.

E anacım anlattığın şey genel kabul görmüş literatür tanımı maddeler neyi tartışcaz???

diyemiyo tabi insan, terbiyeli kuzu eğitmen eğitilen olunca :)))))

Pazar, Şubat 13, 2011

Sevgililer Günü Dalgası

Sevgililer gününün bende yarattığı ruh durumunun, eğlence, oyun, dalga geçme olduğunu söylemiştim bir kaç gün önce ve oyunları göstermiştim.

Bugün de eğlence ve dalga geçme konseptiyle karşınızdayım :)))







Karikatür kaynağımız Erdil Yaşaroğlu derlemelerinin İlişkiler başlığında toplandığı küçük bir cep kitabı. Gülay'a teşekkürler, bana böyle bir malzeme hediye ettiği için -İlişkiler konusunda anlayışımı zayıf bulmuş olsa gerek, "eğitim şart"-

Perşembe, Eylül 23, 2010

Bundan bir kaç hafta önce öğrenci koltuğuna oturup yine bir Türev Araçlar sınavına hazırlanma dersi aldım. -veremedikçe şu sınavı sürekli eğitim, sürekli eğitim nereye kadar ama???-

Şimdi de sıra bana geldi. -he heee :)))-

Bu sefer ben öğretmen olucam.

Hisse senedi piyasasını, türev araçları, nasıl piyasada işlem yapılırı anlatıcam.

Ama önce ben ders çalıştım bu gece.

Çünkü bu eğitimi benim vereceğim geç saatte belli oldu ve eğitim dokümanını da daha önce görmemiştim. Sevimsiz bi durum yani.

Neyse ki konuya hakim olduğum için çok sıkıntı olmaz ama tam gün vereceğim bir eğitime daha fazla hazır olabilmeyi isterdim.

Bilmem ki kimin ahı tuttu. :)))

Son aldığımız eğitimde biraz kök söktürmüştüm Vedat Hoca'ya, yoksa onun ahımı???

Perşembe, Ekim 16, 2008

Ödeeeev


Tembel çocuklar vardır ödevlerini evde yapmayıp derse girmeye 5 dakika kala etekleri tutuşup ödevini yapanların defterlerinin peşine düşüp öğretmen gelmeden çabuk çabuk tamamlamaya çalışan. Hatta öğretmen derse girdiğinde hala bir iki kelimeyi karalamaya çalışan.

Ben defter peşinde koşan değil, defterleri peşinde koşulan oldum.

Gel gör ki bir haftadır cumartesi gününe yetiştirmem gereken ödevi salladıkça sallıyorum. Vakit daralıyor. Bu akşam, yarın öğlen derken geldik cumaya. Bi şey yapamayacağımı bile bile notları eve getirdim bu akşam. Ama ben ödev yapmak yerine oturmuş blog yazıyorum. Ödevim oymuş gibi.

Demek ki yıllar geçince insan tembel öğrenci de olabiliyormuş.

Sanırım Nisan'dı. Haftasonu eğitim için Bayramoğlu'na gitmiş bir takım profesyonel becerilerimizi geliştirmiştik. Şimdi de o becerilerimizi ne kadar öğrenmişiz ne kadar kullanmışız diye prezantasyon hazırlayıp sunacağız. Ödev bu yani.

Aslında Haziran başındaydı bu ödev ama sonra ertelendi herkes bayram etmişti. Unuturlar diye düşünmüştük ama unutmamışlar. Belki bu da iptal edilir diye belki de, son güne kadar salladık ödevleri.

Ama bu kez kaçınılmaz galiba. Artık yarın öğlen, olmadı en geç akşam bitirmem lazım.

Avrupa Yakası'ndaki Dursun gibi saat 2'ye kadar oldu oldu; olmadı 4. Bilemedin 5, o da olmadı garanti 6.

:))))

Pazar, Aralık 09, 2007

Son Bir Hafta

Bir haftadır yazamadım. Aslında beyinden geçen düşünceleri kayda geçirebilecek bir şey icat olsaydı kesinlikle çok mutlu olurdum. İşe gidip gelirken trafikte yorgunluk ve uyku arasında kelimeler öyle güzel diziliyorlar ki; onları kaybetmek istemiyorum. Gel gör ki sonra ne onları yazıya dökebilmek için tekrar bir araya getirebiliyorum, ne de aynı konuda başka kelimelerle başka cümleler kurabiliyorum :((

Üzgünüm...

Geçtiğimiz hafta yoğundu. İki arkadaşımın aynı anda işyerinde olmaması iş yükümü fazlalaştırdı. Haftasonu da Bayramoğlu'nda yatılı eğitim olunca toparlanmak zor oldu. Farklı illerden arkadaşlarla bir arada olmak güzeldi. Ancak bir güne sığacak eğitimin iki güne yayılması sıkıcıydı.

Kaldığımız yerin deniz kıyısında güzel bir yer olması her şeyi daha çekilir kılıyor şüphesiz. Üstelik haftasonu yazdan kalma güneşli bir gün büyük ikramiye gibiydi. Öğle arasında odama çıkıp balkonda kendimi güneşin ve sessizliğin kollarına bıraktım. Sabah güneşin doğuşu, akşam körfezin ışıkları bana iyi geldi.

cumartesi sabahı gündoğumu
pazar sabahı gündoğumu

Salı, Ekim 09, 2007

Sokak Seri İlanları

Fonksiyonel ve oldukça yaratıcı. Kopar ucundan bir parça. Numara yazmak için kalem kağıt aramaya son.

Pazartesi, Eylül 17, 2007

Cin Aliiiiiiiiiiiiiiiiiiii

Ben masumum. Bugün herkes bir olmuş ilkokul yıllarına dönmek istiyor.

Ümit'ten gelen mailden çıkan resimleri görünce başlıktaki gibi bir çığlık çıktı ağzımdan. Konuşurken Cin Ali gibi, Cin Ali bile çizemem deriz ama ben Cin Ali'yi çok uzun yıllardır görmemiştim.

Nasıl özlemişim.

Sanırım bu haftayı ilkokul haftası ilan ediyorum. Hafta boyunca benim okul anılarımdan, resimlerimden bayılabilirsiniz, kusura bakmayın.







Ve benim en sevdiğim. Sanırım kapağı en hareketli ve renkli olan o olduğu için

Okulun İlk Günü 25 Yıl Önceydi

Benim için okulun ilk günü bundan tam 25 yıl önceydi...

O kadar çok mu büyüdüm ben? Hayatımdaki bir başlangıcın üzerinden çeyrek asır geçti diyebilecek kadar çok...


Okullar açılıyor bugün. Cümbür cemaat herkes okullu oluyor. Artık bizim gibi okulla ilişkisi kalmayanlar bile, trafik nedeniyle okullu oluyor. Yani biraz milli meselemiz gibi bir şey.

Sabah yollarda formalı çocukları görünce ilkokula başladığım günü düşündüm.

Gülümsedim.

1982 yılı. Ben henüz 5 yaşındayım. Ablam ilkokula gidiyor ve ben de okula başlamak için deli oluyorum. Tutturuyorum; ben bu sene okula gidicem diye. Okula başlama yaşı 7. Daha küçükleri almıyorlar. Ben tehdit ediyorum; kendimi balkondan aşağı atarım diye. Okul müdürüyle görüşüp yaşımı büyütmek için mahkemeye veriyoruz. (Yani aslında bugün nüfusa göre 32 de olabilirdim) Mahkemeye gitmezseniz mahkeme düşer, okula müfettiş gelirse de yaşını büyütmek için mahkemesi var diye belgeyi gösteririz dediler.

Böylece Yavuz Selim İlkokulu'nda 1-H sınıfında 1966 numarayla eğitim hayatıma başladım, güle oynaya. -şimdiki çocuklar bırak okulu, yuvaya giderken bile ağlamaktan helak olup anne babalarını yuva kapılarında süründürüyor. Kesinlikle o da ayrı bir yazı konusu-

Başarılı bir öğrencilik hayatım oldu. Önüme konan engelleri aşmayı hep bildim. İnandığım için herkese karşı savaştım, hatta öğretmenime bile.

Eylül'de okula başlamışız ve 10 Kasım törenlerinde şiir okumak için 1. sınıflardan seçim yapacaklar. Öğretmenler sınıflarından seçtikleri öğrencileri esas seçme için gönderiyorlar. Sınıfta şiirimi okudum ama öğretmenim beni bir üst seçmeye göndermedi. Ertesi sabah yapılacak seçmenin yerini ve saatini bildiğim için, tutup annemin elinden seçmeye gittim. Ve beni seçtiler, bir de bizim sınıftan birisini daha. -Müdürün tanıdığı diyorlardı onun için ama doğru muydu bilmiyorum-

Bilmem belki o gün yaptığım haddini bilmezlikle mi, sadece başarılı bir öğrenci olduğum için sevilmeye devam ettim. Ama o ilk öğretmenle olan özel yakınlık hiç olmadı aramızda. Hatta gizliden gizliye bir çekişme bile yaşanmış olabilir. Fakat uzun boylu, zayıf, esmer, şık giyinen ve özellikle yüksek topuklu ayakkabılarıyla hayran olduğum bir kadındı herşeye rağmen. (Topuklu ayakkabı geçmişim o günlere değil, daha eskilere yürümeyi öğrendiğim annemin ayakkabılarını helak ettiğim döneme rastlar.)

O zaman yaptıklarıma bakınca; hala aynı cesur kız mıyım diye düşünüyorum bazen?

Büyümenin bedellerinden biri olsa gerek düşünerek atıyorsun adımlarını çünkü artık kaybedecek, kaybetmek istemeyecek kadar daha çok şey birikti hayatımızda. Bir yandan da hayat öğretiyor daha az talepkar olmayı, aslında biz izin vermesek olmaz ama. Vazgeçiyorsun kendinden, asgari müştereklerde yuvarlanıp gitmekle de idare edebilirim diyorsun. Ama bazen de durup; kendime nasıl bunu yapmışım, neden yapıyorum diye sorgulayıveriyorsun.

İşte o sorguladığın anlarda ne kurtarabilirsen hayattan, o kadar mutlu oluyorsun.

Cuma, Ağustos 31, 2007

Defterler

Benim ve benim gibiler için kırtasiye sezonunun açıldığını yazmıştım. Güzel defterler bulupta paylaşmamak olmaz. Acar Kırtasiye'nin ürünleri. Bir Türk firması olması ayrıca mutlu etti. D&R ve Nezih kitabevinde ürünleri satılıyormuş. İnternet sitesindeki kataloğunu incelemenizi tavsiye ederim. Benim hoşuma gidenler ve kendime oluşturduğum kolleksiyon da bu.


incelemek için tıklayın

http://www.acar-collection.com/

Çarşamba, Ağustos 29, 2007

Kırtasiye Sezonu Açıldı


Yazmayı seven her insanda kırtasiye tutkusu mutlaka vardır gibi geliyor bana.

Çeşit çeşit, renk renk kalemler, defterler, silgiler hep hoşuma gitmiştir ve onlara sahip olmak. Şimdi de benim en keyifli zamanlarım. Marketler, kırtasiyeler yeni sezonu açtılar.

Hande'yle bir süredir bu sezonu bekliyorduk :)

Yeni bir mağaza keşfettim, benim gibi kırtasiye meraklılarının da haberi olsun istedim.

Cevahir'in alt katında Tepe Home'un yan tarafında "Notebook".

Ne ararsanız var. Kalemler, defterler, çıkartmalar, kalem başlıkları,özel defterler. Hepsini almak istersiniz. Yine Cevahir'de ki D&R'da güzel defterler var. Deri kılıflı ve kapağa geçirilen kalemle kilitlenen sadece size özel.

Bu çıkartmaları da oradan aldım. Daha neler neler var.

Perşembe, Ağustos 16, 2007

Yeni Bir Hayat

Bugün çok yazasım var belli, üçüncüyü yazıyorum.

Pek çok evde sevinç var bugün, bazılarındaysa üzüntü.

Üniversite sınav sonuçları açıklandı, daha doğrusu kimin nerede okuyacağı ilan edildi. Yılların çabası yeni bir kapıdan içeri girmelerini sağladı pek çoğunun. Umarım herkes girdiği bölümde mutlu ve başarılı olur, mezun olunca da pişman olmadan güzel bir yaşam kurar kendine.

Benim için iki sevinçli haber var. Kuzenlerimin çocuklarından Orhun, İTÜ İşletme Mühendisliği; Kurthan'da Bilgi Üniversitesi Hukuk'u kazandı. Üstelik bugün Kurthan'ın doğum günü. Tam hediye oldu ona. Çalışıp hakettiği bir hediye.

Kazanamayanlar yada istediklerine ulaşamayanlara da teselli vermek istiyorum. Hayat her zaman düz gitmiyor, her istenen istendiği anda kolayca olmuyor. Bazen dolaşarak gitmek gerekebiliyor hedefe ama önemli olan hedeften vazgeçmemek. Benim üniversite eğitimim buna güzel bir örnek olabilir diye düşünüyorum.

Lise'de başarılı bir öğrenci sayılırdım. Sınavda da fena bir puan almamıştım ama İstanbul'da 4 yıllık istediğim hiç bir yere giremedim. -O zamanlar üç dört üniversiteden fazlası yoktu İstanbul'da- Sondan bir önceki tercihim olan Satış Yönetimi'ni kazandım. Bir sonraki tercihim de Sekreterlik ve Büro Yönetimi'ydi.

Satış Yönetimi ne olduğunu bilmeden girdiğim bir bölümdü. Ama çok şanslıydım ki Marmara Üniversitesi'nde bölüm hocalarımız mükemmel bir pazarlama eğitimi verdiler bize. Ve ben kendimi, sevebileceğim mesleği buldum. 2 yıl sonunda dikey geçişle fakülteye geçmekti amacım ilk 3'te yer almama rağmen o sene yönetmelik değiştiği içn sadece bölüm birincileri geçebildi. Ben yine dışarda kaldım. Anadolu Üniversitesi'ne başvurdum. İntibak programıyla 3-4'ü okudum. 2000'de lisans diplomam elimdeydi. Bu sürede de iş hayatına başlamıştım artık. Derken LES'i verdim. Yüksek lisansı kazandım.

Gündüz iş, haftanın beş günü akşam okulda 10'lara kadar ders, evde gece yarılarına kadar ödevler ve tezim. Nihayetinde çok sevdiğim pazarlamada yüksek lisansımı da yüksek dereceyle aldım.

Yolum biraz uzundu ama hedefimden hiç vazgeçmedim.

Çarşamba, Ağustos 08, 2007

Bugünün Masalı

Eğitim

Laridon'la Sezar kardeşlerin ataları
Ünlü, güzel, sağlam yiğit köpeklermiş.
İki kardeş iki ayrı efendiye düşmüş:
Biri ormanda dolaşmış. öteki mutfakta.
Eski adları başkaymış her ikisinin de
Ama apayrı iki eğitim ve besin,
Birini Sezarlığa doğru götürürken
Ötekini bir yağ tulumuna döndürmüş;
Bundan ötürü de aşçı yamağının biri
Laridon adını takmış ona.
Kardeşiyse büyük serüvenler yaşamış;
Dize getirmiş nice domuzları, geyikleri;
Köpek soyunun ilk Sezarı olmuş sonunda.
Yakışıksız kancıklara kapılmaması
Çocuklarında cinsin bozulmasını önlemiş.
Laridonsa her önüne gelenle
Mercimeği fırına vere vere
Piçleriyle doldurmuş her yeri,
Onun soyundan gelir derler
Fransa'nın şiş çeviren mutfak köpekleri.
Ayrı bir soydur bunlar, korkak olur hepsi,
Sezarların tam tersi.

Hep atasına babasına çekmez insan;
Bakımsızlıkla, zamanla her şey bozulur;
Yaradılışı geliştirmemek yüzünden
Nice Sezar'lar birer yağ tulumu olur.