Perşembe, Nisan 18, 2019

Budapeşte Devamı...


Budapeşte'nin en etkileyici yapısı Parlamento Binası...

Londra’nın Parlamento Binası'ndan ilham alarak tasarlanan Macar Parlamento Binası 1902 yılında tamamlanmış.

268 m uzunluğunda, 123 m genişliğinde ve 96 m yüksekliğinde bulunan Macaristan Parlamentosu, ülkenin en büyük binası, Budapeşte'nin en yüksek ve dünyanın üçüncü büyük parlamento binasıdır. Büyük duvarların içinde 691 oda, 10 avlu ve 21 km merdiven bulunuyor. Süslemelerinde  40 kg altın kulanılmış..

Odalarda yer alan deliklerle hava dolaşımının sağlandığı binada yaz kış ısı böylelikle 20 derecede tutulabiliyormuş.

Müze olarak da oldukça ilgi çeken ve gezilebilen yapıya AB vatandaşları 160 TL'ye ziyaret ederken AB dışındakiler için ücret 260 TL.



Çarşı pazar görelim derseniz Büyük Market (Central Market Hall)


Küçük pazarcı dükkanlarıyla iştah açan rengarenk sebze meyve tezgahlarıyla, üst kattaki hediyelik, el işi mağazalarıyla mutlaka görülmesi gereken bir yer. Bu yazı için yaptığım araştırmalar sırasında doğum günümüzün aynı olduğunu öğrendim ama yaş farkımız bir hayli. 15 Şubat 1897'de açılmış.


Yerel Macar ürünleri ve özellikle demet demet paprikalarla (paprika dediğimiz de bizim bildiğin minik kırmızı acı biber) son derece cezbedici


Gellert Tepesi'nin Özgürlük Köprüsü ayağında Gellert Oteli, kaplıcaları ve kayalık tepenin içine oyulmuş gizemli bir kilise var.


Son olarak da hem denizde hem karada giden bir otobüsle şehri gezme seçeneğiniz olduğu bilgisini de paylaşıp Budapeşte notlarımı sona erdiyorum.

Hem karada hem de suda gidebilecek şekilde dizayn edilen bu otobüslerle ilginç bir deneyim yaşayabilirsiniz.  http://riverride.com/


Bir sonraki seyahat notlarında görüşmek üzere


Pazartesi, Nisan 15, 2019

Budapeşte-Macaristan

9-11 Mart 2019_Budapeşte
Özgürlük (Liberty Köprüsü), arkasında Palmiye Tutan Özgürlük Heykeli ve Gellert Tepesi
Gecesi gündüzünden güzel şehir olarak tarif edilen, Tuna Nehri'nin ayırdığı Buda ve Peşte'yi birbirine bağlayan köprüleri ve gösterişli gotik, romanesk binalarıyla bu sözün hakkını veren sevimli bir yer Budapeşte.

Bu yüzden de gündüz gördüğünüz pek çok şeye bir de gece ziyareti yapmayı planlarınıza eklemek kaçınılmaz oluyor.

Zincirli Köprü, Elisabeth Köprüsü, Özgürlük Köprüsü

Özgürlük Köprüsü
Zincirli Köprü ve Buda Kalesi
Elisabeth Köprüsü

En gösterişli ve gezip görülecek yerlere yürüyerek ulaşımı sağlayan noktalarda konumlanmışlar.

Bir gün içerisinde 3 köprüden git-gel yaparak toplamda 33 bin adımlık rotayla günlük en uzun yürüyüş rekorumuzu burda kırmış olduk.

Mart ayı için mevsim normallerinde soğuk, zaman zaman güneşli arada bir yağmurlu 3 gün geçirdik.

Tuna Nehri boyunca yürürken  günlük hayata monte edilmiş heykeller çıkıyor karşınıza. Siz de heykelin pozuna dahil olup o anı ölümsüzleştirmekten alamıyorsunuz kendinizi.

En meşhurlarından Küçük Prenses;



Parlamento binası yakınındaki Macar şair Attila Jozsef,



Varosliget şehir parkındaki ürpertici heykel, Anonymous


İsimsiz tarih yazan heykeli olarak biliniyor, kalemine dokunmanın eğitim hayatına başarı getireceğine inanılıyormuş.

Zaten heykellerin sürekli dokunulan bölümleri aşırı parlak görüntüsünden hemen fark ediliyor.

Şehir parkı içinde görkemli Vajdahunjad Şatosu yer alıyor. Etrafındaki hendeğin normal koşullarda suyla dolu olduğunu düşündüğüm ortaçağdan kalma gibi gözüken bu yapı aslında yüz yıllık bir geçmişe sahipmiş. Yani bir nevi  masal şatosu.



Bölgeyle ilgili okuduklarımda şato etrafındaki göletin kışın buz pisti olarak kullanıldığı yönünde.

Budapeşte'nin sembollerinden biri de Kahramanlar Meydanı. Varosliget'de bu meydanın arkasında yer alıyor.


Burada ve pek çok yerdeki kabartma ve heykellerde bir zamanlar Osmanlı yönetiminde olan bölgenin Osmanlı'dan kurtulma mücadelelerini sergiliyor.

Buda Kalesi'nin Dış Duvarındaki Kabartma
Budapeşte'de uçaktan inip şehir merkezine doğru otobüs yolculuğu yaparken etrafta gördüğünüz tabelalar, isimler o kadar tanıdık geliyor ki. Bir kaç saat sonra "bi ayda Macarca'yı sökerim ben yaaa" kıvamına geliyorsunuz.

Büfe, büfe mesela.

Resim yazısı ekle
Egyetemi, eğitimle ilgili bir şey olduğunu düşündürdü üniversiteymiş.

Ama en sevdiğim "bıcıklıbolt" bisiklet, bisikletçi demekmiş. Genelde dükkan olan yerlerin isminin sonunda "bolt" sözcüğü geçiyor.


Avrupa şehirlerinde en sevdiğim yerler orjinalliğini kaybetmemiş eski dükkanlar.

Diğer Avrupa şehirlerinin aksine Tuna Nehri'ndeki konforlu tur teknesinde (Legenda Cruise) dil seçeneklerinde Türkçe olması güzeldi.

Ertesi gün dolaşmayı planladığımız pek çok yer hakkında ön bilgiler tur sırasında öğrenmiş olduk.

Parlamento Binası

Haaa bir Macarların ne kadar zeki olduğunu :)

Edison'dan, aslında ilk dinamo motorunu bulanın bir Macar olduğundan, kübürik zeka küpünün de onların eserleri olduğundan ve daha bir şeylerden bahsediyordu ama sıkılmış olsam gerek; gerisini hatırlamıyorum.

Ama gece ışıklandırılmış mekanları nehirden görmek oldukça etkileyici, mutlaka yapılmalı. En şık 3 köprüyü kapsıyor gezi rotası.

Bir de şehrin ortasına binaların arasına Budapeşte Eye kondurmuşlar. Son derece gereksiz olduğunu düşünüyorum çünkü sadece en tepeye çıktığınızda geniş bir alanı görebildiğiniz dönme dolapla etraftaki binaları seyretmek mantıklı gelmedi bana. (9 euro)

Bir sonraki günün aksiyonu Gellert Tepesine tırmanmakla başlıyor. Manzara güzel, yamaç dik. Kış soğuğunda bir tişörtle kalana kadar ısıtıyor sizi.

Tepeye vardığınızda Citadella ve elinde palmiye tutan özgürlük heykeline varıyorsunuz. Tuna Nehri'ni boylu boyunca görebildiğiniz güzel bir seyir noktası.


Bir sonraki ziyaret noktası olan Buda Kalesi için inişe geçiyorsunuz. İnmesi çıkmasından çok daha kolay :)

Sahil boyunca Buda Kalesi'ne doğru yürürken Bomo Art isimli yazı malzemeleri ve muhteşem kağıt, defter ve benzeri ürünler satan mağazaya girmemezlik etmeyin.

Oldukça küçük bir dükkan ama yazı meraklıları için saatlerce kalıp huzura erilecek bir yer.

Mağazadan zorla ayrılıp hemen ilerden kaleye giriş yapıyorsunuz, neyseki yürüyen merdivenle çok zorlanmadan yukarıya çıkıyorsunuz. Kalenin öteki ucundaki çıkış noktasında ise finiküler var. Merdivenler ücretsiz, finiküler ücretli.

Manzara güzel, kale bildiğiniz kale.

Devam ettiğinizde Matthias Kilisesi (Kanuni Budin'i feth ettiğinde fetih namazını burda kılmış ve sonrasında Fethiye Cami adıyla varlığını sürdürmüş. Siyah kulesinin o zamandan kalan minaresi olduğu söyleniyor.)

Porselenleri ile ünlü Macaristan'da Matthias Kilisesi gibi alışıldık kiremit çatıların aksine sanat eseri görünümlü çok renkli ve parlak çatı kaplamaları gördüğünüz yapılarda kullanılan porselen kiremitler.

Yapılara eşsiz bir hava kattığı kaçınılmaz bence.



Kilisenin hemen arkasında ki Balıkçı Tabyası bu tepedeki ardı ardına ziyaret edilebilecek noktalardan. Peşte tarafındaki en etkileyici bina olan Parlamento binasını da tüm heybetiyle buradan görüntüleyebilirsiniz.

Gündüz yaptığımız Buda ziyareti sonrası Peşte'ye dönüp otelde biraz dinlendik. Malum gece başka güzel olan şehri gün batımından sonra bir daha görmek gerekiyor, yürümek için de güç :)

Bu kez Zincirli Köprü'den yürüyerek karşıya geçip, finikülerle kaleye çıktık. Gündüzün aksine gece daha az ziyaretçisi olan kalenin bahçelerinde dolaşmak, aydınlatılmış avlu ve heykellerini görmek son derece keyifli oluyor.

Bu seyahatimizde hiç müze gezmedik ama Buda Kalesi'nde görülmesi gereken önemli müzeler olduğunu söylemeden geçmeyelim.

Budapeşte gezisi notlarına Parlamento Binası, Gellert Tepesi altındaki kaya kilisesi,  yüz yıllık pazar yeri ve yüzen otobüs River Ride ile devam etmeyi düşünüyorum. Umarım çok uzamaz ;)

15 Nisan 2019

Perşembe, Ocak 31, 2019

Kültürü Unutmamak


Geçenlerde bir akşam TRT belgeselde Malatya’da üzüm pestili yapımıyla ilgili bir programa denk geldik. 

Üzümlerin çuvala doldurulup ahşap oluklu bir teknede ezilmesini gördüğümüzde annem Rize’de pekmez yapılan teknelerden bahsetmeye başladı.

Pekmez tavası, üzümün ezildiği ahşap teçhizatın adını hatırlamaya çalıştı bir türlü hatırlayamadı.

İyi ki internet var.

Bir kaç linkten linke tıklamayla, önce Anadolu’daki adına sonra Karadeniz’deki adına ulaştım.

Şarakmana

Şaravaz

Annemin gençliğinden hatırladığı bizimse hiç bilmediğimiz.

Kültürümüzü, eskiye ait şeyleri o kadar büyük bir hızla unutuyoruz ki L

Bu aramam sırasında Özhan Öztürk adında bir meraklı Karadeniz’linin (aslında diş doktoru olup mitoloji, tarih ve halk bilime meraklı bir yazar) yayınladığı “Karadeniz Ansiklopedik Sözlük” eserine rastladım. 

Henüz kitap elimde değil ama geçmişi kültürü unutmamak için kütüphanemde olmalı aklıma estikçe karıştırıp karıştırıp okumak, keşfetmek istiyorum.

Çocukken anneannemden duyduğum, yöre insanın kullandığı o değişik kelimeleri hatırlamak keyif veriyor bana.