Ramazan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ramazan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazar, Ağustos 26, 2012

Eski Tatlar

Çocukluğumun yaz akşamlarının en güzel etkinliği akşam yemeğinden sonra teyzeler kuzenler bir anda karar verip Fatih'e dondurma yemeye gitmekti.

Fener Sancaktar Yokuşu'ndaki evimizden o zamanın karanlık sokaklarında annelerin, teyzelerin elinden tutup dondurmacıya yürümek, elde dondurma Fatih'te vitrinleri seyrederek yürümek ve eve dönüş en keyifli bi akşam için yeter de artardı bize...

İki dondurmacı vardı, aaa hatta üç.

Biri Yavuz Selim'e inen yol üzerinde sağda Nişanca'da -yanlış hatırlamıyorsam semt adını- Baltepe Dondurmacısı.

Diğeri hemen Yavuz Selim ışıklardaki Didem dondurmacısı -çikolata sosuna batırdığı dondurmayı bi de dövülmüş fındığa bandırıp verince dünyanın en güzel şeyi elinizde olurdu-

Eğer biraz daha uzun yürümeyi göze almışsak, Fatih'in Vezneciler yönünde sonunda postanenin sokağında Tadım dondurmacısı... -o da bi anda sertleşen çikolata sosu ve fındıkla verirdi dondurmayı- lastiğimsi ucuz külahlardan lezzetli bisküvimsi kornetlergeçişimiz onunla olmuştu...

Bu dondurmacılardan ilk fireyi Didem verdi, yerini giyim mağazalarına bırakarak.

Tadım'dan çok emin değilim, hala aynı yerde olup olmadığına...

Ama Baltepe'yi biliyorum hala yerli yerinde, gel gör ki o orda duruyorda bi kere bile durup dondurma yemek gelmiyordu aklımıza...

Bundan yaklaşık bir ay önce İstanbul'dan kilometrelerce uzakta bir gece yarısı Osmaneli'deki dondurmacıdaki lezzet, dondurmaların servis edildiği ayaklı çelikten yapılma dondurmalıklar yıllar öncesine götürdü bizi, Baltepe'yi düşürdü aklımıza...

Nasıl da unutmuştuk onu???

20 senedir önünden pek çok kere geçmemize rağmen neden yokmuş gibi gelmişti bize???

Ve uzun bir zamandan sonra çok güzel bir buluşma yaşadık kendisiyle...

Yılların lezzeti değişmemiş, bir Anadolu kasabasındaki dondurmanın doğal lezzeti onda da sürdürüyordu kendini...

Yolunuz düşerse Fatih'e Baltepe'ye uğramadan geçmeyin derim.




Bu arada geceyarısı Osmaneli'de (Bilecik) dondurma yemek te nerden çıktı diyceksiniz, aslında sadece dondurma olsa...

Çoooooooooooooook kalabalık, güzel ve eğlenceli bir iftarın konuğu olmak, tarihi bir caminin bahçesiyle ortak tarihi bir konakta uyumak, daha doğrusu sahurda yatıp sabah ezanının odanın içinde okunduğu ilginç bir deneyim yaşamak, Osmaneli'nin tarihi kilisesi ve evlerini görmek gibi benim üzerinde sayfalarca yazabileceğim malzemeyi nasıl es geçtim, geçebildim di'mi?

Hayatımda ilk defa fotoğrafa makinem yanımda di'il di, almayı unutmuştum

Bu bi bahane di'il çünkü cep telefonları da bu imkanı fazlasıyla veriyor

Hele öyle bi fotoğraf karesi vardı ki,

Bilmiyorum neden ama bu kez sadece yaşamak istedim belki de...

Pencereye bitişik yerleştirilmiş yatakta yüzümü cama döndüğümde eski evlerdeki yukarıya doğru sürülerek açılıp yukarda mandalla sabitlenen ahşap pencerenin açıklığından doğa kokusu burnuma gelirken hafif bi rüzgar da yüzümü okşuyordu. Görüş mesafesinde tarihi Ulu Cami ışıklarıyla masal şatosu gibi, kandilleri yanan minaresi ve hemen yanı başındaki dolunay masalın diğer güzellikleriydi...

Bu masalın kötü karakteri ise, ruhsuz manisiz ramazan davulcusuydu...



Cuma, Ağustos 26, 2011

Kadir Gecesi


Ramazan başladı derken, şimdi de bitiyor.

Sayılı gün nasıl da geçti?

Öncesindeki kavurucu sıcaklara rağmen, Allah'ın bir lütfu olsa gerek öyle güzel geçti ki ramazan...

Bir kaç gün işe ara verdiğim güzel ramazan günlerinde Selatin camileri olarak nitelendirilen "Sultan Camileri- Osmanlı sultanları adına yapılan camiler" ziyaret ettim.

Yani Sultanahmet, Fatih, Süleymaniye, Sultan Selim camileri; bir de Eyüp Sultan...

Bu fotoğrafı da Sultan Selim Cami'nde çektim.

Mübarek Kadir gecesine eriştiğimiz bu akşam n'apmalı nasıl dua etmeli diye düşünenlere Kadir gecesini anlatan Kuran-ı Kerim'den bir ayeti ve yine bu gece Yaradan'dan af dilemek için kısa bir duayı paylaşmak istiyorum.

Kadir Suresi:
Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'ın adıyla.
1. Biz onu (Kur'an'ı) Kadir gecesinde indirdik.
2. Kadir gecesinin ne olduğunu sen bilir misin?
3. Kadir gecesi, bin aydan hayırlıdır.
4. O gecede, Rablerinin izniyle melekler ve Ruh (Cebrail), her iş için iner dururlar
5. O gece, esenlik doludur. Ta fecrin doğuşuna kadar.

Kadir Gecesi Duası:

- Allahümme inneke afüvvün kerîmün tuhibbül afve fa'fü anni.
   (Allah'ım sen affedicisin, affı seversin, beni affet.)




Perşembe, Ağustos 11, 2011

Sultanahmet'te Ramazan


Sultanahmet'te ramazana, cami ve etrafında oruç açanlara, hınca hınç kalabalığa hafiften aman da ne gereksiz edayla yaklaşırdım yaklaşmasına da, bu sene fikrim değişiverdi.

Her akşam gidebilirim Sultanahmet'e...

Geçmiş yıllardaki yoğun duman ve sucuk kokusunun yerine mis gibi yaz akşamı havası var.

Kalabalık; kalabalık olmasına ama belli bir düzen sağlanmış akıp gidiyor.

Piknik alanlarındaki tahta masalar, sandalyeler yetmeyince evden getirilen portatif masa ve sandalyeler açılmış, onu bulamayan serdiği bir kilimin hırkanın üstüne oturup meydanın kalabalığındaki yerini almış.

Her iki Sultanahmet Köftecisinin önünde de metrelerce kuyruk; iftarda içeriye ulaşabilirler mi acaba sorusunun cevabı merakım...

İftar yaklaşırken geleneksel ürünlerin satıldığı stantların arasındaki kalabalık da yavaş yavaş sakinliyor, iftar sonrası daha yoğun bir kalabalığa bırakmak içini yerini...

Turistler bayram ediyor olmalı, bütün güzel şeyleri bir arada uygun fiyatla bulabildikleri bir alışveriş cenneti burası.

Ne var ki burda???

Yoğurtçu -Kanlıca-,
turşucu,
tatlıcı, lokumcu, şekerci -Hafız Mustafa, Koska, Hacıbekir-,
kahveci -Mehmet Efendi-,
dondurmacı -Mado-,
bozacı -Vefa-,
şerbetçi -Konyalı-,
kuruyemişçi,
baharatçı,
macuncu,
muhallebici,
ekmekçi




Sonracıma...
bakırcı,
yorgancı,
kakmacı -sedef-,
oymacı -ahşap-,
tespihçi,
tezhipçi,
üflemeci -cam-,
boyacı -ayakkabı-,
kunduracı,
ekmekçi,
boncukçu,
seramikçi,
ebrucu,
karagözcü -ki bu başlı başına bir yazı benim için-,
hatçı,

İşinde en iyi ustaların bir araya geldiği bu çarşı 10:00-02:00 arasında Ramazan süresince açık olacak.


Ramazan etkinliklerinin tam programı için link aşağıda

http://www.ibb.gov.tr/tr-TR/Documents/haber/agustos2011/etkinlik_brosuru.pdf

Cumartesi, Ağustos 06, 2011

Anadolu Yakasında İftar

Yoğun istek üzerine Anadolu yakasının ağırlıkta olduğu bir kaç iftar mekanı önerisinde bulunmaya karar verdim.

İlki gitmekten her zaman keyif aldığım Küçükyalı'daki Maria'nın Bahçesi...

Genelde iftar menülerinin 75-80 civarı olduğu mekanda bu sene abartısız -insanın yiyebileceğinin üzerinde çeşitten bahsediyorum- makul bir menü makul bir fiyata her zamanki mükemmelliğinde sunuluyor. Test edilip onaylandı :))

Fiyatı 50 TL

http://www.marianinbahcesi.com/ramazan2011.html


İkinci mekanımız Anadolu Hisarı - Göksu deresi kenarındaki Göksu Marine...

Eski İstanbul, sandal sefaları denince akla gelen Göksu deresinde iftar ve sandal sefası vaad eden bir tecrübe yaşamak ilginç olabilir. 35 tl olan iftar menüsünün yanısıra mekanda hazır bulunan eskiye özgü kıyafetlerle fasıl eşliğinde sandal sefası yapıp kendinizi 18. y.y. Osmanlı'sında hissedebilirsiniz.

http://www.goksu-marine.com/


Üçüncü mekanımız memleketimin güzide yemeklerini bulabileceğiniz Bostancı Köprüsünün hemen üst tarafında İçerenköy yönünde sevimli bir köşkte hizmet veren Naila...

Canlı fasıl eşliğinde 40-45-50 tl'lik menülerden birini seçerek lahana sarması, mısır ekmeği, rize kavurması, mıhlama, laz böreği gibi yöresel lezzetleri tadabilirsiniz.

http://www.nalia.com.tr/

Bu satırları yazarken evin yakınıdaki ekmek  fırınından gelen, sıcak pideye has o odunsu kokusunu da paylaşabilmenin bi yolu olsaydı keşke ;))

İyi iftarlar

Salı, Ağustos 02, 2011

Yar Bana Bir Eğlence

Ramazan'ın gelişiyle birlikte blogum yazılarım da uhrevi bir etki altına girdi. Ramazan'la ilgili konular dışından bir şey yazamaz oldum.


Nerde o eski ramazanlar demiycem, bugünün ramazanlarını eğlenceli ve keyifli kılmak için Karagöz-Hacivat'a vericem sözü...

Karagöz izlemeyeli yııııllar, yıııııllar oldu. Gerçeğini hiç izlemedim, izlediğimdee televizyondaydı zaten -ramazan gelince reklamlarda görünenleri saymıyorum- Ama özledim ben Karagöz'le Hacivat'ı :(((

Geçen senelerde Karagöz'ü unutturmamak isteyen Emin Şenyer'in http://www.karagoz.net/ sitesini keşfettim. Karagöz hakkında her türlü bilgiyi bulabileceğiniz oldukça zengin bir site.

Karakterler hakkında, nasıl Karagöz oynatılır, perde nasıl yapılır, oyun metinleri her şeyi bulabiliyorsunuz.

Plexiden yapılma figürleri tanesi 15 liradan satın alıp, büyükçe bir koliyi çerçeve gibi kesip beyaz bir tülbent yada ince patiskadan bir bezi de perde olarak yapıştırdınız mı kendi hayal perdenizi kurmuş oluyorsunuz. Gerisi yaratıcılığınıza kalmış

Daha fazla ayrıntı için

http://www.karagoz.net/karagoz_kuklalari.htm

Öyle verici bir siteki sayfalarca oyun metinlerini bile bulabiliyorsunuz.

Emin Şenyer'i kutlamak istiyorum :))

http://www.karagoz.net/karagoz_hacivat_oyunlar.htm

Aptal Bekçi oyunundan küçük bir girişle sizi baş başa bırakırken, bu ramazan hepimize Karagöz-Hacivat izleyebilmeyi diliyorum :))))

Off hay hak


Gönül verdik perdeye dost, başlayan bir gazeldir
Hüner değilse de dünyaya gelmek ne güzeldir
Ölümlüymüş dünya, neler gelmiş neler geçmiş
Hüner, geçmişi gününde görüp güldürmededir
Gülen pek az, ağlayan ne çok, Tanrıyı saymazsak
Hüner, oynayan kim, oynatan kim, bilmededir
Tanrı gölgesini eksik eylemesin duamız
Hüner, gölgede solmadan açmayı bilmededir.


Hacıvat:Ah efendim ne olurdu şu dört köşe perdede bana da bir arkadaş olsa, eli temiz, yüzü temiz, sözleri tatlıııı

Karagöz: Hoş geldin keçi suratlı

Hacıvat: Geliverse şu meydana, o söylese ben dinlesem, efendim haddim olmayarak bendeniz söylesem, bizi seyreden dostlar gülseler eğlenseler, iş ne imiş diyelim işimizi mevlam rast getiree Gelse o çeşm-i siyahım Handeler peyda olur

Karagöz: Hacıvat hayırdır yahu ezan mı okuyorsun

Hacıvat: Ah bana bir eğlence medetttttttttttttttt

Karagöz: Allah versin allah versin hadi başka kapıya

Hacıvat: Yar bana bir eğlenceeeeee

Karagöz: Hacıvat aşağıya gelirsem gösteririm sana eğlenceyi

Hacıvat: Yar bana bir eğlenceeeee (Karagöz evden atlar, Hacıvat ile kavga ederler, Hacıvat kaçar Karagöz yerde yatar)

Karagöz: Ahhhh amannnn, Hacıvatı kaçırdım ama galiba ben de altıma kaçırdım, sen bir daha gel bak ben sana neler yapıcam Hacıvat (Hacıvat gelir)


Hacıvat: Aman Karagözüm akşamı şeriflerin hayır olsun

Karagöz:Senin de sülaleni sansarlar boğsun (vurur)

Hacıvat: Aman Karagözüm ben sana iltifat ediyorum sen ise bana vuruyorsun yazıklar olsun sana yazık

Karagöz: Hoş geldin kazık oğlu kazık (vurur)

Hacıvat: Aman karagözüm ağzından çıkanı hiç kulağın duymuyor

Karagöz: A musibet adam, her akşam gelirsin kapımın önünde hay bana pancar hay bana pancar diyerek bağırırsın, hiç halimi sormazsın, başımdan geçenleri bilmezsin

Hacıvat: Hayrola Karagözüm ne oldu

Salı, Temmuz 26, 2011

İftar Seçenekleri 2011

Yaklaşan ramazanın ayak sesleri her geçen gün biraz daha yakından duyuluyor, ne güzel

televizyonda iftara-sahura yönelik reklamlar dönmeye, kupon dünyasında indirimli iftar menüleri davetleri gelmeye başladı.

Ben de her zamanki görevimin bilincinde bu seneki iftar önerilerimi hazırliyim dedim...

İftar için beğendiğim özel mekanların hepsine gitmek, tüm yemekleri yemek çok isterdim. Gel gör ki herkesin derdi ramazanda o güzelim yemekleri yemeden nasıl durucam, nasıl aç kalıcamken; benim derdimse bir kase çorbadan sonraki yemekleri nasıl yiycem oluyo Üzgün gülümseme
yazık o kadar emeğe, o kadar yemeğe...

Güzelim restoranların iftar menüleri de öyle mükellef ve çeşitli ki, geçtim beni normal bir insanın hepsini yiyebilmesi için masallardaki devlerden biri olması gerekiyor...

Yani gitsem bi türlü gitmesem bi türlü


Topkapı Sarayı'nın bahçesinde  olması ayrı bir büyü katıyor...
http://www.karakolrestaurant.com/images/etkinlikler/karakol_ramazan.pdf - 115 TL


Favorim, özellikle 15-16 Ağustos tarihlerinde gidildiğinde eşsiz dolunay manzarası bonusu olur.

http://zeyrekhane.com/site/ -80 TL


Sultanahmet geçmişin ruhunu hissettiğim özel bir yer, Matbah'da öyle...
http://www.matbahrestaurant.com/ramazan_menusu.htm -75 TL



Karadeniz mutfağının ramazan versiyonu olduğunu tahmin ettiğim okuduklarımdan güzel olabileceğini düşündüğüm Çamlıca'da bir yer
http://www.istanbul.net.tr/istanbul_haberler_yeme_icme_detay.asp?id=13492&t=Nihat  -55 TL


Tarihi ramazanlar deyince, yılların değişmeyen klasiği...
http://www.asitanerestaurant.com/ramazan_menuleri.php -70 TL

Pazartesi, Temmuz 18, 2011

Gel Ramazan Geeeel, Gel

Ramazan’ın ne kadar yaklaştığı günlük hayatımıza birer birer girmeye başlayan ipuçlarıyla belli ediyor kendini.

Daha dün konuşuyorduk gelmedi mi bu senenin imsakiyesi, ilk iftar saat kaçta, sonunda kaçta açıcaz orucumuzu soruları; bu akşam fırında tezgahın üstünde birbirinden güzel imsakiyeler arasından en beğendiğim iki tanesini alarak cevaplarını buldu.

SAM_2438 (800x600)


Birini çok hoş İstanbul çizimine diğerine de üzerinde yazan özlü sözlerine kapılıp aldım.

Şöyle yazıyor…

paranı ver, gönlünü ver, selam ver AMA SIRRINI VERME 

hedefe koş, cihada koş, yardıma koş AMA ŞİRK KOŞMA

elini aç, kapını aç, gözünü aç AMA AĞZINI AÇMA

yaklaş, konuş, tanış AMA UZAKLAŞMA

doğrul, devril AMA EĞİLME

davet et, hayret et, affet, tövbe et AMA İHANET ETME

emek ver, kulak ver, bilgi ver AMA HİÇ BİR ZAMAN BOŞ VERME

günlerini say, servetini say, büyüklerini say AMA YERİNDE SAYMA

okumaktan zarar gelmez, oku AMA LANET OKUMA

rakibini geç, sınıfıı geç AMA GÜLÜP GEÇME

ev al, araba al, abdest al AMA BEDDUA ALMA

zulmü devir, nefsi devir AMA ÇAM DEVİRME

fidan büyüt, garip doyur, çocuk besle AMA KİN BESLEME

satıcı ol, alıcı ol, kalıcı ol, bulucu ol AMA BÖLÜCÜ OLMA

seslen, uslan AMA YASLANMA

itil, atıl AMA SATILMA

Pazartesi, Kasım 15, 2010

Süleymaniye'(ye)de Bayram


İki sene önce bir ramazan akşamı Süleymaniye'nin avlusunda Darüzziyafe'de iftar yapmadan önce büyük bir hevesle Süleymaniye Camii'ni de gezelim demiştik.

Heybetiyle ihtişamıyla meşhur Süleymaniye'yi sonunda biz de görecektik. Gel gör ki kapıdan içeri girdiğimizde karşımıza kubbeye kadar yükselen ve tüm güzelliğini tahta perdenin ardına saklayan yoğun bakımda bir Süleymaniye çıktı.

Çıktık, hayal kırıklığını koyup cebimize "bitince restorasyon geliriz artık" dedik.

Ve şimdi beklenen gün, saat geldi...

Süleymaniye, Yahya Kemal'in şiirindeki gibi bir bayram sabahı yeniden uyanacak.

Gazetelerde tam sayfa ilanları ve ilanlarda Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün internet adresini görünce bir heves Süleymaniye'nin tedavi süreciyle yeni haliyle ilgili bir şeyler umarak girdim siteye. Maalesef bomboş, anlamsız, olsun diye yapılmış ve benim gibi meraklısına hiç bir şey vermeyen kuru bir site çıkıyor karşınıza. Boşuna girmeyin.

Neyse bayram coşkusunu kaybetmemek, Süleymaniye'nin yeniden hayata dönüşünü kutlamak için onun şiiriyle başbaşa bırakıyorum sizi. En yakın zamanda Süleymaniye ziyaretimi paylaşmak dileğiyle, iyi bayramlar...

Artarak gönlümün aydınlığı her sâniyede,
Bir mehâbetli sabâh oldu Süleymâniye'de.
Kendi gök kubbemiz altında bu bayram saati,
Dokuz asrında bütün halkı, bütün memleketi
Yer yer aksettiriyor mâvileşen manzaradan,
Kalkıyor tozlu zaman perdesi her ân aradan.
Gecenin bitmeğe yüz tuttuğu andan beridir,
Duyulan gökte kanad, yerde ayak sesleridir.
Bir geliş var!.. Ne mübârek, ne garib âlem bu!..
 
Hava boydan boya binlerce hayâletle dolu...
Her ufuktan bu geliş eski seferlerdendir;
O seferlerle açılmış nice yerlerdendir.
Bu sükûnette karıştıkça karanlıkla ışık
Yürüyor, durmadan, insan ve hayâlet karışık;
Kimi gökten, kimi yerden üşüşüp her kapıya,
Giriyor, birbiri ardınca, îlâhi yapıya.
Tanrının mâbedi her bir tarafından doluyor,
Bu saatlerde Süleymâniye târih oluyor.
 
Ordu-milletlerin en çok döğüşen, en sarpı
Adamış sevdiği Allâh’ına bir böyle yapı.
En güzel mâbedi olsun diye en son dinin
Budur öz şekli hayâl ettiği mimârinin.
Görebilsin diye sonsuzluğu her yerden iyi,
Seçmiş İstanbul’un ufkunda bu kudsi tepeyi;
Taşımış harcını gaazîleri, serdâriyle,
Taşı yenmiş nice bin işçisi, mimârıyle.
Hür ve engin vatanın hem gece, hem gündüzüne,
Uhrevî bir kapı açmış buradan gökyüzüne,
Tâ ki geçsin ezeli rahmete rûh orduları..
 
Bir neferdir bu zafer mâbedinin mimârı.
Ulu mâbed! Seni ancak bu sabâh anlıyorum;
Ben de bir vârisin olmakla buğün mağrûrum;
Bir zaman hendeseden âbide zannettimdi;
Kubben altında bu cumhûra bakarken şimdi,
Senelerden beri rü'yâda görüp özlediğim
Cedlerin mağfiret iklimine girmiş gibiyim.
Dili bir, gönlü bir, imânı bir insan yığını
Görüyor varlığının bir yere toplandığını;
Büyük Allâh’ı anarken bir ağızdan herkes
Nice bin dalgalı Tekbir oluyor tek bir ses;
Yükselen bir nakarâtın büyüyen velvelesi,
Nice tuğlarla karışmış nice bin at yelesi!

 Gördüm ön safta oturmuş nefer esvaplı biri
Dinliyor vecd ile tekrâr alınan Tekbîr'i;
Ne kadar sâf idi sîmâsı bu mü'min neferin!
Kimdi? Bânisi mi, mîmâri mı ulvî eserin?
Tâ Malazgird ovasından yürüyen Türkoğlu
Bu nefer miydi? Derin gözleri yaşlarla dolu,
Yüzü dünyâda yiğit yüzlerinin en güzeli,
Çok büyük bir işi görmekle yorulmuş belli;
Hem büyük yurdu kuran hem koruyan kudretimiz
Her zaman varlığımız, hem kanımız hem etimiz;
Vatanın hem yaşıyan vârisi hem sâhibi o,
Görünür halka bu günlerde tesellî gibi o,
Hem bu toprakta buğün, bizde kalan her yerde,
Hem de çoktan beri kaybettiğimiz yerlerde.
 
Karşı dağlarda tutuşmuş gibi gül bahçeleri,
Koyu bir kırmızılık gökten ayırmakta yeri.
Gökte top sesleri var, belli, derinden derine;
Belki yüzlerce şehir sesleniyor birbirine.
Çok yakından mı bu sesler, Çok uzaklardan mı?
Üsküdar’dan mı? Hisar'dan mı? Kavaklar'dan mı?
Bursa'dan, Konya'dan, İzmir’den, uzaktan uzağa,
Çarpıyor birbiri ardınca o dağdan bu dağa;
Şimdi her merhaleden, Tâ Beyazıd'dan, Van'dan,
Aynı top sesleri birdir geliyor her yandan.
Ne kadar duygulu, engin ve mübârek bu seher!
Kadın erkek ve çocuk, gönlü dolanlar, yer yer,
Dinliyor hepsi büyük hatıralar ruzgarını,
Çaldıran topları ardınca Mohaç toplarını.
 
Gökte top sesleri, bir bir, nerelerden geliyor?
Mutlaka her biri bir başka zaferden geliyor:
Kosva’dan, Niğbolu'dan, Varna'dan, İstanbul’dan..
Anıyor her biri bir vak'ayı heybetle bu an;
Belgrad'dan mı? Budin, Eğri ve Uyvar'dan mı?
Son hudutlarda yücelmiş sıra-dağlardan mı?

Deniz ufkunda bu top sesleri nerden geliyor?
Barbaros, belki, donanmayla seferden geliyor!..
Adalar'dan mı? Tunus’dan mı, Cezâyir'den mi?
Hür ufuklarda donanmış iki yüz pâre gemi
Yeni doğmuş aya baktıkları yerden geliyor;
O mübarek gemiler hangi seherden geliyor?
 
Ulu mâbedde karıştım vatanın birliğine.
Çok şükür Tanrıya, Gördüm, bu saatlerde yine
Yaşayanlarla berâber bulunan ervâhı.

Doludur gönlüm ışıklarla bu bayram sabahı.

Pazartesi, Ağustos 30, 2010

Şehirlerarası İftar-Karasu

Şehirlerarası iftarlarımız devam ediyor...


Hırçın Karadeniz'e sakin Sakarya nehrinin döküldüğü yerde Karasu'da keyifli bir arkadaş grubuyla iftar yaptık bu sefer.

Sakarya'yı motorla dolaşırken ayaklarımızı suya sarkıtıp nehrin soğuk suyuyla oynaşmak çok eğlenceliydi doğrusu.

Bakmayın olta elimde :))) Tamamen mizansen aslında, zaten yemekte de balık değil et vardı.

Sakarya nehrinin kıyısındaki Kum mahallesi kapının önüne otomobil çekmek kadar, kayığını, sandalını, motorunu çekmenin çok sıradan olduğu bir mahalle. Hatta fazla gelen kayıkların içinde kabak bile büyütmüşler ;)))

Hep birlikte yemek hazırlıkları ve keyifli bir iftar onca yola değer dedirtti. İstanbul'dan 2,5-3 saatlik bir mesafede. Saolsun lojistik konusunda İlker eniştemiz bizi yollarda komadı, sabaha karşı 3'te biten yolculuğumuzda hepimizi adrese teslim etti.


Baktım da şöyle bi resimlere iftar sonrası pek bi şey çekememişiz öyle bi kaptırmışız ki yemeye ne Melek teyzenin baklavası, ne Esra'nın topladığı incirler, ne közde pişirdiğimiz mısırlar.

Tadı damağımızda, resmi hatıramızda :)))

Çarşamba, Ağustos 25, 2010

İftar Mekanları-Giritli Balık

İftar mekan keşifleri yaptıkça paylaşmaya devam ediyorum. Dün akşam da Haliç'te Kadir Has Üniversitesi'nin bitişiğindeki Giritli Balık'ta iftar yaptık.


Tarihi yarım ada tutkum tartışılmaz, teras desen yazın vazgeçemediğim, eee balık da sevince, fiyatı da makul olunca, hava da güzel, dolunay da üzerimizde olunca, değmeyin keyfime...



Haaa tabi, iftar yaptığınız insanlar da önemli...

Belki tanımışsınızdır önceki resimlerinden.

Yayladaki yakışıklı rehberlerimizden Sean Penn (Şofpen) yani Bekir ve usta yönetmen, mükemmel şoför, eğlenceli arkadaşımız Fatih.

Karadeniz yaylalarının neşesi Giritli Balık'ta keyifli iftar soframızdaydı. Özlemişiz birbirimizi

Pazar, Ağustos 22, 2010

Şehirlerarası İftar-Gelibolu

Çok şükür kocaman kocaman pamuk bulutlar donattı gökyüzünü.

Ayçiçeği tarlaları üzerinde uçsuz bucaksız bu manzarayı seyredebildiğim, fotoğraflayabildiğim için şükürler olsun Allah'a. Şanslı sayıyorum kendimi bu güzellikler için

Kendimi şanslı sayıyorum;

hırçın dalgalarla geceyarısı oynaşabildiğim için

Ayışığına doğru yürüyüp karanlık sularda göklere çıkmak istedim ama sizi bırakamadım arkamda ;))

Nasıl bir çekimse Hande'yle aramızdaki birimiz nereye diğerimiz onun yakınlarına.

Ben Assos'tayken Hande Bozcaada'da, Hande Assos'tayken ben Gelibolu'da :))

Gelibolu'da sahur, İstanbul'da iftar :)))))

Pazartesi, Ağustos 16, 2010

İftar

http://www.oliverestaurant.net/v2/tr/main_menu_ramazan.phpİftarda nereye gitsek, nereye gitsek???

Arayıp tarıyorum ama bu sene öyle ayıla bayıla mutlaka buralarda iftar yapmalı diyebileceğim bir yer çıkmadı karşıma.

Caferağa Medresesi, Matbah gibi tarihi yarımadada yani ramazan ruhunu taşıyan yerler heyecanlandırıyor beni.

Ramazan'da gidebilir miyim bilmiyorum ama yine tarihi yarımadada Eminönü'nde Yaşmak Sultan Hotel'in teras restoranı Olive Restaurant.

Yemek fotoğrafları muhteşem, baştan çıkarıcı ;)))

Cumartesi, Ağustos 22, 2009

Canım Çekti

Ramazan oldu 2. Herkese iyi ramazanlar

Ben yazmaya geç kaldım. Ama tam dün gece oturdum yazıcam, elektrikler kesti :((

Ramazan'ın ilk günü korktuğum kadar zor geçmedi. Akşam eve dönerken fırına uğrayıp pide kuyruğuna girdim, yıllar sonra.

Bütün gün canım hiç bi şey çekmedi. Ta ki fırında pidenin çıkmasını beklerken yan tarafımda duran jelibon standını görene kadar :)))))


Oruç tutmanın aç kalmaktan öte ruhu terbiye eden manevi bi tarafı var. Ama gel gör ki insanlar açlıklarını bastırmak için güneşin batışını beklemenin dışında hiç bir şeylerini bastırmıyorlar.
Pide kuyruğunda birbirini yemelerine ramak kaldı. Söylenmeler, şikayetler. Ki ortada da öyle abartılacak bi durum yok hani. Yazık günah orda pide yetiştirmeye çalışan insanlar sıkıntı içinde, mutsuz huzursuz gergin. Ne gerek var?

İftar mı oldu, aç mı kaldın?

Hiç işte.

Bugün Bayramoğlu'nda eğitimdeydim. Az önce geldim, yarın sabah yine gidicem.

Hıncal Uluç bugünkü köşesinde Maria's Cheesecake'den bahsediyordu. Canım çekti. Yazdım kenara ramazandan sonra ilk fırsatta sırf cheesecake yemeye Çavuşbaşı'na gidicem. Bi suç ortağı arıyorum kendime ;))))))

Cuma, Eylül 05, 2008

Ramazan 1,2,3,

derken bugün 5 oldu. Bi de bakıcaz 15, 25 ve 29. Günler çok çabuk geçiyor, zaman mı hızlı akmaya başladı biz mi onu çabuk tüketmeye başladık bilmiyorum. Filmlerde aradan günler günler geçtiğini göstermek için üst üste hızlı çekimlerle bir kaç saniyede güneş doğup, gün yaşanıp, güneşin battığı sahneler vardır ya. Aynen öyle yaşıyoruz biz de sanki. Birileri bize şaka yapıyor galiba.

Ama şaka olduğuna dair hiç bir işaret yok.

Bilim adamları zaman zaman bazı tezler üretir bizim aslında onu yaşadığımız söylerler. Son günlerde aklımda böyle bir tez var. Yaşadığımız her anın aslında kainatın bir yerlerinde yaşanmaya devam ettiğini, adım adım o parçalarında sırayla aynı şeyi yaşadığını söylüyor. Çok teknik detayları toparlamam mümkün değil ama şöyle hayal edin.

Ben şu an bilgisayarımın başında yazıyorum saat 18:00. Bundan 3 hafta önce saat 18:00'de deniz kıyısında dalgalarla oynuyordum. Benim parçalarımdan biri orada hala tatilini yapıyor ama onun da tatili bitecek 3 hafta onra o burada yazıyor olacak. Bense yani şu an yazıyı yazan ben başka bir şey yapıyor olacağım. Ama gerçek ben hangimiz bilmiyorum

Cuma, Eylül 28, 2007

Düşten Gerçeğe

Ramazan düşümü bir anda gerçeğe dönüştürdük dün akşam. Üstelik yazdan kalma akşamda terasta, dolunayla büyülü bir hale gelen İstanbul silueti eşliğinde.

Kalitesi ve servisiyle utandırmadı beni. Herşey zamanında ve mükemmeldi. Geçen sene Liman Lokantası'ndaki başarısız servis için, bütün iftarlarda böyle olabilir tesellimi de çürütmüş oldu.

Herşey o kadar ani oldu ki fotoğraf makinam bile yoktu. Bu eşsiz akşamı görüntülerle paylaşamıyorum. Ama yaşayanlar en güzel hayallerinin arasına koymuştur eminim.

Çarşamba, Eylül 26, 2007

Ramazan Düşü

En son 20 Eylül’de güncellenmiş blogum. Onu da Hande yazmış. Yani tembellikten daha sene başında sınıfta kaldım.

Biraz Ramazan’ın da payı var tabiki. Daha çabuk yorulup, daha çabuk uyku moduna geçiyorum, bir şeyler yazmak yerine okumayı daha çok tercih ediyorum. Ve bunlardan düşünmeye fırsatım da kalmadığı için yazacak bir şeyler de geçmiyor içimden.

Dışarıda güzel bir iftar hayali kuruyim hepimiz için. Gerçekleştirebilenler şanslı olsun.

Balat Ottoman’da iftar yemeği. Yemekleri zaten enfestir biliyorum, yaz olsaydı terasında iftar açmanın keyfine doyum olmazdı. Ama bu havada içerde olmak daha akıllıca.

Menüye gelince;

Önce nefis bir çorba ile başlıyoruz,antep peyniri,hurma,tahin pekmez, kaymak, reçel, pastırma, zeytin çeşitlerinden oluşan iftariyeliklerle birlikte çayınızı yudumlarken kaytaz böreği, kuru dolma, sini oruğu ve keşkeğimizin tadına bakıyorsunuz. Günün zeytinyağlısı ardından 4 çeşit kebaptan oluşan nefis bir kebap tabağını peynirli künefe ve güllaçtan oluşan final izliyor. Üstüne kallavi bir Türk kahvesi ,birkaç bardak çay... Afiyet olsun. Limonatamız, ayranımız,kolamız,sodamızla (Balat Ottoman’ın sitesinden kopyaladım)

Yemekten sonra atlayıp taksiye Vefa’ya çıkmak, Vefa Bozacısı’nın karşısındaki kuruyemişçiden leblebi alıp bol tarçınlı boza içmek lazım. Şanslıysanız oturarak yoksa ayakta ama keyifle.

Ertesi gün iş yoksa Direklerarası – Sultanahmet nerde eğlence varsa oraya. İş varsa rota eve doğru çevrilebilir.

Perşembe, Eylül 13, 2007

Ramazan Manisi

Ramazanın ilk gönderisi; yakaladığım komik bir şey. Milliyet Gazetesi'nin bugün Ramazan özel sayfası mani bölümü Ramazan'ın gelişini değil gidişini haber veriyor.