Cumartesi, Kasım 15, 2014

Gezi:Benelux - Hollanda- Vol.1

Selaaaammm :)

Blog sahibi uzun bir tatil ve çok gezmelerden döndü...

Size anlatacakları var ;)

Sonbaharın en güzel renklerinin, sarı, kırmızı ve yeşilin bin bir tonunun hayat verdiği Avrupa'nın güzel şehirlerinden bir sürü fotoğraf ve anıyı paylaşmak için can atıyor.

8 gün 5 ülke...

Yani malzeme çok...

Tur şirketimiz Pronto, rehberimiz sevgili Tolga Çetin'di...

Aylardan Kasım mevsimlerden sonbahar olsa da

Yağmursuz -iki kez otobüsle uzun yol aldığımız  zamanlar hariç- gökyüzünün açık, bulutların poz vermek için şekilden şekile girdiği, muhteşem bir havada geçti seyahatimiz.

Bir yazıda hepsini anlatmam hem okuyana hem de yazana zarar...

Fırsat buldukça yazmaya çalışıp tamamını yayınlamak istiyorum. Çünkü üzerinden yıllar geçip okuduğumda her şeyi bulmak çok güzel oluyor.

Eveeeeet....

İlk günümüzle başlayalım...

Amsterdam Schiphol havaalanına adım attığımızda başladı maceramız...

Uçak alçalırken görünen manzara yemyeşil düzlükler arasındaki onlarca kanaldı...

Tekerlekler yere değip de aprona yaklaşırken altından otomobillerin geçtiği bir köprü üzerinden yol almak, uçakla otoyolda gitme keyfini yaşattı diyebilirim.

Havaalanından ayrılıp şehre doğru araçla hareket ettiğimizde birbirinden farklı bisiklet türleri ve bisikletliler için ayrılmış yollar nereye geldiğimizi vurgular gibiydi.

Çocuk yerinin gidonun üstünde olduğu bir bisiklet ve yaşlı bir çiftin yan yana oturarak kullandığı bisikletler daha ilk dakikalarda hoşgeldin dedi bana.

Ve Amsterdam...

Şehrin göbeği, İstiklal caddesinden pek bir farkı yok...

Kalabalıktan yürünmüyor, tek fark sağınızdan solunuzdan geçen bisikletli insanlar, hatta ışıklarda bisiklet sürüleri...

Tolga'nın ilk uyarısı...

Burda geçiş üstünlüğü bisikletlilerin, kenara çekilmezseniz çarpabilirler :)

Günlerin kısa olması ve bizim şehre akşama doğru varmamız kanot gezimizi karanlık çökmeye başlarken yapmamıza neden oldu.

İyi ki de öyle olmuş :)


Gündüz farkına varamayacağım kanal boyundaki evlerin muhteşem güzelliği ışıklarla bir başkaydı...

Bu arada kanot nedir derseniz; kanallarda gezinti yapmanızı sağlayan küçük tekneler...

Yanları ve üstü camla kaplı bu araçların üstü tamamen açık olan akşamları yemekli tur yapanları da var.

Haaa bir de kanalların üzerinde mavnalarda evler vardı ki, onlar da ayrı bir dünya...


Kanallar, kanallar, köprüler, köprüler ve ışıklar...

Ama hepsi sarı ışık...

Evet bu şehirde evler yollar her yer sarı ışıklarla aydınlanıyor...


Ortalama 4 katlı, üçgen çatılı tuğla evler geniş ve yüksek pencereleri, yüksek tavanları ve dar kapılarıyla belki de gecenin ışıklarının da etkisiyle bir masalın içinde yaşıyormuşsunuz hissi veriyor.

Meydanları, heykelleri, müzeleri, sanatın ve tasarımın dokunuşlarını her yerde hissedebildiğiniz garip büyüsü olan bir şehir.


Tabi bazı otlar ve benzeri şeylerle Alice Harikalar diyarını yaşatan coffee shoplarıyla her türlü büyülü ortamın da yaratıldığı bir yer.

Yalnız o coffee shopların değil içine girmek önünden geçerken duyduğum koku bile mide bulantısıydı benim için.

Yani benim büyülü dünyam tamamen gözlerimin gördüğünün ruhumda yarattıklarındandır, yanlış anlaşılmıyim ;))

Rembrant'ın gece devriyelerini bir meydanda canlanmış ama sonra taşa dönmüş görmek ilginç bir sanat deyimiydi bana göre :)


Tabi ki Hollanda sadece Amsterdam'dan ibaret değil, Marken, Volendam, Roterdam, Delft, Lahey ve Scheveningen ziyaret ettiğimiz diğer yerler oldu.

Her yeri uzun uzun yazmak isterdim ama daha çok anlatacak şeyim var...

Hollanda sular ülkesi...

Başına ne geldiyse de bu sulardan gelmiş, sel felaketleri ve denizin yuttuğu toprakları...

Ama suyu yönetmeyi çok iyi başarmış ve yaşamak için harika bir coğrafya oluşturmuşlar. Deniz seviyesinin metrelerce altında olağanüstü bir şehir yaratmışlar. Denizle aralarına set çekip bu setleri de öyle bir hale getirmişler ki, insan yapımı olduğuna inanmak zor.

Marken ve Volendam iki şirin kasaba...

Alçak evleri, yemyeşil geniş bahçeleri, Kuzey denizinden gelen rüzgarın uğultusu, evleri önündeki minik köprülerle kanalları aşırtan bir dünya.

O köprüler üzerinden ne manzaralar çekilir bilemezsiniz.





Volendam, Marken'den biraz daha hareketli ve renkli,  Kuzey Denizi'nin mahsulü su ürünleriyle önemli bir lezzet durağı.



Bu iki kasaba arasında geçiş yolumuzdaki bir Hollanda klasiği değirmen, geniş çayırlar ve üzerinde otlayan mutlu hayvanlar.


Gülen inek diye bir peynir vardı ya hani...

Ben bu coğrafyada bunun anlamını çözdüm, göz alabildiğine yemyeşil düzlükler özgürce dolaşmak ve otlamak...

Bir inek başka ne ister ki???

Üstelik bu coğrafyada sadece inekler değil yapraklar da özgür...

Özgürce uçuyorlar, yerlere seriliyorlar, süpüren yok :))

 Ve özgür ineklerin peynirleri için Henry Willing'i ziyaretten bir kare...


Roterdam, Marken ve Volendam'ın aksine yaşayan hareketli bir şehir öğrenci ve ticaret şehri...

Dünyanın en pahalı köprüsü Erasmus Köprüsüyle tanıştık burda...


Benzerinin sadece Amerika'da olduğu kubik evler


Tüm griliğine rağmen tramvay yollarının bile yemyeşil olduğu sevimli bir şehir

Delft kobalt mavi camdan kocaman kalbiyle klasik Avrupa şehirlerindeki geniş meydan, kiliseler, şirin mağazalardan oluşan başka bir güzellik.




Lahey Adalet divanı önünde "barış" la görüşüp, ülkemizin ismini ve taşına da şöyle bir selam çakıp Kuzey'in deniziyle görüşmeye gittik.



Söylemesi zor ismiyle, zamanında gerçek Flamanlarla Fransızları ayırt etmek için söylettirilen yerin adı Scheveningen. Doğru telaffuzunu Flaman şoförümüz Hank'ten duyduğumuz için şanslıyız ;))


Hollanda ziyaretimiz Amsterdam Central Station'dan Schiphol'a yaptığımız tren yolculuğuyla, tren istasyonunda bilet kesen bir Afyon'luyla karşılaşmamızla -çok şaşırtıcı olmasa da- nihayete erdi.

Ama bu şehirde, bu ülkede yapamadığım aklımda kalan bir sürü şey olduğu için yine buluşmayı ümit ediyorum.

Ayrıca unutmadan Amsterdam'da çiçek pazarından aldığım dört yapraklı yonca soğanları ve rengarenk lale soğanları keyifli alışverişlikler oldu benim için....






Cumartesi, Ekim 18, 2014

Sabah Bulutlari

Bugun gunlerden cumartesi...

Is yok...

Ama ben her zamanki saatimde ayaktayim... 

Gunun en sevdigim zamaninin hakkini vermeye calisiyorum...

Bu guzeliklere sirtini donup yatmak olmazdi...

Yavas yavas aydinlanan gokyuzunde obek obek gri bulutlar, hafiften atistiran yagmur, beton bloklara ragmen etraftaki agaclardaki kuslarin civiltisi bu ani daha da keyifli kiliyor...

Ben bulutlardan guzel bir fotograf yakalamaya calisirken 3 dakkada bir onumden gecen ucaklar da cabasi...






Pazar, Ağustos 31, 2014

Cheesecake Sevdam

bi kac sene oncesine kadar cheesecake agzina surmeyen biri olarak, ne ara nasil oldu da bi cheesecake kasifi olup ciktim :-)))

her ne kadar simdiye kadar yaptigim tum cc (cheesecake) ler begenilse de ben hep daha farkli daha iyi nasil olur pesinde yap bozlar pesindeyim...

son maceram son denemem de dun gerceklesti...

cikolata

ve ona eslik eden gizli ozne portakal kabugu rendesi :-))

ikisi bi arada benim muhtesem ciftim ;-))

kistan rendelenip buzlukta bekleyen portakal kabugu rendeleri, kasik kasik futursuzca kullanabilecegim kadar coktu...

kakaolu tabanina, cheese karisimina ve en son krema icinde erimis bitter cikolatayla kapladigim ustune...

klasik bir kakaolu biskuvi tabana 

1,5 paket eti kakaolu
80 gr tereyagi
1 yemek kasigi portakal kabugu rendesi

kelepceli tabana iyice sikistirarak doseyin.

ic malzemesi

500 gr labne (icim labne kullandim 500'luk paketi var, yalniz cafe fernando'dan ogrendigimle fazla suyunu atmak icin kagit havluyla suzgecte biraz bekletip karisim kabina aldim)

250 gr pinar krema 

karistirip 1 bardak toz seker

tek tek kirarak ekledigim 3 yumurta

ve en son 1 yemek kasigi un ve 1 paket vanilyayi eleyerek ekledigim karisima 3 yemek kasigi portakal kabugu rendesi ve askimi ;-) da katip

150 derece firinda 50-55 dakka su icerisindeki baska bir tepsi icinde pisirdim.

yarim saat dinlendikten sonra 100 gr krema icine kirarak ekledigim 100 gr nestle bitter cikolatayi eritip kivamli bir hale gelince uzerini kapladim.

ve yine bir yemek kasigi kadar ask yani portakal kabugu rendesini uzerine serpistirerek finali yaptim...

bir gece dolapta bekledikten sonra ideal lezzetine kavusan cheesecake'im bana gore simdiye kadar yaptiklarimin icinde en  guzeli :-)))

resimlerde uzerine konmus kirik biskuviler gorebilirsiniz ama onlarin butune bi etkisi yok, olmasa da olur...

varliklari yokluklari bir yani...

yeni bir portakal cikolata askinda gorusene kadar simdilik hoscakalin ;-))

tarifin genis ozeti icin flipgram videosunu izleyebilirsiniz 

Pazartesi, Ağustos 11, 2014

Perşembe, Ağustos 07, 2014

Monica Molina'yla Uçmak

Hayatta aklımızdan bi an geçen şeyler saati zamanı uygunsa, hiç beklenmedik bir şekilde gerçek olabiliyorlar

Onun için isterken, içimizden geçirirken dikkatli olmak lazım...

Bir örnekle açıklamak gerekirse, bir akşam evden çıkıp arabayla giderken sokağımızdaki billboardda Turkcell Yıldızlı Gecelerde Monica Molina konseri afişini gördüm.

"Aaa gitsem" dedim ama üzerine de düşmedim

Ve sonra Turkcell Profesyoneller Kulübünden Monica Molina konserine davetiyemle, konserdeyim...

Monica Molina'yı pek çokları gibi Vuela albümüyle tanıdım, sevdim, vazgeçemedim...

Dün gece ilk kez sahnede izledim.

Fado, giden de dönmeyen yada döneceği belli olmayan denizcilerin geride kalan sevgililerinin söylediği ağıtlardan türemiş portekize özgü şarkılar aslında...

Hüzünlerin, özlemin, aşkın tutkuyla ifade ediliş şekli, tek kelimesini anlamadığın şarkılar içinde fırtınalar kopartabiliyor, uçurup götürebiliyor seni...

İşte böylesi duyguları hissettiren şarkıları her anını hissederek ve uçuşarak söyleyen bir kadın Monica Molina...

Dün gece giydiği uzun şifon tunikle sahnede esen rüzgarla, sanki bir kayanın üzerinde denize doğru,  rüzgara aşkını anlatıp sevdiğine gönderen bir kadın vardı...



Rüzgarda o uçuştukça, benim de ruhumda şarkılarını dinlerken hissettiklerim saklandıkları yerden çıkıp uçuşmaya başladı...

Hem de ne uçuşmak...

4 kişilik mütevazi orkestrası, az ingilizce bildiği için kurduğu mahçup cümleler içten ve samimiydi.

(böyle organizasyonlarda simültane tercümeyle ekrana alt yazı vermek bence sanatçıyı da seyirciyi de daha mutlu edecektir. organizatörlere duyurulur ;-)

Monica beni etkiledi...

Düz günlük saçı, hafif bir makyaj, kısa ve ojesiz tırnaklarla son derece sıradan; zarif uçuşan tuniği altına giydiği taşlı parlak dore ayakkabılarla göz alıcı...

Sahneye çıktığı andan itibaren kulaklığıyla ilgili bir problem yaşadığı belli olmasına rağmen idare etmeye çalışan bu zarif kadının yerinde bizden birileri olsaydı, ya sahneyi terk ederdi ya da sahneyi onun başına geçirirdi :))

Hissettirdikleri bende saklı, çok özel ve güzel bir konserdi, kaçıranlar için küçük bir video yayınlayabilirim ama :)




Salı, Ağustos 05, 2014

Tel Heykeller

Güzel sanatlara kabiliyetim olmasa da güzele bakmayya doyamam herkes gibi...

Herkesin güzeli kendine güzeldir o da ayrı

Ama gördüğümde beni heyecanlandıran daha fazlasını detaylarını öğrenmek hatta sahip olmak istediğim şeyler de bloguma, hayatıma not düşmeye değer şeylerdir benim için...

İşte bunlardan en yenisi

Robin Wight'ın paslanmaz çelik telden heykelleri...


Mermerle yapılması güç belki de imkansız uçuşan incecik hatlar tellerle hayat bulmuş...

Hayatta bi an dalgalanıp gözümüzün önünden uçup giden anları dondurması belki de beni bu kadar etkileyen...

Meraklı kişiliğimle detaylarına ulaşmak istediğimde sanatının inceliklerini büyük bir özgüvenle paylaşan, hatta bu işe merak saracak yetenekliler için DIY setini bile satışa sunan bu adama biraz daha hayran oldum.

Heykellerini İstanbul'da görebilmeyi çok isterim.

Bahçeli büyük bir evim olduğunda uçuşan hindibalarını görmeye bana da gelebilirsiniz tabi ;)

Robin Wight'ı, eserlerini, perilerini, DIY setini görmek veya satın almak isterseniz.



Web sitesinden aldığım bir heykelin yaratım süreci fotoğrafları ...









Bu arada Alaçatı Marina'da gördüğüm unicorn heykeli de telden olsa gerek, kimin yaptığını çok merak ettim bilen varsa söyler mi?


Cumartesi, Ağustos 02, 2014

Beklenen Gelince

gunlerdir suren nefes aldirmayan, gece uyutmayan bogucu sicak bugun oglen saatlerinde sagnaga ragmen, daha da dayanilmaz bir hal aldi...

artik balkon bile esmiyor,

esmiyordu...

gece balkonda yatmak icin kafamda duzenekler kuruyordum...

ama bir kac dakika once baslayan siddetli ruzgar herkesi kacirsa da balkondan, evin camlarini kapattirsa da...

ben bu kadar bekledigimi koymam disarlarda bi basina...

balkonda uzandigim yerde hic istifimi bozmadan arada bir ususem de, ozledigimin tadini cikariyorum...

arada bir tek tuk damlalar dusuyor uzerime, onlar da buyursun gelsin ben burdayim...

ta ki hortum cikina sagnak yagmur basliyana dek...

oyle iste...

gelsin diye bekledigini, gelince arkani donup gitmek, kapini kapatip disarda birakmak olmaz...

Perşembe, Temmuz 31, 2014

Takipteki Bloglar

Nasıl ettim becerdim bilmiyorum ama, diğer blogları takip ettiğim paneldeki bütün listemi silmişim :((

Evet aslında bi elden geçirip kapanan blogları listeden çıkarmayı, kim var kim yoku gözden geçirmeyi istiyordum ama silmeyi değil...

Listemi yeniden oluşturmak için oturdum ekranın karşısına ama eskisi kadar aktif olmadığım için blog aleminde kimleri eklemeli, yeni neler var diye düşünmeye başladım.

Sonunda şimdiye kadar bloguma yorum bırakmış dostlarla başlamaya karar verdim.

Benim için tavan arasındaki tozlu kutuları karıştırmak gibi oldu,

Eski yazılarım, severek takip ettiğim ama kayıplara karışan, blogunu kapatıp giden dostlara hüzünlendim

İlk blog yazmaya başladığımda Limoni vardı mesela,

Sonralarda Cihannüma Sofi, Moonish, Arseli-ce, Beyaz Sayfa, Sessiz Prenses, Sanem ilk hatırladıklarım...

Sevdiğim blog yazarlarını kaybedince biraz terkedilmiş hissediyorum,

Bir varmış bir yokmuş olmuyor işte...

Yeni listemi takip etmeye başladım artık, sizin de önerileriniz olursa zevkle takip listeme eklerim, yeter ki söyleyin..

Çarşamba, Temmuz 23, 2014

Bil Bakalım Nasıl?

Eskiden olsa bulduğum öğrendiğim keşfettiğim şeyi hemen bloguma yazardım...

Şimdiyse önce instagram, otomatik beslemeyle twitter ve facebook...

Çağımızın sorunu hızlı üretim, hızlı tüketim

Akıp giden şansa yakalanan içerikler...

Asıl konumuz eğlenceli bir çocuk kitabı...

Çocukların sorularına onların anlayabileceği şekilde verilen kısa yanıtlardan oluşuyor.

Bebeğin anne karnında nasıl çiş yaptığından, oraya nasıl girdiğine, nasıl şövalye olunduğuna dair pek çok soru ve cevabı var.

Bakmayın çocuklar dediğime biz büyükler bile keyifle okuduk

Mesela aslanlar ve erkeklere dair şu cevabı görmenizi istedim.

Yapı Kredi Yayınları'ndan çıkan eğlenceli bir kitap

Bil Bakalım Nasıl?



Pazartesi, Temmuz 21, 2014

9. Yıl Dilekleri

8 yıldır diye başlayan profil yazımı 9 yıldır...

diye düzeltme zamanı geldi bir kez daha...

Yaş aldı, yıl aldı zamandan

O da benim gibi büyüdükçe daha az konuşur oldu...

Çocukluğundaki coşkusu, heyecanı zamana yenik düştü

Ama vazgeçmedi var olmaktan

Küsüp oynamıyorum demedi

Beni sevenler az konuşur halimle sevsinler o da yeter bana dedi

Daha çok konuşur, daha çok yazan bir yaş diliyorum bloguma

Nice uzun yıllar yazabilmeyi okunmayı diliyorum bir de...


Ramazan nedeniyle pastam yenilesi değil bakılası ;)

Unipro'nun katkılarıyla hazırlanan bir pastacılık kitabından beğendiğim bir fotoğraf

Cuma, Temmuz 11, 2014

Muğla Akyaka'ya Gidelim...

Günlerden  cuma...

An itibariyle kafayı yemiş durumdayım...

Rüyamda kendimi tatilde denizde kumda görünce bittim...

Star'da başlayan Güzel Köylü dizisine takıldım, Gizem Karaca'dan hazzetmiyo olmama rağmen dizide beni çeken birşey var...

Ama dün çözdüm sırrını,

Azmak çayının içine kurulan rakı masası, Azmak çayı, Akyaka, Ege'nin güzel insanları...

Diziyi seyrederken kendimi orda hissediyorum

Aslında daha önce Azmak Çayı'nda bir tekne turu yapmış olmak dizide görmenin ötesinde oraların gerçeğini kısa süreli de olsa yaşamış olmak, aklımın bi köşesinde oraya gidip daha uzun kalma arzusunu depreştirdi...

ve bu sabah ilk işim Azmak kıyısındaki otelleri araştırmak oldu

Gidebilir miyim bilmiyorum ama feci Akyaka'm geldi onu biliyorum

Şimdilik ben gidip yazana kadar, Akyaka hakkında bulduğum bi kaç yazıyla bağlıyalım konuyu

http://atesnaar.blogspot.com.tr/2013_09_01_archive.html 

http://www.offnegiysem.com/happy-end/

http://akyaka-gokova.neredekal.com/

http://nadirusta.com/

http://erdemkasikci.blogspot.com.tr/2011/10/yeryuzu-cenneti-akyaka.html

http://afilperisi.blogspot.com.tr/2012/08/tatilden-bildiriyorum.html




Pazartesi, Temmuz 07, 2014

Faydalı Bilgi Sivrisinek Isırıkları İçin

Bu sefer de önemli bi bilgi ama bu dertten muzdarip olanlar için...

Bir ordu insanın içinde gelip de sadece sizin tadınıza bakıyorsa bu sivri iğneliler...

O tatlı kaşınmanın, bazen de zonklamanın acısını bilenlere...

Burda yazmayan ama benim tecrübelerimden dilimlenmiş soğan çözümünü de yazın aklınızın bir yerine

Sivrisineksiz geceler dileğiyle...



Cumartesi, Temmuz 05, 2014

Onemli Bi Konu

Bahsetmistim pinterest merakimdan...

Boyle ilginc ve faydali bilgiler bulabiliyorsunuz iste...

Tuvalet kagidinin ne yonde takildigi onemli bi konu bence...

israrla taktigim, bana gore yanlis buldugumda usenmeden degistirdigim...

dogru olana davet ediyorum herkesi...



Perşembe, Temmuz 03, 2014

Hep Aynı Yerde Aklımı Çelen

Bazen unuttuklarım ansızın bi yerde çıkınca karşıma mutlu ediyor beni...

Unutmak güzel hatırlatmalara vesile oluyorsa her zaman da o kadar da kötü değilmiş

Bugün buna karar verdim ;)

Bir kaç ay önce çektiğim fotoğrafın aslında tıpkısının aynısını aynı yerde tam 2 sene önce çekmişim...

Hatırlasam belki de çekmezdim...

İyi ki unutmuşum J



2012 Mayıs Gazelle Resort Korusu

2014 Mayıs Gazelle Resort Korusu

İçim Dışım

Büyüdükçe daha az yüzleşir oluyoruz kendimizle

En kolay kendimizi kandırmayı başarıyoruz

Belki hayatın koşturmacasının büyüdükçe artmasından, belki unutmanın yok saymanın düşünmemenin daha çok işimize gelmesinden...

Yazmak...

Kendi kendine düşünmek aslında

Artık daha az konuşur oldum kendimle

Herkes kendi hayatını yaşıyor, ilgilenmiyor birbiriyle

40 yıllık evli çiftler gibi aynı evde yaşayıp yokmuş sayan

Neyse ki henüz o kadar vahim değil bizim durumumuz

Farkına vardığımızda yanaşıyoruz birbirimize yeniden

Tıpkı bu sabah olduğu gibi...


Unutkan

Kesinlikle düşündüklerini yazıya geçirebilecek bir yazılım geliştirilmeli...

En yazamayacağım zamanda aklımdan geçen, bilgisayar başına geçince yazarım dediğim onlarca düşünce orda kalıveriyor.

Şu anda da yarım saat önce serviste gelirken aklımdan yazmalıyım diye geçirdiğim konunun ne olduğunu hatırlamaya çalışıyorum :((

Pazartesi, Haziran 16, 2014

NEFES

Bu aralar NEFES'e takığım...

Nevşah Fidan'la başladı, Cem Şen'le devam etti...

Belki de aslında pilatesle başlamıştı

Cem Şen'in kitabında karşıma çıkan kaplımbağa ve balina örneği, bugün Metin Hara'nın Yol kitabında...

"Kalbi hızlı atan her memeli az yaşar,
Kalbi yavaş atan her memeli uzun yaşar"

Doğru nefesi bulmaya çalışıyorum,
Ama kendi doğru mu...

Bazı kitapların onları satın almam için beni çektiklerini hissediyorum...

Bazen hiç neden yokken içimdeki o ses beni D&R'a götürüyor, amaçsızca rafların arasında dolaştırıyor işte o sırada "burdayım ben" diyor biri...

Erhan Öz'ün kitabı
Cem Şen'in kitabı
ve en son Metin Hara'nın kitabı...

Daha hakkında tek bir kelime okumadan varlığından bile haberdar di'ilken seslendi bana...

Beyin dalgalarından bahsediyor...

Beta'da her şeyin bir savaş gibi algılandığını

Alfa'da huzur ve güven ortamı...

Kendimle ilgili çözümlemeler yapıyorum, farkındalıklarımı yazıyorum; ilk defa bir kitabı okurken...

Aslında pek çok kitapta yapmak istediğim ama kitabı elimden bıraktıktan sonra bir daha aynı frekansı yakalayamadığım ve hiç yazamadığım...

Sol elimle dizimdeki kitabın sayfasını tutarken, sağ elimde dolma kalemimle yazıyorum.


Ve anlıyorum ki ben yazarken ALFA'dayım.

Huzurluyum, güvendeyim, dökülüyorum...

Kendi kendime ilaç oluyorum ruhuma...

Evet bu kitabın neden beni çağırdığını anladım...

NEFES...

77. sayfada bu gecelik okuma biter

Cuma, Mayıs 16, 2014

Allah Unutturmasin

neler oluyor boyle???

bir seyleri hazmedememisken daha baska bir sey oluyor ve bir oncekinden daha cok yakiyor insanin icini...

cenazenin ardindan allah bu acinizi unutturmasin diyenin aslinda ne kadar guzel bir dua ettigini, bir kac ay sonra ani ve cok daha genc bir cenazede bir araya gelince anlamisti herkes...

yasadigimiz aynen bu 

allah bu aciyi unutturmasin...

unutturmasin ki ayni ihmalleri, vurdumduymazliklari, bi'si olmazlari normal saymayalim...

herkes artik daha sesli, ne olup bittigini tek bir kaynaktan degil onlarca sesten duyup ogrenebiliyoruz, hic bir sey saklanmiyor saklanamiyor...

ama diger yandan da sirf birilerine saldirmak icin cirkin hakaretler ve beddualar insanliktan ciktigimizi da gosteriyor ne yazik ki...

binlerce takipcisi olan unlu biri olsaydim simdi bu yazdiklarim ayni muameleye maruz kalacakti...

niye mi???

ne iktidar yanlisi oldugum kalacakti ne sov yapmam...

halbuki ben bunu, ordaki acilari samimiyetiyle paylastigini dusundugum bir insanin paylastigi resmin altina cocuklarinin olusunu gor de empati kur gibi insanliktan uzak yapilan yorumlardan yola cikarak yazmistim

yani sonuc...

biz birbirimizi birak anlamayi konusmayi sevmeyi...

Perşembe, Mayıs 08, 2014

Hıdrellez 2014

bi hidrellezi daha eda ettik :-))

denizin yakinindaki evin bahcesindeki kirmizi gulun dalinda bekledi dileklerimiz Hizir'in ordan gecmesini...

ustelik yagmur da vardi bu sene, gokten rahmet inerken dua etmenin makbul oldugunu okumustum bi yerlerde...

sabah ezanindan bi saat sonra yakindaki denizle bulusarak tamamladi rituelini dileklerimiz...

Allah kabul etsin...

icime oyle sindi ki bu seneki hidrellez, verdigi huzur, mutluluk yeter...

zaten dileklerimizin nihai amaci bu degil mi???


gerceklesti benim dileklerim ;-))


Çarşamba, Nisan 30, 2014

Sihirli Çanta

Strong like a man, loyal like a dog, eco-friendly, reusable, chemical-free,
long-lasting, water-resistant, washable. And extremely good looking.

Güçlü bir adam gibi, sadık bir köpek gibi, çevre dostu, yeniden kullanılabilir, kimyasal madde içermeyen,
uzun süre kalıcı, suya dayanıklı, yıkanabilir. Ve son derece iyi görünüyor.

Şimdi kimin neyin tarifi bu???


Aslında basit, minik bir çanta..
.


El çantanızda cebinizde fazlalık etmeden her an yanınızda taşıyabileceğiniz, bi torbaya ihtiyaç duyduğunuzda kurtarıcınız olan üstelik de son derece güzel desenlere sahip çevre dostu bi minik kendisi...

http://www.loqistore.com/ orjinal kaynağı burası


ama ben Türkiye'de www.bonvagon.com'dan alıyorum.


Plastik poşet kullanımının azaltılması için başlatılan kampanyalar ve yasaklara destek vermek için bence herkesin çantasında bi tane olmalı.


Bizim evin tüm kadınlarının çantasında olduğu gibi ;)

Pazartesi, Nisan 28, 2014

Halı Çimler Sarı Çiçekler

yağmuru kim döküyor
ünzile kac koyun ediyor?

diyen Aysel Gurel'in sozleri Askin Nur Yengi sesiyle kulagimda

tem'de deli gibi yagmur yagiyor...

yol kenarlarindaki duzgun cimenler ve uzerine ciceklerden yapilan tablolar geliyor gozume...

goz oksuyor bir an...

sonra bakimsiz diz boyu otlarin oldugu yerlerde kendi halinde buyuyen sari cicekler degiyor gozume...

onlar gercek, sahici...

baharin geldigini, yagmurun yagdigini, gunesin actigini onlarla anliyorum...

artik o kadar az kaldilar ki bu sehirde...

yesili, ucsuz bucaksiz tarlalari seyretmek icin her haftasonu avrupa'da yapilan bisiklet yarislarini seyrediyorum...

duzgun koy yollari, planli yapilmis koy evleri sari cicekler acmis yemyesil tarlalari...

yok mu turkiye'de???

rize'de yesil var ama duzluk degil...

elbette vardir bir yerler ama nerde ve nasil???


Perşembe, Nisan 24, 2014

Minik Kedi Yuva Arıyor...


Ce eeeeee

İki gün önce akşam üzeri...

Minik bedeninin aksine 5. katın penceresine sesini duyurarak hayata tutunan bi yavru o

Bir saksıda tek başına,

Muhtemelen içsin diye yanına bırakılan süt tabağının içine düşerek kirlenmiş, ıslanmış, korkmuş ve annesiz

Bi çare...

Titrek ayakları üzerinde zar zor yürüyen bu miniği ancak bebek mamasıyla besleyebileceğimizi, çişini yapabilmesi için ıslak pamuklu poposunun silinmesi gerektiğini -annesi onu yalıyormuş hissi yaratmak için- yoksa kendi başlarına yapamayacaklarını bi çırpıda öğreniverdik.

Süt anne bulma çabalarımız, ilgisiz süt anne ve süt annenin çocuklarının miniği patileriyle saf dışı etme çabaları sonrasında sonuçsuz kaldı :((

Kendisini toparlayana biraz daha güçlenene kadar elimizden geldiğince bakmaya çalışacağız ama uzun vadede bizimle yaşaması mümkün olmayan bu miniğe sevgi verecek bir yuva arıyoruz.

Yattığı kutuya üşümesin diye koyduğumuz beze sarılmış sıcak su şişesine anne diye sarılarak emecek bir meme bulmaya çalışması yürek parçalıyor :((

Götürdüğümüz veteriner 1 aylıkdan biraz daha büyük olduğunu ve süt dışında püre tarzı mamalarla da beslenebileceğini söyledi. Sağlığı yerinde olan, iki günlük bakımla biraz daha toparlayan miniğe yuva olmak isterseniz instagram, twitter ve blog üzerinden benimle irtibata geçebilirsiniz.

Salı, Nisan 22, 2014

Kelimelerim, Cumlelerim

yazmak aslinda dunyadaki en guzel sey...

o bilinmeyen gizemli beynin, ruhun bir olup; bi el vasitasiyla fiziksel dunyaya akabildigi bi sey...

tabi ozgurse, kisitlari yasaklari yoksa...

gerci olsa bile ne farkeder ki, bi sure sonra durup dusunup kurdugun cumleler ozgurlugunu ilan edip yazana sormadan dusuyor kagida -artik cogu zaman ekrana-

ruh sagligi uzmanlari, parapiskolojik uzmanlar, melek terapistleri, kuantum uzmanlari hepsi ama hepsi yazmalarini istiyor peslerine takilanlardan...

istediginizi yazin, gordugunuz ruyayi yazin, ofkenizi yazin, hayalinizi yazin....

yazinda neyi yazarsaniz yazin...

ben simdi neden yaziyorum bunu???

cunku yazmayi ne kadar ozledigimi, eski blog yazilarimin arasinda bi seyler ararken gelisi guzel bi kac yaziyi okuyunca anladim...

sevgiliyi ozler gibi, kaleme sarilip kagida dokulmeyi; gozlerim dolarak ozledigimi anladim...

Asikmisim aslinda ben yazmaya...

Ama o da pesime dusmek yerine, sessizce yoklugunun farkedilmesini bekleyen alingan bi sevgiliymis...

anladim...

Sevgiliye aglamisligim vardir da bi gun icimde yazilmayi bekleyen kelimelere aglayacagim gelmezdi aklima...

Salı, Nisan 08, 2014

P Harfi

Bugünlerde hayatımda P'lerin yeri bir ayrı...

İlk P- Pilates

İkinci P- Pinterest

Pinterest, yıllarca instagram tarzı bir şey olduğunu düşündüğüm, tanıyınca yıllardır aradığım şey olduğunu anladığım harika bir uygulama.

Henüz internet hayatımıza girmemişken; yemek tarifleri, faydalı bilgiler, beğendiğimiz bi elbise yada saç modeli, evde yapılacak pratik egzersizler, ilginç şeyler, bigün işime yarar diyerekten dergi ve gazetelerden kestiğimiz küpürler, koparttığımız sayfaları saklardık.

İşte pinterest tam da bu ;))

Beğendiğiniz resim ve videoları pinleyip kendi oluşturduğunuz panoya kaydediyorsunuz. Lazım oldukça da açıp bakıyorsunuz. Yani gazeteden kestiğiniz küpürleri mantar panoya asıyorsunuz.

Pinterest hakkında biraz daha detay isterseniz >>buraya>>

Gelelim ikinci P'mize

Pilates...

Ama reformer aletli pilates...

Pilatese başlamak için doğru adım doğru teknik bence...

Daha önce gittiğim spor salonunda da pilates derslerine katılmıştım ama çok tatmin edici gelmediği gibi egzersiz sonrası ağrılar fenaydı.

Anladım ki ben bir şeyleri yanlış yapıyorum. Son zamanlarda artan sırt ve boyun ağrılarım, daha önce yapabildiğim hareketleri artık daha kısıtlı olarak yapabildiğimi farketmek benim için bir uyanış oldu. Amacım incelmek değil esneklik kazanmaktı. Hatta abartıp bacaklarını ortadan ikiye ayırarak oturabilmek ;)) -tamam bu biraz abartı gelebilir ama 1-2 yıl sonunda bence mümkün-

Aletli pilates olduğu için mutlaka hoca eşliğinde yapılması gerekiyor, hem makinelerin doğru kullanımı hem de vücudunuzu hareket sırasında doğru şekilde tutmanız yönünde sürekli müdahale ediyorlar.

Karnı sık, omuzları serbest bırak, bilekleri bükme, nefes ver, nefes al, kalçayı düşürme...

Bunları yapmaya çalışırken hareketi  kaçıncıya yaptığını da saymak gerekiyor...

Bi de hareketi yaparken böyle çalışmaya alışkın olmayan vücudunun beynine yolladığı sinyaller, kesinlikle bu iş hocasız olmaz dedirtiyor.

Hayatımda ilk kez yaptığım bir spora konsantre olup dünyayı unuttum, spor sonrasıysa inanılmaz keyifli ve enerjik olmak hiç beklediğim bir sonuç değildi. Üstelik yeme alışkanlıklarımda hiç  bir değişiklik yapmadan herkesin beni daha zayıf ve fit bulması, olsa olsa daha sıkı kasların sonucu olabilirdi.

Evet aletli pilates bire bir ders şeklinde olduğu için maliyet konusu en büyük handikapı ama tüm hareketleri aletlerde yapmadığınız, mat de olduğu için; 20-30 ders sonra bi kaç küçük aletle evde kendi egzersiz rutininizi oluşturabilirsiniz. Çünkü nefesinizi, vücudunuzu nasıl kullanmanız gerektiğini artık öğrenmiş ve hareketleri mükemmele yakın yapıyor duruma gelmiş oluyorsunuz.

İş çıkışı günün stresi ve yorgunluğunu bırakmak için tercih ettiğim stüdyo Akın Saatçi'nin - namı diğer Survivor Akın ;)- Levent'teki Masc Pilates oldu.




Özür

Evet hayatımın en sallama yazısını yazdım :(((

bana yakışmıyor biliyorum...

Ama onu mükemmel hale getirmek güzel notlarla birleştirip yayınlamak, Kasım'dan bugüne tam 5 aydır taslaklarda beklemesine neden oldu.

Hayalimdeki hale getirmeyi beklesem belki bir 5 ay daha belki de bir ömür taslaklarda kalmasına neden olabilecekti...

O yüzden bu sefer mükemmeli zorlamak yerine olduğu gibi bıraktım...

Bazen mükemmeli kovalarken hayatı kaçırıyoruz,

Halbuki her şey dakikalar içinde tüketilip atılıyor hayatımızdan...

Her ne kadar yazı kalıcı da olsa; kelimelerin havada uçuştuğu mesajların, tweetlerin, haberlerin bazen havada çarpışıp hedefine ulaşamadan yok olup gittiği bir dönemde yaşıyoruz...

Şartları zorlamak yerine biraz daha serbest bırakmalıyım kendimi diyerekten affınıza sığınıyorum Fener-Balat Sokaklarında...