Yaz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yaz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazartesi, Temmuz 07, 2014

Faydalı Bilgi Sivrisinek Isırıkları İçin

Bu sefer de önemli bi bilgi ama bu dertten muzdarip olanlar için...

Bir ordu insanın içinde gelip de sadece sizin tadınıza bakıyorsa bu sivri iğneliler...

O tatlı kaşınmanın, bazen de zonklamanın acısını bilenlere...

Burda yazmayan ama benim tecrübelerimden dilimlenmiş soğan çözümünü de yazın aklınızın bir yerine

Sivrisineksiz geceler dileğiyle...



Çarşamba, Haziran 13, 2012

Zamanı

Herkesin herşeyin bir zamanı var...

Geçenlerde kirazın mevsimi uzun mudur, kısa mıdır tartışmasına girdik arkadaşlarla...

Google'a sorarsanız kısa...

Ama bütün yaz yiyoruz kiraz -ona bakarsan kışında çilek yiyosundaki gibi di'il-

Sonunda bir bilene soralim dedim www.kendibahcemden.com'a yazdim -daha önce hicaz narlarını yemiştik-

Gecikmeden geldi cevap...

Evet kirazın ömrü kısa... baharda ne kadar çiçek açmışsa, bi seferde onları verir, bitince biter...

Ama öyle bi coğrafyada yaşıyoruz ki, bi yer bitince öteki başlıyor güneyde şakrikaraağaç'ta temmuzda veriyor meyvelerini...

Ondandır ki ömrü kısa ama ailesi geniş bu meyva yazın bırakmaz bizi...

Pazartesi, Haziran 20, 2011

Bir Lezzet Keşfi

Ezel başladı, bitiyor ama ben daha bir kez oturup da bir bölümünü izlemiş insan değilim. Ama izlemesem de sor hikayenin ne olduğunu söylerim, fragmanlar saolsun ;)

Bu akşam Ezel yerine daha lezzetli bir  uğraşım var :)))))


Sıkışık köprü trafiğinde kimin canının çekip aldığını bilmediğim, frizbi misali yuvarlak kağıt helvanın evrim geçirerek insanlığa daha faydalı bir şekle dönüşmüşünün arasında dondurma topları...

Şiddetle tavsiye ederim...

Pazar, Haziran 12, 2011

Bir Yaz Akşamı Hatırası

Güneş ufukta kaybolmaya başladığında mı insan artık elinde olmayanları hatırlayıp içlenir???

Bugünü hatıralar sandığına kaldırırken, bir daha yaşanmayacağı gerçeğiyle diğerleri açılan kapaktan başını uzatırken...

Kırmızı Kilise'nin arkasından batan güneşin kızıllığında, yarasa mı yoksa gece kuşu mu olduklarını bir türlü bilemediğim çok hızlı ama ciyak ciyak diye bağırarak topluca uçan kuşlar

Sultan Selim Camisinin de olduğu tepelerdeki evlerin camlarını altına dönüşmesini

Açık mutfak pencereleri, balon kapılarından taşan kızartma ve karpuz kokusu

Akşam ezanı  okununca evin yolunu tutacağından oyunun son dakikalarında coşkunun zirve yapmasıyl kendinden geçmiş çocuk çığlıkları

Hasköy sırtlarından Kasımpaşa'ya kadar göz alabildiğinekçük boğaz seyrettiğimiz balkonda kurulan akşam sofraları, yemek sonrası kuzenler, arkadaşlar, teyzelerle çekirdek ve çay faslı

Balkonun yerine serilmiş kilimin üzerindeki minderlerde küçük şekerlemeler yapmak...

Sabahın ilk ışıklarında, güneş daha Tepebaşı'nın sırtlarında yükselmeye başlamadan kendini gösteren kızıllık sırasında; sabah serinliğinden korunmak için sarıldığım örtüyle Haliç tersanelerindeki gemilerin uzun saatlerdir kıpırtsız suyun yüzeyindeki aksini seyretmek...

Ne güzeldi ...

Bugüne döndüğümde sadece çocukuğumda yaşadıklarımı mı özleyeceğim, bugünden bir şeyleri ilerde özlemeyecek miyim diye sordum kendime.

Neyi özleyebilirim, ilerde hatırlamak için şimdiden daha bi sarılıyim ona diye aramaya başladım hatıralarımı...

Bugün yaparken, yaşarken keyif aldığım ne varsa o dur yarın da hatırlayıp özleyeceğim...

Pazar, Temmuz 25, 2010

Sıcaaaak

İstanbul'un sıcağı, boğucu nemi bu şehirde yaşayan herkesin malumu...

Haftasonu yakın İstanbul'a, denize ormana bi yerlere kaçmak istiyo insan. Sadece düşüncede kalıyor isteklerim.

Kim ne bağlıyor beni eve?

Biraz iş yoğunluğumun eve sarkan parçası, biraz evimin sakinliğinde kafa dinleme isteği, gidişin dönüşü...

Geçen hafta gidenlerin dönüş, daha doğrusu dönemeyiş çilesini duydukça ohh iyi ki gitmemiş bi yerlere dedim.

Bu hafta da aynı düşüncelerle evden dışarı adımımı atmak gelmedi içimden, evim serin, sakin, huzurlu

Çarşamba, Ağustos 27, 2008

Bir An

Tatil resimlerini böyle ara ara yayınlarım artık. Bizim ufaklık ve abisi. Atlamaktan havuzda su bırakmadılar, ben de onların havada pozlarını yakalamak için az uğraşmadım.




Pazar, Ağustos 17, 2008


Pek çok belirsizlikle gittiğim tatilden döndüm. Keşke tüm belirsizlikler böyle güzelliklerle dolu olsa.

Şimdilik kısa özetle sizi habersiz bırakmıyim dedim, çünkü tatilim başka bir yerde devam edecek. Ve tatilde internette online olmak benim en çok sinirime dokunan durum olduğu için ekran karşısında olabildiğince az durmak istiyorum. Kusura bakmayın.

Cuma akşamı Gelibolu'ya gidip iki gün orada tatil yaptıktan sonra pazartesi sabahı Assos'a hareket ettik. Ama ne tereddütlerle ne endişelerle. Çünkü pazar öğleden sonra Gelibolu'da inanılmaz bir sağanak başladı. Durmadan çakan şimşekler gökgürültüsü yağmur ertesi sabah 11'e kadar hiç durmadı. Bir ara elektrikler bile kesti fırtınanın şiddetinden.

Neyse ki kaderin karşıma çıkardığı Assos Kadırga Otel, sahibi Bayram bey ve personeli, deniz her şey o kadar güzeldi ki. Bundan sonra başka tatil mekanı arayacağımı sanmıyorum.

Tesadüf eseri çok görmek istediğim Assos Harabeleri Athena Tapınağı'nı gezdim. Ve müze kartım milli oldu :) Evinden uzaklarda kartının sana kapıları açması çok hoş.

Annemle bol bol yüzdük, insanın o denizden çıkası gelmiyor. Bi de yemekler o kadar güzel di ki, dönmek hiç hoşuma gitmedi.

Şimdi bir kaç resim detaylar ilk fırsatta. Çünkü size bir Assos rotası önermezsem olmaz :)

Athena Tapınağ'ndan Kadırga Koyu'na bakıyorum. Otelimiz burnun ön tarafında

Bir sabah annemle güneşin doğuşunu seyrettik.

Ve otelimiz. Bayram'ın Yeri. Assos Kadırga Otel. (Tamamen ayrı bir yazı konusu olmaya değer)

Assos Limanı. Ama orda kalmayı pek istiyceğimi sanmıyorum.

Çarşamba, Haziran 04, 2008

Çanakkale-Gelibolu gezi notlarıma uzun uzun devam etmek istiyordum ancak yine aynı döngüye giriyorum. Uzun uzun yazmak için erteliyorum; aklımda onlar olduğu için de başka bi şeye konsantre olamıyorum.

Seyahatimin kalanında Çanakkale'deki Çimenlik Kalesi'ni ve Çanakkale Arkeoloji müzesini gezdik. Özellikle Truva'da bulunan milattan öncesine ait eşyalar, Hadrian heykeli, lahitler ve özellikle MÖ 2000 yılına ait afrodit heykeli çok etkileyiciydi.

Arkeoloji müzesinin bahçesinden tarihteki Yonca figürü :)
Çanakkale sahilindeki sahte Truva Atı (filmde kullanılan) ve güneş saati görülebilecek diğer şeyler.



Gezimiz boyunca Çanakkale Boğazı'nın iki yakasını birbirine bağlayan tüm feribot iskelelerini kullandık. Kilitbahir, Eceabat, Lapseki karşılıkları da Çanakkale ve Gelibolu.

Çanakkale'yi gezdiğimiz gün dönüşte Lapseki üzerinden Gelibolu'ya geçmeye karar verdik. Avrupa tarafında göre çok daha düz olan yörede Çanakkale Ovasını ve pek çok meyve bahçesini gördük. Düzlüklerde seyahat etmek alabildiğince ufku görmek değişik bir duygu. Karadeniz ve Ege gibi dik yamaçlı yollardan sonra.


Gelibolu zaten konakladığımız yer olduğu için en yakını en sona bırakmıştık. Fakat Gelibolu o kadar zengin bir tarihe sahip ki, ancak bir kaçını gezebildik.

Lapseki'den Gelibolu'ya geçerken denizden Gelibolu
En çok görmek istediğim Gelibolu Mevlevihanesi'ydi. Gerçekten çok güzel bir yapı. Eminim orada Sema töreni izlemek çok etkileyici olurdu. Üstelik teyzemin evine yürüyerek sadece 10 dakika mesafede.


Gelibolu Hamzakoy’da bulunan Gelibolu Mevlevihanesi, Mevlevihaneler arasında en büyük alana yayılmış olduğu kadar, en büyük semahaneye de sahip olanıdır. Günümüze bu mevlevihanenin semahane-türbe binası ile iki taç kapısı gelebilmiş.


Bölgede çok sayıda türbe var. En meşhurlarından biri de Bayraklı Baba. Dileğiniz olduğunda türbeye gelip bayrak asıyorsunuz. Demek o kadar çok dilek gerçekleşmiş ki bayraklardan neredeyse türbe görünmüyor.


Aynı gün öğleden sonra da Gelibolu'nun güneş ve denizinin tadını çıkaralım dedik. Gelibolu'ya 10 km mesafede ki Güneyli'ye gittik. Saroz Körfezi'nin berrak sularında deniz sezonunu açmak gerçekten çok keyifliydi. Ayrıca koyun ucundaki küçük tepe güneş batışını seyretmek için güzel bir yer bence.

Bahsettiğim tepeden koyun görünüşü
Henüz tatilciler sezonu açmadığı için, her yerde tadilat ve bahçe işleri vardı. Sanırım benim için tatil bu zamanlar demek, en güzel yerler sadece bize ait.

Perşembe, Ağustos 16, 2007

Yaz Dizileri

Asortik Krep’ten kıskandım. ATV’deki Senden Başka dizisini yazmış. Ben de Hande’nin dizideki Hayriye’yi anlatmasıyla seyretmeye başladım. Komik. Hem Hayri Amca’yı istemiyor hem de getirdiği gofretlerden vazgeçmiyor.

Benim bu yaz ki favorim Nazlı Yarim. Show TV’de. Ratingleri pek iyi olmasa gerek ki; iyice abuk bir saate koydular. 22:45 deyip 23:30’da başlatıyorlar. İlk başladığında 20:30 gibi güzel bir saatteydi. Çok geç bu hafta izlemeyeceğim dememe rağmen, her hafta 01:30’a kadar ekran başında kalıyorum.

Diziyi sevme nedenime gelince; iyi tiyatrocuların oynadığı gerçeğinin ötesinde benim aşık olduğum yerlerde geçiyor olması en büyük neden. Trabzon Sürmene’de çekiliyor. Gezip gördüğüm yeşili maviyi yeniden yaşatıyor bana. Dağlarda yeşilin tonları kelimesinin sadece süslü bir anlatım olmadığını ancak orayı gidip gördüğünüzde anlayabilirsiniz.

Karadeniz insanının sıcaklığı, sevimli şivesi, esprili karakteri beni mutlu ediyor.

Dedim ya gezdiğim yerleri yeniden görmek inanılmaz keyif veriyor. Hele geçen haftaki bölümde Sümela Manastırı ve 2. Şelale Zaferi’mi gerçekleştirdiğim şelalenin görüntülerinin geçiş sahnelerinde yer alması çok hoşuma gitti. Artık o benim şelalem :))

Karadeniz gezi resimleri gördükten sonra Hande’de büyük bir hevesle Karadeniz turuna niyetlendi. Aradı, taradı, inceledi, konuştu. Ama böyle bir geziye tek başına çıkmanın çok iyi bir fikir olmadığını sonunda o da kabul etti ve başka bir zamana erteledi. Ben de bu diziyi izlemesi konusunda ısrar etsem de; yaramı deşme deyip inatla izlemiyor.

Çarşamba, Temmuz 04, 2007

Yaz Tatili

Yaz tatilleri, okul tatillerimiz...

Okullar tatile girince ilk günlerde ne yapacağını nasıl vakit geçireceğini bilemezdi insan. Öyle yazlıktı, köydü, kamptı gibi seçenekler de yoktu bizim hayatımızda.

İlk gün sersemliği geçince, önce eskiyen yılın kitapları defterleri kaldırılırdı dolaplara, geçen yılı tamamen bitirmek için. Tatilde hem çalışmak hem eğlenmek için bir program yapardık kendimize; ilk hafta sadık kalıp uygulanan ikinci hafta tamamen unuttuğumuz. Çalışma kısmının ertelendiği eğlenceye odaklı.

Rize’deki kuzenlerim yada İstanbul’daki diğerleri geldiğinde gece geç saatlere kadar süren, sınır tanımayan çocuk hayal gücünden hayat bulan oyunlar oynardık. Ve eminim farkında olmadığımız neşeli çığlıklar ve kavgalarımız çınlatırdı bahçeleri.

Şimdiyse, gece 11’lerde uyumaya fırsat bulabilmişsem, 6.kata ulaşan neşeli yada kavgacı çocuk çığlıkları başımı şişiriyor ve düşündürüyor...

“biz de mi böyle rahatsız ediyorduk başkalarını?”

Gerçi biz şanslıydık. Anneannemle babaannem ortak büyük bir bahçede, 4-5 katlı yan yana iki binada oturuyordu. Binaların katlarında onların dışında çoğunlukla teyze ve amcalarım oturuyordu. Belki bu yüzden “yeter artık” diyen birileri çıkmıyordu.

Nadiren bahçe çoğunlukla oldukça büyük balkonumuzda bütün yazı eğlenerek geçirirdik...

Oynadığımız Şebnem’ler, öğretmencilik, doktorculuk, bakkalcılık, iş kadıncılığı, güzellik yarışmaları, şarkı yarışmaları; sessiz sakin kalmamız gerektiğinde isim-şehir. Salıncak, top, masa tenisi, duvar tenisi, ip atlama, sek sek; yapılacak ne varsa yaptığımız oynanacak ne varsa oynadığımız.

Sıcak taşı yıkayan suyun kokusunu bilir misiniz?

Sabahın ilk ışıklarında denizin kıpırtısız yüzeyinde tekne ve gemilerin aksinin nasıl göründüğünü ?

Köpüklerle suların içinde halının üstünde yuvarlanarak oynamanın ve ıslanmanın diğer bir deyişle halı yıkamanın keyfini? (O zamanlar su sıkıntısı bu kadar vahim boyutlarda değildi)

Işıl ışıl Haliç manzarasını tepeden seyrederek yemek yemenin sonra da bulaşıkları açıkhavada eğlenerek yıkamanın ferahlığını? (Hatta bu zevki biraz daha uzatmak için yıkanabilecek ne varsa yıkanır, ufak çaplı mutfak temizliğine bile girişilirdi)

Yaz tatili çocukken tatil oluyor. Büyüyünce sıkıştırılmış sınırlandırılmış zamanlarda konsantre yaşanmaya çalışılan, gerisinde buruk bir tat bırakan garip bir şey oluyor işte.

Çarşamba, Mayıs 09, 2007

Akşam Kuşları

Bu yürek yerine sığmıyor. Çıkıp gitmek, kaçıp kurtulmak istiyor. Yaz akşam üstlerinde saklandıkları yerden havalanıp çığlık çığlığa bağırarak sağdan sola öbek öbek uçuşan kuşlar gibi...

Sadece uçan bir karaltı halinde küçük kuşlar, süratle uçan ve hep bana yaz akşamlarını hatırlatan çığlıkları.

Garip bir huzur, biraz hüzün, biraz akşamın yalnızlığı, çöken karanlık.

Ve karanlıkta bile uçup çığlık atabilmek.