Cuma, Nisan 13, 2012

Bond, James Bond... Nerde???

Adana'lıların başına gelenler çoook yakında bizim başımıza gelecek. Aman da hava ne güzelmiş Eminönü'ne gitsek Mısır Çarşsı'na uğrasak diye hayaller kurup yola çıkmadan önce şu haritalara bi bakın derim...

James Bond'un son filminin Eminönü ve Balat'ta çekilecek sahneleri için bazı yollar araç ve yaya trafiğine kapanacak...

Liste aşağıda ama ben işi biraz daha ileriye götürüp haritada boyadım kapanacak yerleri ama eksik istihbarat adını bulamadığım için boyayamadığım Fındıkçı Remzi sokaklardan sorumlu tutmayın beni...


Çeşitli tarihlerde farklı caddeler kapanacağı için farklı renklerle belirttim.

Haber detayları şöyle:

“B23” adlı yeni James Bond filminin İstanbul’da yapılacak çekimleri nedeniyle 14 Nisan Cumartasi gününden itibaren Fatih’te bazı yolların saat 06.00 ile 20.00 arasında trafiğe kapatılacağı açıklandı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden yapılan yazılı açıklamaya göre, çalışma güzergahlarında uygun ortamın oluşturulması için araç ve yaya trafiğinin kontrol altına alınması amacıyla ulaşıma kapatılacak yollar ve tarihleri şöyle:


- 14 Nisan Cumartesi: Eminönü’nde Büyük Postane Caddesi, Postane Yanı Sokak, Fındık Remzi Sokak ve Şeyhulislam Hayri Efendi Caddesi.

- 18 Nisan Çarşamba: Bankacılar Sokak.

- 19 Nisan Perşembe: Bankacılar Sokak.

- 25 Nisan Çarşamba: Balat’da Kiremit Caddesi, Çırak Sokak, Kazancı Selim Sokak, Cerrah Kerim Sokak, Usturumcu Sokak, Nakkaş Haydar Sokak, Fetih Sokak, Alay Sokak.

- 26 Nisan Perşembe: Eminönü’nde Bankacılar Sokak.

- 28 Nisan Cumartesi: Eminönü’nde Meydan Sokak ve Bankacılar Sokak, aynı gün 05.00-10.00 saatleri arasında Asmaaltı Caddesi, Kalçin Sokak, Kızılhan Sokak, Ragıp Gümüşpala Caddesi.

- 30 Nisan Pazartesi: Eminönü’nde Meydan Sokak, Bankacılar Sokak.

- 2 Mayıs Çarşamba: Meydan Sokak, Bankacılar Sokak.

- 3 Mayıs Perşembe: Meydan Sokak, Bankacılar Sokak

- 4 Mayıs Cuma günü Balat’ta Kiremit Caddesi, Çırak Sokak, Kazancı Selim Sokak, Cerrah Kerim Sokak, Usturumca Sokak, Nakkaş Haydar Sokak, Fetih Sokak, Alay Sokak.

- 5 Mayıs Cumartesi: Eminönü’nde Büyük Postane Caddesi, Postane Yanı Sokak, Fındıkçı Remzi Sokak ve Şeyhulislam Hayri Efendi Caddesi.

Salı, Nisan 10, 2012

İki Nesil Bir Şehir

SAM_3717

Dayanamadım bir kaç gün daha…

İstanbul tutkum; özellikle onun gençliğini kirlenmemiş, kalabalıklaşmamış, en masum hallerini anlatan birilerini bulduğumda en sevdiği masalı tekrar tekrar dinlemek için hiç duymamış numarası yapan küçük çocuklar gibi olmama neden oluyor.

Ona ait elime geçen her kitap, her resim, her kayıt beni büyüleyip o elimdeki her neyse onun içinde eriyip onun bir parçası olmanın hayallerini kurduruyor bana.

D&R’ın yeni çıkanlar reyonunda Aydın Boysan-Burak Boysan İki Nesil Bir Şehir kitabını görünce kapıldım büyüsüne…

Aydın Boysan’ın 90 yıllık İstanbul’u, kendi gibi mimar olan oğlunun rakamlara dayanan İstanbul’un değişimini anlatan iki farklı bölüm ve son bölümde tekrar Aydın Boysan’ın fıkralı, şiirli hayata dair kısa yazılarının olduğu toplam 3 bölümden oluşuyor.

Bir de hediyesi dvd var, daha çok eski İstanbul görüntüsü görmeyi umud ettiğim ama Aydın Boysan’ın anılarını yaşadığı yerlerde anlattığı 50 dakikalık mini bir seyirlik…

Kitabı alıp okumanızı şiddetle tavsiye ederim. Ama öncesinde iştahınızı kabartmak için bi kaç bölüm bir kaç fotoğraf size…

“Sur duvarlarının üstüne dinlenme yeri, kahvehane gibi ilaveler yapılması, Eminönü Meydanı’nda çamaşırı bile olmadan çıplak dolaşmak kadar, terbiye yokluğudur.” syf.22

“…Boğaziçi eski yerleşmeleri, aralarında taşıt yolu bile olmayan “bakir” köyler olurdu…

…Artık Boğaziçi’nin, bekaretini yitirmiş olması bile, önemini yitirdi. Masrafını yapan Boğaziçi’ne istediği gibi ve kadar girebiliyor. Vaktiyle Boğaziçi’ne sahil yolları yapılırken ben yazılarla yetkililere, Boğaziçi’ni daraltmanın feci yanlışlığını anlatmaya çalışmıştım, başaramamıştım.

Bana: “Boğaziçi birkaç metre daralsa ne olur sanki?” diyorlardı.

Bu kişilere bakireliğin, sadece birkaç santimle yok edilmesine çıldıran insanlardı.” syf.72

“O yıllarda planlamada olanların anlattıklarına göre 1950-56 arası imarının en karakteristik sloganı, banka reklamlarının en göze çarpan, en çıkıntılı yerlere asıldığını gözlemleyen Menderes’in verdiği “Nerede bir Yapı Kredi Bankası reklamı görürseniz, orayı yıkmak gerekir.” emriydi. Öne çıkan yerlere konan o leylekli banka reklamı “traşlanacak” yerlerin işaretiydi.” syf.137

“Ağustos 1957 ‘de yayınlanan Times dergisi “Hayırkar Bir Bombardıman” başlığıyla “muhariplerin harp esnasında kötü niyetle attıkları infilak maddelerinin Londra ve Berlin’i hercümerce çevirmek suretiyle yaptığını başvekil Adnan Menderes’in huzurlu ve dinmek bilmeyen müsbet ihtirası İstanbul’a yapmaktadır” syf.147

SAM_3720SAM_3721

Orda Ne Vardı?

Kanyon'un tam karşısında Gültepe sapağının sağ kolunda demir perdelerle çevrilmiş boş bir arazi var. Merkez Bankası'nın diye bir şey duymuştum hakkında, benim fantezimse oranın ağaçlarla donatılıp yemyeşil çimenlerinde plaza insanlarının özellikle sıcak yaz günlerinde huzur bulacağı bir vaha olmasıydı.

Nerden nasıl ulaştım birazdan okuycaklarınıza göreceklerinize diye sorarsanız, bir kaç gün içinde daha açıklayıcı bir yazı planlıyorum.

Ama şimdilik dayanamadığım için hemen ama hemen görün istedim.

1954'te R. Squibb and Sons firmasının Türkiye'deki ilaç fabrikası olarak bu araziye kurulan fabrika 80'lerde yıkılmış.



iBB şehir haritasından 1966 ve bugünkü haritaları

Ve asıl buranın sırrına mazhar olduğum yer  http://www.hayal-et.org/i.php/site/building/squibb_binas

Binanın hayattaykenki görüntüleri


 Ve olsaydı bugüne kalsaydı, nasıl olurdu.


Gerçi 11 yıldır bölgedeki ilaç fabrikalarının yıkılıp bir bir AVM'ye dönüştüğünün canlı şahidi olarak böyle olmayacağına eminim.

Cumartesi, Nisan 07, 2012

Haftasonu Psikolojisi

Bir kaç ay önce Sabah gazetesinin kitap ekinde tanıtılan 3-5 kitabı (2'si psikolojiyle ilgili) bi gazla aldım...

Evet aldım ama okumaya başladıktan sonra gazım kaçtı...

Kod adı Berber'e söylediğimde kitapları, o da pek hazzetmeyeceğimi söyleyince biraz soğumuş olabilirim tabi...

Yani döne döne aynı şeyleri tekrar tekrar anlatması sıksa gerek beni...

Neyse kitaptan ilginç notları paylaşıyim de, etrafa bi faydam olsun di'mi ama ;))



"Braudel gibi uygarlık tarihçilerine göre Türklerin kendine özgü uygarlığı yok. Türklerin asıl rolleri "uygarlıklar arasında aracı olmak"

Türkler olmasaydı uygarlıklar arasında etkileşim olmazdı, uygarlık tarihi olmazdı.

"Darısı başımıza" şamanlıktaki saçı töreninden gelmekte.

"Nefs" kelimesi ingilizcedeki "self" kelimesine karşılıktır.

Türk grup davranışlarının özelliklerinden biri hiç bir toplulukta görülmeyecek düzeyde geniş bir dinsel hoşgörüye sahip olmasının yanısıra ırkçılıktan uzaklığıdır. Türkler tarihlerinin hiç bir döneminde böyle bir dava gütme ihtiyacına girmemiştir.

Türklerin psikolojisinin bir diğer özelliği, "asla kimliklerine, dillerine düşkün olmamaları" Türkler gittikleri yerde geldikleri yeri yaşar göç ederken bavulları dışında her şeyi bırakır.

Türklerin göçebelikle yerleşiklik arasında kararsızlığı yaz-kış farklı coğrafyalara taşınıp durmalarının bir göstergesi (yazlıkçı kültürümüzün nerden geldiği belli)

"Haytalık etmek"; büyük ihtimalle Şarkikarağaç'ta güzleyip Antalya'da kışlayan Hayta aşiretinin Orta Asya'daki göçebelik özelliklerini aynen muhafaza etmesine yapılan göndermeden kaynaklanmıştır.

200 yıl öncesinde topluluğumuzun çok büyük bir kısmı en azından yaşam tarzı açısından Yörük yada Türkmen'di. Çoğumuzun beş nesil önceki dedesi büyük olasılıkla göçebeydi.

Göçebe Türkler yeni kurulan çadıra "gerdek" diyorlardı. Gerdek yeni evlilerin, çadır karı koca ve evlenmemiş çocukların yuvasıdır.

Gerdeğe girmek deyimi çadır odaklılığın sonucudur.

Lök gibi oturdu, beserek gibi adam, maya gibi kız deyimleri göçebelerin deveciliğinden kalma

Psikolojide "kayıp" dendiğinde, duygusal enerji yatırdığımız herhangi bir varlığın (sevdiğimiz, evimiz, şehir, eşya vb.) bundan böyle kendisine duygusal enerji yatırılamayacak hale gelmesidir.

Göçebeyiz, göç edenin halinden anlarız, Yahudilere kol kanat gerişimiz hep bundandır

Göçebeyiz, yaşanan yerle iğreti bir ilişki kurar uzun vadeli düşünmeyiz, bu yüzden düzenli bir imar planı oluşturulamamış sürekli şantiye halinde yap boz mahallelerde yaşıyoruz

Göçebeyiz, yazılı kültür yerine sözlü kültür baskın. Farsça ve Arapça gibi dilleri kullanılmasına rağmen etkisi kalıcı olmamış, işlevsel okuryazarlık oranı düşük kalmış, matbaa kültürüne geçmeden sözlü kültürde kaldık biz.


Bu da benim yorumum; göçebelik kültüründe at neyse bugün de araba biz Türkler için aynı bence. At süren yol verir mi birbirine, en önde en hızlı olmaktır rüzgarla yarışmaktır amaç ve en gösterişli ata sahip olan en kıskanılandır. Biz de bu miras varken kurallara kim uyar?

Ve son olarak "Potlaç Kültürü" gösteriş ve şatafat düşkünlüğü, biz Türklerin ruhunda var"





Cuma, Nisan 06, 2012

Nasıl Olmuş?

Hakkımda şikayet var, çok depresif yazıyomuşum bu aralar...

Evet biraz öyleyim inkar edemem ama sanmayın ki oturup bütün gün Halil Sezai dinleyip pijamalarımla bağıra çağıra şarkılarına eşlik ediyorum, ağlıyorum...

Aksine o çıkınca karşıma son sürat başka bi kanala geçiyorum...

Bu mevsim -halbuki pek çok, pek çok severim kendisini- bi garip geldi bünyeye...

Ya aşık olucaksın bu mevsimde, ağaç dallarına yürüyen can suyu gibi damarlarında heyecan dolaşacak, coşacaksın...

Ya da kendi yazıp yönettiği aşk acısını oynıycaksın...

Ortası yok yani

"Yine mi depresif oldu???"

Salı, Nisan 03, 2012

Dar Yürek

Bu akşam kaçtır bloggera girip, boş bir sayfa açıyorum;

Geçtim onu bilgisayarı bile ikinciye kapatıp açtım...

Hem yazasım var hem kaçasım...

Hem anlatasım var hem susasım...

Öyle bi daralmış ki sığmıyor hiç bi yere, hiç bi yazıya...

Dilime takılmış;

"Yaram ne kanar ne kabuk bağlar"

Aynı öyle işte...

Pazar, Nisan 01, 2012

Şaşkın Kek

SAM_3679

B12’dir demir’dir eksikti ya bende, o kadar da ilaçlar kullandım ama hala hafızam ihanet edip duruyo bana…

Sürekli yaptığım kekin ölçülerinde şüpheye düşmeme rağmen, gururuma yedirip de soramadım anneme bu malzeme de bi eksiklik var mı diye…

Kek fırından çıktıktan sonra her zamankinden ufak göründü gözüme bi gariplik var dedim bunda 2 bardak yerine 1 bardak şeker koymuşum meğerse…

Eee kek bu biraz da tatlı olmalı…

Neyse ki kakaolu bir kekti ve elimin altındaki hayat kurtarıcı kahve dünyasının para çikolatalarından eritip biraz sütle karıştırıp üzerine dökünce çok lezzetli ve çok şık oluverdi kendisi…

Tarifini isterseniz eğer

4 yumurta

1 su bardağı şeker

80 gr eritilmiş margarin

kabartma tozu, vanilya

2 bardak un (iki kere elenmiş)

1 portakal kabuğu rendesi

Sade hamurun bir kısmını ayırıp aşağıdaki oranlarda kakao ve sütle çırpın.

1 çorba kaşığı kakao

2 çorba kaşığı süt

Çikolata sosu için

2  çorba kaşığı para çikolata (bitter)

2 çorba kaşığı süt

Püf Noktası: yumurtayla şekeri 5-7 dakika arasında mikserin en yüksek devrinde çırpın mükemmel kabarır kekiniz…

SAM_3682

SAM_3684

Davet Kabul :)

Haftalık takip ettiğim astroloji blogu http://solarlunarx.blogspot.com bu haftaki burç yorumu çok hoşuma gitti.

Bu hafta gelen tüm davetleri kabul edicem ona göre ;))))


Kova / Yükselen Kova;
2-8 Nisan Haftası


Keyifli ve de güzel bir haftaya giriş yapıyoruz! Öncelikle ilk güzel haberi vereyim! Bu hafta Merkür gerilemesi sona eriyor 5 Nisanda! Merkür retrosu ve etkilerinden uzun uzadıya bahsetmeyeceğim sizlere! Son 3 haftadır yaşadığınız gecikme ve problemleri göz önüne alarak aslında 3 aşağı 5 yukarı neler olduğunu tahmin edebilirsiniz. Bu hafta Venüs’te ikizler burcunda giriş yapacak ve haziran ayına kadar burçta seyrine devam edecek. Sizlerin aşk sezonu açılmış olacak, Flörtler, buluşmalar, tanışmalar, karşılaşmalar, yaşamınıza heyecan ve renk katacak kişilerle bir araya gelebileceksiniz. Keza cinsel anlamda da oldukça güçlü br süreçte olacaksınız. Yalnızlar her türlü sosyal aktivite davetini kabul edin. Ve çocuk bekleyenler, çocuk sahibi olmak isteyenler sizlere de müjdeli haberlerim var, bu süreçte çocuk haberleri alabilirsiniz, hamileliği kutlayabilirsiniz. Yaratıcılık gerektiren işlerde başarı sizlerle olacak, özellikle medya, tv, sinema, oyunculuk işleri ile ilgilenenler güzel tekliflerle karşılaşabilirsiniz. Bu hafta Venüs ile Neptün arasında ergin bir görünüm meydana gelecek, özellikle maddi anlamda büyük riskli girişimlerde bulunmak için pek uygun bir hafta değil, paranızı daha çok moda, kıyafet, güzellik için harcayabilirsiniz. Aşkla ilgili konularda yanlış anlamalar, alınganlıklar, kırgınlıklar olabilir, olası konuları fazla abartmamaya özen göstermekte yarar var. . Bu haftanın asıl gökyüzü olayı ise Terazi burcunda ki dolunay olacaktır. Bu yurt içi veya yurt dışı seyahat durumlarını gündeme getirebileceği gibi, uzaklarda olan kişilerle flörtler yaşayabilirsiniz. Uzak yerlerden gelecek paketlerinizle ilgili minik sorunlar gündeme gelebilir, siparişlerinizi doğru verdiğinize emin olun.

Cumartesi, Mart 31, 2012

Hamam Sefası


Elimde çayımla mayışık mayışık bloglara bakıyorum, sanmayın yeni uyandım öğlene sarktı kahvaltı...

Gün erken başladı bana, son günlerde sık sık yaşadığım kas ağrıları ve biriken kirlerimi atayım mevsimsel dönüşüme destek vereyim dedim.

Hamam taşında yatarken bu yazıyı yazmaya karar verdim. Çünkü 10'da hamama gittiğimde kimsecikler yoktu. Halbuki 9'da gittiğim zamanlarda kalabalıklığını tecrübe etmişliğim var...

Neden???

Kupona düşen diğer tarihi hamamın etkisi olabilir mi?

Onu bunu bilmem ben memnunum kalabalık olmamasından ama siz de kuponla daha ucuz olduğunu düşündüğünüz yerin çok da ucuz olmadığını bilin istedim.

Şöyle ki...

Şimdi kuponlu hamam 100 küsür TL'den %50 indirimle 57 TL'ye falan geliyo.

Çemberlitaş ne kadar???

Teoride 55 TL (Kuponlu hamamda aldığınız paketle aynı özellikte -gazoz dahil di'il sadece- köpük kese masajı)

Sitesinden üye olup satın alırsanız hooop %20 indirim 44 TL, ondan sonra da ayda bir giderseniz hamama %40 indirim 33 TL

Bakmak isterseniz;

http://www.cemberlitashamami.com/?lang=tr

Zaten o beyaz sabunun köpüğünün içinde kaybolmak var ya, bitiriyo beni...

Her seferinde fotoğrafını çekmeyi çok istiyorum ama hamama makine sokmak yasak -haklılar- ben de google'dan bunu buldum yani ne fotoğraf benim, ne de fotoğraftaki ;)))

Bu sefer hamam üstüne aromatik yağ masajı da yaptırdım, çizgi filmlerde koltuktan bir kumaş gibi kayarak yere yapışan yaramaz karakterler gibiyim...


Cuma, Mart 30, 2012

Sabah Sabah

Çok tehlikeli bi dönemeçteyim...
Önümüzdeki iki haftayı hasarsız atlatırsam daha bi 10 yıl bi'şi olmaz bana...

Son günlerde yasadığım hayal kırıklıkları karşısında bu kadar kayıtsız, bu kadar soğukkanlı kalmama anlam veremezken etrafım, ben gerçekten hiç bi'şi hissetmiyorum...
Ya acı eşiğimi aştığım için, ya önceki yıllarda kullandığım antidepresanların ruhumda stoklanmış acil durumlarda ordan salınıyor...
Tam kafamdan peşpeşe bu cümleler geçerken, son müşterilerini almak için yola koyulan iki cenaze arabası gecti yanımızdan...

Dedim ki o zaman yazıda kalmalı bunlar, çünkü ölümden başkası yalan

Çarşamba, Mart 28, 2012

Bir Fincan Kahve

Yakın zamanda çok severek aldığım keyif objesi kahve fincanımı takdimimdir…

Bahara yakışır, erguvan niyetine ortancalar…

SAM_3666

Tabi ki Paşabahçe Göz kırpan gülümseme

Salı, Mart 27, 2012

Kaçak

Hmmmm...

Yoklama yapalım kaçak kelimeler gelmiş mi???

Kelimelerden emin di'ilim ama ben kaçakmışım, ondan eminim :)))

Geçen hafta nasıl geçti anlamadım dedim ya, o hızda 2 günlük bi eğitime gitmem gerektiği tamamen çıkmış aklımdan. Bu sabah posta kutumda

"cık cık >:-|

niye gelmediniz bakiyim eğitime, açıklama yapın bize"

diye bi mail bulunca eğitim bölümümden şöle bi maillerime baktım.

Evet, davet 6 Mart'ta gelmiş, takvimime de kaydolmamış, halbuki eğitimden bi hafta önce hatırlatma gelirdi hep o da gelmemiş...

Unutmuşum, gitmiş :)))



Haa bi de demişler ki yoklama kağıdında imzanız olmadığından tespit ettik sizi, demek yoklama kaçağı böyle olunuyomuş.

Kime Benziyor?

Elimde değil görür görmez bu çizginin gerçeği bu diyorum...

Trt Çocuk'ta izlediğim Keloğlan'da ki Uzun birini hatırlattı bana, kime mi???

Önce Uzun'la bi tanışın...


Çizgi filmi izleseydiniz tahmin etmeniz biraz daha kolay olurdu ama saf, yemeğe düşkün, paldır küldür konuşan dalan bi adam :)))


Ne dersiniz???

Pazartesi, Mart 26, 2012

Kelimelerime...

Sizin için haftada bir ya da 15 günde bir yazmam o kadar da farkında olmadığınız bi durum belki de...

Yani benim ve sizin için geçerli di'il sadece hepimiz için...

Yazan ve okuyan taraf olarak...

Yazan sürekli yazmaktan keyif alıyor blogunu güncel tutmak tatmin duygusu yaşatıyorsa bir haftayı bulan yazmamalar, yazacak heyecan hissedememek hain bi kurt olup içini kemiriyor, suçluluk duygusu etrafında dolaşıyor her an üstüne atlamak istercesine...

Yazan her defasında kendini kandıracak uygun bir bahane bulup, işte geldim burdayım diyebilmek için süslü cümleler kurar, tıpkı şu an benim yaptığım gibi...

Halbuki ne gerek vardır bu kadar kıvranmaya, bahaneler bulmaya, kendini haklı çıkarmaya???

Okuyanına saygıdandır aslında, kapıya gelip de boş dönmek, ohoooo hala yeni bi'şey yok dedirtmemek mahcub etmemek içindir

Aslında çok çok yazmak isteyip de içindeki kelimelerin alıp başını başka yerlere gitmesindendir...

Onları ikna edip geri getirmek içindir bu kadar dil dökmeler, bahaneler...

Ey benim kelimelerim ikna oldunuz mu???

Geri döner misiniz bana, yine sever misiniz beni???

Perşembe, Mart 22, 2012

Nasıl oldu cuma???

Bu hafta "ooof :( daha salı'mı??" demeye fırsat vermeden cuma oldu...

Eksik mi bu hafta diye günleri saydım, o da tam çıktı.

O kadar keyifliydi ki, o kadar mutluydum ki nasıl geçti anlamadım diyebilir miyim???

hiç di'il...

Kırmızı deri ceketimin yakasındaki tuzlu su lekesi delilidir...

Eee madem nasıl geçti anlamadın başa alalım bi'da yaşa...

yok istemem...

Nasıl açıklıycaz tarihe bu haftayı???

O kadar hasrettik ki güneşe, baharın gelmesine, gündüzün geceyle eş olmasına...

Iyi geldi bize...

Pazartesi, Mart 19, 2012

Hediye

Cheese cake hem de Maria’a Cheesecake

Şık bir servis tabağında hem de İstanbul desenli

Biraz rötarlı da olsa hoş bir doğum günü sürprizi, hediyesi…

SAM_3654

Salı, Mart 13, 2012

Soğuk-Sıcak


(daha fazlası için resme tıklayın)

Öyle soğuk ki bugün, kar yağdığı zaman bile bu kadar üşümemiştim...

Böyle olunca insan yumuşacık bi şeylere sarılmak, sarılıp uyumak, film seyretmek istiyor

Eee elimizdeki en ucuz ve pratik malzeme peluş olunca, elimde de peluşun hikayesi ile ilgili böyle bir yazı olunca, yayınlamak istedim.

Okuyun içiniz ısınsın :))

Muflon-Peluş-Suni Kürk...

Üretimini yaptığımız kumaşların birbirini çağrıştıran benzer adlarıdır hepsi.

Muflon bilinen yaygın anlamıyla elbiselerin iç tarafında astar olarak ısınma amaçlı kullanılan terbiye edilmiş (post) yünlerin genel adı olsa da sayıları gün geçtikçe azalan Ermenistan, İran ve doğu sınırımızda türünün son temsilcilerinin yaşamaya devam ettiği, şimdiki evcil koyunların atası olan eğri ve iri boynuzlu bir koyun türüdür.

Tarih boyunca bilinen en eski giyim malzemesi olan hayvan postu ve kürk doğada kısıtlı miktarda bulunması sebebiyle her zaman değerli olmuştur. Ancak gerek işlevselliği gerekse güzelliği nedeniyle başta tekstil sektörü olmak üzere insanlığın hiç bir zaman vazgeçemediği bir malzeme olmuştur.

İşte bu değerli hayvan kürklerinin taklit edilmesiyle keşfedilen bir tekstil ürünüdür suni kürk....

İlk defa 1929 yılında Güney Amerika’da yaşayan “Alpaka” isimli memeli bir hayvanın tüyleri kullanılarak suni kürk üretilmeye başlandı. Moda sektörü açısından sadece iki renkte üretilebilmesi ve kunduz, vizon gibi zarif kürklerin yerini tutmamasına rağmen ucuz olması ve sıcak tutması gibi avantajları dikkate alındığında üreticiler suni kürkü geliştirmeye devam ettiler.

1950’lerin ortalarına kadar suni kürk üretimindeki denemeler başarılı sonuçlar elde edemediyse de, bu tarihten itibaren alpakanın tüyleri yerini yeni keşfedilen akrilik malzemeye bırakınca hem daha hafif hem de istenilen renkte suni kürk üretimi mümkün oldu.

Günümüzde çeşitli sentetik ya da doğal malzemeler ve kimyasallar sayesinde doğadaki tüm hayvanların kürklerini taklit etmek, düşük maliyetlerle suni kürkler üretmek ve arzu edilen kaliteli ürünleri elde etmek mümkün hale gelmiştir.

Nerelerde kullanılıyor bu kumaşlar derseniz, sınırları çizilemeyen hayal gücünün sonsuzluğunda uçsuz bucaksız bir dünyada buluyoruz kendimizi. İç giyim, dış giyim,  şapkalar, çantalar, ayakkabılar, oyuncaklar, yatak örtüleri, koltuk kılıfları, halılar, klima filtreleri, boya fırçaları, at eğerleri, dekoratif kaplamalar ve bazen bizlerin bile aklına gelmeyen, müşterilerimizin belirlediği yüzlerce ürün.

Peki siz olsaydınız nerede kullanırdınız?

Pazartesi, Mart 12, 2012

Kocakarı Soğuğu

Nerden çıktı bu soğuk, gelmiycek mi bahar diye boşuna sızlanmayın...

Yüzyıllardır süregelen tabiat döngüsüne yeter mi gücünüz, ki yetmesin de zaten...

Kocakarı geldi dün, pazara kadar da gitmiycek...

İyisi mi hoş tutun arayı, boşuna didişmeyin :)))


Pazar, Mart 11, 2012

Ayasofya’nın İzleri

Ayasofya’nın üst katındaki sütunların ilk planlandığı şekilde olması gereken yerden daha geriye yerleştirildiğini biliyor muydunuz?

Fotoğraflarda da göreceğiniz gibi, işaretlenen yerden daha geriye yerleştirilmiş sütunlar…

Ayasofya’nın mimarları böylesine büyük bir kubbeyi inşa ederken, kağıt üzerinden gerçeğe dönüşen her adımda yeni bir sorunla karşılaşmışlar

Bu sütunların neden daha geriye çekildiği konusunda ki tez de daha kısa sütun kullanmak suretiyle işçilikten yüzde 20 tasarruf edilmiş olması yönünde.

National Geographic’deki belgeselden öğrendim ben de bunları, eğer izlemek isterseniz

http://natgeotv.com/tr/antik-mega-yapilar/videolar/ayasofya

http://www.insaatim.com/index.php?pid=forum_detay&topik=480

SAM_3199SAM_3199_f

Cumartesi, Mart 10, 2012

Sosyal Kol

Öğrencilik yıllarımızın hatıralarında her yıl bir sosyal kola yazılma, en çok talep görenlere öğretmenin seçtiğinin yazılması kimsenin yazılmak istemediğine de  mecburiyetten kayıt olma vardır...

Şimdi nerden çıktı bu diyceksiniz...

Billboardlarda görmüşsünüzdür belki,

"yeşilay kolu başkanını arıyor"

Yeşilay okullardaki eski başkanlarını arıyomuş da ;))

Hatırlamaya çalıştım ben ne kolları olmuştum...

Trafik kolu olduğumu hatırlıyorum hatta o birinci sınıftaydı sanırım,

Napar ki trafik kolu???

Kızılay kolu...

En rağbet görendi, en ekşını olan o olduğu için kızılay paraları toplanır, pulları dağıtılır, sınıfın ecza dolabı ondan sorulur

Kitaplık kolu vardı bu da ekşınlıydı, sınıfın kitaplığı ona emanetti ödünç kitap verme dolabı düzenleme

Hatırlamakta zorlandım başka neler var diye, google müracat ettim :))

Yeni yeni kollar çıkmış -bu arada eğitsel kolmuş resmi adı-

Tüketicileri Koruma Kolu bile var bizim zamanımızda yoktu di'mi?

Şöle bi sayarsak

Gezi kolu,
Sağlık ve temizlik kolu
Kooperatif kolu,
Hayvanları koruma kolu
Yangın kolu
Resim kolu
Folklor kolu

Neyse eski Yeşilay Kolu başkanlarındansanız belki sizi arıyolardır ;))

http://yesilaykolubaskaniniariyor.com/




Perşembe, Mart 08, 2012

Palamut, Kurt, Aşk, Tatavla



"Bazen bir kadını, bir mahalleyi, bir eşyayı çok seversin, ancak hayat adil değildir, sana her istediğini vermez, insanlar buna bazen kader der, şans da der, mantık der, bense hayatı yap boz oyununa benzetiyorum. Milyonlarca parçadan oluşan, parmak izlerimiz gibi herkesin farklı parçası var. Birbirine uymayan parçalar, zorla olmaz zorlarsan bir parçayı kırarsın,uygun bir parçayı bulmak için diyar diyar gezersin, yine de bulamazsın. Bu işin sırrı nedir, biliyor musun, parçaları birleştirmeye çalışma, bırak yan yana dursunlar, sansınlar ki eğer denersek bu parçalar birbirine uyacak."



Palamut Zamanı Aşk - Fikret Yıldırıcı
 
Hikayeleri romanları okurken hep son cümleden sonra neler olduğunu, kitabın kahramanın karşısındaki diğer kahramanın içinden geçenleri merak etmişimdir.

Aşık olunan adam, kovalanan katil, ölen adam...

Fikret Yıldırıcı tam da böyle yazmış hikayeleri...

Tatavla'nın Kurdu ve Palamut Zamanı Aşk

Önce biri anlatırken kendi cephesinden yaşadıklarını, sonra diğeri

Tatavla'nın Kurdu isminden korku romanı izlenimi yaratsa da ilk başta; Tatavla'nın Kurtuluş'un eski adı "kurt"un da siyasi sembol olduğunu söylersem farklı kültürlerin kaynaşıp çatıştığı bir döneme ait başlayınca bitirmeden bırakmayacağınız bir kitap olduğunda az çok tahmin edersiniz.

Palamut Zamanı Aşk, daha naif daha az şaşırtıcı ama yine yazarın kaleminden dökülenleri bi çırpıda okuyup bitirmek istiyor insan.

Bugünlerde yeni bi'şeyler okuyim diyorsanız keyifle tavsiye ederim


Çarşamba, Mart 07, 2012

Ayva Filiz Vermiş

Not

Ayva çiçek açmış,

Yaz mı gelecek

Gönül bu sevdadan vaz mı geçecekNot

Annem televizyondan öğrendiği pratik bilgileri denemeyi seviyor, özellikle bitkisel yöntemleri

Yediğiniz ayvaların çekirdeklerinin üzerine biraz su ekleyip buzdolabında saklarsanız, yüzünüze sürmek için mükemmel bir nemlendirici olur

Gerçekten jölemsi bir hal alıp güzel bir nemlendirici olduğunu kabul etmek gerek

Lakin biz bunu buzdolabında unutmuşuz, malum çok para vermedik ya iki günde unuttuk döndük yine kimyasal kremlerimize

O kendi kendine filiz vermiş yeşermiş –hem de buzdolabında-, atılmaz dökülmez

Can o;

Filiz vermiş,

Toprakla buluşturmak lazım onu…

SAM_3616

Salı, Mart 06, 2012

3 Kıta Bir Blogger



 Bir blogger yarışması var Gazelle Travel'ın facebook üzerinden yaptığı...

 Naçizane bendenizde halk oylamasına kalmış bulunuyorum

Yukardaki yandaki bannera tıkladığınızda facebook hesabınız üzerinden dörtyapraklıyonca için oy kullanabilirsiniz.

3 oy verme hakkınız var, tüm oylarını bi kişiye vermenize de hiç bi engel yok :))

Şu an oyu 2000'e yaklaşanlar var ki, onlara yetişemem

Ama yine de desteğinizi esirgemezseniz benden mutlu olurum :)))

Konusuz

bakıp çıkıyorum,

yazmadıkça yeni bi'şey

içimdeki "niye yazmıyosun, niye yazmıyosun diye" eteğimden çekiştirip duruyo

o zaman şöyle bi özet yapıyim de o da sussun :))

okuduğum dergilerde, gezindiğim internet sitelerinde değişik güzel şeyler bulduğumda yazıyorum bi kenara sonra hepsini inceleyip benden geçer not alanları size de söylemeye çalışıyorum

bu hafta ki linklerimiz şöyle

http://www.pharedesign.com/ (otto santral'deki deniz anası formlu avizelerin yeri)

http://www.takkunya.com/

http://www.bobblehead.com.tr/ (orjinal ve eğlenceli hediyelik)

http://www.nahil.com.tr/ (güneş ocağı uygun fiyatı ve işleviyle çok cazip geldi)

http://www.asanni.org/ (camın içinde ebru yapıyorlar adeta)

http://www.pluscanvas.com/ (istediğiniz resminizi duvarınızda görebilirsiniz)

sonracıma geçen ay üye olduğum vanilya club'ın ilk kutusu geldi bugün

neler çıktı içinden???

essie'den oje,

alessandro'dan ışıklı dudak parlatıcısı,

inci tozu maskesi,

ayak kremi

nuxe'dan body scrub ve cosmed'den serum ve vücut losyonu

35 TL'ye karşılık çok iyi bi paket



Perşembe, Mart 01, 2012

Kırtasiyeci

Neyseki şu Notebook denen kırtasiye her an girip çıkabileceğim yolumun üzerinde bi yerde değil.

Kanyon'a gidip otopark'a inen merdivenleri takip edip alt kata ulaşmam gerekiyor ziyaret etmek için.

Amaaaaa çok güzel şeyler var :))))


Kırmızı Kar

10 dakika kıpırdamadan durana kardan adam olma garantisi veren sabah :)))