Pazartesi, Mart 12, 2012
Kocakarı Soğuğu
Yüzyıllardır süregelen tabiat döngüsüne yeter mi gücünüz, ki yetmesin de zaten...
Kocakarı geldi dün, pazara kadar da gitmiycek...
İyisi mi hoş tutun arayı, boşuna didişmeyin :)))
Salı, Şubat 14, 2012
Günün Saatli Maarif Yaprağı
Çarşamba, Ocak 04, 2012
Baştan Sona
Nedense hep geriden geliyor yazılarım henüz yetişemedim bugüne…
Bu da 31 Aralık 2011’den…
Güzel bir yıl kapanışı bana göre…
Sabahın ilk saatlerinde Çemberlitaş Hamamı’nın göbek taşına bırakıp koca bir yılın kirlerini; –arada bir gidip bırakıyoduk o kadar da kirli di’ildik yani- beyaz sabunun o mis kokusunda köpük köpük hayallere daldık.
Ardından Eminönü’nde Sirkeci Meydanı’na bakan Hafız Mustafa’da kahvaltı etmek üzere ara sokaklara vurduk kendimizi…
Yine yeni bir yer gördüm; Nuruosmaniye’nin yayalaştırılmıştır Paşabahçe’si, Rolex’i, Starbucks’ı, Silk&Cashmere’i halıcıları mücevhercileriyle muhteşem sokağı. Paşabahçe’si tamamen butik ürünlerle ve şimdiye kadar hiç bi yerde görmediğim farklı tasarımlarıyla yine beni benden aldı.
Oradan Cağaloğlu Yokuşu “buyrun ben sizi indiriyim Eminönü’ne” dedi…
Gelmişken Ülkü Takvimi’mizi almazsak olmazdı, onu da alıp yolumuza devam ettik.
Kısa bi süre vitrinine baktığımız yerin Saatli Maarif Takvimi’nin matbası olduğunu farkedince, içeri girip bi selam etmesem hal hatır sormasam olmazdı. Çok saygıdeğer beyfendi hep beni ziyaret eder bu kez ben onu ziyaret edip yeni yılını kutladım. Mutluluk sardı içimi böyle özel insanları tanımanın verdiği gururla.
Hafız Mustafa’da tatlıların resmini çekmek karşı konulmaz bir duygu bende…
Her zamankinin aksine bomboş bir Eminönü vardı cumartesi günü, esnaf bir kaç gün önce çok kalabalık olduğunu böyle bir sakinliği beklemediklerini söylüyordu.
Kalabalıklarda sıkışmadan yol almak Eminönü’nde ayrı bir keyif…
Keyif, keşif=Eminönü
benim için
Doğubank’ın olduğu caddeden Büyük Postane’nin önüne çıkan ara bi yol var kokoreççilerin, semtin meşhur çiğ köftecisinin olduğu aralıkta açık bi inşaat kapısı görünce dalıverdik içeri. Restore ediliyormuş otel olacakmış. Binanın ön tarafı Büyük Postane’ye bakıyor. Şimdilerde taraftar mağazaları olan bu yerlerde eskiden Huzur mağazası vardı.
Ve Büyük Postane…
Ona da bir eski yıl ziyareti yapıp nostaljik bir tebrik kartı atmak geçse de yürekten; rekabetin sivri pençesi cumartesi-pazarları kapattırmış postaneyi…
PTT banka hizmeti vermeye başladıktan sonra bankalar şikayet etmiş, biz haftasonu açamıyoruz onlar da açmasın diye…
Cumartesi, Aralık 03, 2011
Aralık
Yenisini bulup, beğenip almak almak lazım.
National Geographic yada Atlas dergisinin verdikleridir favorim, güzel manzaralar eşliğinde ayların geçmesinden keyif duyarım.
Bu sene Atlas'a aboneyim ama Aralık sayısı gelmedi henüz :(( gerçi çoğu da Ocak sayısında veriyor takvimleri...
Takipteyim :)))
Son yaprağı çevirip de, çevirecek başka bi yaprak kalmadığını görünce bi hüzün çöküyor insana...
Nasıl geçti koca bir yıl diyorsun bazen içinden, bazen de dışından...
Ve elinde kalan son bi aya bakıyosun, son 30 güne
"Ne kadar da yorgun görünüyosun sen öyle Aralık..." diyorsun
Neler dilemiştim sen gelirken, neler beklemiştim koca yıl...
"Vermeyince mi olduk yorgun?" diye kocaman açıp gözlerini sorunca da
"yok, yok öyle demek istemedim; yanlış anladın sen beni" diye kıvırıveriyorsun hemen
Yorgun, morgun di'il benim Aralık'ım...
Arada bi sapıtsa da dağıtsa da kendini; bütün bir yılın mutlu-mutsuz, tuzlu-tuzsuz, şekerli-şekersiz, yaşlı- yaşsız, dertli-dertsiz, güneşli-güneşsiz geçen günlerini omuzlarında taşıyıp 31 Aralık gecesi 23:59'da uzay boşluğuna bırakmayı bilir.
Hiç merak buyurmayın siz...
Perşembe, Mayıs 01, 2008
Blog Bağları
Geçen hafta yine böyle bir mail aldım.
Bilecik Osmaneli'den Remzi Bey. İzniyle bana gönderdiği maili paylaşıyorum sizinle.
"Herşey bir takvim arayışı ile başladı. Sonra Google beni blog unuz ile tanıştırdı. Teşekkürler geçmiş zamana verdiğiniz önem adına.
Bilmem bilir misiniz, Anadolu da 1970 li yıllar ve öncesinde takvimler çok önemli idi. Bende Bilecek liyim çok farklı bir ailem olmadığı için yıl içinde 2 kez il dışına çıkar (ist.Bursa gb.) çok mutlu olurduk. Uzun kış gecelerinde aile büyüklerimizle birlikde sobanın yanında yerde minderler üzerine oturarak çay içerek mısır patlarak, ardında isim şehir oynarak geceyi tamamlar.Bir sonraki gününilkokul özlemi ile yatağa girerdik.
İsim şehir oynamak dedimde aklıma geldi. Sobanın hemen arkasındaki mindere büyükannem kalktıkdan sonra mutlaka ben otururdum bilirdimki o minderin altında geçmiş günlere ait saatlimaarif takvimi ve ülkü takviminin okunmuş sayfalarıbiriktirilirdi. Rahmetli annem 1930 yıllarda okutulamamış içinde buruk ve kırık bir ezikliği 67 yaşında bile hep dile getirmişti.
Ve ben annemin bir sırrına saatli maarif takvimlerini saklaması ile erdim rakamları harfleri ve saati okumayı o takvim yapraklarından öğrenmişti......... "
Bilecik Osmanlı'ya ilk başkent olan tarihi çok eskilere dayanan bir şehir. Remzi Bey'den rica ettim bize güzel şehriyle ilgili rotalar bilgiler gönderecek. Şansa bakın ki aynı zamanda Osmaneli belediyesinin fahri basın danışmanıymış.
Yani yakında Bilecik'i de tanıyacağız blogumdan.
Pazar, Kasım 04, 2007
Günün Sözü
Ülkü Takvimi hayatımın olmazsa olmazlarındandır. Alamadığım yıl çok önemli bir fırsatı kaçırmış gibi üzülürüm. Onun için son bir kaç senedir, işi daha sıkıya alıp yeni yıla 15-20 gün kala kırtasiyelere sormaya başlıyorum.
İşte bu satırlarda bir kaç gün öncesine ait sayfanın köşesindeydi. Sözü eksiksiz, söyleyeni ile birlikte yazmak için masamın üzerine koymuştum. Bu sabah ortalığı toplarken diğer gereksiz kağıtlarla birlikte buruşturup çöpe atmışım. Hatta yaprağa uzanırken -bu niye gelmiş buraya?- diye geçirdim içimden.
Ülkü Takvimi deyince en çok dedem gelir aklıma -hacıbabam-. Günü gelmeyen yaprakları kaldırıp arkasının okunmasına çok kızardı. Yapraklar kabarır, takvim tombul bir görüntü oluşturur. Ama ben bu gece, bunu hatırlaya hatırlaya sayfaları karıştırdım ama daha çok resimlerine bakmak için.
Bir de dedemin takvime bakıp, "Kasım 150, yaz belli demesini". Yakında Hızır günleri bitiyor. Bu günlerin özelliğini zamanı geldiğinde takvim yaprağından kopya çekip yazarım.
Renkli resimlerini severim bu takvimin, yenileşmeye uyup saman kağıt yerine daha kaliteli kağıda basılıyor artık. Ama resimlerin çoğu hala eski resimler. 70'lerin 80'lerin.



