Film etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Film etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Salı, Kasım 06, 2012

Skyfall

Bi günde iki film serisinin ikincisi Skyfall'dan bahsetmenin zamanıdır artık...

Bugün okuduğum hafta sonu gişe rakamlarına bakılırsa Evim Sensin, Skyfall'a fark atmış, nasıl olmuşsa...

Evet ilk beş dakika Türkiye'de çekilen sahneleri seyredip, çıkabilirsiniz salondan devamı yok...

Tabi sadece Türkiye nasıl görünüyomuş diye bakmak isterseniz...

Ama tam o sırada başlayan jeneriğini ve Adele'nin muhteşem şarkısına da kalın derim...

Eeee o kadar kalmışken sonuna kalın :)))

İstanbul'da 34 plakalı araçların arasında başlayan kovalamacanın bir anda 01 plakalı araçların arasında devam etmesi en ince ayrıntıya kadar düşünülüp çatır çatır araba şato yakan yıkan prodüksiyonun üç beş arabanın plakasını değiştirmekten imtina etmesini yakıştıramadım doğrusu...

Ama onun dışında sevdim ben bu filmi :))

Pazar, Kasım 04, 2012

Evim Sensin mi Acaba?

Tempolu bir hafta sonuydu :)

Hiç yapmadığım bir tarifi denedim,

Dua ettim,

Bi günde iki filme gittim,

Üstelik birinde hayatımda bi filmde hiç gülmediğim kadar gülmeme, gülmekten gözlerimden yaş gelip karnıma ağrılar girmesine sebep oldu :)))

Düşündükçe hala gülüyorum :))))

Hangi film derseniz;

Evim Sensin

Evet, yanlış okumadınız

Hakkında okuduğum ilk yorumlarda; kağıt mendil firması sponsor olsa çok başarılı bi sponsorluk çalışması olurdu, Orhan Gencebay galasında sesli ağlamış falan falan :)))

Ağlamayı koymuştuk kafaya giderken, ama gülmekten di'il :))

Aslında gülmeye biletleri alırken başladık,

Kavacık'taki Boğaziçi sinemaları bilgisayarın icadından önceki yıllarda olduğu gibi fotokopiden bi oturma planı üzerine çarpı koyup, oturacağımız yeri elimize verdiği koçanın üzerinde yazarak fitili ateşledi :))))

Salon da alıştıklarımızdan oldukça farklıydı, film kopar mı ki acaba, Allah göstermesin deprem yangın bi'şi olsa n'olur???

Tamam gülme krizine yakalanmamızın tek suçlusu film değil ortamın da katkısını yadsıyamam :)))

Filme gelirsek;

Fahriye Evcen gerçekten çok başarılı, çocuksu ve cikleyen tavırları hoştu...

Ve esas oğlan, inşaatta çalışan bi marangoz...

Ama bi amerikan şantiyesinden buraya yanlışlıkla düşmüş gibi; giyim, kuşam, hal ve hareket...


Ülkemizde ki inşaatlarda çalışan böyle işçiler varsa bütün piyasa mekanların pabucu dama atılır ona göre :)))

Gerçi filmde bi tek o öyleydi, kalan hepsi "bildiin amele" -yanlış anlaşılmasın ben söylemiyorum filmdeki replik aynen bu-

Eeee tabi böyle amerikanvari inşaat işçisine de ağır çekimde, güneşi arkasına alıp yürüdüğü cool sahneler çekilmese ayıp olurdu...

Filmin ilk yarısında kafada böyle bi imaj oluşunca ikinci yarıda pek bi ağlama performansı beklemiodum zaten

Ama film di'il de arkadan gelen hıçkırıklar bizim zaten daha önce yanmış ta sönmüş olan fitili tekrar ateşledi :))))

Hayır işin kötüsü güldükçe koltuk sallanıyo, tam sakinleşecekken yanımdaki koltuğun devam eden gülme sarsıntısı başa döndürüyo beni de :))))

Filmin sonunda birden ekran kararmasın mı,

dedik "hah film koptu"

elektrikler kesilmiş, jeneratör devreye girdi sanırım...

bi kaç dakka sonra elektrik gelmiş olsa gerek bi daha karardı ekran...

Velhasılı kelam gözlerimizde yaş, yüzümüzde koca bi sırıtmayla çıktık sinemadan

Ama sen misin bu kadar gülen,

Günün bombası Kavacık'tan çok uzakta Merter'de bindiğim taksinin filmin son sahnelerine doğru görünen kapısında "Deniz Taksi - Ataköy" yazan taksiye binmem oldu...

Filmde gördüğümde "hah zaten Özcan Deniz'in filmindeki takside ancak Deniz Taksi olur, bunu da uydurmuşlardır" demiştim :)))))))))



Pazartesi, Ekim 29, 2012

Asteriks'le Oburiks Bayramlık



Bizim kuşağın kahramanlarından Asteriks ve Oburiks bayramlaşmaya gelmiş bizimle...

Bu sefer Galya'yı değil Britanya'da bir köyü almaya çalışan Sezar'a karşı Britanyalılara sihirli iksirle yardıma giden Asteriks ve Oburiks yine çok eğlenceliydi.

3 boyutlu olması ve Bay J'nin seslendirmesiyle şimdiye kadar en keyif aldığım oldu diyebilirim. Geveze'ye de haksızlık etmem istemem ama filmin yarısına kadar kimi seslendirdiğini anlamadım bile...

Asteriks'le Oburiks'in cinsel kimliklerini, İngilizlerin çay içmeye nasıl başladıklarını, bi erkeği nasıl bir centilmen yapabileceğinizi gösteren bilgilendirici bir film de aynı zamanda...

Catherine Deneuve hala çok güzel...

Depardiue'ye bayılırım zaten...

Bu filme özgü karakterlerden Kuduriks ve bayan Macintosh da harikaydı...

Ofelya'nın Antikloraks'a meydan okuduğu repliği

"Cesaret, düeollada bi salozu (salak oluyo) öldürmek di'il, bi kadının gözlerine bakarak onun için ne hissettiğini söyleyebilmektir"

birisini kolunda tutup filme götürmek içinbile yeterli bi sebep...

Tabi anlayana :))))


Pazar, Nisan 15, 2012

James Bond Geldi mi?

Bir önceki yazımda aman ha dikkat, cumartesi Eminönü planlarınız varsa şu tarihlere dikkat edin demiştim…

Yalancı çıktım, çünkü 14 Nisan cumartesi kapalı olacağı söylenen sokakta elimi kolumu sallaya sallaya yürüdüm.

Yoksa gizli çekim mi yapıyolardı??? Göz deviren gülümseme

Çekim yoktu ama Mısır Çarşısı’nın yanındaki çiçeklerin ordaki boşlukta sıra sıra dizilmiş çekim malzemelerini fotoladım sizin için…

Çuvalları kırpıntılarla doldurmuşlar herhalde çekim günü üzerine malzemeler konulup dekor oluşturulacak…

Simitçi, kestaneci arabaları köşede…

Kapanacak sokaklar pankartlarla duyuruluyor…

SAM_3722SAM_3724SAM_3725SAM_3726SAM_3727

Cuma, Nisan 13, 2012

Bond, James Bond... Nerde???

Adana'lıların başına gelenler çoook yakında bizim başımıza gelecek. Aman da hava ne güzelmiş Eminönü'ne gitsek Mısır Çarşsı'na uğrasak diye hayaller kurup yola çıkmadan önce şu haritalara bi bakın derim...

James Bond'un son filminin Eminönü ve Balat'ta çekilecek sahneleri için bazı yollar araç ve yaya trafiğine kapanacak...

Liste aşağıda ama ben işi biraz daha ileriye götürüp haritada boyadım kapanacak yerleri ama eksik istihbarat adını bulamadığım için boyayamadığım Fındıkçı Remzi sokaklardan sorumlu tutmayın beni...


Çeşitli tarihlerde farklı caddeler kapanacağı için farklı renklerle belirttim.

Haber detayları şöyle:

“B23” adlı yeni James Bond filminin İstanbul’da yapılacak çekimleri nedeniyle 14 Nisan Cumartasi gününden itibaren Fatih’te bazı yolların saat 06.00 ile 20.00 arasında trafiğe kapatılacağı açıklandı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden yapılan yazılı açıklamaya göre, çalışma güzergahlarında uygun ortamın oluşturulması için araç ve yaya trafiğinin kontrol altına alınması amacıyla ulaşıma kapatılacak yollar ve tarihleri şöyle:


- 14 Nisan Cumartesi: Eminönü’nde Büyük Postane Caddesi, Postane Yanı Sokak, Fındık Remzi Sokak ve Şeyhulislam Hayri Efendi Caddesi.

- 18 Nisan Çarşamba: Bankacılar Sokak.

- 19 Nisan Perşembe: Bankacılar Sokak.

- 25 Nisan Çarşamba: Balat’da Kiremit Caddesi, Çırak Sokak, Kazancı Selim Sokak, Cerrah Kerim Sokak, Usturumcu Sokak, Nakkaş Haydar Sokak, Fetih Sokak, Alay Sokak.

- 26 Nisan Perşembe: Eminönü’nde Bankacılar Sokak.

- 28 Nisan Cumartesi: Eminönü’nde Meydan Sokak ve Bankacılar Sokak, aynı gün 05.00-10.00 saatleri arasında Asmaaltı Caddesi, Kalçin Sokak, Kızılhan Sokak, Ragıp Gümüşpala Caddesi.

- 30 Nisan Pazartesi: Eminönü’nde Meydan Sokak, Bankacılar Sokak.

- 2 Mayıs Çarşamba: Meydan Sokak, Bankacılar Sokak.

- 3 Mayıs Perşembe: Meydan Sokak, Bankacılar Sokak

- 4 Mayıs Cuma günü Balat’ta Kiremit Caddesi, Çırak Sokak, Kazancı Selim Sokak, Cerrah Kerim Sokak, Usturumca Sokak, Nakkaş Haydar Sokak, Fetih Sokak, Alay Sokak.

- 5 Mayıs Cumartesi: Eminönü’nde Büyük Postane Caddesi, Postane Yanı Sokak, Fındıkçı Remzi Sokak ve Şeyhulislam Hayri Efendi Caddesi.

Pazartesi, Aralık 19, 2011

Entelköy-Efeköy

Film yorumlarıma Entelköy, Efeköy'e Karşı ile devam ediyorum...

Daha eğlenceli olabileceğini düşündüğüm ama izlerken sıkıldığım bir film oldu.

Filmin taşıdığı önemli mesaj uzun saatlerde kaynadı gitti...

7 yaş üstü, 13 yaş altındakilerin ebeveynleri ile izlenmesi işaretlerini almasının sebebi filmin iki üç yerinde sıvama küfür olması. Yani aradaki o sahneleri çıkartsanız filmden bi şeyler eksik mi anlamazsınız.

Müsamerede sahneye çıkıp bi nefeste şiirini okuyan çocuk gibi, sövüyo sayıyo bitiyo...

Yönetmen Yüksel Aksu'nun hikaye anlatıcı olarak sazlı sözlü giriş, gelişme, sonuçta yer alması keyifliydi. Ancak bu sahneler çatlamış topraklar üzerinde geçince, "eyvah termik canavar kazanıyo galiba filmin sonunda" diye bi korku salıyor yüreğinize

Efelerle Bulutsuzluk Özlemi'nin birlikte zeybek çalması, türkülerimizin modern enstrümanlarla yorumlanmasının ne kadar güzel olacağını hatırlatırken güzeldi.

Ama daha da önemlisi köylülerin eskidir diye atıp verdiklerine entellerin hazine diyip sahip çıkıp yüceltmeleri, şiddet gören eşeğe 500 lira verip satın alıp kültürün hizmetinde euro yumurtlar hale getirmeleri; kıymetini bilemediklerimizin nasıl değerli olduğunu göstermesi açısından anlayana güzel mesajlar taşıyordu.

Termik santrale karşı entellerin köye sahip çıkması, köylülerin de onlara direniş göstermesi ne yazık ki ülkemizin gerçeği...

Cumartesi, Aralık 17, 2011

Türk Filmleri Gelecekten Haber Veriyormuş...

"Boşver Fener'i yaaa hakemlere para veriyo, her maçta penaltı her maçta penaltı"

1983 yılı Zeki Alasya'nın yönetmenliğini yapıp başrolünü de Metin Akpınar'la paylaştığı Davetsiz Misafir filminde geçen bir cümle...

Filmin konusu şöyle;  son derece kibar bir kişiliğe sahip olan Halim Bey bankadaki veznedarlık görevinden İstanbul’a tayin edilir. Halim Bey ve ailesi burada tanıştığı bir gencin evinde kalmaya başlar. Ancak kendisine çok benzeyen bir hırsız bankayı soymak için ile onun yerine geçince ortalık karışır.

Fener'le Beşiktaş çekişmesinde Zeki Alasya bir Beşiktaş'lı olarak söylüyor bu sözleri...

Salı, Aralık 06, 2011

Mavi Pansiyon

Fadik Sevin Atasoy, Yusuf Güner ve Özlem Tekin'İn başrollerinde oynadığı film Dedemin İnsanları'ndan sonra pek çekmedi beni.

Özlem Tekin'in cesur sevişme sahneleri var diye konuşulanlar Özlem Tekin'in de dediği gibi yatakta öpüşme sahnesinden fazlası di'il,

Sürekli bi fon müziğinin olduğu, sık sık piyano resitali dinlediğiniz, arada bi tangoların çalındığı, Bodrum, deniz, güneş, kumsal görüntülerini filmin sonuna kadar dayanmanızı sağlıyor bana göre.

Geçiş sahnelerinde tüm perde kararınca bitti mi, koptu mu, ara mı derken bir sonraki sahnenin başlaması, yan karakterlerin filmin süresini uzatmak için yapılan numaralarmış gibi geldi bana.

Bi de piyano mevzuu var ki, bu daha önce başka bi dizide de dikkatimi çekmiş ama yazmaya fırsat bulamamıştım.

Piyano öyle akordion gibi, gitar gibi hadi bilemedin org gibi al kolunun altına götür istediğin yere bi enstrüman di'ildir. Taşınması zahmetli, profesyonelce yapılması gereken hassas bi iştir.

Gönülçelen dizisinde piyano evdeki kimse tarfından farkedilmeden bi çırpıda evin çatı katından taşınmış, sonra bi kahvede bi sokak ortasında gezen bayağı bi sokak kızı İrma halindeydi.

Bu filmde de piyanist bir kız olduğu için başrolde, her akşam bi piyano resitali vardı.

Mavi Pansiyon'da, yakındaki barda ve kumsalda...

Sanırım bu Gönülçelen'deki piyano olsa gerek öyle duvara dayanan falan di'il bildiğin göbekli piyano -piyano çalanlardan özür diliyorum, yanlış bi tabir kullanmak istemem ama kuyruklu bunun daha uzun olanı diye düşünüyorum-

Sanırsın Bodrum Gümüşlük di'il, Viyana'nın sayfiyesindeyiz.

Her evde her yerde piyano var hatta kumsalda...

Son bi takıldığım şey var ki,

Sanırım yaz sonunda çekilmiş film ağaçlar yeşilini kaybetmiş, begonviller rengini gitsem mi kalsam mı der gibi, kuru yapraklar sağa sola sürükleniyor...

Ama filmde Bahar'ın bu yaz Avrupa turnesi vardı iptal etti derken, Bahar'ın eski sevgilisi de sen Avrupa turnesinde di'il miydin diyor. Demek ki zaman onlara göre yaz.

Hatta Bahar'ın arkadaşı Esra liseden mezun olduğu günü anıyor, o gün bugündü diyerek. Mezuniyetler olsa olsa Haziran'da olacağına göre...

Neyse;

Benim anlamsız bulduğum bazı şeylerin aslında sinema dilinde bilimsel bir karşılığı olduğunu aşağıdaki linkten okuyabilir; benim bilgisizliğim yüzünden filmi bi kalemde silip atmamanız ve kendi kararınızı vermeniz için sizi özgür bırakıyorum.

http://www.haberturk.com/haber/haber/693308-mavi-pansiyon

Cumartesi, Aralık 03, 2011

Buz Devri'ni Özleyenlere

Buz Devri kahramanları kendilerini çok özleyenlere yarım saatlik özel bir bölümle yeni yıl hediyesi veriyor.

Filmin çekirdek kadrosu; ilk bölümden bugüne bayağı bi kalabalıklaşsa da kalabalık aileler çok daha eğlenceli oluyor şüphesiz.

Tabiki başrolde Scratte yine bi palamudun peşinde :))

Diego, Sid... -Sid yine bildik Sid-

Manny, karısı Ellie ve son bölümde dünyaya gelen minik mamut Peaches ve sıçanlar

Peaches'ın daha ilk noeli

Ve daha ilk yıldan Noel Baba'nın yaramazlar listesinde olmak ve tabiki hediye alamayacak olma fikri yaramazlar kulübü lideri Sit'in dahiyane fikirleriyle maceraya dönüşüyor.

Bu arada Sit ve sıçanların da  yaramazlar kulübünün asil üyeleri olduğunu sanırım söylememe gerek yok :)))

Bizim televizyonlar gösterir mi bilmiyorum ama geçen hafta RTL'de, rastladım. İşi şansa bırakmak istemeyenler türkçe alt yazıyla internette bulabilir.

Ice Age - A Mammoth Christmas adıyla arayın.

Çarşamba, Kasım 30, 2011

Bir Çağan Irmak Hikayesi...


Çağan Irmak’ın filmlerini seyretmekten keyif alıyorum şüphesiz, belki bu sebeple çok da objektif olamayabilirim yorumlarımda…

Aydınlık ve güneşli sahnelerini seviyorum…

Prensesin Uykusu’nda olduğu gibi kumsal da oturup sessizce ufka dalan gözler vardı yine perdede

Bu soğuk günlerin inadına, karnelerin alındığı yazın en güzel günleriyle başlıyor ve devam ediyor film…

Bütün bir yazı geçirip bağda, bahçede, denizde; sinemadan çıkınca da dışarıda sizi sıcacık bir hava saracakmış hissine kapılıyorsunuz.

Babam ve Oğlum’un devamı değil kesinlikle, Hümeyra ve Çetin Tekindor akraba bile değil filmde. Hikaye hiçbir yerde teğet bile geçmiyor birbirine.

Keyifli ege şivesiyle, Ozan’ın yaramazlıkları karşısında gülmekle kızmak arasında kalan dedenin, anneannenin hafif küfürlü diyalogları gülümsetiyor…

Öyle çok ağlamaklı olmasa da, gözyaşı damarınıza basıp kaçtığı kimine yaş akıtan, kimine göz pınarlarını dolduran yerler de yok değil.

Çekimleri Milas, Gökçeada ve Bodrum’da gerçekleştirilen film 10 yaşındaki Ozan’ın gözünden mübadele yaşayan dedesinin hikayesini anlatıyor. Dede’yse mübadelede yaşadıklarını ailesinin hikayesini, denize bıraktıkları kardeşinin hikayesini anlatıyor.

Türk-Yunan dostluğunun ötesinde biz birbirimize benzeriz, misafirperverlikte sınır tanımaz, “ölümü gör bi kahvemi içmezsen” muhabbetinin dibine vururuz mesajı gülümseten bi başka detay

Cumartesi, Aralık 11, 2010

Av Mevsimi Bitti

Çok mu boşumda bu aralar her gece oturup oturup da yazıyorum?

Bilakis vaktim yok, yapacak işim çok. Ama yazmak, blogumun sayfalarına yeni yazı ve resimler eklemek, ne yazacağımı düşünmek unutturuyor bana kendimi.

Yani bir hobinin insana vermesi gereken rahatlama, keyif duygusunu veriyor. Her ne kadar karşımda sessiz de kalsanız, biliyorum ki bekliyorsunuz yazılarımı.

Bu gecemizin konusu başlığından da tahmin edileceği üzere Av Mevsimi...



Gazetelerde köşesine yazmayan kalmadı.

Oben Budak, Cem Yılmaz'ın Melisa Sözen'le öpüşmesini beğenmemiş, Hıncal Uluç Oben Budak'a öpüşme ortamı ve içinde bulundukları psikolojiyi detaylarıyla anlatıp sinemanın en iyi öpüşmesi ödülüne aday gösteriyor. Ömür Gedik katili baştan anladık, sürprizi yoktu diyor. Falan, falan, falan...

İşte bu da benim yorumum...

Bi kere film çok uzun 19:15'te girip 22'de çıkıyosunuz. Ama bu kadar uzun olmasına rağmen filmden bir an bile kopmuyosunuz. Türk filmlerindeki loş ışıklı sahneler yerine her detayı görebildiğiniz aydınlık.

Konu, bedeni olmayan kesik bir elin katilini bulmak gibi ürkütücü ve karanlık işler de olsa, çok iyi bir iş çıkarılmış.

Karakterler zaten tartışılmaz. Ama Cem Yılmaz tabi ki favorim. Aslında pek çok kişinin aksine Cem Yılmaz'ı öyle pek beğenmem. Ama burada canlandırdığı karakterin bir Laz olması, Karadeniz insanının o hareketli, coşkulu, deli halini ortaya koyuş şekli mükemmel.

İzlenme rekorları kıran Kazım Koyuncu'nun Hayde türküsü ve sahnede rol olan herkesin muhteşem ritmi gerçekten filmin en keyifli sahnesi.

Filmde İdris -yani Cem Yılmaz- annesiyle Lazca konuşuyor. Ama konuştuklarından tek kelime anlamıyosunuz çünkü alt yazı yok. Ya Fatih'i (Karadeniz turumuzun bir tanecik şoförü artık İstanbul'da) alıp gideceksiniz filme ya da ne konuştuklarını anlamayacaksınız.

Benim kirpi olduğum günün akşamı gittik filme. Belki o gün duygusal olduğum içindir bilemem, Prensesin Uykusu'nda kapıdan geri çevirdiğim gözyaşları akıverdi bi kaç kez.

Şener Şen'i uzun yıllar sonra sinema filminde gördük ama bildiğimiz gibi yeni bir şey yok. Eşkiya'daki gibi Kabadayı'da ki gibi bir Şener Şen.

Bence katili o oynamalıydı.

Ama ne derseniz deyin filmde benim adamım Deli İdris.

Ve söylediği şarkı Hayde...

Hayde gidelum hayde
Dağa k'arayemişa
Elun nişanlisina
Ben nasil deyim hayde

Çiktum çami budadum
Endurdum yarisina
Boyle sevdami olur
Girsun yerun dibina

K'izilağaç fidani
Tepeden budanur mi
İnsan sevduği yardan
Bu k'adar utanur mi

Endum dere duzina
Aşlamayi aşladum
Sevdaluk eyi şeydur
Ben da yeni başladum

Salı, Kasım 30, 2010

Masal Film

Masalları seviyorum, gerçekleri yaşamak zorunda olsak da...

Andersen'in,  La Fontaine'in masallarını daha geçen sene okudum.

Kendi masallarımı her gün yazıyorum...

Çağan Irmak'ınkini haftasonu seyrettim...


Beyazıt Halk Kütüphanesi'nin Denizler Altında 20.000 Fersah'tan  fırlayan dev ahtapotun yüzdüğü yer olduğu, sokaktaki sıradan bir ağacın dalına konmuş bir masal kuşunun gagasının kanadının altını pitlemesi, uyuyan prensesi almaya gelen karanlıklardan çıkan önüne gelen her şeyi rüzgarıyla darmadağın eden kötü karanlık canavar, küçük Aziz'in yetimhane öyküsünün çizgi filmi, prensesin günlüğü ve dilekleri, Redd'in dilekten gerçeğe dönüşmesi, uyuyan prensesin uyanması...

Gözyaşlarının kenara gelip, -napıyosunuz siz alt tarafı film, yerinize dönün- emriyle yerine döndükleri, ağlamadan salondan çıkışın başarılabileceği, iyi ki gitmişim denilebilecek güzel bir film

Genco Erkal, gitmek isteyen ama gitmek istediği yere her isteyenin gidemediği,
Öksüz Aziz'le Neşet'in öksüz duruşları,
Hayalleri, dilekleri bi de günlüğü olan gözlüklü küçük kız ve annesi Sevinç Erbulak.

Filme ilham verdiği söylenen Redd'in şarkısı...
Ben kimin uydusuyum
Uymadı mı sorgusuyum
Hala eski duygusuyum
Prensesin uykusuyum

Bir avuntu dolgusuyum
Terkeder beni korkusuyum
Hala eski duygusuyum
Prensesin uykusuyum

Uyanmaz mı, uyanmaz mı
Bana gelince zaman durmaz mı
Uykusuz rüyasız

Bana gelince hayat neden masalsız

Bilmem

Bir masalın yokmuşuyum
Ben hiç ben olmuş muyum
Hala aynı duygusuyum
Prensesin uykusuyum

Cumartesi, Temmuz 17, 2010

Yüreğime Sor'dum...

Yüreğine Sor'u Nisan'da sinemada izlemiş, Rize'yi ve doğasını ne kadar özlediğimi hissettirmişti bana. Filmden sonra biri bana bu sene oralara gideceksin dese güler geçerdim.

Çamlıhemşin'de Yüreğine Sor'un izini sürdük tüm ekip. Taş köprü, değirmen, evler, konaklar, yayladan iniş türküsü "Ella Ella Leose"

Kimini bulduk kimini hayal ettik :)))

Tabi ki filmlerde gerçek mekanlar çok farklı açılardan gösterildiği için bire bir aynısını bulmak zordu. Ama mesela filmdeki beyaz katırla bizzat tanışma fırsatı bulduk. Film ekibi giderken götürmek yerine çekimler sırasında onlara yardım eden birine hediye etmiş. Ayder'de dolanıyordu.

Filmdeki Maria Aba'nın değirmeni Mucit'in Yeri'nde gördüğümüz değirmen aslında (Lazuttişi Kamatte) ama filmde köprünün ayağında görünüyor.

Filmin nihayet dvd'si çıktı. Bi merak alıp izledim.

Tartışmasız hayal kırıklığı :)))

Burdan bakınca oraları gösterdiği için çok keyifliydi ama oralara gidip de gelip izleyince pek bi yavan geldi. O güzelliğe rağmen o kadar az şey gösteriyordu ki.

Ama olsun izledim, yine izlerim.

"Yüreğime Sor"dum

"ey aşk nerdesin?" dedi

Salı, Mart 16, 2010

Yüreğine Sor


Bu resmin birazdan yazacaklarımla hiç alakası yok ama bazı arkadaşlara nispet olsun diye sinema öncesi keyfimizin ispatıdır :)))

Yüreğine Sor...

Memleketimizin havası, suyu, manzarası çektiğinden taraflıyımdır belki diycem ama Dilek'in "tam sana göre mutlaka gitmelisin" önerisini objektif bir kriter olarak değerlendirebiliriz.

Yaylaları çok özlemişim; dağlara çöken sisi, gürültüyle akan derelerin sesini, karadeniz'in yeşilini, gece uluyan çakalların sesini...

bu da özlenir mi demeyin insan bazen öyle garip şeyleri özlüyor ki;

Aslında hayatımda ilk defa çakalların sesini duyduğum günü hatırlıyorum da; özlemle anılacak bir şey değil.

Küçük bir çocukken Rize'ye ilk gittiğimizde bir gece sular kesildi, yemekte de balık vardı. Yemekten sonra ellerimizi yıkamak için annemin dedesi Sali Usta'nın (salih'e öyle derler) yolun karşısındaki çeşmesine gitmemiz gerekiyordu ve yatsı ezanının okunduğu o saatlerde uluyan çakalın sesinden nasıl korktuğumu, ağladığımı ve bırak elimi yıkamayı kapının yakınına bile gidemediğimi bugün gülerek anlatıyorum.

Neyse, filmde çok iyi oyuncular iyi bir hikayeyle ve harika görüntülerle beni büyülediler. Uzun süredir ilk defa bir türk filmini bu kadar çok beğendim.

Filme ilişkin yorumlarıma gelince;

Fantezi dünyamıza, bir sis fantezisi katarak ufkunuzu genişletebilir,

Replikler uzadıkça şive bozuluyor, belki de bu sebeple genelde kısa cümleler kullanılmış

Ateş böceklerinin dansı, deremenin kenarı, Moskof'un gelişi, hacı süleyman'ın göğsü üzerinde haç işareti yaparken kelime-i şehadet getirmesi, teneşir tahtası ve maşrapası,

Final budur dediğiniz yerden sonra, Şevval Sam'ın iğreti şivesiyle hikayeyi bağlaması dişlek bir kadının okumaya başladığı türkü büyüyü bozsa da yaşadığınız saatlerin hatrına görmezden geliyorsunuz

Cumartesi, Ocak 23, 2010

Yukarı Bak


Sömestr tatili kutlamalarım devam ediyor:))

Bugünkü alışverişimde "Up" filminin dvd'sini de almıştım.

Mısırları patlattım, küçük odayı özel sinema salonuna dönüştürerek yer minderlerinde uzatıp ayaklarımızı Up'ı seyrettik.

Yılın animasyon filmi olarak gösterilen film gerçekten çok keyifliydi. Her şey bir yana sadece Erol Günaydın'ın seslendirmesi için bile izlenir.