karadeniz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
karadeniz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Perşembe, Ocak 31, 2019

Kültürü Unutmamak


Geçenlerde bir akşam TRT belgeselde Malatya’da üzüm pestili yapımıyla ilgili bir programa denk geldik. 

Üzümlerin çuvala doldurulup ahşap oluklu bir teknede ezilmesini gördüğümüzde annem Rize’de pekmez yapılan teknelerden bahsetmeye başladı.

Pekmez tavası, üzümün ezildiği ahşap teçhizatın adını hatırlamaya çalıştı bir türlü hatırlayamadı.

İyi ki internet var.

Bir kaç linkten linke tıklamayla, önce Anadolu’daki adına sonra Karadeniz’deki adına ulaştım.

Şarakmana

Şaravaz

Annemin gençliğinden hatırladığı bizimse hiç bilmediğimiz.

Kültürümüzü, eskiye ait şeyleri o kadar büyük bir hızla unutuyoruz ki L

Bu aramam sırasında Özhan Öztürk adında bir meraklı Karadeniz’linin (aslında diş doktoru olup mitoloji, tarih ve halk bilime meraklı bir yazar) yayınladığı “Karadeniz Ansiklopedik Sözlük” eserine rastladım. 

Henüz kitap elimde değil ama geçmişi kültürü unutmamak için kütüphanemde olmalı aklıma estikçe karıştırıp karıştırıp okumak, keşfetmek istiyorum.

Çocukken anneannemden duyduğum, yöre insanın kullandığı o değişik kelimeleri hatırlamak keyif veriyor bana.



Pazartesi, Eylül 19, 2011

Boğaz Seyri










Resimlere bakın sadece...

Ne anlatsam ne yazsam içi boş kalacak gibi geliyor,

Keyif aldığım şeyleri sözlerle anlatmaya çalışmak yetersizlik duygusu yaratıyor bende...

Bu yüzden,

Baktığımı, gördüğümü, fotoğrafladığıma bakın...

Hissettikleriniz sizin olsun, benim yazdıklarım di'il...

Pazartesi, Haziran 13, 2011

Heeeey!!! Bu benim elim...


Hürriyet'in bugünkü seyahat ekinde tam bir yıl önce çektiğimiz resmi görünce bi garip oldum.

Heeeey!!!

O benim elim, benim çileklerim, diğer yanımdaki ellerden biri Şener diğeri Harun.

Bulut Şelalesinden dönerken toplamıştık bu dağ çileklerini :))))

Pek net çıkmamış gazetede, gerçeği işte burda

Salı, Mart 15, 2011

Düğün

Düğünümüz var, kız evlendiriyoruz kolay di'il :))



Cumartesi günü kına gecemizi sonrasında pijama partimizi yaptık. 5,4,3,2,1 diye sayıyoruz.



Ama bir karadenizli olarak hala horon bilmemem, bilmesem de katılıp oynama medeni cesaretimi gösterememem çok ayıp. Şimdi düğüne kadar öğrenip Esra'ya sürpriz yapmam lazım :)))

Cumartesi, Aralık 11, 2010

Av Mevsimi Bitti

Çok mu boşumda bu aralar her gece oturup oturup da yazıyorum?

Bilakis vaktim yok, yapacak işim çok. Ama yazmak, blogumun sayfalarına yeni yazı ve resimler eklemek, ne yazacağımı düşünmek unutturuyor bana kendimi.

Yani bir hobinin insana vermesi gereken rahatlama, keyif duygusunu veriyor. Her ne kadar karşımda sessiz de kalsanız, biliyorum ki bekliyorsunuz yazılarımı.

Bu gecemizin konusu başlığından da tahmin edileceği üzere Av Mevsimi...



Gazetelerde köşesine yazmayan kalmadı.

Oben Budak, Cem Yılmaz'ın Melisa Sözen'le öpüşmesini beğenmemiş, Hıncal Uluç Oben Budak'a öpüşme ortamı ve içinde bulundukları psikolojiyi detaylarıyla anlatıp sinemanın en iyi öpüşmesi ödülüne aday gösteriyor. Ömür Gedik katili baştan anladık, sürprizi yoktu diyor. Falan, falan, falan...

İşte bu da benim yorumum...

Bi kere film çok uzun 19:15'te girip 22'de çıkıyosunuz. Ama bu kadar uzun olmasına rağmen filmden bir an bile kopmuyosunuz. Türk filmlerindeki loş ışıklı sahneler yerine her detayı görebildiğiniz aydınlık.

Konu, bedeni olmayan kesik bir elin katilini bulmak gibi ürkütücü ve karanlık işler de olsa, çok iyi bir iş çıkarılmış.

Karakterler zaten tartışılmaz. Ama Cem Yılmaz tabi ki favorim. Aslında pek çok kişinin aksine Cem Yılmaz'ı öyle pek beğenmem. Ama burada canlandırdığı karakterin bir Laz olması, Karadeniz insanının o hareketli, coşkulu, deli halini ortaya koyuş şekli mükemmel.

İzlenme rekorları kıran Kazım Koyuncu'nun Hayde türküsü ve sahnede rol olan herkesin muhteşem ritmi gerçekten filmin en keyifli sahnesi.

Filmde İdris -yani Cem Yılmaz- annesiyle Lazca konuşuyor. Ama konuştuklarından tek kelime anlamıyosunuz çünkü alt yazı yok. Ya Fatih'i (Karadeniz turumuzun bir tanecik şoförü artık İstanbul'da) alıp gideceksiniz filme ya da ne konuştuklarını anlamayacaksınız.

Benim kirpi olduğum günün akşamı gittik filme. Belki o gün duygusal olduğum içindir bilemem, Prensesin Uykusu'nda kapıdan geri çevirdiğim gözyaşları akıverdi bi kaç kez.

Şener Şen'i uzun yıllar sonra sinema filminde gördük ama bildiğimiz gibi yeni bir şey yok. Eşkiya'daki gibi Kabadayı'da ki gibi bir Şener Şen.

Bence katili o oynamalıydı.

Ama ne derseniz deyin filmde benim adamım Deli İdris.

Ve söylediği şarkı Hayde...

Hayde gidelum hayde
Dağa k'arayemişa
Elun nişanlisina
Ben nasil deyim hayde

Çiktum çami budadum
Endurdum yarisina
Boyle sevdami olur
Girsun yerun dibina

K'izilağaç fidani
Tepeden budanur mi
İnsan sevduği yardan
Bu k'adar utanur mi

Endum dere duzina
Aşlamayi aşladum
Sevdaluk eyi şeydur
Ben da yeni başladum

Salı, Temmuz 27, 2010

O ne yağmur o...


Sıcaktan kavrulurken akşam saatlerinde bi de baktık kara bulutlar sarmış dört bir yanı...

Arada bir bir ışık parlaması oluyor sanki derken, şim şim şimşekler çakmaya başladı...

Kavron yaylasından buzul göllerine tırmanırken ki maceramız geldi aklıma, çömesim geldi ama zaten serviste oturuyordum :))

O günkü şiddetli doludan yağar mıydı, yağsa da onun gibi olur muydu?

Tek tük iri damlalar ard arda düşerken şiddetli bir sağanağa dönüşüverdi

O kadar şiddetliydi ki duştan akan su gibi...

Acaba avucumuza döküp şampuanı bi köpürtüp bi de durulanmaya yeter miydi zaman???

Karadeniz yaylalarından sonra yağmurla daha bir samimi oldum. Islatsın beni sevineyim.

Ne yazık ki ben servisten indiğimde kaybetmişti şiddetini ıslandım ama istediğim kadar da çok değil. Tabi ki bu rahatlığımın ardında eve gidiyor olmamın da etkisini unutmamak gerek.