Çarşamba, Ağustos 26, 2009

Mini mini bir kuş

Gerçi pek de minik değil ama...

Geçen hafta banyoda havalandırma boşluğundan bir takım sesler geliyor. Kanat sesleri, tıkırtılar. Kuş desem hiç havan sesi yok. Ürktüm. 5. kata fare nasıl çıkar, kuş olsa sesi çıkar.

Makyaj yapıyorum pır pır bi ses havaya zıplıyorum. Ama evde benden başka kimse sesin farkında değil ertesi gün oldu. Aman allahım yine o ses.

Annemle kardeşim kulak kesildi. Sesi onlar da duydu. Ama orda ne var? Pencere kafesli ve duvara yapışık açılacak yeri yok.

Yavuz el fenerini pencerenin ince tellerinden içeriye tuttuğunda, gözünü gördüm demez mi.

Aletler, edavatlar söktü Yavuz pencereyi. Arkasında kara bir güvercin.




E be çocuğum orda ne işin var. Bi üst katın penceresi de var. Neden geldin bizim cama oturdun?

Ürkütmek istemiyoruz. Korkup bi de aşağılara düşerse kimse uğraşmaz bizim gibi.

Banyoya yemler, sular konuldu. Bekledik kapının dışında rızasıyla pencereden uzaklaşmasını. Akşam 7:30'dan 9:00'a kadar onunla uğraştık yemek bile yemedik.

Neyse ki mutlu sonla bitti. Bir gece çamaşır sepetinde misafir ettik. Karnını doyurdu, gücünü topladı. Ertesi sabah da göklere uçurduk. Ama biraz saf gibiydi umarım başka havalandırma boşluklarına düşmez.

Salı, Ağustos 25, 2009

Cumartesi, Ağustos 22, 2009

Canım Çekti

Ramazan oldu 2. Herkese iyi ramazanlar

Ben yazmaya geç kaldım. Ama tam dün gece oturdum yazıcam, elektrikler kesti :((

Ramazan'ın ilk günü korktuğum kadar zor geçmedi. Akşam eve dönerken fırına uğrayıp pide kuyruğuna girdim, yıllar sonra.

Bütün gün canım hiç bi şey çekmedi. Ta ki fırında pidenin çıkmasını beklerken yan tarafımda duran jelibon standını görene kadar :)))))


Oruç tutmanın aç kalmaktan öte ruhu terbiye eden manevi bi tarafı var. Ama gel gör ki insanlar açlıklarını bastırmak için güneşin batışını beklemenin dışında hiç bir şeylerini bastırmıyorlar.
Pide kuyruğunda birbirini yemelerine ramak kaldı. Söylenmeler, şikayetler. Ki ortada da öyle abartılacak bi durum yok hani. Yazık günah orda pide yetiştirmeye çalışan insanlar sıkıntı içinde, mutsuz huzursuz gergin. Ne gerek var?

İftar mı oldu, aç mı kaldın?

Hiç işte.

Bugün Bayramoğlu'nda eğitimdeydim. Az önce geldim, yarın sabah yine gidicem.

Hıncal Uluç bugünkü köşesinde Maria's Cheesecake'den bahsediyordu. Canım çekti. Yazdım kenara ramazandan sonra ilk fırsatta sırf cheesecake yemeye Çavuşbaşı'na gidicem. Bi suç ortağı arıyorum kendime ;))))))

Çarşamba, Ağustos 19, 2009

Doğum Günü

Yaz akşamlarında Anadolu yakasında tercih ettiğimiz kutlama mekanı bu sene de değişmedi.


Maria'nın Bahçesi lezzetli Ege yemekleri ve kocaaaman balıklar eşliğinde Aynur Ablamın doğum günü için ağırladı bizi.


Kutlama pastamız Hande'nin önerisiyle Pelit'ten Çilekli Ekpa'ydı. Tüm masadan tam not aldı.


Kuzenler bir araya geldiğimiz, doğumgününü çocuğuna sürprizler yaptığımız güzel bir geceyi paylaşmak istedim.


Maria

Pazartesi, Ağustos 17, 2009

Reklam


Bugünkü gazeteleri okurken İlancılık Reklam ajansının ilanını gördüm. 100 yıl boyunca gerçekleşen olayları listelemişler. İnternet sitesinde daha farklı bir şeyler bulur muyum diye baktım.

Bilgi Defteri bölümü var. En çok okunan bilinen, kişisel gelişim ve rasyonel tavsiye uzmanlarının aktardığı önemli bilgileri dosyalar halinde yayınlanıyor. Hatta üye olursanız mail adresinize de gönderiyorlarmış.

Hayalllerinize ulaşacağınız zorlu yolu 7 adımda aşmak için

Hayal Et, İnan, Gör, Anlat, Planla, Çalış, Eğlen

Karınca Felsefesi

Karınca asla pes etmez.
Karınca bütün yaz kışı düşünür.
Karınca bütün kış yazı düşünür.


7 tane bilgi defteri var. Diğerlerini de okumak isterseniz

http://www.ilancilik.com/anasayfa.html

Pazar, Ağustos 16, 2009

Boş

Pazar akşamının pardon gecesinin son saatlerindeyiz. Pazartesi'ye 2 var. Yoğun bir hafta bekliyor yine beni. Hafta içi yazmaya fırsat bulamıycam biliyorum. Aslında bırak yazmayı kendi kendimle oturup iki kelime konuşmaya bile zamanım olmuyor çoğu kez. Zaten bu yüzden blogum da kendi başına öyle mahsun mahsun kalıyor.

Hiç istemiyorum böyle olmasını. Ben kendi kendimle kalmayıp, ruhumu besleyemedikçe kendimden de hayattan da uzaklaşıyorum sanki. Neyi, niye, neye yaptığımın farkında olmadan; sadece yapmam gerektiği beynime programlanmış olduğu için yapıyorum, yaşıyorum.

Yeni terfi etmiş, yöneticiliğinin ilk günlerinde iş aşkıyla yanıp tutuşması gereken birisinden duyulası sözler değil belki bunlar.

Ama hayat nasıl hissediyorsam öyle, etiketler isimler çok bir şey değiştirmiyor hissettiklerimde.

Tabi kendimi motive edip, suyun üstünde kalabilmek için çaba harcıyorum. Belki böyle böyle suyun üstünde kalmaktan fazlası, yüzmek için güç bulurum kendimde diye umud ediyorum.

Assos'da akşam saatlerinde NTV'yi seyrederken "Kurtulan Ekspress'in gitaristi Bahadır Akkuzu öldü" haberi çok üzdü beni.

1998'de Fırat Plastik'te çalışırken şirketin çalıştığı reklam ajansının ortaklarından Cihangir'le tanıştım. Bateri çaldığını biliyordum evrak çantasından çıkan bateri sopalarıyla öğrenmiştim. Bir keresinde de "Barış Manço'yu sever misin?" diye sormuştu.

Bir akşam toplantı için Levent'teki ofislerine gittiğimde Bahadır Abi'yle tanıştım.

Kurtulan Ekspress'in gitaristi Bahadır Akkuzu.

Belki de iki Kova olduğumuz için çok çabuk anlaştık. Hatta Cihangir "abim öyle herkesle kolay samimi olmaz çok çabuk anlaştınız" diyerek şaşkınlığını ifade etmişti.

Kısa süren ama çok keyifli bir iş arkadaşlığımız olmuştu. Ben onun müzisyen değil başarılı iş adamı kimliğini tanımıştım.

Allah rahmet eylesin.

Daldan dala atlayasım var ama dal yok atlayacak.

Niye böyle oluyor, benim içim mi boşaldı?

Nasıl doldurucam ben beni, nasıl beslerim bu ruhu?

Çarşamba, Ağustos 12, 2009

Assos'a Devam


Geçen sene tapınağa çıkmıştık. Ama gelmişken uğramadan geçmek olmazdı. İyi ki de gitmişim. Yeni düzenlemeler yapılmış, bir kaç taş taş üstüne daha konmuş. Farkı anlamanız için üstte geçen seneki resim. Altta da bu senekiler.


Sütunların önündeki taşlar bu sene dizilmiş, ayrıca kuzey girişe de taşlar konmuş.


Bi de sütunların dibine bi kız oturtmuşlar ;)))

Tapınaktan limanın görünen bir kısmı


Dünya gerçekten küçük. Saati ve zamanı gelince herkes olması gerektiği saat ve yerde buluşuyor. 20 senedir görmediğim ortaokuldan bir öğretmenimi gördüm Behramkale'de. Üstelik o da İstanbul'da yaşıyor ve bir kaç saatliğine gezmeye gelmiş. Daha da ilginç olanı biz kekik alırken onlarda yaklaştı ve kekikle ilgili bir şey sordu. Sesi çok tanıdık geldi. Ama çıkartamadım. Daha sonra minibüs beklemek için kahveye indiğimizde yanlarındaki masaya oturduk. Sesi hala tanıdık.

Ben düşünüyorum nerden, nerden diye?

Bir anda acaba ortaokuldaki beden hocamız mı diye ablama sordum. O da dikkatle baktı olabilir dedi. Tam kalkarlarken sordum.

- Pardon, adınız Melahat mi?
- Fatih Kız Lisesi?

Ta kendisi :))))

Bu köpek de kaldığımız otelin eski köpeğinin (geçen sene rahmetli olmuş) oğlu. Henüz 3 aylık bir yaramaz. Babası yaşlıcaydı. Bütün gün yatardı. Birisi kaldırsa gider başka bi yerde yatardı yani o kadar tembeldi ama bir veliaht bırakmış :)))))
Adı da ES

Salı, Ağustos 11, 2009

Kısa Bir Tatil


Uyku ile uyanıklık arası yazmayı planladıklarımı aklımdan geçiriyordum, bilgisayarın başına oturduğumda yazmak üzere...

Uyku rüyaya döndü, ben rüyada cümleye kurmaya. Öteki aleme geçmeden son bir hamleyle kapı kapanmadan kaleme kağıda koştum. Ama en sevdiğim kırmızı çelik gövdeli tükenmez kalemimi öğlen plajda bulmaca çözmek için çıkardığımı ve şu an hiç bir yerde olmadığını farkettim. Yarın aynı şezlongun yanına gidip bakacağım ama bulamazsam da sorun değil. Gittiğin yerde bir şeyin kaybolursa tekrar gelirmişsin.

Assos'a hayır demem :))))

Gerçi geçen yıl bir şey unutmamıştım ama yine burdayım. Sadece bir kaç gün olsa bile...

Sol yanıma yatmış cenin pozisyonu almış haldeyken yanağımla aynı düzlemde defterim ve üzerinde bir şeyler yazan elim, her an uykuya dalmak üzere hamle yapan ruhum.

Ama henüz uyku uyanıklık modunda düşündüğüm cümlelere geçebilmiş değilim, uzun bir giriş oldu bu.

Son bir yılda hayatımızın merkezinde fırtınaya neden olan, halen durduğu yerde durduğundan ona bağlı pek çok sinir bozucu yıpratıcı şeyi yaşamak ruh ve beden sağlığımı da kaçınılmaz olarak etkiliyor. Yine aynı sebepten ötürü bu sene tatil de planlamıyordum aslında. Ancak son bir kaç haftadır beynimin bana oynadığı oyunlar; acil bir suni teneffüse ihtiyacım olduğu yönünde güçlü sinyaller verdiğinden ani bir kararla şimdi burdayım.


Hissettiklerimi özellikle yazmak istiyorum ki; her güzel şeyin karşısına bir çok küçük parçadan oluşan aynalar koyup çoğaltacağım onları.

Dün gece yarısı yola çıktık Ayvacık'a doğru. Her zamankinin aksine otobüs Eceabat'tan değil Gelibolu'dan feribotla geçti Anadolu'ya.

Sabah ezanı o en etkileyici haliyle şehitler ermişler diyarı kıyılarından feribotta sabah rüzgarıyla ruhuma işledi. Ayrıca teyzemin de Gelibolu'da yaşıyor olması ve ona uğramadan oradan geçmek te çok içime dokundu.

Gökte dolunay arada bir kara bulutların arkasına saklanıp ışığını bulutların arkasından göstermiyor mu? Haylaz bir çocuk gibi bir gösterip bir kayboluyor kendini hınzır :)))

Ayvacık'a sabah 7'de indiğimizde yavaş yavaş yeni güne uyanan sakin bir kasabayı seyretmek huzur verdi. Oysa aynı zamanda kilometrelerce uzakta otomobil kuyrukları, yeni günün stresi insanların ruhunu kemiriyordu.

Kadırga Koyu bıraktığım gibi. Kadırga Otel de... -maceraya gerek yok bildik ve tanıdık yerden şaşmadım-. Hava bulutlu ama sıcak, deniz biraz dalgalı. Ama davetkar.

Kendimi suya bıraktığım ilk an sadece şükrettim Allah'ıma; sonraki her girişimde olduğu gibi.


Denizden çıkıp biraz çakıl taşlarının üzerinde oturup taşlarla oynamaya başladım bilinçsizce. Her biri o kadar zarif ve pürüzsüz ki; en güzellerini seçip bacaklarımın üzerine diziyor bir yandan da Ayşegül'le telefonla konuşuyorum. Yaklaşık yarım saat boyunca bacağımdaki taşları daha güzelleriyle değiştirerek oynadığım oyun, taşları silkelediğimde benekli kurbağa şeklinde yanan bacaklarımı gördüm. Günün geri kalanı bacağımdaki deseni yok etmeye çalışmakla geçti desem, inanır mısınız? -Henüz başarılı olamadım ama :))))-


Gün ilerledikçe deniz daha bir güzelleşti sakinleşti. Öyle bir an geliyor ki etrafta çıt bile yok denizin sesinden başka bir şey duymuyorsunuz. -Oysa bir kaç çocuk ve pek çok büyük olmasına rağmen herkes gizli bir anlaşmayla bu sessizlik andına uyuyor.


Böyle anlar var. O an hissettiklerimi o kokuyu, o sesi, sessizliği bir tüpe koyup ihtiyaç duydukça açıp açıp kapaklarını serbest bıraksam tek tek.

İşte öyle anlardan biri de sırt üstü suya uzanmış tüm kontrolü denizin ritmine bırakmışım gökyüzüne odaklanmış, kulağımda dalgalarla yerleri değişen taşların yumuşak şıkırtısı.

Var mı bundan öte bir an?

Az önce tatlı bir plaj şekerlemesinden uyanmış boş gözlerle ufku seyrederken suda zıplayan yunusları görmek. Tekrar tekrar çıkıp dalmaları, sürü halinde giderken yüzgeçlerini takip etmeye çalışmak.

Hep çocuğuz işte. Bir yunus sürüsü neler yapıyor bize?

:))))))))


6 Ağustos 2009 - 22:30 Assos- Kadırga Otel

Pazar, Ağustos 02, 2009

Evhamlı

Hain bir gıcıkla öksürerek uyandım. Geçecek gibi değil diyerek su içmek için kalktım, antredeki ışık düğmesine bastım yanmadı. Buzdolabının da ışığı yanmıyordu.

Yine elektrik kesmiş :((((

Son günlerde sık sık tekrarlayan kesintiler gece olunca daha bir ürkünç oluyor. Öyle korkmam karanlıktan falan ama... Bina mantolama yapılıyor, etrafımız iskelerle çevrilmiş durumda.

5. kata ulaşmak isteyene zor değil. Zaten kapı cam açamıyoruz bu yüzden. Bir de elektrikler kesik olunca iyice huzursuz oldum. Salonun balkon kapısı da kilitli değil. Genelde koltukla kapı arasına sehpayı koyuyordum ama bu gece onu da yapmamıştım.

Aldı mı beni bir evham, salona tek başıma gitmeye korkuyorum, birilerini uyandırıp onları da huzursuz etmek istemiyorum. Yattım yatağa tekrar uyurmuyum diye, ııı ıııh imkanı yok.

Tekrar kalktım açtım camı etrafa bakıyorum; ne görünür ki karanlıkta?

Hayır birinin niyeti olsa camda beni görüp vazgeçer desem karanlıkta neyimi görecek. Delirmek üzereyim. Yalvarıyorum Allah'ım lütfen elektrik gelsin diye.

Çok sürmedi geldi. Bütün ışıkları yakarak salona gittim. Koltuğu balkon kapısının önüne ittim.

Rahatladım mı?

Ehh biraz. Ama o sinsi korku devam ediyor. Televizyonu açtım kanallarda bir şey yok, bilgisayarın başına oturdum. Diğer yandan televizyon da açık seyretmesem bile.

Arada bir kalkıp camdan bakıyorum etrafa her sese kulak kabartıyorum. Arada apartmana giren çıkan oluyor.

"ooo iyi birileri daha var benim gibi ayakta diyorum".

Sırtım cama dönük bilgisayarın karşısındayım -ben onu görmiyim de gelen olursa o beni görsün uğramadan gitsin- .

Cnntürk'te tenis maçı var. Sabit tek bir görüntü hiç hareket yok. Yanıp sönen ışıkların olduğu televizyon açık olduğunu belli edecek bir kanal aradım. Kanal D'de magazin D'yi buldum. Evham hala beynimin içinde ve ben uyanalı olmuş iki buçuk saat.

Birazdan sabah ezanı okunacak; hah tamam işte başladı.

Artık uyur musun dersen. Sanmıyorum :(((

Zaten 1'de yatmıştım.

Offff bir garip gece yani.

Allahım lütfen bir an önce sökülsün şu iskele.




Sabaha karşı flaşla resim çekildiğini kim ne bilsin şimşek çaktı sanarlar en fazla. Ama apartmana yaklaşmayı düşünen varsa bu binada benim gibi manyak olduğunu öğrendikten sonra sanırım yaklaşmayacaktır. Hele de patlayan flaştan sonra.

Ama haksız mıyım? Ortalık öyle karanlık ki :((((

İyi Haber

Bu sefer uzun süredir yazmamı affettirecek bir haberle döndüm. Gerçi yazamayışımın haberle pek bir alakası yok ama kendimi haklı çıkartmak için kullanabileceğim güzel bir sebep.

İpuçları...






Terfi ettim. Artık çalıştığım şirketin İnternet ve Çağrı Merkezi Yöneticisi'yim.

Gerçi uzun bir süredir bu görevin sorumluluklarını taşıyordum ama resmi olarak ilan edilmesi bi başka :)))))
Çiçek gönderen, telefon eden kısacası mutluluğumu paylaşan herkese çoooook teşekkürler






Pazartesi, Temmuz 20, 2009


Kahvaltıdan sonra siz koltukta oturup keyif çayı içersiniz de ben keyif yapamam mı?
Annemin çiçeklerinin altında var mı benden mutlusu?????

Pazar, Temmuz 19, 2009

4 yaşında


Bugün blogumun doğum günü :)

Dört yapraklı yonca 4 yaşında.

Pasta tasarım... http://www.hanselvegretel.com/

Ve Konser

Oldum ben oldum :)))

Candan Erçetin konseri sonrası sendromu yaşamadım. Hiç bir şarkıda gözlerim dolmadı.

Geçenlerde sivrisinekler üzerindeki vahşi cazibemden bahsetmiştim. Daha ilk şarkı bitmeden onlar benim tadıma bakmıştı bile.

Sevdiği şarkılar insanın bedenine de iyi geliyor, ama aralara molalara tahammül yok.



Gelelim konser detaylarına. Bunca yıldır ilk kez boş merdivenler ve koltuklar vardı. Krizin etkisi mi yoksa Candan'ın yeni bir albümü olmaması mı daha etkiliydi bilmiyorum.

İlk şarkısı yeni çıkacak albümünden "Unutursun". Sanırım benim için yazılmış :))) çok anlamlıydı.

Her zaman ki şarkılar hep birlikte söylendi. Hasta olmama rağmen ben de eşlik ettim şarkılara.

Yalnız bu sene her zamankinden farklı olarak organizasyon resim çekilmesi konusunda çok tutucuydu. Sürekli herkesi uyardılar. Hatta çıkışta bir kaç makinanın güvenlikte olduğunu gördüm. Almışlar belli ki. Anlam veremedim.

Ama ben sizler için bir kaç fotoğraf çekmeyi başardım.



Cuma, Temmuz 17, 2009

Hastaaa

Nihayet cuma akşamı. Cuma olması tek başına yeterli bir sebep aslında. Ama ben iyi di'ilim.
Sanırım geceleri cam açık yatmanın bedelini ağır ağır ödetiyor bana bedenim.

Çünkü dünden beri doğru dürüst hiç bir şey yemedim, yiyemedim. -Etimek dışında-

Bu gece de karın ağrısı ve içimden gelen seslerle sabahı sabah ettim.

Ha şimdi iyi miyim?

Hayır :(((

Üstelik işteyim, üstelik çıkınca konsere gidicem. Birini bulsaydım yerime gidecek sanırım hiç tereddüt etmezdim.

Dayadım ilaçları Reflor, Buscopan. Yedekte ağrı kesici. Bilmiyorum gecenin sonunda nerde olucam?

Hatta bir ara işten çıkışımla konser arasında epey bir zaman, benim de halsizliğim olacağından önce hastaneye gidiyim bi serum taktırıyim. Hem bu arada yatmış dinlenmiş hem de tedavi olurum diye düşünmedim değil. (yok yok serumluk değilim merak etmeyin)

Neden bu ısrar diyceksiniz. Ablamın kaçırmayı göze alamayacağı tek konser ve yalnız kalmasını istemedim. Belki müzik ruhun gıdası olduğu gibi bedenin de gıdası olur da diker beni ayağa.

Bu arada adresi düzeltiyorum 7. sıradaki yarı baygın bayan ben olucam :)))

Çarşamba, Temmuz 15, 2009

Cuma'ya


Geleneksel Candan Erçetin Açıkhava konserimizi 17 Temmuz cuma günü Harbiye Açıkhava'da saat 21:00'de gerçekleştireceğiz.

Çok sevmeme rağmen her konser sonrası başımı ağırlaştıran garip bir iç burkulması yaşarım.

Malum yoklamalar dönemindeyim ;) Bu geceyi ağrısız sızısız atlatırsam başarıyorum demektir.

İkimizin de en sevdiği şarkıcı, birlikte gittiğimiz konser, birlikte dinlediğimiz şarkılar.

"Olmaaaaaz bir tanem,
Olmaaaaz sevdiğim.
İnan bana aşk böyle olmaz"

Islanmazsa gözlerim oldum demektir.


Volkan Konak konserinde birbirimizden habersiz Prima Rima'yla aynı salondaydık. Eminim cuma akşamı da tanıdık birileriyle aynı şarkılara eşlik edeceğiz.

Cuma akşamı Candan Erçetin konserine gidecekler parmak kaldırsın :)))

Adresim A blok 8. yada 9. sıra, dört yapraklı yonca kolyeli; YONCA

Salı, Temmuz 14, 2009

Biraz yağmur, biraz güneş, biraz bulut.

Aniden bastıran yağmur, birden açan güneş.

Bu hızlı değişimden geriye kalan ıslak sokaklar, otomobillerin üzerindeki su damlaları, havadaki koku ve hoş bir serinlik.

Hele bi de sabahın ilk saatlerindeyse; gün de sabah duşunu almış gibi oluyor.

Pazartesi, Temmuz 13, 2009

Gel Gitler

Grip olursun, yerden yere vurur seni paçavraya çevirir. Tam toparlanıp kalkarsın arkadan sinsi bir darbe gelir vurur tekrar serer seni yere.

Dalgalarla önce oynuyorsundur. Yorulup oyundan çıkmak ister kıyıya doğru atmak isterken kendini önce gittiğini gidebildiğini sanarsın. Tutar tekrar çeker seni içine. Doğrulup yeniden gitmeyi denersin. Olmaz.

Aşık olursun. Olmaz, yürümez dönüp arkanı gitmek istersin.
Gidersin.
Unuttum kolay da mı oldu ne? derken.
Bir anda unuttukların saldırır üzerine kalkamazsın.

Bitti, geçti derken denemek için seni zaman yoklamalar yapar.

Vericem bütün sınavlarımı.

İddialıyım :))))
Hadi bakalım günlerden pazartesi;

Yeni bir hafta daha ilk günü çok zor, gittikçe kolaylaşan, cuma'sı birden hafiflediğin. Göz açıp kapayıncaya kadar cumartesi pazarı geçen. Birbirinin aynı.

Varsa heyecanlandıran bir şey, biraz daha değiyor günleri geçmeye. Yoksa ne anlamı var????

Sadece değişen rakamlar.

Pazartesi sendromuyla daha iyi bir şey beklemeyin benden.

Bloguma uzun bir süredir yazmadığım için eğittiği sivrisineklerle beni elimden ısırtan Dilek'e de saygı ve hürmetlerimi sunuyorum. Yeni saldırılara hedef olmamak için elimden geleni yapacağıma söz veriyorum :)))))

Yeraltı dünyasında yanlış yapanı ayağından, dizinden bilumum bölgelerinden yaralarlar. Hepsinin bir anlamı vardır. Herkes anlar o kişinin ne yamuk yaptığını.

Demek ki yazı aleminde de yazmayanı elinden yaralıyorlarmış, öğrendim :))))))))

Cumartesi, Temmuz 11, 2009

Sivrisinekler

Sabahın 5:30'unda yazmak için gayet iyi bir nedenim var.

Sivrisineklerin olduğu bir odaya benimle birlikte 50 kişi koyun ve sivrisineklerin kimi yediğini tahmin edin.

Sivrisinek beni ısırdı, canım yanıyo, ısırdığı yer şişti ve kaşınıyo diye dert yanmıycam size. Tedavi yöntemimi paylaşıcam sadece.

Isırılan bölgeye ya kekik yağı sürün ya da bir soğanı kesip bölgeyi bir süre bununla ovalayın. Oldukça kötü kokacağınıza hiç şüphe yok ama iyi geldiği tartışmasız.

Dilerim denemek zorunda kalmazsınız, ama dener de fayda bulursanız bir işe yaramış olurum.

İyi sabahlar


Yazman için hem de sabahın kör saatinde bir sivrisinek tarafından ısırılman mı gerekiyordu? Zamanında yazsana :))))

Pazar, Haziran 28, 2009

Öğlen Ne Yesek?

Pazar akşamından öğlen ne yiyeceğini düşünmek pek normal olmasa gerek ama bu yazıya böyle bir giriş gerekiyordu.

Hafta içi her gün saat 11:30 oldu mu, bugün ne yesek derdi başlıyor. Yemeğe düşkünlüğümden değil de, öğlen yapılması gereken bir rutin olduğu için gündemimde daha çok.

Plaza'lar cennetinde tabi ki pek çok seçenek var. Ama bazen ışıkları karşıya geçmeyi, o restoranın servisinin yavaş olmasına, 12:30 oldu bu saatten sonra gitsek yer bulamayız bahanelerinden kurtaran bir kaç seçeneğimiz var.

1. Why-Be

Tike'nin kardeşi. 3-4 ay öncesine kadar salata ve sandviçleriyle arada bir tercih ettiğimiz bir yerdi. Özellikle sandviç ekmekleri muhteşemdi. Ama ne zamanki Levent'teki Tike kapandı. Bunlar da sandviç ekmeklerini bozdular. Sandviç keyfimiz bozuldu.

Ancaaaaak gel gör ki, Tike'nin kapanmasıyla ocakları Why-Be'ye taşındı.

Artık gelsin dürümler, gitsin lahmacunlar. Hepimiz Şahika'yız :)))



Haftanın 3 günü garanti ordayız. Evimiz gibi oldu. Personelde sahiplenmiş olsa gerek bizi, her yemek sonunda dondurmalı irmik helvası ikram ediyorlar. -Teşekkürler-

Havalar ısınınca menüyü biraz hafiflettik. Patlıcan közde peynir ve süzme cacık bazen de patates tava.

2- Kanyon Macro - zeytinyağlılar

Kanyon'daki Macro'nun zeytinyağlılarını şiddetle tavsiye ederim. Hafif bir zeytinyağlı tabağı üzerine Hagen-Dazs cheesecakeli dondurmayla, oturup havuzun kenarına Kanyon'un esintisinde keyif yapıyoruz.


3- Etimek ve Labne

Canım hiç bir şey yemek istemediği keyifsiz günlerimde bildiğiniz etimek ve küçük kutulardaki labneler nasıl iyi geliyor anlatamam.