Salı, Temmuz 17, 2012
Ruuzgaarli
Yerden yere vuruyor...
Ama Kadırga koyunun ardindaki antik limanda herkesin assos diyince aklına gelen yerde yine süt liman
Orayı görünce, bizim koyda da sakinlemistir derken hiçte öyle olmadığını gördük...
İnanmazsanız resimler ;)))
Pazartesi, Temmuz 16, 2012
Kurbaga Prens
Nerden mi biliyorum yakışıklı olduğunu...
Öpmediğimiz her kurbağa yakışıklı prenstir ordan biliyorum...
Yine Ayni
Ne mutlu bana ;))
Her zamanki gibi geleneksel Kadirga Koyu fotosuyla başbaşa bırakiyorum sizi, bi de denizde yüzerken duyduğumuz bi dedikoduyu paylaşıyim sizinle...
Hani soğuktur ya buranın suyu, Kaz dağlarının soğuk yer altı sularıymış nedeni...
Hava sıcak, hem de çok ama deniz muhteşem :)))
Perşembe, Nisan 26, 2012
Assos’un Baharı
Nereye ne zaman giderseniz gidin, eğer bahar değilse gittiğiniz zaman…
Baharda bir kez daha gidip görmeli…
Son bir kaç yıldır her yaz mutlaka Assos Kadırga Koyu’nda konaklar, Behramkale Köyü’ne Apollon Tapınağına çıkarım…
Temmuz-Ağustos gibi, her yer kuru kavurucu güneş tepede…
Ama bahar…
Etrafınızı saran çocukların elinde az önce toplanan papatyalardan yapılmış taçlar başınızı döndürüyor…
Evlerin taş çatıları bile bahardan payına düşeni almış…
Güneş çekilirken nasıl da kapatıyor çiçekler yapraklarını, gecenin ayazından korumak için yüreklerini…
Pazar, Temmuz 17, 2011
Bir Damla Su
Hem de çooooook...
Bir bardak su alıp içerek serinleyebiliriz...
Ya diğer canlılar???
Bir köpek kapınızı çalıp, "Allah rızası için bi bardak su verin!!!" diyemez ki
Bir arı...
O bile bir damla su için musluğa dayamış ağzını…
Behramkale köyünde meydandaki çeşmede çektim bu fotoğrafı, ne bir photoshop ne başka bi şey hayattan yakalanmış bi an sadece...
Çarşamba, Temmuz 13, 2011
Tatil Sayıklamaları
Pazartesi itibariyle işlerimin arasında kaybolma ihtimali nedeniyle ne varsa yazmak istediğim döküyorum ortaya. Ama siz hepsini birden okumayın, her gün bi tane okuyun ki uzun süre yazamazsam yokluğumu hissetmeyin :)))
Bu yazımın konusu son bir haftada aklıma gelen, mutlaka söylemeliyim-yazmalıyım dediklerimden küçük küçük notlar...
Otobüs ve uçak yolculuklarında çocuk kabul edilmeyen oteller gibi özel seferler düzenlenebilir mi acaba? Henüz çoluk çocuğa karışmamış ama ilerde bir gün çocuk sahibi olmayı hayal edenlerin ümitlerini kırmamak adına :)))
Yanlış anlaşılmasın yazdıklarım, çocuk sevmiyor değilim aksine çok severim ve çok da iyi anlaşırım ufaklıklarla ama seyahat boyunca bütün gece katılarak ağlayan bir çocuğun bünyede yarattığı tahribat uzun bir süre ağlayan çocuklardan ve ailelerinden uzak durmam gerektiğini düşündürüyor bana. Yoksa çocuk planlarımı bir ömür erteleyebilirmişim gibi geliyor ;)))
Gelelim erkeklere...
Ve çocuklara.
Şöyle bir yoklayın hafızanızı çocukları oynatcaz diye şekilden şekile giren kaç kadın var hatıralarınızda???
En fazla kova ve kürekle, denizde yüzme yada dalma yarışı yaparken...
Yalan aslında çocuk oynatmak, erkekler kendileri çocuk gibi oynayabilmek ve etraftan deli muamelesi görmemek için sergiledikleri bu üstün performans. Süper kahramanlar gibi hep bi pelerinleri olsun isterler. İlk kez -onlar için sonu kötü biten!:)- sünnetlerinde pelerinlerini savura savura havalarını atmışlar ama o günden beri bu hayallerini sadece deniz kıyısında omuzlarına aldıkları plaj havlularıyla gerçekleştiriyorlar gibi geliyor bana.
Tatilde okumak için önereceğim bir numaralı kitap Gülse Birsel'in "Yazlık"...
Bildik yaz hallerini Gülse Birsel'in kelimelerinden okumak şezlongda yatarken suratınızda kocaman bi tebessümün, hatta kolayca kahkaha atan biriyseniz kahkahalarınızın tüm plajda çınlaması işten bile değil ;)))
Böyle bir es verdi. Gerisi gelir diye düşündü yazan...
Ama tutarsız, ilişkisiz, alakasız konular dolaşırken beyninde; yüreği nereye tutunacağını bilmezken daha fazla tatil sayıklayamayacağını Kadırga Otel'den, Kadırga Koyu'nun muhteşem denizinden, Bayram Amca'nın yemeklerinden hakkıyla bahsedemeyeceğinden bu bölümü yazmaktan vazgeçti.
Siz en iyisi onun çektiği resimlere bakın...
Pazartesi, Temmuz 11, 2011
Büyük Aşklar Yolculuklarla Başlar
Hande'yi beni takip edenler tanıyor zaten, zaman zaman nöbetçi yazar olarak. Bu kez de kendi aşk hikayesini anlattığı videosuyla huzurlarınızda.
Belki ben taraf olduğum için çok etkilendim, bi de siz izleyin -sesini mutlaka açın-
Cumartesi, Temmuz 09, 2011
Assos'un Taşları
Ama ben bu taşı toprağı değil, her sene Behramkale'de köy meydanında Athena Tapınağı'na çıkan yolun hemen başındaki incik, boncuk, kolye, küpe, taş, bilezik her kadının uğramadan geçemeyeceği Pyramid Gümüş...
Jeoloji mühendisi bir adamla, güzel sanatlar mezunu bir kadının Hilal-Levent Durakçay'ın mağazasından her gidişimizde eli boş dönemiyoruz. Çünkü İstanbul'da bulamayacağınız bir çok orjinal parçayı çok uygun fiyatlarla görünce kendinizi kaybediyorsunuz.
Gümüşlerini İzmir'de bir atölyeye yaptırıyorlarmış, fosillerden, tarihi eser replikalarından yüzük ve kolyeleri üzerinizde taşımak ise ayrı bir keyif.
Assos'a Behramkale Köyü'ne giderseniz mutlaka uğrayın derim ;))
Haa bi de kedileri var ki; alışveriş sırasında size eşlik ediyorlar ama uykuları gelince en olmadık yerlere sere serpe yayılıveriyorlar.
Salı, Temmuz 05, 2011
Athena Tapınağı
Her sene aynı şeyleri tekrar tekrar okumak zorunda bıraksam da sizi, ben her seferinde Assos'u yazmaktan, fotoğraflamaktan alamıyorum kendimi ;))
Hatrı kalmasın diye Behramkale'ye köye ve Athena Tapınağı'na da bi uğradık. Athena Tapınağı'nın girişine şu müze mağazalarından birini açmışlar. Nasıl mutlu oldum anlatamam. Kim yaptıysa, kim akıl ettiyse bu mağazaları kocaman kocaman alkışlar benden.
Tapınağın üzerinde kurulu olduğu tepe manzarası ve ruhuyla muhteşem, güneş batışını ve doğuşunu bir gün izleyebilmeyi çok arzu ediyorum. Ama sadece müze saatlerinde girişe izin verildiği için ancak kışın güneş batışını seyredebilir ama güneş doğuşunu seyredebilmem zor gibi görünüyor. Hatta bu gidişimde müze kapalıyken nerden içeri sızabilirim diye küçük bi keşif yaptım. Ancak müze girişindeki tabelaya benim gibi maceraperestleri uyarmak için "müze saatleri dışında buraya girmek tehlikelidir" diye yazmışlar. Evet haklı olabilirler. Yılanlar, yokuşlar, uçurumlar...
Hatta bugün küçük bir sincapla bile karşılaştık taşların arasında ;) heyoo -ama tabi bi de bu hayvancıkların bu kadar sevimli olmayanları da karşılaşabilirdik; karıncalarının bile normalin 10 misli olduğu düşünülürse-
Tapınakta baktık Athena yoktu, belki Afrodit olur dedik. O da yıllık izne çıkmış, artık benle idare ediceksiniz n'apalım ;)))
Çarşamba, Ağustos 11, 2010
Döndük, paldır küldür Ramazan'ın içine yuvarlandık.
Eee zaten tatili de araya sıkıştırmamın nedeni Ramazan başlamadan bir kaçamak yapmaktı.
Yani şikayet etmiyorum halimden, hayat böyle güzel telaşlarla keyifli oluyor.
Geçen sene yoğun istek alan fotoğrafımı aynı saatte, ayn yerde, aynı kıyafetlerle tekrar canlandırdım. İki resim arasındaki 12 farkı bulabilecek misiniz bakalım? :)))
Pazartesi, Ağustos 09, 2010
Mutluluğun Fotoğrafı
Ellerine sağlık Hande'cim bırak yokluğumu aratmayı nerdeyse blogu sana bırakıp dünya turuna çıkasım geldi ;))
Assos için söyleyeceklerime ekleyebileceğim yeni bir şeyler yok
Deniz muhteşem, otel bildik, dostlar, herkes arkadaş, hava güzel, mutluyum daha ne olsun :)))
Nazım Hikmet sorsa yeniden "mutluluğun resmini çizebilir misin Abidin?" diye
Yonca olarak cevabım fotoğraflarda...

Pazar, Ağustos 08, 2010
Yüzünü Denizde Yıkayanlar
Üstüme sıçrayan deniz suları aslında habercisiymiş bu güzel günlerin. Yani bundan sonra hiç olmadık bir anda deniz suları atlarsa üzerinize bilin ki bir kaç güne kalmaz serin suların kucağına atacaksınız kendinizi, tıpkı kulağınız çınladığında birisinin sizi andığı gibi.
Fotoğraf bu sabah 07:00 sularında Assos Kadırga Koyu'nda çekildi. Fotoğraftaki bizzat ben olmakla beraber figüran kullanmadığımı açıkça belirtmeliyim. Yüzümü denize yıkamaya gitmiştim. Gidiş o gidiş.
Şimdi İstanbul'un yapışkan sıcağında burada serin serin oturmuş bunlar yazılmaz biliyorum ama...
Assos'da nem yok, ne gündüz ne gece, hafif bir esinti her daim. Deniz desen çarşaf, gölde sanırsın kendini. Hande'nin bu yaz Belek'te denize ilk girdiğinde "kim işedi buraya?" diye etrafında suçluyu aramasının aksine, mükemmel serinlikte.
Geçmiş yıllarda çabuk üşürdüm, ama bu yıl ısı muhteşem. -tabi bunda benim aldığım kilolardan vücutta artan yağ miktarının nasıl bir etkisi olabileceği de bunları yazarken geldi aklıma ;))-
Pek fazla fotoğraf ummayın bu tatilden ;)) deniz bildiğiniz deniz, bu sene harabelere çıkmayı düşünmüyorum ordan da bi şey çıkmaz. Bana gelince ünlüler gibi, bikinili görüntü vermiyorum. Henüz paparazzilerin takip edeceği kadar ünlü bir blogger da olmadığıma göre, o fotoğrafları da unutun :)))
Cuma, Ağustos 06, 2010
Assos çağırmış, gitmesek olmaz :)))
Hiç ihtimal vermezken, bu sene zor diye düşünürken geçen hafta ruhunun derinliklerinden Assos çağırdı onu.
O soğuk suyuna, pırıl pırıl taşlarına, sessizliğine, huzuruna, sırtüstü bırakınca kendini kollarına suyun içinden gelen taş şıkırtılarına hasretsin gel dedi.
Saati zamanı denk geldi.
24 saat önce yokken böyle bir niyeti, topladı çantasını Assos'a doğru yola çıkacak.
Fırsat bulur da denizden ayırabilirse kendini Assos'tan da bildirecek.
Nereye mi gidiyor Assos'a???
Tabi ki Bayram Amca.
Kadırga Motel Bayramın Yeri'ne
Çarşamba, Ağustos 12, 2009
Assos'a Devam
Geçen sene tapınağa çıkmıştık. Ama gelmişken uğramadan geçmek olmazdı. İyi ki de gitmişim. Yeni düzenlemeler yapılmış, bir kaç taş taş üstüne daha konmuş. Farkı anlamanız için üstte geçen seneki resim. Altta da bu senekiler.
Sütunların önündeki taşlar bu sene dizilmiş, ayrıca kuzey girişe de taşlar konmuş.
Tapınaktan limanın görünen bir kısmı
Dünya gerçekten küçük. Saati ve zamanı gelince herkes olması gerektiği saat ve yerde buluşuyor. 20 senedir görmediğim ortaokuldan bir öğretmenimi gördüm Behramkale'de. Üstelik o da İstanbul'da yaşıyor ve bir kaç saatliğine gezmeye gelmiş. Daha da ilginç olanı biz kekik alırken onlarda yaklaştı ve kekikle ilgili bir şey sordu. Sesi çok tanıdık geldi. Ama çıkartamadım. Daha sonra minibüs beklemek için kahveye indiğimizde yanlarındaki masaya oturduk. Sesi hala tanıdık.
Ben düşünüyorum nerden, nerden diye?
Bir anda acaba ortaokuldaki beden hocamız mı diye ablama sordum. O da dikkatle baktı olabilir dedi. Tam kalkarlarken sordum.
- Pardon, adınız Melahat mi?
- Fatih Kız Lisesi?
Ta kendisi :))))
Adı da ES
Salı, Ağustos 11, 2009
Kısa Bir Tatil
Uyku ile uyanıklık arası yazmayı planladıklarımı aklımdan geçiriyordum, bilgisayarın başına oturduğumda yazmak üzere...
Uyku rüyaya döndü, ben rüyada cümleye kurmaya. Öteki aleme geçmeden son bir hamleyle kapı kapanmadan kaleme kağıda koştum. Ama en sevdiğim kırmızı çelik gövdeli tükenmez kalemimi öğlen plajda bulmaca çözmek için çıkardığımı ve şu an hiç bir yerde olmadığını farkettim. Yarın aynı şezlongun yanına gidip bakacağım ama bulamazsam da sorun değil. Gittiğin yerde bir şeyin kaybolursa tekrar gelirmişsin.
Assos'a hayır demem :))))
Gerçi geçen yıl bir şey unutmamıştım ama yine burdayım. Sadece bir kaç gün olsa bile...
Sol yanıma yatmış cenin pozisyonu almış haldeyken yanağımla aynı düzlemde defterim ve üzerinde bir şeyler yazan elim, her an uykuya dalmak üzere hamle yapan ruhum.
Ama henüz uyku uyanıklık modunda düşündüğüm cümlelere geçebilmiş değilim, uzun bir giriş oldu bu.
Son bir yılda hayatımızın merkezinde fırtınaya neden olan, halen durduğu yerde durduğundan ona bağlı pek çok sinir bozucu yıpratıcı şeyi yaşamak ruh ve beden sağlığımı da kaçınılmaz olarak etkiliyor. Yine aynı sebepten ötürü bu sene tatil de planlamıyordum aslında. Ancak son bir kaç haftadır beynimin bana oynadığı oyunlar; acil bir suni teneffüse ihtiyacım olduğu yönünde güçlü sinyaller verdiğinden ani bir kararla şimdi burdayım.
Hissettiklerimi özellikle yazmak istiyorum ki; her güzel şeyin karşısına bir çok küçük parçadan oluşan aynalar koyup çoğaltacağım onları.
Dün gece yarısı yola çıktık Ayvacık'a doğru. Her zamankinin aksine otobüs Eceabat'tan değil Gelibolu'dan feribotla geçti Anadolu'ya.
Sabah ezanı o en etkileyici haliyle şehitler ermişler diyarı kıyılarından feribotta sabah rüzgarıyla ruhuma işledi. Ayrıca teyzemin de Gelibolu'da yaşıyor olması ve ona uğramadan oradan geçmek te çok içime dokundu.
Gökte dolunay arada bir kara bulutların arkasına saklanıp ışığını bulutların arkasından göstermiyor mu? Haylaz bir çocuk gibi bir gösterip bir kayboluyor kendini hınzır :)))
Ayvacık'a sabah 7'de indiğimizde yavaş yavaş yeni güne uyanan sakin bir kasabayı seyretmek huzur verdi. Oysa aynı zamanda kilometrelerce uzakta otomobil kuyrukları, yeni günün stresi insanların ruhunu kemiriyordu.
Kadırga Koyu bıraktığım gibi. Kadırga Otel de... -maceraya gerek yok bildik ve tanıdık yerden şaşmadım-. Hava bulutlu ama sıcak, deniz biraz dalgalı. Ama davetkar.
Kendimi suya bıraktığım ilk an sadece şükrettim Allah'ıma; sonraki her girişimde olduğu gibi.
Denizden çıkıp biraz çakıl taşlarının üzerinde oturup taşlarla oynamaya başladım bilinçsizce. Her biri o kadar zarif ve pürüzsüz ki; en güzellerini seçip bacaklarımın üzerine diziyor bir yandan da Ayşegül'le telefonla konuşuyorum. Yaklaşık yarım saat boyunca bacağımdaki taşları daha güzelleriyle değiştirerek oynadığım oyun, taşları silkelediğimde benekli kurbağa şeklinde yanan bacaklarımı gördüm. Günün geri kalanı bacağımdaki deseni yok etmeye çalışmakla geçti desem, inanır mısınız? -Henüz başarılı olamadım ama :))))-

Gün ilerledikçe deniz daha bir güzelleşti sakinleşti. Öyle bir an geliyor ki etrafta çıt bile yok denizin sesinden başka bir şey duymuyorsunuz. -Oysa bir kaç çocuk ve pek çok büyük olmasına rağmen herkes gizli bir anlaşmayla bu sessizlik andına uyuyor.
Böyle anlar var. O an hissettiklerimi o kokuyu, o sesi, sessizliği bir tüpe koyup ihtiyaç duydukça açıp açıp kapaklarını serbest bıraksam tek tek.
İşte öyle anlardan biri de sırt üstü suya uzanmış tüm kontrolü denizin ritmine bırakmışım gökyüzüne odaklanmış, kulağımda dalgalarla yerleri değişen taşların yumuşak şıkırtısı.
Var mı bundan öte bir an?
Az önce tatlı bir plaj şekerlemesinden uyanmış boş gözlerle ufku seyrederken suda zıplayan yunusları görmek. Tekrar tekrar çıkıp dalmaları, sürü halinde giderken yüzgeçlerini takip etmeye çalışmak.
Hep çocuğuz işte. Bir yunus sürüsü neler yapıyor bize?
Cumartesi, Ağustos 23, 2008
Assos Kadırga Koyu
İnternetten yaptığım aramalar sonucunda gidebileceğimi düşündüğüm 4-5 otel kaldı elimde. Assos Park; Assos Kadırga, Yıldız Saray, Kabile, Sazlı Sardunya. Tek tek hepsini aradığımda biri hariç hiçbirinde yer yoktu, ancak bir kaç gün sonrası müsait olabiliyordu.
Sonuç Assos Kadırga Otel'di. Rezervasyon için sadece bir gecelik ödeme yaptığımdan kafamda tek bir düşünce vardı. Beğenmezsek sadece 1 gece kalırız, en kötü ihtimal Gelibolu'ya döneriz. Otelde kaldıktan sonra bırakın 1 gece kalıp dönmeyi planlarım müsait ve otelde yer olsaydı hiç şüphesiz misafirliğim uzun sürerdi.
Otelin sahibi Bayram Bey, otel sahibinden çok yaz tatili için evine gittiğiniz amcanız gibi. Klasik otel lobisi muhabbeti yok. Odalar basit, lüks arayanlar için çok uygun olmayabilir. Ama mis gibi kokan çarşaflar -mis gibi yumuşatıcı kokuyordu her şey-, rahat yataklar, sıcak su. Bana pek lazım olmadı ama klima, tv ve fön makinesi bile var. Kısacası temel ihtiyaçlarınız için yeterli.
Yarım pansiyon konaklayabiliyorsunuz. Yemekler nasıl anlatılır bilmiyorum ki. Doğal buğdaydan köy ekmeği, Ege'nin zeytinyağı, zeytinyağlıları, balık. Her akşam aynı saatte 100'ün üzerinde kişiye aynı anda servis yapmak büyük beceri bence. -Açık büfe değil- Her Ramazan yaşıyoruz aynı anda onlarca kişiye nasıl servis yapamadıklarını. Her şey sıcak her şey kıvamında Bayram'ın Yeri'nde.
Zaten burada otel mi restorandan, restoran mı otelden çıktı durumu var bana göre. Gün içerisinde sürekli dışarıdan yemek için gelenler oluyor çünkü.
Kadırga Koyu'nun en sonunda Kapheros tatil köyü var. Ondan önceki de bizim otel yani Assos Kadırga Otel . Bölgeyi tanımadığım için otelin tam yerini anlayamamıştım. Küçükkuyu'ya yaklaşık 25 km mesafede. Bu nedenle İstanbul'dan giderken Ayvacık üzerinden, İzmir'den gelirken de Küçükkuyu'dan üzerinden daha yakın. Bölgedeki pek çok otel çoğunlukla birbirine yakın konumlanmş olsa da bu oteli benim için özel kılan diğerlerinden uzak olması. Kocaman bir sahil sizin oluyor böylece. Bundan daha güzel ne olabilir ki, ses yok, kalabalık yok. Yolun bittiği yerdesin.
Denizi mavi bayraklı. Taşlı plajı temiz bir tatil yaşamanızı sağlıyor. Ancak denizden çıkarken biraz zorlanabiliyorsunuz, plaj ayakkabısı rahat etmenizi sağlar.

Eğer oralara kadar gitmişken Assos harebelerini de mutlaka görmeliyim derseniz en doğru yerdesiniz. Çünkü harebeler otelin hemen arkasındaki tepede. Arabanız olmasa bile minibüsle 5 dakikada Behramkale Köyü'nde; köy meydanından yukarı çıkan taş yolu da takip ederek Athena Tapınağı'ndasınız. Yol boyunca yöre insanını, taş evleri, tezgahlarda satılan limon kekiği kokusuyla kendinizden geçiyorsunuz.
Tapınak'tan dönüşte muhtarlığın yanındaki çay bahçesinde oturup minibüsü beklerken çayınızı yudumluyabilirsiniz. Öyle bir çay bahçesi ki tarihi bir sütun başlığını masa niyetine kullanıyorsunuz.
İstanbul Assos arası yaklaşık 400 km. Yol virajsız ve rahat olduğu için 3,5-4 saatte gidilebileceğini düşünüyorum. Ancak otobüsle gitmeyi tercih ederseniz Çanakkale üzerinden İzmir'e giden tüm otobüs firmaları işinizi görür en az 7 saat sabretmeyi göze alırsanız.
İlk fırsatta kuzenler arkadaşlar toplanıp bu güzellikleri tekrar yaşamayı planlıyoruz.
Son bir ayrıntı daha. Otelin nerede olduğunu daha iyi anlamanız için Google Earth destekli görüntüler.








