Sabah etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sabah etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazartesi, Aralık 12, 2011

Üüürü üüüü

Her iş gününün aksine, uyandığım saatte çoktan giyinip evden çıkmış servis bekliyordum her zamankinden farklı bi durakta...

Henüz aydınlanmayan günün içinde bir horozun sabah selamını duyunca gülümsemekten alamadım kendimi...

İstanbul'un orta yerinde, iş yerlerinin arasında bi restoranın önündeki küçük yeşillikte beslediği bir kaç kanatlıdan biri bu horoz...

Kendimi başka bi şehirde,  huzurlu bi güne başlıyormuş gibi hissettim...

Sadece tatilde anadolu kasabalarında duyabileceğim bir ses benim için, ama günü gerçek kılan...

Sentetik, sanal olmayan...

Nasıl bir ironidir ki bu gerçekliği yazdığım kaçtığım sanallık...

Bahçeli bir evim olursa sanırım sırf sabahları onunla uyanmak için bi horoz besleyebilirim...

Çarşamba, Ağustos 04, 2010

Yüzünü Denizin Yıkadıkları


Sabahları İstanbul Boğazı'nı motor yada vapurla geçerek işine gitme imkanı olanların şanslı olduğunu düşünüyorum. Belki ben nadiren yaşadığım için bu kadar olağanüstü olduğunu düşünüyor da olabilirim.

Bu sabah da öyle şanslı günlerimden biriydi. Neşeli başladı günüm :))

Ancak bu neşe sadece ben de değil, denizde de vardı. Uzun zamandır görmediği sevdiği birine şımaran haylaz bir çocuk gibi yaramazlık yaptı.

Köpürdü, havalandı, rüzgarla bir olup üstüme atladı.

Islattı beni.

Üzerimde öbek öbek su lekeleri, kolumdan, çantamdan, güneş gözlüklerimden damlalar süzülecek kadar çok.

Kocaman bir gülümseme yerleşti yüzüme...

İlk etkiyle kendimi geri çekmiştim ama biraz sonra yine yaklaştım korkuluklara. O da oyuna kaldığı yerden devam etti. Biraz daha ıslandım.

Artık sırıtma noktasındaydım, anladım ki sabah yüzünü yıkamadan evden çıkanlar vardı ve deniz onların da yüzünü yıkıyordu.

Çünkü hemen yanımda duran adamın suratından sular damlıyordu :)))

Cumartesi, Nisan 03, 2010

Küçük Kız

Sabahın 7,5'unda servisi beklerken; yaşlıca hafif kamburu çıkmış ufak tefek bir teyzeyi sürdüğü çocuk arabasıyla taksiler, servis minibüsleri arasından hızla karşıdan karşıya geçerken görüyorum.

Belli ki çocuğu evinden alıyor, bakmak için kendi evine götürüyor.

Geçen sabah saçları iki yandan toplanmış 3-4 yaşlarında bir kızı çocuğunun elini sıkı sıkı tutmuş karşıdan karşıya geçiyorlardı.

Gözlerinden uyku akan minik kız, diğer elinde tuttuğu pastaneden alınmış poğaçayı kemiriyordu.

Oldum olası savunduğum da olsa, o sabah bir kez daha çocuğum olduğunda sabahın kör saatinde ona böyle bir hayat yaşatmayacağımın sözünü verdim kendime.

Salı, Ocak 12, 2010

60 saniyede moral depolama

60 saniyede moral depolama diye bir kitap okuyorum. İlk bölümünde sabah aynadaki kendinle gülümseyerek selamlaşmayı, gün için iyi dileklerde bulunmayı öğütlüyor.

Bu sabah kahvaltımı yapıp dişlerimi fırçaladıktan sonra aynada gülümsedim kendime, gün için iyi dileklerde bulundum hızımı alamayıp birini daha kattım içine.

Beş dakika sonra gelen mesajla irkildim. Ardından uzun bir sabah sohbetiyle 60 saniyede moral depolamanın gücünü görmüş olduk.

Cuma, Mayıs 16, 2008

Sabahlar

Sabah namazında; her sabah olduğu gibi pencereyi açıp dışarıya baktım bir süre.

Sabahın sessizliği, serininde etraftaki huzuru hissettim. Havaların ısınmasıyla bir iki kuş ötmeye başlıyor bu saatlerde. Günün en sessiz saatinde en güzel sesleri duyuyorum.

Rize’deki sabahları hatırlıyorum...

Güneşin ufukta yavaş yavaş yükselmesiyle aydınlanan güne merhaba diyen bir kaç kuşun sesine; ilerleyen dakikalarla bir kaç tane daha ekleniyor ve koro başlıyor. Bense terastaki divanda bu sesler arasında uykuya dalıyorum. Sonra yağmurun yapraklara ve topraklara değdikçe çıkardığı ses; yağmurun sesini duyuyorum.

Uyanır gibi oluyorum, sonra yeniden tatlı bir uykuya dalıyorum. Huzur işte bu an demiştim. Huzuru ve mutluluğu yaşadığın anda farkında olmak Allah’ın insanları verdiği bir hediye galiba.

O güzel sabahı sanırım hiç unutmayacağım.

Bu evde, bu balkonda

Pazar, Nisan 13, 2008

Boğaziçi Mevsimi

Ben bugün karar verdim, bir mevsimin adını değiştirmeye. Sonbahar, Kış, Boğaziçi, Yaz. Yani artık ilkbahar falan yok, bir mevsimi bir yer bu kadar mı güzel yaşar?

Aslında dün akşamdan planımız sabah kahvaltısı için Mihrabat Korusu'na gitmekti. Rezervasyonumuzu yapmıştık. Ancak dün gece benim midem bozulup da geceyi kötü geçirince iptal etmek zorunda kaldık. Üstelik benim yüzümden planın bozulmuş olması canımı sıkıyordu. Kahvaltıdan sonra Tema Parkı'na gidelim dedim.

İyi ki demişim.

Bunca zamandır gitmemek, kaybedilmiş anlara işaret ediyor.

İşte resimler... Hepsi bana ait.


Parkın girişinde sizi ilk karşılayan manzara

Rumeli Hisarı her zamanki asaletiyle

Elma çiçekleri

Aslında erguvan dalları arasından Rumeli Hisarı'nın kulesini çekmek istedim ama hava o kadar kapalıydı ki net çıkmadı.

Erguvan sevgilimle kavuştuk. Pek ilişkimizi ilan etmek istemesek de, siz yabancı değilsiniz.


Erguvan Terası adı verilen seyir terasının manzarası

Bizim küçük maymun :) Sabah izlediğimiz çizgi filmdeki maymunu taklit ediyor. Çimenlerin üzerinde kendini yerden yere atmaktan helak oldu, resmen kendini kaybetti.

Bir şeyler atıştırmak için hemen yakındaki Güzelcehisar Cafe'de mola verdik. Servisten çok fazla bir şey ümit etmezseniz muhteşem bir yer. Kendinizi kentin dışında doğayla bütünleşmiş hissedebilirsiniz.

Hayat aslında dört dörtlük değil. Her yer böyle sakin ve huzurlu değil. Sahiller ve parklar bu şehirden kaçma hissi uyandırıyor. Eminönü ve Üsküdar

Perşembe, Kasım 15, 2007

Sabah Resmi

Tekfen Holding halka arz ediliyor. Talep toplama dün başladı ve cuma gününe kadar sürecek. Bu sabah Tekfen Holding binasının üzerinden geçen bir gökkuşağı gördüm. Üstelik ortada da yağmur sonrası gibi bir durum yoktu.


Önce sabah sabah birden karşıma çıkan gökkuşağına gülümsedim, sonra da halka arzı aklıma gelip olayları bağdaştırdım. Bir mesaj mıydı yoksa????

Tekfen halka arz bannerında da kule var ama reklamcılar işi eksik yapmış. Bir gökkuşağı eklemeyi unutmuşlar :))