Cuma, Mart 25, 2016

İs Hayati-Yillarin Özeti



İs hayatina ilk basladiginda 8 ayda bir is degistiren, hayallerindeki is dunyasini bulacagina inanan, fikirlerine projelerine patronlarinin ayni heyecanla sahip cikacagini dusunerek yol alan biri vardi...

8 gun bile surduremedigi bir is deneyiminde, erkek modasinin haute couture bir modacisina daha musteri iliskileri yonetimi turkiye'de crm olmamis herkesin diline pelesenk olmamisken oneren anlatmaya calisan, fikirlerini basip vermek icin ofisinde A4 kagidin bile muhasebeden para alinip bakkaldan taneyle alindigi bi yerde yapamayacagini anlayip giden...

Bakti ki hayalleri uymuyor bu dunyaya, beklentilerini minimuma cekip hayallerini kutuya kaldiran ve uzun kalmam ben burda dedigi; matematigi sevmezken sayilarin dunyasina dusen...

Sigortali 15 yilimi dolduruyim istifa eder tazminatimi alirim, hayallerimi yeniden cikaririm kutusundan planlariyla sayilarin arasinda 12 yilini geciren...

Eline gecen ozgurluk sansini sektordeki tecrubesi, geldigi pozisyon nedeniyle daha sonraya erteleyen...

Belki de o ozgurluge sahip olmanin verdigi ozgurlukle 16. yilina kosan...

15 yil 9 aydir ayni binaya ayni saatlerde giren ve cikan...

Durup bir yabanci gibi disardan baktiginda o yillarin gectigi binaya, bir yabanci gibi hic bir sey hissetmeyen...

Hayallerine mi ne oldu???

O kutu o kadar uzun zamandir kapali ki ne o kutuyu acip onlarla yuzlesmeye cesareti var ne de onlarin elinden tutup yeniden can vermeye gucu...

Bezginlik yada bikkinlik degil bunun adi bu kadar belirsiz duzensiz adaletsiz bir ulkede guvenli alanindan cikmadan yasamaya devam etmeye calismak...





iPhone'umdan gönderildi

Çarşamba, Mart 02, 2016

Su Yürüme Zamanı

Bugun degisik...

Dun gece yatakta siddetli atan kalbim ve uyutmayan gariplikle olctugum tansiyonum hic bir zaman olmadigi 13,5'taydi. -ki o sirada zaten daha sakin atmaya basladigini hissediodum-

Gece garip ruyalar...

İleri ki yillarda seyahatin degisen boyutu...

Havaalanlarinda valiz bantlari gibi bantlarin ustunde yatarak uzun bir hat boyunca guvenlikten gecen insanlar ve yan taraftaki diger bantta uzay seyahatinden donen kapsulumsu ucaklar. Ama bu seyahatler mutlaka bir eslikciyle yapiliyor. Yani bir ucagin yada kapsulun yaninda bir tane daha ama profesyonel...

Sabah kapinin disinda bekleyen kedi, ve dun kopegin parcaladigi kedi...

Kendine mukayyet ol, saklan dedim...

Bahcede oynayan diger kediler...

Allah'im sana emanet dedim...

Sitenin bahce kapisindan cikarken yukardan damlayan bi su gordum, ama yagmur da yagmamisti ki...

Kafami kaldirip baktim...

Kesilmis bir sarmasigin kesik basinda biriken bir sivi damliyordu...

Yeni mi kestiler diye dusunuyordum, dusundum, dusundum, hatirlayamadim...

Sonra, acaba agaclara su yurume zamani dedikleri bu zamanda agaca yuruyen su muydu o gordugum...

Yani doganin mucizesi...

Cumartesi, Şubat 27, 2016

Yaşamak

Bu sene bana bitmeyen dogum gunu yapmislar 😄😄😄

Pek bi mutluyum...

Hala mum ufluyorum, pasta kesiyorum...

Sevildigimi tum heyecaniyla coskusuyla hissediyorum...

Bazen koca bi kalabalik bazen bir tek kisi...

Anda hissettigimiz yasamak...

Ne oldugun yer, ne kartvizitin, ne hesabindaki sifirlar...

Hissettigin, hissettirenler...

Her birinin yeri ayri her birinin ozel...


MSA'da Cheesecake Eğitimi

Nihayet bir cheesecake workshopuna katıldım Mutfak Sanatları Akademisi'nde...

Öncelikle çok keyifliydi... 

Sürekli olarak kullanacağınız malzemelerin önünüze bırakılması, son model mutfak aletlerinin önünüzde kullanmadığınızın arkanızda olduğu iş yapmanın üretmenin çok zevkli olduğu bir mekan...

Haftasonu cheesecake atölyesine yer bulabilmek için yılbaşından önce satın almıştım, düşünün ne kadar talep olduğunu ;)


Şimdi ne anlatsam nerden başlasam bilmiyorum...

Önünüzde tarifler bir yandan kulağınız şef'te söylediklerini harfiyen uygulamaya çalışıyorsunuz. Diğer yandan aralarda gezen diğer yardımcı şefler doğru yolda olup olmadığınızı, kıvamına gelip gelmediğini kontrol ediyor, ihtiyacınız olan malzemeleri önünüze koyuyor.


Bir istasyonda iki kişi çalışıyorsunuz, hiç tanımadığınız biriyle bir anda ortak oluyorsunuz. Ancak şanslıydım ki, mutfakta benim kadar titiz ve düzenli çalışan bir arkadaşım oldu. Cansu ;)

Ki bu eğitim için Eskişehir'den gelmiş...


Yaptığımdan farklı ne öğrendim???

Taban konusunda elle şekil vermek istediğinizde köfte gibi birbirini tutması gerekiyormuş. Kremalı bisküvi kullanırsan tereyağını azaltmak, kıvamı kuru olunca erimiş çikolata, nutella, tahin, bal gibi şeylerle bağlayıcılığı arttırabileceğinizi.

En ideal krem peynirin İçim'in sürülebilir taze beyaz krem peyniri olduğu (yağ oranı %17 üzeri olan peynirler tercih edilmeliymiş)

Yumurta akını bir çimdik tuzla karıştırdığınızda (mereng yapımı) ve sonrasında bunu iç dolguya karıştırdığınızda (alttan yukarı alarak)  daha hacimli olacağını.

Cheese cake'i fırında pişirirken kelepçeyi folyoyla sarmak, fırına su koymanın gerekli olmadığını (ki ben hep öyle yaparım)

Yumurtayı ekledikten sonra çok çırpmamak gerektiğini, çırparken düşük devir kullanmak gerektiğini

Fırından çıkarttıktan sonra bıçakla kenarlarını fazla aşağı indirmeden çizerseniz soğurken içe doğru çekilmesine yardımcı olacağınızı.

Fırın ısısının 100-140 dereceyi aşmaması gerektiği, ama bütün bunlara rağmen cheese cake'inizin canı isterse çatlayabileceğini bilmeniz gerektiğini.





Sevgili şefimizin (Günçe Güneş) bize anlatırken yaptığı cheese cake'lerin tadım aşaması...


Tarif  hani derseniz, siz yine benim blogdaki tariflere bakın ;))



Cuma, Şubat 26, 2016

12. Gece

Uzun bir arada sonra nihayet tiyatro...

Sheakspeare'in 12. Gece...

Bennu Yıldırımlar'ın oynadığı diye biliyordum ama o kadar çok tanıdık oyuncu vardı ki...

Hepsi birbirinden başarılı, mükemmel...

Aslında hepsini tanımamızın nedeni diziler...

Oyunda bir an olsun gözlerimi alamadığım oyuncu Özge Özder'di...

Müzikler, dekor değişimindeki akıcılık ve teknoloji tek perdelik 2 saatlik oyunun nasıl bir çırpıda bittiğini anlamadığınız, ruhunuzda keyfinin kaldığı harika bir performans...

Bir kadınla erkeğin birleşmesi bir tiyatro oyununda nasıl bu kadar gerçekçi gösterilir inanamazsınız :))

Kesinlikle gidilmesi gereken bir oyun...

Evet insan en önde oturup sahneyle bu kadar iç içe olunca zamane hastalığı  "aah bi fotoğraf çeksem" arzusuna kapılsa da; sanata ve sanatçıya saygımdan bırak sessize almayı kapattığım telefonumu alkışta bile açmadım.

Oysa o koltuktan ne harika fotoğraflar çekerdim :(((

Özge Özder'i şimdi burda kelimelerle anlatmak yerine rengarenk kostümü ve iddialı makyajıyla göstermek isterdim.

N'apalım biz de google'ın nimetlerinden yararlanırız...

Fotoğraflara da bakın ama mutlaka gidin...


http://www.ibb.gov.tr/sites/sehirtiyatrolari/tr-TR/Sayfalar/Oyun.aspx?oyunid=470





Pazartesi, Şubat 22, 2016

Şubat Dolunayi

Yine bir dolunay zamani...

En son kibris'ta gazi magusa'da muhtesem bir gece yasamistim kendisiyle...

Bu aksam yine oyle cok etkileyici...

Ortam bas basa olmamiza, sessiz sessiz bakismamizi cok imkan vermese de; korna seslerine akmayan trafige inat yazarak iletisime gecicem onunla...

Kod adi berber'le kibris seyahatim sonrasinda ki bir sohbetimizde, beni o aksam nasil iyilestirdigini kendime getirdiginden bahsettim...

Kendisi cok sevdigim Jung'la tanismama vesile oldugu icin ayrica kiymetlidir...

Ama o sohbetimizde de dolunayla aramizdaki bu cekim gucunun benim hayal dunyamdan ibaret olmadigini Jung'un da isaret ettigi gibi kadin dogurganligiyla uretkenligiyle -sadece cocuk dogurmak degil kastedilen- 28 gunde tamamlanan dongusuyle, bilincaltiyla, benim gibi hisleri guclu bir insanin arasindaki kurulan olaganustu bagin gercek oldugunu, iyilestirici oldugunu soyledi...

O nedenledir ki her dolunayin bana sifa oldugunu, iyi geldigini hissediyorum....

Karsimda gordugum ilk an her seyi unutup ona kilitlenisim, yanimdakilere gosterisim, orda onunla kalmak isteyisim, oturup yazisim, arkadasimin mesaj atip tam senlik bir dolunay demesi...

Daha ne olsun...

Dugunumu de dolunay'da onun aydinlattigi bi yer ve zamanda yaparim insallah...

Bu da dilegim olsun 😉

Çarşamba, Şubat 17, 2016

Sürpriz Doğum Günü


40'a dogru yol almaya basladigimin 2. gununde ablam ve dostlarımın bana surpriz yapmak icin kurduklari cetenin cok fena oyununa geldim...

Gunlerce yanimda yakinimda kumpaslar kurulurken, yalanlar soylenip pilates dersi iptal ettirilip, hadi sikildim aksam toplantiyi ekiyim bulusalim, aksam kocamla buluscam makyaj yapiyorumlardan, iki gun ust uste ogle yemeginde dogum gunup kutlanip; eee bitti artik n'olur ki bundan sonra dedigimde...

"Aaaa bak burda kimler varmis" cumlesiyle benim şoka girdigim andan sonrasi...

Herkes ve her sey flu...

Evine gitmek uzere yolda oldugunu dusundugum herkes, uzun zamandir gormedigim arkadaslarim...

Gerisi mutluluk goz yaslari...

Beni sasirtmak, bana surpriz yapmak zordur...

Soguk kanliyimdir, duygularimi belli etmem, hissederim, ip uclarini cabuk yakalarim...

Ama bu sefer gafil avlandim :-))

Boyle gafil avlanmaya can kurban o ayri...

Hissettiklerimi, dostlarimin dun aksam bana hissettirdiklerini kelimeye dokmek benim gibi kelimelerle arasi iyi olan bi insana bile zorsa varin anlayin gerisini...

Yonca'larla suslenmis dogum gunu pastamin mumlarini uflerken Allahim hayirli bi koca artik evleniyim yerine "yanimda olan tum dostlarima sukurler olsun, iyi ki varlar" dediysem...


Hep boyle sevelim, sevilelim, hayattan hep boyle guzel gunler, yaslar alalim...





Not: bütün gece gülmekten ağzımın hiç kapanmadığı doğrudur :)

Cumartesi, Şubat 13, 2016

Ruh Arkadasim

Hayatinizda bazen oyle insanlar vardir ki,

Ne yasiniz, ne isiniz, ne sekliniz ne semaliniz...

Ortak noktalarinizi sizin disinizda kimsenin anlayamayacagi, anlastiginiz dilin agzinizdan cikan kelimelerden cok icinizden gecenlerden sadece dusuncelerinizden ibaret olmasi; bu anlasilmazligi daha da anlamli kilan...

Aylarca yillarca gorusemeseniz konusmasaniz da ilk temasta az once ayrilmis gibi ayni heyecanla devam ettiginiz...

İci disi bir, en yakin en ozel...

Kendi icin istediginden daha fazlasini sizin icin isteyecek kadar yuce...

Ruh arkadasi...

Oyle ki, artik bu dunyada olmadiklarinda bile onlarla iletisiminiz kopmaz, yillar da gecse uzerinden ilk gunku gibi aklinizda yaninizdadir....

Bugun dogum gunu olan artik hayatta olmayan ilk ruh arkadasim...

Cenazesinden beri hep gitmek istedigim ama bi turlu yapamadigim ziyaretimi bu anlamli gune denk getirmek istedim. Eyup gibi karmakarisik bi kabristanda yerini bulabilecegimden bile emin degilken, ama ruhumun, ruhunun beni oraya goturecegini inanarak gittim...

İkinci yolun sonunda -ki ilk yolda da dogru yerdeymisim ama emin olmadigim icin ilerlemedim- onu bulmak, hayattayken bulup siki siki sarilmak gibi geldi...

İyi ki dogdun, iyi ki tanidim seni dedim tipki hayatteyken her sene dedigim gibi...

Yaklasik 20 sene once Universitede hocam olmasiyla kesisti yollarimiz, sonra ortak sevdigimiz bir insan sebep oldu yakinlasmamiza ve sonra birbirimize actikca kendimizi arkadas olduk, dost olduk, sirdas olduk ve bugun isimlendiriyorum ki ruh arkadasi olduk...

Ozledim onu...

Mekani cennet olsun...

Ve su an hayatimda,  yanimda olan diger ruh arkadaslarim,   zaten okurken siz yazdiklarimi  anlamissinizdir kendinizi....

İyi ki varsiniz,

Tum ruh arkadaslarimiza...

Cuma, Ocak 29, 2016

Saç Meselesi

Kadının süsü,erkeğin olmazsa sıkıntı yaratanı :-)

Yazımızın konusu kadın tarafı...

Bir kere o koltuğa oturup biraz renklendirmekle başlayıp, zamanla komple değişime uğrayıp doğuştan esmerken, artık sarışın diye tariflenmeye başlayanların hikayesi...

O koltuğa bile isteye oturuyorsun, bir bilene güvendiğine teslim ediyorsun ama o paketlerin altından Islak saçtaki havlunun altından çıkanı Gören'e kadar başına neler geldiğinin farkında olmuyorsun...

Ve sürpriiiiiizz....

Bazen çok mutlu kalkarken o koltuktan bazen de "Allah'ım n'olmuşum :-(((" diyebiliyorsun...

Eeee öyle ha diyince de geri dönüşü olmuyor, "undo" yapamıyosun...

Zaten kadınların kuaforleriyle ilişkileri dünyanın en hassas ve anlaşılmaz mevzusudur ki; kimi için kim olduğu farketmezken bir diğeri onun için dünyanın öteki ucuna gider...

En nihayetinde bu konuda yazdığıma göre bir mutsuz var harflerin arkasında....

Perşembe, Ocak 07, 2016

Eğitim mi Saygı mı?

Once egitim, her isin basi egitim...

Egitim sart...

Hep oyle denir ya...

Hayir...

Egitim falan degil, saygi sadece saygi...

Saygi egitimle kazanilmiyor ne yazik ki...

Yetistirmek te degil bence, insanin ozunde olmali...

İcinden gelmeli...

Bana yapilmasini istemedigim seyi baskasina yapmama sag duyusuna sahip olmak bence...

Trafikte her gun yasanan...

Emniyet seridi ihlalinden tutta, saridan kirmiziya gecerken son bi hamle gaza basmak, sikisip kalmis kavsakta gidemeyecegini bile bile diger yonun akisini kesecegini gore gore yesil yandi ya bana, gecerim bencilligine...

Plazada asansor dolu geliyor diye asagi inmek    İcin yukari basip yukari gideni kapmak...

Yukari cikmak icin asagi basmak, yukari gideni bekleyenlerin onune gecip asagi inmek, bu sefer asansor yukari gitmek uzere geldiginde dakikalardir sirada bekleyenin o asansore binememesi...

Pardon biri egitim mi dedi...

% 100'u en az lisans, eser miktarda da lisans ustu egitim almis bir topluluk...


Baska yorumu olan???

Cuma, Ocak 01, 2016

Yazmalarım

Niye yazmiyorum diye kiziyorum kendime belki baskalari da...

Aslinda bu kadar da az yaziyor degilim..,

Yaziyorum hem de cok keyifli, bazen huzunlu, bazen heyecanli, bazen cilgin...

Bazen okumanizi istiyorum, paylasmak...

Ama o kadar ozgurum ki orda...

Yalnizliga tercih ediyorum ozgurlugu...

Aslinda bunu yazmakla bile ifsa ediyorum varligini gizli kelimelerimin...

Bir zamanlar burda da cok ozgurmusum, eskiye donup okuyunca yazdiklarimi nasi bu kadar da acik yazmisim diyorum...

Bildigin gozunu cikarmisim  ama goren, gorup de anlayan olmadiktan, anlayip da anlamamazliktan gelen olduktan sonra neye kime yazmisim ne farkeder...

Kisiyi ozgur ya da tutsak yapan baskalari degil kendidir sadece...

Tutuksa kalemim ben boyle olmasini istedigim icindir, yoksa saklandigim cekindigim icin degil...

Buyurken daha cok susmayi tercih edenlerdenim ben...

İcimi oyle kimselerle paylasmadigim benden ote beni herkesle tanistirmak istemedigim icin...

Tanimayanlara eyvallah...

Sadece kelimelerden ibaretim onlar icin...

Ama taniyanlar, ama icimi bilmeyenler bilemeyenler; bilmedikleri bosluklarimi kelimelerimle gelisi guzel doldursunlar istemiyorum...

Perşembe, Kasım 05, 2015

Gokyuzu


Bugun twitterda bir anket vardi, "her gun gokyuzune bakar misiniz?" Diye...

Son baktigimda % 34 hayir cevabini vermisti...

Nasil yaaaa?!?

Nasil olur da bir insan kafasini kaldirip gokyuzune bakmaz, gercekten nefes aliyor mu diye bir bakmak lazim...

Gokyuzune bakmiyor ama ekrana bakip bu ankete cevap veriyor >:

Gokyuzunu bakmadan, gordugume sukretmeden gecen gun bilin ki ben hayatta degilim demektir...

Saatlerin ayarlariyla oynandigi su iki haftalik surecin en mutlu anlari, sabahlari giderken gunesin dogusunu gorebilmemdir...

Bu mevsimde -nem olmadigindan olsa gerek, eee yagmurlu olmamasi da buyuk sans- o kadar guzel ki kizil, mavi, bulutlar...

Sukur, cok sukur....

Her gun gokyuzune bakabildigim, bakabilmenin farkinda oldugum icin...

Kesin Sonuçlar...


İz- Koku - "Unutulmuş Notlar"

Kokusu olmasa yasadiklarimizin, hissettiklerimizin...

Bi yani hep eksik kalirdi...

O bi koku, butun cocuklugunu alir getirir koyar onune bazen

Akan gozyaslarini zaman buzlugunda donmus buz kupleri olarak getiriverir bazen de

Askin yuzunde biraktigi o anlamsiz kocaman gulumseyisi tekrar getirir oturtur yuzune

Hatiralar, anilar odasinin kilitli kapisini kolayca acan sihirli bir anahtardir o

Ozeldir koku...


Her birinde biraktigi iz farklidir

21 Kasım 2013

**************************************
yazan insanın olmazsa olmazıdır...

geliş güzel kağıtlara yazılmış, unutulmuş notlar...

ya da telefonun notlar kısmına yazılmış yayınlanmamış cümleler...

iki yıl rötarla da olsa, artık yayında...

Çarşamba, Kasım 04, 2015

İşaretler - Kozalak - 7

Ben Jung'u keşfettikten sonra işaretler, daha doğrusu karşıma çıkan semboller, rüyalar, sayılar farkında olmadan ağzımdan çıkan sözler, bilinçsizce yaptıklarım daha bir anlamlı gelmeye başladı hayatımda...

Hayatta hiç bir şey tesadüf değil...

Günlük yaşantımızda eğer açık olursak; aslında açık olursak demeyelim dış uyaranlara kapılmadan içimizle bağı koparmadan yaşarsak ona da söz hakkı verirsek; iyiyi de kötüyü de, güzel haberleri de, sevgiyi de yakalarsın...

Geçenlerde yaptığım seyahatte benim için beklediğimden daha anlamlıydı...

Bir tepenin ortasında etrafında yakınında hiç bir şey olmayan, nefesinden başka ses duymadığın, yıldızların gökyüzünü silme doldurduğu çok güzel duygular hissettiren o yerde şimdilik ifade edemediğim bir şeyler var...

Bir şeylere gebe, boşuna değil...

Seyahatim boyunca kaldığım bütün odaların 7 rakamına çıkması da dikkatimi çeken başka bir şey.

7 ve 304

ve 7'nin ne kadar özel bir rakam olduğu düşünülürse bu da boşuna değil ama ben çözemiyorum hikmetini...

Miladını seçti hayatım...

Başlasın ya da bitsin dedi...

Göze alarak bitmenin acısını...

Bekliyor...

Rüzgarın esmesini...

Sonra bir kozalak çıktı karşıma...

Keçeden minik bir şapkası olan...

Beni alıp olmam gerekene götürmelisin dedi...

Neden diye sormadım, niçin sen, niçin o diye de sormadım...

İçimdeki sesi dinledim sadece....

Öğle tatilinin dar vaktinde, teknolojinin bizi bizden aldığı  robot yaptığı bir iş gününde...

Sonra neden kozalak dedim?

Bunun bir anlamı olmalı...

Öyle çok derin araştırmadım, google'a sordum

"Hayat, üretkenlik, bereket" dedi

Yeni bir hayat başlıyor dedim ...

Eskilerden...

Yazamayınca eskisi kadar, eski yazdıklarım çıkınca karşıma tekrar hatırlayalım o günleri...

http://dortyaprakliyonca.blogspot.com.tr/2007/06/la-fontaine.html 

Cumartesi, Ekim 24, 2015

Taslaklarda Kalanlardan -1

Allah Allah...

Yazacak bi'şi bulamıyo musun sen?

Vardır da içinde seslendirme yapmıyosun, yine büyük harflerle susmayı seçiyosun...

Etrafında olup biterken her şey sen tamamen dışındaymışcasına bi parçası di'il de o sırada tesadüfen ordan geçiyormuş gibi yapıyosun.

Taslaklarda buldum, 6 Şubat 2013'de yazmışım yayınlamamışım, hadi yayınlayalım :)

Hatırlamak

Ne kadar eskiyi hatırlayabilir insan?

Ben en erken neyi hatırlıyorum hayatımdaki?

Kardeşimin doğduğu haberini alışımız...

19 haziran 1980...

Karanlık bir akşamdı, erkek kardeşimizin doğduğunu kuzenimin söylediğini, hatta erkek oldu sizi dövecek dediğini hatırlıyorum...

Ya da çocukluk hatıralarımla kendi kendime oluşturduğum bir kurgu bu...

Kardeşimin akşam ezanı saatinde doğduğu gerçeği, o doğuma gittiğinde ananemlerde ve onun alt katında oturan teyzemde kaldığımız gerçekleri hatıralarımı doğruluyor.

Ve sadece 2,5 yaşındaydım...

Sonra başka bir hatıram var...

Bir sonbahar günü, aynı bahçe içinde ki diğer binada oturan teyzeme gidiyoruz. Annemin kucağında bebek kardeşim var. Sokak kapısından girdiğimizde soba külünün döküldüğü kutunun içten içe yandığını hatırlıyorum. Ve o sırada dışarıdan gelen büyük bir gürültüyle korktuğumuzu...

Fener Sancaktar yokuşunun başlangıcında, bahçe duvarının hemen dışında yolun karşısında yüksek bir bahçeyi taşıyan taş duvarın önünde kayık yapanların üzerine akan taşın ve toprağın sesiymiş o duyduğumuz...

Taş ve toprak yığını altından sağ çıkan olmadı sanırım :(

O zamanlar tüm mahalle birbirini tanırdı. Çok katlı binalarda hep aynı ailenin üyeleri otururdu. Ananemlerin yan binasında tüm mahallenin Ece diye seslendiği ama asıl adının Safiye olduğu bir teyzenin kocasıydı orada hayatını kaybeden...

Haftalar sürmüştü yola akan taşın toprağın kaldırılması, oraya yeniden duvar örülmesi...

O duvarın üstüne şimdilerde bir kondu var




Çarşamba, Ekim 21, 2015

Bayburt'ta Başka Bir Dünya - Baksı Müzesi

Baksı Müzesi, 2014 Avrupa Konseyi müze ödülünü aldığında gazete ve dergilere haber oluşundan ben de haberdar oldum varlığından... 

Sonrasında instagramda takip etttiğim kişilerin paylaşımlarından...
Etkilendim...
Görülesi bir yer olduğu kesindi. İstanbul’da pek çok sergi ve sanatın kalbinde doğru dürüst birine bile gidemezken Bayburt’a gitmek hayal ötesiydi.
Ama bazı anlar vardır ki çok üstünde durmadan olsun diye ısrar etmediğiniz ama gerçekten istediğiniz şeyler öyle kolayca sizin olur ki...
Şaşar kalırsınız, şükredersiniz sadece ilahi düzene...
Sacred 7 turun ilk defa düzenlediği Baksı Müzesi ve Rize yaylalarını kapsayan Erzurum’dan Trabzon’a Bir Derin Nefes programı beni de çekti içine...
Ve 16 Ekim sabaha karşı Erzurum’a giden uçakta buluverdim kendimi...

Baksı öyle kolay ulaşılası bir yer değil. (kırmızı daire içinde) Erzurum’dan Bayburt merkezine ulaştıktan sonra 45 dakika daha köy yollarında Baksı Müzesi ve İspir tabelalarını takip ederek uçsuz bucaksız coğrafyada yol aldıktan sonra bir tepenin üstünde kurulu, yer aldığı coğrafyada uzaylıların yaşadığını düşünebileceğiniz kadar farklı mimarisiyle karşınıza çıkıyor.

Gün doğarken ana müze binası
Kendi nefes alışınızdan başka hiç bir sesin olmadığı -öten kuşları ve mutfak bölümünün önündeki terasta rüzgarla sallanan çanın sesi dışında-


Müzenin kurucusu, bir hayali-rüyayı gerçek kılan Hüsamettin Koçan hoca...

Bu köyde doğmuş, gurbete giden babasının yolunu beklemiş, aba'sına bir ev yapma sözünü artık o yaşayamayacak göremiyecek de olsa yerine getirmiş hayırlı bir evlat, vatansever, doğduğu topraklara varını yoğunu veren biri.

Gerçek bir sanatçı...

Gözlerinde dahilikle, deliliğin pırıltıları dolaşan 69 yaşında genç bir adam...

Hüsamettin Koçan kendi eserleri önünde

Deli... Çünkü böyle bir hayali gerçeği dönüştürmek akıllı birinin yapabileceği, karşısına çıkan imkansızlıklardan pes etmeyerek durmadan devam edebileceği bir iş değil.

Dahi... Çünkü kimsenin bir araya getirmeyi düşünemeyeceği muhteşem bir karışımla bambaşka bir dünya yaratmış.

Bu ülkenin Hüsamettin Hoca gibi insanlara o kadar çok ihtiyacı var ki aslında...

Baksi'yi yaratıcısıyla dolaşmak, her bir eserin nerden nasıl geldiğini, hikayesini ondan dinlemek müthiş bir deneyimdi.

Yani müze ayrı, Hüsamettin hoca ayrı, bulunduğunuz coğrafya ayrı etkiliyor sizi.

Çoruh Nehri ayaklarınızın altında kıvrıla kıvrıla akarken, karşınızda dumanlı dağlar...

Gece olunca çıkan sonsuz yıldızlar, mevsim sonbahar olmasa gece çökünce soğuk kendini hissettirmese bütün geceyi yıldızları izleyerek geçirebilirdim.

sabah 6:30'da Baksı'da doğan gün...

Müzenin "ON" sergisini görmek nasipti bize... Kuratörü Marcus Graf'a teşekkürler

Gelenekselle modernin müthiş bir uyumla bir araya geldiği bu yer, insana aslında ben nerdeyim ne yapıyorum, rakamlardan hedeflerden, birbirinin aynı tekrarlayan günlerden hayata, sanata, tutkuya, inanca dair neler kaçırdığını sorgulatan...


Dünyanın dışında başka bir gezegende küçük prens gibi hissediyorsun kendini...

Sanatı seven ama öyle sergi, etkinlik, bienal gezen biri olmadığım için bu kadar çok etkilendim belki de... 

Depo Müze'de sergilenen "Kadınlık Halleri" eseri
Belki de mekanın, coğrafyanın farklı enerjisi... 

Belki de ruhu, misyonu, taşıdığı yüce değerleri...



Hoca'nin müze maketi üzerinde mekanları anlatırken, "aba'm için -anneye aba denirmis yörede- yaptığımm ev. Göremedi ama hemen karşı tepede yattığı mezarından görüyordur" sözleri...

Ruhu, gördükleri karşısında karmakarışık olan biri için öldürücü darbeydi. 

Dağıldım...

Hatırladıkça, halen dağılıyorum...

Müzeyi, konferans salonunu, kütüphaneyi, müze depoyu gezdik...

Her bir eserin hikayesini tek tek anlattı, kendi deyimiyle ne kadar parası olduğunu bilmeyen ama satın aldığı her bir parçanın fiyatını çok net hatırlayan çok özel bir insan Hüsamettin Koçan...

Aynı zamanda karısına, Oya Koçan'a aşık... 

Müze dediğime bakmayın, dört duvar bir bina içerisindeki eserler değil kastettiğim çok daha geniş. Soluduğum hava, karşıda sıralanan dağlar, aşağıda akan Çoruh Nehri, konuk evi binaları, gurbete bakan çocuklar, bastığım toprak...

Atölyeler...

Kök boyaların hazırlanıp ipliklerin  boyandığı, tezgahta kumaşların kilimlerin dokunduğu...

Çocukların yaratıcı çalışmaları...

Ve hocanın çalışma atölyesi...

Aslında Baksı'yı anlatmanın bir yolu gerçekten var mı bilmiyorum. 

Anlatılmaz yaşanır klişe bir cümle gibi gelse de, Baksı'nın tam karşılığı bu...

Ancak yaşarsanız gerçekten ne kaçırdığınızı anlayabilirsiniz.

Uzun lafın kısası, bu Baksı adamı umutlandırır, gururlandırır, duygulandırır, ağlatır, aşık eder, hayatını sorgulatır, yaşama sevinci verir... 

Ve o makasla yüreğinizi ortadan ikiye böler bir parçasını orada bırakır gidersiniz... 


Pazartesi, Eylül 28, 2015

Ay Dolunay



Boyle bir gecede yazmak lazim...

Yazmam lazim...

Odamin balkonunda karsilikli oturmusuz, uzun zamandir gorusmemis ama birbirini cok ozleyen iki sevgilinin karsilikli susmasi gibi susuyoruz...

Ama ben susmaya dayanamiyorum anlatmak, yazmak istiyorum...

O kadar berrak, temiz ve net ki...

O kadar alimli ve vakur ki alamiyorum gozlerimi ondan...

İki kelime yazip kaldiriyorum kafami, goz goze geliyoruz, sonra yine ben yaziyorum...

Her ne kadar ufukta biriken bulutlar dogusunu gostermediyse de, elbet bir gun onda da bulusucaz...

Sabaha kadar otursak karsilikli, hatta batarken kizila donerken de ugurlasam onu...

Ama onu da yapicaz bi gun...

Soz...

Burayi doguya baktigi icin bu kadar cok seviyorum belki de...

Her sabah gunesin ufuktan dogusunu gorebilmeyi, nazli ayi denk getirip dolunay halini...

Gunese dogarken bakabiliyorsun da yukseldikce yakiyor, acitiyor canini...

Oysa ki nazli ay hep bi mahcup, hep bi utangac hep bi sessiz ama gecenin karanligini aydinlatan puruzsuz yumusak isigiyla bir o kadar da guclu...

28 gunde bir kac gun sadece...

Her istediginde bulamadigin her gun goremedigin, kendini agirdan satan...

Sevgili ay sanirim bu gecelik bu kadar yeter aramizdaki tutkulu iliskiyi anlatmak icin ;-)