Salı, Nisan 28, 2015

Kayıp Zamanlarda Yakaladıklarım

Akşam  üzeri instagramda paylaştığım fotoğrafın devamı...


elimizdeki bu oyuncak, bi yandan hayati yakalatirken bize bi yandan da kacirtiyor ciddi ciddi... mesela bu guzel erguvan agaci 


levent'te her aksam servisimin yol almaya basladigi ilk bi kac metre otemdeymis, ama ben tum gun bakamadigim #insta larima bakmaya basladigim icin o sirada gormuyomusum onu ama bugun n'olduysa "bana seslenmis olabilir " bi anda kafami kaldirdim ve goz goze geldik 


soz verdim kendime yol boyunca etrafi seyredicem diye 👍 Allahim neler kaciriyomusum ben 😱😱 Levent'in sokaklarindaki her bahar yaptigim geziler, sen ki kalk git japon bahcelerine... cok kizdim kendime 



Levent'te Şakayıklı sokağın başında karşılıklı açan erguvan ve mor salkımlar inanılmaz bir manzara yaratıyor. Dahası bir erguvana sarılarak yükselmiş mor salkımlar, yarın öğlen gidip görmek için inanılmaz bir istek yarattı içimde.

Biraz daha ilerde Venge'nin sokağında bir binaya yaslanıp salkımlarını göstere göstere büyüyen bir başka mor salkım :)))

O da ne Movenpick otelin karşısında Ziraat'in yanından anayola bağlanırken Ziraat'in hemen arkasında yükselen bina...

Hep üzerinde reklam brandalarının olduğu...

Aman Allah'ım o da ne???

Levent'in bu bölgesindeki evlerin dış cephesini süsleyen o güzel mozaiklerden biri yıllardır o çirkin brandaların arkasında saklanıyormuş :(((

Tem'e çıktığımızdaysa gökyüzü ve bulutlar şekilden şekile girerek eşlik etti bana...


Yol kenarındaki laleler, şu güneşi gördüğünde pembe pembe açan yerden yayıla yayıla giden çiçekler taşların üstünden taşarak yola akmaya çalışır gibiler...

Acaba bir gün aniden hızla büyüyüp tüm yolu kaplarlar mı ki? 

Kaplasa ne güzel olurdu :)))

Bütün bu güzelliklere rağmen, insanoğlunun pisliği ve düşüncesizliği çarpıyor yüzüme...

Otoban kenarında piknik yaptıkları yetmiyormuş gibi çöpleri her yerde, pet şişeler, poşetler...

Korkunç :(((

Ama her şeye rağmen baharın güzelliği metro hattını çevreleyen teller üzerinde açan -yine mor salkımlar ;)- unutturuyor çirkinlikleri


Dipnot: Bu kadar anlattığımı bu kadar az fotoğrafla sunmak bana yakışmasa da; servis şoförümüzün -önceki hayatında minibüsçü olduğunu tahmin ediyorum- di'il fotoğraf çekmek bi gün kafayı ön koltuğa vurmazsam iyidir :))

Pazar, Nisan 19, 2015

Terrarium - Benim Dünyam

Terra, toprak; rium da akvaryumdan çağrıştıracağı üzere toprak dunyası diyebileceğimiz minik bir dünya...

Kendi kendine yetmeye çalışan nefes alıp veren gerçek bir dünya...

Bugün ben de kendime böyle bir dünya yarattım :-)))

Terrarium House'un yaratıcısı Burçin terrariumların doğuşundan başlayıp, nasıl yapıldığı, nasıl yaşadığı hakkında bilgilerle kendi dünyalarımızı yaratmayı öğretti bize...

Çakıl, üzerine aktif karbon yani kömür, üstüne bitkiye uygun bir toprak, sukulent, tropik bitkiler, liken, yosunlar, biraz kum ve maket dünyasından minik figürlerle yaratılıyor bu dünya...

Sadece bitkilere yuva olmanın ötesinde hikayesi olan dünyalar yaşıyor terrariumlarda.

Benim elimdeki malzemeden beynimin yarattığı hikaye, psikiyatristlerin hastalarına resim çizdirerek bilinçaltına ulaşma çabalarının ne kadar haklı olduğunun ispatı :-))


Öyle oturmaya devam edersen alır başımı giderim ;-))

Detaylar için klibi izleyebilirsiniz ;-)

http://flipagram.com/f/UGysRGoooH
Dipnot: Dünkü yazımın üstüne çatı, duvar bahçeleri derken kavanoz bahçeleri de eklendi listeye.  Ama aynı kefeye koyamayız onlarla haksızlık olur...


Cumartesi, Nisan 18, 2015

Doğa Nerde?

İstanbul için her geçen gün bu sorunun cevabı doğa ile hiç bağdaşmayacak bir yere çıkıyor...

Duvarda

Çatıda

Önce yeşili yok edip üstüne beton dökülüyor, sonra o beton üzerinde yüzlerce daireden oluşan bloklar dikiliyor.

Eee hani bunun yeşili deyince de, eee çatı bahçesi var...

Yol kenarlarında beton duvarlar, milyonlar harcanarak üst üste asılan desenler verilen duvar bahçeleri...

Aman da ne estetik bahçelerimiz var :(((

Son günlerde afişlerini gördüğüm Zorlu Center Raffles otelde yapılacak uluslararası çatı bahçeleri konferansı da hislerimi yazıya döküp tarihe not düşmem gerektiğini hatırlattı bana.

İstanbul'da ne kaldı yeşil adına doğa adına???

Doğayı keşfetmek için çatıya çıkmamız gerekiyormuş onu öğrendik sayelerinde




Perşembe, Nisan 16, 2015

Mekanik

bu sabah ic sesimi yaziyim diye basladigim yazi, notlar kisminda kaldi :-(

su ana kadar da tamamen aklimdan cikmisti...

offff iste :-((

is iste :-((

kosturmacadan sana ait hic bir seyi hatirlamaya zamanin olmuyo :-((

neyse notlarima yazik olmasin, sabah son derece insani duygulara sahip bir insan olarak su an tamamen mekanik ve ruhsuzum...

BU SABAH 08:00

sis - sistanbul
havada asili duran buhar buyulu bir hava yaratiyor bende, farkli bi yerde yeni bir masalda gibi. ne kadar cok sis o kadar suprizli bir masal. kimbilir nerelerde ne manzaralar vardir.

kar bi de sis havada sesin dagilmasina farkli bir hal getirdigi icin her zamankinden farkli bir sesi var gunun...

al sana dakka 1 gol 1...

daha once bi kere yaptigim gibi butun gun ic sesimin soylediklerinden satir baslarini yazmaya karar verdim. iki sey vardi simdilik, ama birini unuttum :-((

tmm hatirladim :-))

leylaklar acmis, leylak zamani...

ne guzel...

mimoza, meyve agaclari, erguvan, leylak, hanimeli, aksam sefasi actiklarini gordugumde kalbim bi farkli carpar benim 


Salı, Nisan 14, 2015

Öğle Kaçamağı- Japon Bahçesi


Rutin iş günlerinde rutinin dışına çıkan bir öğle tatili yaptık bugün. Ofisten sadece 5 km uzakta başka bir dünyaya bir saatliğine gittik geldik.

Başka bir dünya diyorum çünkü öyle bir hiç yokmuş rüya görmüşüm de uyanmış gibiyim. Fotoğraflar dışında delilimiz yok.

Fazla dolandırmadan lafı, Baltalimanı Kemik Hastanesinin çaprazındaki Japon Bahçesi burası...

İstanbul Belediyesi Park ve Bahçeler Müdürlüğüne bağlı, her gün açık ücretsiz girip dolaşabileceğiniz minik bir cennet. Minik diyorum çünkü gerçekten içine girip biraz yürüdükten sonra bu kadar mı diyorsunuz?

Evet o kadar :)

Ama baharda açan japon kirazları, japon gülleri ve şırıl şırıl akan yapay şelalesiyle dar alandan maksimum verim alınmış kimse inkar edemez.


Güzel fotoğraf kareleri yakalayabileceğiniz malzemesi bol bir yer.

Yaptığımız bir saatlik kısa ziyaret sırasında ziyaretçi kitlesinin hasta refaketçileri ve doktorları olduğu yönünde bir izlenim oluşturduysa da, arada bir bizim gibi plaza kaçkınlarına da rastlanabilir.




Uzun lafın kısası öğle tatilinde 10 dakika yürümek yerine, 10 dakikalık taksi yolculuğu ve çantaya atılan sandviçler başka bir dünyada keyifle geçirebileceğiniz bir saatin bileti...


Pazartesi, Nisan 06, 2015

Yagmur

Baharin keyfi bi baska...

Yagmuru daha bi baska...

Ansizin islatsa da, sudan cikmis baliga dondurse de isterim ki hep olsun...

Mesela su an, o kadar cok isterdim ki agaclarin, otlarin arasinda yurumek...

Yeni surgun veren agaclar, cicek acan dallar, taze yesil yapraklar...

Hayat devam ediyor...

Projeler, planlar, toplantilar, sunumlar...

Oysa hayat dogal akisinda sessiz sakin usulca ve huzurla bir kez daha yeniden basliyor...

Eee yuru, kim tutuyor seni???

Ve geliyor sentetik hayatin cevaplari,

servissiz bu trafikte zor

topuklu ayakkabi giyiyorum

kiyafetim hic musait degil

Eh iste o zaman ancak oturur yazarsin

Sonra neden tadini cikaramiyoruz bu baharin, yagmurun, gunesin....

Perşembe, Nisan 02, 2015

Alternatif Çocuk Eğitimleri



Çocuğum olmasa da çocuklarla iletişim kurmayı ve onlarla oynamayı çok sevdiğim için, hiç lazım olmasa da çocuk eğitim yöntemlerine merakım var.

Geçen senelerde nerden aklıma düştüğünü bilmiyorum ama Waldorf modeliyle ilgili bayağı bir araştırma yapmıştım.

Bugün de sadece Waldorf değil diğer alternatiflerle ilgili bir konferans olduğunu öğrendim ve başta anne babalar olmak üzere benim gibi meraklılara iyi bir kaynak olduğunu düşündüğüm etkinliği paylaşmak istedim.

http://www.alternatifokullar.com/alternatif-egitim/

Ayrıca etkinlik dışında da iyi bir kaynak site, hele Waldorf oyuncaklarına bayıldım :))

http://www.alternatifokullar.com/waldorf-okullari/waldorf-oyuncaklari/

http://playfullearning.net/2013/10/crafts-for-kids-needle-felted-acorns/


Salı, Mart 31, 2015

Burada Elektrik Yok

İnsanoğlu ateşi bularak, kendine yepyeni bir dünya yarattı

Ama elektriği bularak da kendini en büyük mahkumiyete bağladı...

Artık elektriksiz bir hiçiz

İnternet yok, telefon yok, su yok, sıcak yok, soğuk yok, yemek yok, yok, yok, yok...

Niyetim bu irdelemeye girmek değil,

Sosyal medyada markaların elektrik kesintisini etkin bir iletişime dönüştürdükleri tweetlerinden haberdar etmek sizi.

Krizi fırsata çevirenler yani ;))




ve diğerleri...

sosyalmedya.co

Pazartesi, Mart 30, 2015

Balkabaklı Cheesecake

Yenilenmiş Balkabaklı Cheesecake tarifim...

Kabaklar...

500 gr kabak (küp küp doğranacak ama çok küçük değil)
400 gr toz şeker
1/2 kg su

25 dakika orta ateşte pişirip, çatalla kontrol ederek altını kapatıyoruz.

Taban...

1,5 paket burçak yada sultani bisküvi (rondodan geçirilerek toz halinde)
80 gr eritilmiş tereyağ
80 gr ince çekilmiş ceviz
3 çay kaşığı tarçın

iyice harmanlanarak kelepçeli kalıp tabanına sıkıştırılarak döşenir. Hazırlanan taban dinlenmek üzere buzdolabında 15-20 dk. bekletilir.

Hamur- Cheese bölümü...

500 gr labne peyniri (fazla suyu süzülmeli)
1 paket krema (bu ikili çırpılarak karıştırılır)

1 su bardağı toz şeker (krema ve labne karışımına eklenip çırpılır)

3 yumurta (tek tek kırılarak hamura eklenir)

1 yemek kaşığı tepeleme un
1 paket vanilya (elenerek hamura karıştırılır ve son halini alır)



Fırına vermeden önce

Buzdolabında dinlenen taban döşenmiş kelepçeli kalıbın dışı alüminyum folyoyla kaplanır.

Hazırlanan hamur tabanın üzerine dökülür

Daha önce pişirilen kabakların 2/3'ü şerbet kısmı alınmadan hamurun içine karıştırılır. (eşit dağıtmaya özen gösterin)

Folyoyla sardığımız kalıbı daha büyük bir tepsinin içine oturtup büyük olan tepsinin içine de su koyarak fırına veriyoruz.

150 derecede 1 saat pişen cheesecake'imiz fırın kapandığında halen biraz gevşek gibi dursa da fırında  yarım saat sonrasında dışarda 3-4 saat dinlendiğinde kendini bulacaktır. (tercihen 1 gece)

Sosu...

Chesecake adını veren üstündeki sosudur, gerisi teferruattır :)


daha önce pişirdiğimiz bir kısmını hamura eklediğimiz kabakların kalanını 3-4 yemek kaşığı şerbetinden de ekleyerek kıvamlı bir püre haline getirip üzerini güzelce kaplıyoruz.

Yarım cevizlerle süslediğimiz cheesecake sunuma hazır hale gelir.

Afiyet olsun


Ve diğer tüm tariflerime topluca ulaşmak için >> Yonca'dan Tarifler

Pazar, Mart 29, 2015

Performans Grafiği


Hayatımız sürekli olarak bir şeyleri karşılaştırarak, sunumlar hazırlayarak geçiyor. Ve o grafiğin hep yukarı daha yukarı çıkması hedefleniyor.

Ben de 10 yıllık blog performansımı şöyle bir grafiğe dökeyim, içler acısı performansımı gözler önüne sereyim dedim.

Bu blogu yazanı 2011 yılından beri istikrarla düşen performansından ötürü nasıl değerlendirmek gerekirdi bilmiyorum.

Ama ben kendisini günahlarıyla sevaplarıyla sevdiğim, iyi günde kötü günde hep birlikte olduğumuz için, yazmamak için geçerli nedenlerine hak verdiğim için istediğini yapmak da serbest :))

Diğer yandan 10 yıl önce yayına hayatına başlayan blog yazarlığını istikrarla sürdürebilmek de takdir edilesi kabul edelim.

Siz de desteğinizi esirgemeyin lütfen ;)

Sarı Işık


Benelux seyahat notlarımın bir kısmı halen defterimde duruyor...

Seyahatimiz sırasında günlerin de kısa olması nedeniyle şehirlerin akşamlarını da fazlasıyla görme imkanı bulduk. Yüksek tavanlı, geniş pencereli evlerde güneş battıktan sonra yanan tüm lambaların yumuşak sarı bir ışık verdiğini gördüm. Hollanda'da bir tek evde bile beyaz ışık yoktu.

İstanbul'a baktığımızda durum tam bir karmaşa...

Tek renk ışıkları olan bir binaya rastlamadım, Beyaz, sarı  karışık, hatta bazen çok daha ilginç gece kulubü aydınlatmasına sahip evler de görmek mümkün.

Yıllarca kristal avizelerde kullandığımız klasik şeffaf camlı ampüllerin yerini daha çok ışık verdiği için tasarruflu beyaz ampüllerle değiştirmeye başladık. Ve hayatımız beyaz ışık oldu.

Hastane gibi, beyaz, bembeyaz...

Ancak sarı ışığın yumuşak ve huzur verici atmosferini gördükten sonra, evdeki ampüllerin hepsinin sapasağlam olmasına aldırmadan, sarı ampüllerle değiştirdim.

Öncesinde ev halkını uyardım, şimdikinden daha karanlık olabilir belki ama sarı ışığın gözlerimize ruhumuza daha iyi geleceğini düşünerek hazırladım onları.

Gel gör ki, sarı ışık veren ampülleri taktığım ilk akşam beklentinin aksine çok daha iyi bir ışık yakaladığımızı farkettim.

Aslında gözün de istediği buymuş demek ki...

Güneş ışığı sarıdır, sıcaktır,

Alev sarıdır, ısıtır.

Mum alevi, elektrik yokken hayatımızı aydınlatandır.

Eeeee, hangisi beyaz ışık verir???

Demek ki doğalı sarı ışık...

Hayatınızda küçük bi değişiklik arıyorsanız ve ampülleriniz beyaz ışıksa, değiştirin bence ;))

Cuma, Mart 27, 2015

Goge Acik Yurekler



Yagmur dunden beri bekleniyordu...

Gece yatmadan disardan gelen pit pit seslerine baktigimda inceden, tek tuk atistirdigini gordum. ilik bir hava ve yagmur sesleri...

huzur iste bu kadar basit bir sey benim icin...

atistiran taneleri duymak yerine hissetmek icin camdan kolumu uzattim, sonra avuclarimi actim gokyuzune...

gokten yagmur inerken yere, dualar dilekler daha bi cabuk cikarmis, daha bi kabul olurmus derler...

ben de avuclarim gokyuzunde dileklerimi dualarimi soyledim rabbime, o sirada avucuma dusen her bir damla sanki cevapti bana...

sonra acik ellerime degen su taneciklerini amin diyerek surdum yuzume...

huzurdu bana tek verdigi...

Çarşamba, Mart 25, 2015

Yazmak


Cocuklugumdan beri en sevdigim eylemdir...

her yerden notlarim cikar, gunluk niyetine tuttugum onlarca defter gecmistir hayatimdan. Blogum olsa bile her zaman hayatimda yazdigim bir defter olmustur.

Duygulardir yazdiran, icinden gecen dalgalar, firtinalar, asklar, heyecanlar...

Ama hayati etrafinda olup bitenleri bosladikca, umursamadikca, aska bile sirtini donmussen, olmayani oldugu gibi kabullenip sorgulamiyorsan duygularin da

"ne hissedicem, niye hissedicem ki?"

diyorsa o kelimeler de yan yana gelip cumle olmuyor.

o cok sevdigin, her firsatta cok ozledim valla bu sefer gelicem diye soz verip verip de gitmedigin, gitmedigin icin vicdan azabi duydugun arkadasin gibi oluyor bir zamanlar dans ettigin kelimeler.

Salı, Mart 24, 2015

Zamansiz Uykular


Günümüz insani diye başlıycaktım ki cümleye ne gerek var bu kadar genellemeye dedim...

Istanbul'da yaşayan evinden işine gitmesi saatlerle ölçülebilen özel servisleri olan insanlar konumuz... 

Kurumsal sirketlerinin Istanbul'un iki yakasi degil iki en ucu arasında gidip gelebilecek servis luksune sahip olanlar...

Yataktan kalkip, ayilmak ve giyinmek, sokaga cikmak vucudun uyanip yeni gune başlaması normal olarak, bünye diyor ki "günaydın, hadi başlasın gün"

Buraya kadar her şey tamam...

Sokağa çıkıyorsun, soğuğu da yedin mi ayılıyorsun.

Gel gör ki, servise binip yola koyulduğunda tatlı bir uyku bastırıyor...

Hadi başlasın ikinci uyku dalgası...

Eee hani ayılmış güne başlamıştın...

Servisten indiğinde uykunun mahmurluğu bilip bilmediği bütün küfürleri ettiriyor insana,

Vee yeniden ayılmanın dikenli yolları

Demem o ki, bu zamansız uykular çalışan insanın ruh ve beden sağlığını olumsuz etkiliyor. Hatta araştırma yapsalar depresyonu tetikleyen bir unsur bile olabilir.

Peki çözüm nedir derseniz?

Hareket halindeki arabada okuma problemi olmayanlar bir şeyler okuyabilir. Hatta çok iyi bir seçenek. ama benim gibiler için zor :(((

Henüz kendime bir çözüm bulamadım ama araştırmaya devam ediyorum.

Perşembe, Mart 19, 2015

Aksam Mutfagi

Uzun zamandir kek pasta islerinden elimi ayagimi cekmistim. Fit hayatin kosullarindan sekeri ve unu, tatliyi olabildigince uzak tutmaya calistim kendimden...

yememek icin evdekilere de yapmiyordum :-)

ama bu aksam bi heves bi arzu bi istek, sofradan kalkar kalkmaz mutfaga kostum...

radyoyu actim, radyo alaturka hem de...

kendimi gecmis zaman mutfaklarinda ki anneler gibi hissettim, keyiflendim farkli bi zamana boyuta gecmis gibiydim...

cikolatali kekim icin tam portakali rendelemeye baslamistim ki, en sevdigim benim icn en suprizli olan sarki calmaya baslamasin mi ;-)))

nalan altinors, nazende sevgili...

vardir ya hani bi'sey yaparken aniden sizi mutlu eden seyler cikiverir karsiniza, o isin o seyin cok guzel olcagina bi isarettir...

iste oyle...

mutfakta bi keyif aksami boyle gecti iste...



Pazartesi, Şubat 02, 2015

Yaz Bakalim

instagramdan beri resimlerle yazilari birlestirip 3-5 dakikada servis ediyorsun, tepkileri yorumlari bir kac saat icinde alip motive oluyorsun...

Hizla yasama hizli cozumler...

Blog yazmak nerden baksan daha uzun uzadiya bi is...

Bi de yazdiklarin senin degil, sen yazdiklarinin esiri oluyorsun agizdan cikan soz gibi...

Aslinda eskisi gibi bloguma yazmadigim icin vicdanen cok rahatsizim, bu nedenle her yazi da bir gunah cikarma halindeyim...

bu sene biraz daha farkli bi'seyler yapiyorum aslinda kendime yaziyorum. yazdiklarimin hala benim esirim oldugu...

Klasik gunluk tutmaya basladim 3 ocak itibariyle ama 1 ve 2'sine de notlar dustugum...

aksamlari yatmadan bir iki sayfa tarihe not dustugum, gunluk yasananlardan cok ruhumda yarattiklari hissettirdiklerine dair... bir makine olmadigimi hayatin mobil cihazlarla donmedigini ispata calisan ruhuma gunluk... 

ruh gunlugu...

henuz bir ayi tamamladi ama 2,5 formayi tuketmisim :-))

boyle giderse 3 ayda bir yeni bir defter almam gerekicek...

az once yazdim son bir kac gunun ozetini ama doyamadim yazmalara bi de bloguma yazayim dedim ;-)

yarin gece kovada aslan dolunayi var, yaraticilik falan cosacakmis sanirim bende ki bu yazma coskusunu da dolunaya borcluyuz...

dolunayin astrolojik etkileri icin

juno ve dincer guner'in solarlunarx'ini tavsiye ederim ;-)

http://junoastrology.com

http://solarlunarx.blogspot.com.tr/?m=1

Pazartesi, Aralık 22, 2014

Yine Bir Yılın Sonuna Doğru

Sayılı gün...

Nasıl bitcek derken, kendinden öncekilerin de başına geldiği gibi

Geldi, yaşandı, bitti ve gidiyor...

Kirlendi, yüklendi, ağırlaştı, ayaklarını sürüyor gibi...

Haftaları uzadı sanki...

Bitmiyor günler...

Çarşamba günü geldiğinde daha çarşamba mı :(((

Perşembe geldiğinde ama bugün cuma di'il miydi???

Bi koşu yenisine geçiyim istiyorum ben...

5'i severim hayatımda...

2015'i belki ondan pek bi hevesle bekliyorum...

Benelux tatilinin üzerinden nerdeyse 2 ay geçti ve ben finalini ancak bugün yazabildim.

Aslında finali için Brüksel ve Düseldorf'u da yazmam gerekirdi ama artık onlarda yaşayacak duygum kalmamıştı yorgunluk, ev hasreti ağır basıyordu...

Yurtdışı dönüşü hızla işe dönüş, günlük koşturmalar ve bir haftasonu Mandalina Festivali için yapılan Rize kaçamağı...

Yorgunlukları ve yoğunlukları arttırdıysa da mutlu ve neşeli geçen günlerin insan ruhuna katkısı inkar edilemez...

Olağanüstü keyifli, büyük bir aile olmanın tadını sonuna kadar çıkardığımız iki gün geçirdik. Onu da ilk fırsatta (umarım 2 ay sonra olmaz) yazıcam söz :)

Gezi: Benelux - Brugge Vol.4

Seyahatin üzerinden bir aydan fazla geçince her ne kadar kısa notlar almış da olsa insan unutuyor pek çok şeyi...

Son durağımız Brugge ve Brüksel...

Ama Brüksel belki artık yorgunluğun had safhaya vardığı, dönüş psikolojisinin mutsuzluğunun bünyede hissedilmeye başlandığı yere denk geldiğinden sebep pek bi hatırası yok zihnimde...

Oysa Brugge'de aynı günün bir kaç saat öncesinde yaşanmıştı...

Arnavut kaldırımlı taş sokakları, ortaçağdan kalan bozulmamış binaları, yerleri kaplayan sarı sonbahar yaprakları ve nehirlerde yüzen kuğularıyla masal gibiydi...

Aslında böyle yerlerde saatlerce oturup o sakinliği o güzelliği tüm hücrelerinde hissedene kadar oturup bakmak istiyor insan...

Ama tur programına sıkıştırılmış panoramik geziler imkan vermiyor bu zevke...

Söz veriliyor, bir dahakine kendi başımıza gelip doya doya yaşarız diye...

Gidilir mi, fırsat olur mu bilmem...













Diğer Avrupa şehirlerinde olduğu gibi çeşmeleri, sokak mobilyaları tam bir şaheser...



Ve eğlenceli çikolata vitrinleri, dantel mağazaları, oyuncakçıları...

 













Gitmeden önce methini çok duyduğum Brugge midyelerini yemeden dönmek olmazdı. Türk damak tadına en uygun portekiz usulu sarımsaklı kum midyesi gerçekten çok lezzetliydi...

Sevimli kırmızı tencereleri ve midye kabuklarını koyduğunuz derin kapağı estetik bir sunum ortaya koyuyor...




Cuma, Kasım 28, 2014

Gezi: Benelux - Paris Vol. 3

Sıra Paris'e geldi...

Ama 3 gün geçirdiğimiz şehirdeki fotoğraflardan seçme yaparken önce 30 tane seçtim bu yazıya koymak için :))

30 bir yazı için çok biraz daha eledim 23 oldu :))

Şimdi yazıp yerleştirmeye başlıycam ve kaç fotoğrafla final yapıcam bilmiyorum, hadi hayırlısı...

Ama suç benim değil, Paris'in, bulutların, gökyüzünün, güzel havanın ;))

Şaka şaka böyle suça can feda...

Vee Paris...

Tempolu bir turdu turumuz, şimdiye kadar çıkan kısımdan anladığınız üzere...

Ne kuyrukta beklemek, ne tekneyi beklemek, hep bi yerlerde tam yeri tam zamanında oluyoruz...

Geliyoruz kapıdan içeri giriyoruz sanki bizi bekliyorlar hareket etmek için, burda rehberimiz Tolga'nın zamanlama konusundaki başarısını alkışlamak gerekir.

Teşekkürler Tolga Çetin ;)))

Paris'e adım atar atmaz Seine nehrinde tur yapacağımız teknede buluyoruz kendimizi. Güneş batmak üzere batıya doğru çekilirken bazen kara bulutların ardına saklanıyor kah gözümüzün içine giriyor. Eyfel daha gizemli çıksın diye fotoğraflarda çaba harcıyor adeta...



Notre Dame Katedrali'ni de diğer pek çok yapı gibi önce Seine nehrinden gördüm. Bulutların yarattığı fonunun da etkisiyle her bina adeta bir masaldan fırlamış gibiydi.

Bir de gecenin Paris'ini, Eyfel'in ışıklarını turladık. 20:00'de başlayan ve 5 dakika süren Eyfel ışıkları herkesi Trocadore Meydanı'nda topluyor sanırım. Eehh turist olarak biz de orda olmasak olmazdı...


Gece ışıklarıyla bıraktığımız Eyfel'i sabah tekrar ziyaret ettik. Ama bu sefer daha yakından daha samimi...

Meşhur uzun kuyrukların aksine 10 -15 dakika içinde önce 2. katına ordan da en üst katına çıktık. Manzara muhteşem, hava açık... Alabildiğine Paris ayaklarının altında...

Eyfel'deyken Eyfel'i kadraja nasıl sokarsınız???


Tabi ki gölge oyunuyla ;)))


Eyfel'den iniş yolunda 2.kattan 1.kata inen asansörün kapısındasorun olup kapanmaması nedeniyle yolun geri kalanını merdivenle inmek zorunda kaldık :))

Şikayetçi oldum diyemem,..



Günün geri kalanında Louvre Müzesi'nde bir Mona Lisa ziyareti, Notre Dame Katedrali, Montmartre Sacre coeur Bazalikası, Ressamlar Tepesi rotalarında geçti...

Buralardan notlarım...

Mona Lisa, Mona Lisa dedikleri A4'den büyük A3'ten küçük bir resimmiş :((
(Belki A3'ten büyüktür ama çok da büyük değil ona eminim)

Yani etkilenmedim, saatlerce karşısında durup içime sindiresim gelmedi. Halbuki orda ne resimler var, yüksek ve geniş tavanlar boyunca...

Zaten konu büyüklüğü değil, tekniği, sanatı...

Bunları yapan insan olamaz,

Günümüz teknolojisiyle bunlar fotoğraf olarak çekilse üzerine bi de photoshop yapılsa bile bu kadar mükemmel olamaz.

O detaylar, ışık ve gölgeler...

İşte onların karşısında saatlerce oturabilirim.










Anlıycağınız Louvre'da görülecek çok şey var...

Bir sonraki durağımız Notre Dame'ın Kamburu sevgili Quasimodo'nun evi Notre Dame Katedrali...


12. yy'da yapımına başlanan tamamlanması bir kaç yüzyılı bulan bu olağanüstü yapının tek bir usta elinden çıkmışcasına kusursuz bütünlüğü insanı hayrete düşürüyor.



Katedrallerin vitrayları sanırım karanlık dünyalarını renklendirdiği  için bana çok çekici geliyor.


Montmartre ve Ressamlar Tepesi...

Güneş batarken vardığımız yapı kızıla dönmüştü biz onu gördüğümüzde...




Paris'in ayaklarınızın altında olduğu muhteşem bir yapıdan biraz daha yukarıya doğru yürüyüp Ressamlar Tepesi'ne gittiğinizi söylerlerse size ne düşünürsünüz? Hem de güneş harika bir şekilde batmak üzereyken...

Benim hayalimde ressamların Paris'i resmettiği  muhteşem manzarası olan bir yer...

Bilenler şu an gülüyodur hayalime...

Sanırım bu seyahatte hayal kırıklığı yaşadığım tek an :((

Etrafı binalarla çevrili çınaraltı havasında bir yer... Manzara falan yok, unutun...

Bir kaç şirin pastanesi ve restoranları var, yolda resmini yapalım diye dolanan ressamları bir de...

 

Paris'te son günümüzde yürüyerek şehri keşfettik. Bazen de metroyla biraz daha uzaklara açıldık.

Kokusu ve evsizleriyle meşhur Paris metrosunda bahsedilen bu özellikleriyle karşılaşmadığım için şanslı olsam gerek.

 

Yine gökyüzü ve bulutlar muhteşem, hava açık...

öğlen başladığımız keşif güneş batıp dolunay yükselene kadar devam etti...








Bu kadar tarihi yapının yanında ne işi var bu fotoğrafın demeyin, albümler falan karışmadı :))

Champ Elysees'de ki Disney mağazası harika bir yer, uğramadan geçmeyin ;)

Paris bana hayatımın en güzel gecelerinden birini yaşattı. Bunun için de Paris'e teşekkürler....

Ben bir dolunay aşığı...

Dolunayı Paris'in en güzel meydanlarında, Louvre'un cam piramitinin eşlik ettiği unutulmaz bir manzarayla hafızama kazıdım.



Ve Paris'le ilgili son bir not...

Periferic denen bölge Eyfel'i merkeze alıp şehrin etrafında daire çizen yolun içinde kalan kısma verilen isim...


Yani işi olmayan içeri girmeden dışından dolanıp gitsin, trafiği boşuna işgal etmesin. Gördüğünüz gibi sadece İstanbul'da değil Paris'te de her yerde yol çalışması var ;)

Veee Paris turumuzu da 31 fotoğrafla özetlemiş oldum.

İyi okumalar :))