Pazartesi, Kasım 12, 2012
Kasım'da Gelibolu
Dolu dolu geçen Gelibolu'da bir hafta sonunun fotoromanıdır...
Bi cumartesi İstanbul Boğazı, bi cumartesi Çanakkale Boğazı...
Kalmadı ki başka boğaz yoksa haftaya da ordaydım...
Deniz sezonu biteli çok oldu, yerli halk da her gün bu güzelliklerin yanıbaşında olduklarından olsa gerek güneşi görünce atmıyolar kendilerini sokaklara, kimsecikler yoktu etrafta koca bi kumsal da tek başına...
Her gittiğimde kapalı olan bi türlü ziyaret edemediğim Piri Reis müzesini de gezdim bu sefer -üzerinde Atatürk resmi asılı olan bina-
Gezmeseniz de olur...
Çok anlamsız saçma sapan kopyaların olduğu bi oda, içinde olduğu yapı çok daha ilginç geldi bana, benden söylemesi...
Gelibolu'nun çarşısında kapısında kuyruk olan bi restoran
Pazarcıları, ürünleri de pek bi şeker ;))
först class turp, ultra lux pırasa sadece isimleri yüzünden satın alınmadılar tabi ki...
Ve Çanakkale Boğazı'nın Gelibolu sırtlarına heykelimi diktiler sonunda :))))
Hafta sonu malzemelerim bu kadar di'il tabi ki, daha neler göstericem size neler...
Salı, Kasım 06, 2012
Skyfall
Bi günde iki film serisinin ikincisi Skyfall'dan bahsetmenin zamanıdır artık...
Bugün okuduğum hafta sonu gişe rakamlarına bakılırsa Evim Sensin, Skyfall'a fark atmış, nasıl olmuşsa...
Evet ilk beş dakika Türkiye'de çekilen sahneleri seyredip, çıkabilirsiniz salondan devamı yok...
Tabi sadece Türkiye nasıl görünüyomuş diye bakmak isterseniz...
Ama tam o sırada başlayan jeneriğini ve Adele'nin muhteşem şarkısına da kalın derim...
Eeee o kadar kalmışken sonuna kalın :)))
İstanbul'da 34 plakalı araçların arasında başlayan kovalamacanın bir anda 01 plakalı araçların arasında devam etmesi en ince ayrıntıya kadar düşünülüp çatır çatır araba şato yakan yıkan prodüksiyonun üç beş arabanın plakasını değiştirmekten imtina etmesini yakıştıramadım doğrusu...
Ama onun dışında sevdim ben bu filmi :))
Bugün okuduğum hafta sonu gişe rakamlarına bakılırsa Evim Sensin, Skyfall'a fark atmış, nasıl olmuşsa...
Evet ilk beş dakika Türkiye'de çekilen sahneleri seyredip, çıkabilirsiniz salondan devamı yok...
Tabi sadece Türkiye nasıl görünüyomuş diye bakmak isterseniz...
Ama tam o sırada başlayan jeneriğini ve Adele'nin muhteşem şarkısına da kalın derim...
Eeee o kadar kalmışken sonuna kalın :)))
İstanbul'da 34 plakalı araçların arasında başlayan kovalamacanın bir anda 01 plakalı araçların arasında devam etmesi en ince ayrıntıya kadar düşünülüp çatır çatır araba şato yakan yıkan prodüksiyonun üç beş arabanın plakasını değiştirmekten imtina etmesini yakıştıramadım doğrusu...
Ama onun dışında sevdim ben bu filmi :))
Tohumlarımızın Nesli Tehlike Altında!
Binlerce yıllık tarım geleneğini barındıran Anadolu topraklarında yetişen yerli tohumlar yaşamın sürekliliğini temsil ediyor.
Atadan kalma tohumlarımız;
* Lezzetli ve sağlıklı gıdaların temini için birer genetik hazinedir
* Binlerce yıldır değişen koşullara uyum sağlayarak günümüze ulaşmayı başarmış numunelerdir
* Tarımsal biyoçeşitliliğin önemli bir parçası ve yaşamın sürdürülebilirliğinin olmazsa olmazıdır
* Dışarıya bağımlı kalmaksızın ülkemizin gıda güvenliğinin teminatıdır
Ancak bugün Anadolu’ya özgü yerel tohum çeşitliliğimiz yok oluyor. Tek seferlik, ticari tohumların egemenliği nedeniyle gıdamızın ve geleceğimizin güvencesi yerli tohumların nesli tehlike altında! Yeryüzünde zengin çeşitlilikteki yaşamı sürdürebilmek, atalık tohumlarımızı gelecek kuşaklara aktarmamıza bağlı.
TOHUM TAKAS AĞI, yüzyılların bilgisini taşıyan yerli tohumlarımızın korunup yaygınlaşmasını amaçlıyor.
Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği’nin, Adım Adım Oluşumu desteğiyle yürüttüğü TOHUM TAKAS AĞI KAMPANYASI’na destek olarak,
* Anadolu’nun dört bir yanındaki ekolojik çiftliklerde yerli tohumların çoğaltılarak paylaşılmasını sağlayacak;
* Bu toprakların yüzlerce yıllık bereketinin, lezzetinin, besin zenginliğinin ve kültürünün gelecek kuşaklara aktarılabilmesi için sağlam patikalar oluşturacaksınız.
Verdiğiniz desteğin her kuruşu binlerce yeni tohuma dönüşecek...
Kredi kartı ile bağış yapmak istiyorsanız: https://www.bugday.org/portal/BagisAdimAdim.php
EFT/havale yoluyla bağış yapmak istiyorsanız:
Alıcı Adı: Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği
Garanti Bankası Karaköy Şubesi - Şube No: 400
Hesap No: 6295240
IBAN No: TR67 0006 2000 4000 0006 2952 40
www.bugday.org - www.yasasintohumlar.org
facebook.com/BugdayDernegi
twitter.com/BugdayDernegi
Twitter paylaşımlarınız için hashtag: #YasasinTohumlar
Bir bumads sosyal sorumluluk içeriğidir.
Atadan kalma tohumlarımız;
* Lezzetli ve sağlıklı gıdaların temini için birer genetik hazinedir
* Binlerce yıldır değişen koşullara uyum sağlayarak günümüze ulaşmayı başarmış numunelerdir
* Tarımsal biyoçeşitliliğin önemli bir parçası ve yaşamın sürdürülebilirliğinin olmazsa olmazıdır
* Dışarıya bağımlı kalmaksızın ülkemizin gıda güvenliğinin teminatıdır
Ancak bugün Anadolu’ya özgü yerel tohum çeşitliliğimiz yok oluyor. Tek seferlik, ticari tohumların egemenliği nedeniyle gıdamızın ve geleceğimizin güvencesi yerli tohumların nesli tehlike altında! Yeryüzünde zengin çeşitlilikteki yaşamı sürdürebilmek, atalık tohumlarımızı gelecek kuşaklara aktarmamıza bağlı.
TOHUM TAKAS AĞI, yüzyılların bilgisini taşıyan yerli tohumlarımızın korunup yaygınlaşmasını amaçlıyor.
Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği’nin, Adım Adım Oluşumu desteğiyle yürüttüğü TOHUM TAKAS AĞI KAMPANYASI’na destek olarak,
* Anadolu’nun dört bir yanındaki ekolojik çiftliklerde yerli tohumların çoğaltılarak paylaşılmasını sağlayacak;
* Bu toprakların yüzlerce yıllık bereketinin, lezzetinin, besin zenginliğinin ve kültürünün gelecek kuşaklara aktarılabilmesi için sağlam patikalar oluşturacaksınız.
Verdiğiniz desteğin her kuruşu binlerce yeni tohuma dönüşecek...
Kredi kartı ile bağış yapmak istiyorsanız: https://www.bugday.org/portal/BagisAdimAdim.php
EFT/havale yoluyla bağış yapmak istiyorsanız:
Alıcı Adı: Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği
Garanti Bankası Karaköy Şubesi - Şube No: 400
Hesap No: 6295240
IBAN No: TR67 0006 2000 4000 0006 2952 40
www.bugday.org - www.yasasintohumlar.org
facebook.com/BugdayDernegi
twitter.com/BugdayDernegi
Twitter paylaşımlarınız için hashtag: #YasasinTohumlar
Bir bumads sosyal sorumluluk içeriğidir.
Pazar, Kasım 04, 2012
Evim Sensin mi Acaba?
Tempolu bir hafta sonuydu :)
Hiç yapmadığım bir tarifi denedim,
Dua ettim,
Bi günde iki filme gittim,
Üstelik birinde hayatımda bi filmde hiç gülmediğim kadar gülmeme, gülmekten gözlerimden yaş gelip karnıma ağrılar girmesine sebep oldu :)))
Düşündükçe hala gülüyorum :))))
Hangi film derseniz;
Evim Sensin
Evet, yanlış okumadınız
Hakkında okuduğum ilk yorumlarda; kağıt mendil firması sponsor olsa çok başarılı bi sponsorluk çalışması olurdu, Orhan Gencebay galasında sesli ağlamış falan falan :)))
Ağlamayı koymuştuk kafaya giderken, ama gülmekten di'il :))
Aslında gülmeye biletleri alırken başladık,
Kavacık'taki Boğaziçi sinemaları bilgisayarın icadından önceki yıllarda olduğu gibi fotokopiden bi oturma planı üzerine çarpı koyup, oturacağımız yeri elimize verdiği koçanın üzerinde yazarak fitili ateşledi :))))
Salon da alıştıklarımızdan oldukça farklıydı, film kopar mı ki acaba, Allah göstermesin deprem yangın bi'şi olsa n'olur???
Tamam gülme krizine yakalanmamızın tek suçlusu film değil ortamın da katkısını yadsıyamam :)))
Filme gelirsek;
Fahriye Evcen gerçekten çok başarılı, çocuksu ve cikleyen tavırları hoştu...
Ve esas oğlan, inşaatta çalışan bi marangoz...
Ama bi amerikan şantiyesinden buraya yanlışlıkla düşmüş gibi; giyim, kuşam, hal ve hareket...
Ülkemizde ki inşaatlarda çalışan böyle işçiler varsa bütün piyasa mekanların pabucu dama atılır ona göre :)))
Gerçi filmde bi tek o öyleydi, kalan hepsi "bildiin amele" -yanlış anlaşılmasın ben söylemiyorum filmdeki replik aynen bu-
Eeee tabi böyle amerikanvari inşaat işçisine de ağır çekimde, güneşi arkasına alıp yürüdüğü cool sahneler çekilmese ayıp olurdu...
Filmin ilk yarısında kafada böyle bi imaj oluşunca ikinci yarıda pek bi ağlama performansı beklemiodum zaten
Ama film di'il de arkadan gelen hıçkırıklar bizim zaten daha önce yanmış ta sönmüş olan fitili tekrar ateşledi :))))
Hayır işin kötüsü güldükçe koltuk sallanıyo, tam sakinleşecekken yanımdaki koltuğun devam eden gülme sarsıntısı başa döndürüyo beni de :))))
Filmin sonunda birden ekran kararmasın mı,
dedik "hah film koptu"
elektrikler kesilmiş, jeneratör devreye girdi sanırım...
bi kaç dakka sonra elektrik gelmiş olsa gerek bi daha karardı ekran...
Velhasılı kelam gözlerimizde yaş, yüzümüzde koca bi sırıtmayla çıktık sinemadan
Ama sen misin bu kadar gülen,
Günün bombası Kavacık'tan çok uzakta Merter'de bindiğim taksinin filmin son sahnelerine doğru görünen kapısında "Deniz Taksi - Ataköy" yazan taksiye binmem oldu...
Filmde gördüğümde "hah zaten Özcan Deniz'in filmindeki takside ancak Deniz Taksi olur, bunu da uydurmuşlardır" demiştim :)))))))))
Hiç yapmadığım bir tarifi denedim,
Dua ettim,
Bi günde iki filme gittim,
Üstelik birinde hayatımda bi filmde hiç gülmediğim kadar gülmeme, gülmekten gözlerimden yaş gelip karnıma ağrılar girmesine sebep oldu :)))
Düşündükçe hala gülüyorum :))))
Hangi film derseniz;
Evim Sensin
Evet, yanlış okumadınız
Hakkında okuduğum ilk yorumlarda; kağıt mendil firması sponsor olsa çok başarılı bi sponsorluk çalışması olurdu, Orhan Gencebay galasında sesli ağlamış falan falan :)))
Ağlamayı koymuştuk kafaya giderken, ama gülmekten di'il :))
Aslında gülmeye biletleri alırken başladık,
Kavacık'taki Boğaziçi sinemaları bilgisayarın icadından önceki yıllarda olduğu gibi fotokopiden bi oturma planı üzerine çarpı koyup, oturacağımız yeri elimize verdiği koçanın üzerinde yazarak fitili ateşledi :))))
Salon da alıştıklarımızdan oldukça farklıydı, film kopar mı ki acaba, Allah göstermesin deprem yangın bi'şi olsa n'olur???
Tamam gülme krizine yakalanmamızın tek suçlusu film değil ortamın da katkısını yadsıyamam :)))
Filme gelirsek;
Fahriye Evcen gerçekten çok başarılı, çocuksu ve cikleyen tavırları hoştu...
Ve esas oğlan, inşaatta çalışan bi marangoz...
Ama bi amerikan şantiyesinden buraya yanlışlıkla düşmüş gibi; giyim, kuşam, hal ve hareket...
Ülkemizde ki inşaatlarda çalışan böyle işçiler varsa bütün piyasa mekanların pabucu dama atılır ona göre :)))
Gerçi filmde bi tek o öyleydi, kalan hepsi "bildiin amele" -yanlış anlaşılmasın ben söylemiyorum filmdeki replik aynen bu-
Eeee tabi böyle amerikanvari inşaat işçisine de ağır çekimde, güneşi arkasına alıp yürüdüğü cool sahneler çekilmese ayıp olurdu...
Filmin ilk yarısında kafada böyle bi imaj oluşunca ikinci yarıda pek bi ağlama performansı beklemiodum zaten
Ama film di'il de arkadan gelen hıçkırıklar bizim zaten daha önce yanmış ta sönmüş olan fitili tekrar ateşledi :))))
Hayır işin kötüsü güldükçe koltuk sallanıyo, tam sakinleşecekken yanımdaki koltuğun devam eden gülme sarsıntısı başa döndürüyo beni de :))))
Filmin sonunda birden ekran kararmasın mı,
dedik "hah film koptu"
elektrikler kesilmiş, jeneratör devreye girdi sanırım...
bi kaç dakka sonra elektrik gelmiş olsa gerek bi daha karardı ekran...
Velhasılı kelam gözlerimizde yaş, yüzümüzde koca bi sırıtmayla çıktık sinemadan
Ama sen misin bu kadar gülen,
Günün bombası Kavacık'tan çok uzakta Merter'de bindiğim taksinin filmin son sahnelerine doğru görünen kapısında "Deniz Taksi - Ataköy" yazan taksiye binmem oldu...
Filmde gördüğümde "hah zaten Özcan Deniz'in filmindeki takside ancak Deniz Taksi olur, bunu da uydurmuşlardır" demiştim :)))))))))
Külkedisi Chesecake
Aslında orjinal adı Big Chefs usulü balkabaklı chesecake...
Ama bloguma yazmaya başladığım anda, Külkedisi'nin balkabağı arabası düştü aklıma...
Beni de Külkedisi'nden Cindrella'ya dönüştürür belki, belli mi olur ;))
Gerçek niyetine ;)
Gelelim tarife ve fotoromanına...
Önce uyarılar!!!
Yaklaşık 2 saatinizi alacak meşakkatli bi üretim sürecini göze almanız gerekiyor...
Ben artık sonuna doğru kan ter içinde kalmışken, nerden kalkıştım bu tarife diyip, bi süre fırına bakmaktan kaçtıysam da sonuç muhteşemdi...
Teşekkürler Allahım beni mahçup etmediğin için :))
Malzemeler: (parantez içindeki rakamlar orjinal tarife göre)
Taban için;
Bir paket burçak bisküvi
40 gr erimiş tereyağ
40 gr kuş üzümü
40 gr ince çekilmiş ceviz
2 çay kaşığı tarçın -tepeleme-
Bisküvileri merdaneyle un haline getirip tüm malzemeleri karıştırıp tabanımıza kalıba iyice sıkıştırarak yayıyoruz.
Kabaklar;
250 gr balkabağı
400 gr şeker
500 ml su
Küp, küp doğranmış kabakları, 25 dakika orta ateşte ağzı kapalı olarak pişiriyoruz.
Üst için;
200 gr şeker
1 limon kabuğu rendesi
600 gr labne (750 gr)
125 gr krema
100 gr un
1 pk vanilya
5 yumurta (9 yumurta)
Şeker,limon, labne, kremayı çırptıktan sonra un ve vanilyayı ekliyor, en sonda da yumurtaları tek tek ekleyerek hamuru yapıyoruz.
Hamur hazır hale gelince daha önce pişirdiğimiz kabakları -sadece kabakları suyu yok- içine ekleyip daha önce hazırladığımız bisküvi tabanının üstüne döküp fırına veriyoruz.
Fırına vereceğimiz kabımızı içinde su olan başka bir tepsi içerisine koyaraktan 140-150 derece arasında 1,5 saat pişiriyoruz.
Afiyet Olsun!
Çarşamba, Ekim 31, 2012
Çikolata Soslu Sersem Profiterol
Eve gittikten sonra bi'şey olmuyo dedim ya...
Yalancı çıkarmak için kendimi yemekten sonra bi de tatlı yapmıyım mi ben...
Arada da dizilere bakmak için mutfaktan salona geçişler yaptım...
Sor n'oldu dün gece dizilerde anlatıyim :))))
Ama kaçta yattım???
1'de...
Gelelim tatlımıza, henüz isim bulamadım kendisine
Beni kendisiyle "Çakma Profiterol" adıyla Aynur ablam tanıştırdı...
Ama "dağınık profiterol" - "çikolata soslu sersem" gibi daha enterasan isimler arıyorum kendisine... (önerilere açığız)
Malzemeler:
1 lt süt
1 su bardağı un
1 su bardağı şeker
1 pk tuzsuz etimek
1 pk krem şanti
1 su bardağu soğuk süt
1 pk Dr. Oetker çikolata sos
İyice birbiriyle kaynaşan muhallebi ve şantiye önceden kırdığımız etimekleri ve soyulmuş şam fıstıklarını ekleyip karıştırıyoruz.
Karışımı bir tepsiye (kare borcam kullandım ben) döküp bi kenara koyuyor, paketin üzerindeki tarife göre çikolata sosu hazırlamaya geçiyoruz.
Ocaktan indirdiğimiz sosu, karıştırmaya devam ederek biraz ılıttıktan sonra muhallebimizin üzerine döküp servis etmek için soğumasını bekliyoruz.
Afiyet Olsun!
Yalancı çıkarmak için kendimi yemekten sonra bi de tatlı yapmıyım mi ben...
Arada da dizilere bakmak için mutfaktan salona geçişler yaptım...
Sor n'oldu dün gece dizilerde anlatıyim :))))
Ama kaçta yattım???
1'de...
Gelelim tatlımıza, henüz isim bulamadım kendisine
Beni kendisiyle "Çakma Profiterol" adıyla Aynur ablam tanıştırdı...
Ama "dağınık profiterol" - "çikolata soslu sersem" gibi daha enterasan isimler arıyorum kendisine... (önerilere açığız)
1 lt süt
1 su bardağı un
1 su bardağı şeker
1 pk tuzsuz etimek
1 pk krem şanti
1 su bardağu soğuk süt
1 pk Dr. Oetker çikolata sos
Muhallebi için süt, un ve şekeri çırpıp kaynayana kadar ocağın üstünde karıştırıyoruz. Kıvamına gelince ocaktan indirip bir bardak sütle yüksek devride çırptığımız krem şantiyi ekleyip biraz daha çırpıyoruz.
İyice birbiriyle kaynaşan muhallebi ve şantiye önceden kırdığımız etimekleri ve soyulmuş şam fıstıklarını ekleyip karıştırıyoruz.
Karışımı bir tepsiye (kare borcam kullandım ben) döküp bi kenara koyuyor, paketin üzerindeki tarife göre çikolata sosu hazırlamaya geçiyoruz.
Ocaktan indirdiğimiz sosu, karıştırmaya devam ederek biraz ılıttıktan sonra muhallebimizin üzerine döküp servis etmek için soğumasını bekliyoruz.
Afiyet Olsun!
Salı, Ekim 30, 2012
Karaktersiz Yazi
Sevmiyorum serviste telefonla konusmayi...
Mecbur kalinca en alcak tondan, bu seferde konustugum kisi hastamisin, konusmak istemio musun, niye soguk konusuyon diyo...
Eve gidince ararim diyorum, yemek, banyo, bi seye bakiyosan tv'de....
Hoooop saat 11 olmus, aranmaz ki bu saatte kimse
Gunduz???
İs yerinde de ozel konusmalarimi yapmayi sevmiorum
Kimsenin dinlediginden hayatimi merak edeceginden di'il, ama ilgilenmesen bile duyuyosun iste
Yazmaya da bi bahanem var...
Mobil cihazlarda turkce karakter basmak icin ekstra efor harcamak gerekiyo ya...
Onun icin de yazmiodum...
Eve kalan yapilacak seyler (bkz.yukardaki sebepler) den oturu yapilamiyan oluveriyor
Turkce karaktersiz kabul ederseniz yazilarimi, bi deniyim bakiyim diorum
Servisten sevgilerle
Yonca
Mecbur kalinca en alcak tondan, bu seferde konustugum kisi hastamisin, konusmak istemio musun, niye soguk konusuyon diyo...
Eve gidince ararim diyorum, yemek, banyo, bi seye bakiyosan tv'de....
Hoooop saat 11 olmus, aranmaz ki bu saatte kimse
Gunduz???
İs yerinde de ozel konusmalarimi yapmayi sevmiorum
Kimsenin dinlediginden hayatimi merak edeceginden di'il, ama ilgilenmesen bile duyuyosun iste
Yazmaya da bi bahanem var...
Mobil cihazlarda turkce karakter basmak icin ekstra efor harcamak gerekiyo ya...
Onun icin de yazmiodum...
Eve kalan yapilacak seyler (bkz.yukardaki sebepler) den oturu yapilamiyan oluveriyor
Turkce karaktersiz kabul ederseniz yazilarimi, bi deniyim bakiyim diorum
Servisten sevgilerle
Yonca
Pazartesi, Ekim 29, 2012
Asteriks'le Oburiks Bayramlık
Bizim kuşağın kahramanlarından Asteriks ve Oburiks bayramlaşmaya gelmiş bizimle...
Bu sefer Galya'yı değil Britanya'da bir köyü almaya çalışan Sezar'a karşı Britanyalılara sihirli iksirle yardıma giden Asteriks ve Oburiks yine çok eğlenceliydi.
3 boyutlu olması ve Bay J'nin seslendirmesiyle şimdiye kadar en keyif aldığım oldu diyebilirim. Geveze'ye de haksızlık etmem istemem ama filmin yarısına kadar kimi seslendirdiğini anlamadım bile...
Asteriks'le Oburiks'in cinsel kimliklerini, İngilizlerin çay içmeye nasıl başladıklarını, bi erkeği nasıl bir centilmen yapabileceğinizi gösteren bilgilendirici bir film de aynı zamanda...
Catherine Deneuve hala çok güzel...
Depardiue'ye bayılırım zaten...
Bu filme özgü karakterlerden Kuduriks ve bayan Macintosh da harikaydı...
Ofelya'nın Antikloraks'a meydan okuduğu repliği
"Cesaret, düeollada bi salozu (salak oluyo) öldürmek di'il, bi kadının gözlerine bakarak onun için ne hissettiğini söyleyebilmektir"
birisini kolunda tutup filme götürmek içinbile yeterli bi sebep...
Tabi anlayana :))))
Uzun di'il di ki tatil...
Uuuupuuuzuuun bi tatile başlamıştık halbuki...
Bi sürü şey yapcaktım, bi sürü blog yazısı yazcaktım...
Eeee hani???
Bugün son günü tatilin ve ben şimdi açtım bilgisayarımı
Tembellikten mi yapmadım,
Haaayıııır
Kitap okudum, sinemaya gittim, misafir ağırladık, misafir gittik
Yani???
Tatil o kadar da uzun di'ilmiş...
Sıraya dizdiğim yazılar biraz daha bekliycek sanırım
Bu arada bi de twitter'a bulaştım :)
Ama çok acemiyim daha, yazılarımı nasıl tweetliycem, birine nasıl tweet atarım çalışmam lazım
Takip etmek isterseniz @yonca4leaf
Bi sürü şey yapcaktım, bi sürü blog yazısı yazcaktım...
Eeee hani???
Bugün son günü tatilin ve ben şimdi açtım bilgisayarımı
Tembellikten mi yapmadım,
Haaayıııır
Kitap okudum, sinemaya gittim, misafir ağırladık, misafir gittik
Yani???
Tatil o kadar da uzun di'ilmiş...
Sıraya dizdiğim yazılar biraz daha bekliycek sanırım
Bu arada bi de twitter'a bulaştım :)
Ama çok acemiyim daha, yazılarımı nasıl tweetliycem, birine nasıl tweet atarım çalışmam lazım
Takip etmek isterseniz @yonca4leaf
Çarşamba, Ekim 24, 2012
Kısa Bazen Uzundur
5 yerine 2,5 gün olan hafta
9-18 yerine 9-13 çalışılan gün...
Ne yeni bi işe girişip bitirmeye,
Ne ucundan tutup götürmeye...
Ortalarda başı boş dolaşan düşünceler...
9-18 yerine 9-13 çalışılan gün...
Ne yeni bi işe girişip bitirmeye,
Ne ucundan tutup götürmeye...
Ortalarda başı boş dolaşan düşünceler...
Salı, Ekim 23, 2012
Restorasyon Sonrası Fatih Camii
Uzun zamandır inşaat iskelelerinin işgalinde olan Fatih Cami'nin restorasyon sonrası fotoğrafları...
Ben beğendim...
Ben beğendim...
Pazar, Ekim 21, 2012
Yine mi Tiramisu???
Evet, yine tiramisu :)))
Bu sefer ki biraz daha farklı, ramazanda Oktay Usta'dan almıştım tarifini...
Kupta Tiramisu
Her zamanki gibi bir iki ufak değişiklikle huzurlarınıza gelmeye hak kazandı...
Bir paket kedi dili bisküvisi (hani içinden iki ayrı pakette çıkanlar var ya o paketin içinden biri yeterli)
Bir paket tek içimlik nescafe cappucino fındık aromalı (içine bi tatlı kaşığı şeker ilave edilebilir)
Kedi dillerini kupların içine kırarak yerleştiriyoruz, ardından içmek üzere hazırlanır gibi cappucinomuzu hazırlıyor ve kedi dillerini bu karışımla ıslatıyoruz.
Muhallebisi için;
4 bardak süte
1 bardak şeker
2 çorba kaşığı un
1 çorba kaşığı buğday nişastası
1 yumurta sarısı
1 pk vanilya
ekleyip çırpma teliyle iyice karıştırdıktan sonra ocağın üstüne alıp kaynayıp göz göz oluncaya kadar pişiriyoruz.
Ocaktan indirir indirmez bir paket labneyi de ekleyip çırpma teliyle iyice karıştırdıktan sonra önceden ıslatılmış kedi dillerinin üzerine döküyoruz
8 kup için ideal geldi ölçüler, en sonunda da üzerine kakao serpip buzdolabında bekletiyor ve afiyetle yiyorsunuz
Bu sefer ki biraz daha farklı, ramazanda Oktay Usta'dan almıştım tarifini...
Kupta Tiramisu
Her zamanki gibi bir iki ufak değişiklikle huzurlarınıza gelmeye hak kazandı...
Bir paket kedi dili bisküvisi (hani içinden iki ayrı pakette çıkanlar var ya o paketin içinden biri yeterli)
Bir paket tek içimlik nescafe cappucino fındık aromalı (içine bi tatlı kaşığı şeker ilave edilebilir)
Muhallebisi için;
4 bardak süte
1 bardak şeker
2 çorba kaşığı un
1 çorba kaşığı buğday nişastası
1 yumurta sarısı
1 pk vanilya
ekleyip çırpma teliyle iyice karıştırdıktan sonra ocağın üstüne alıp kaynayıp göz göz oluncaya kadar pişiriyoruz.
Ocaktan indirir indirmez bir paket labneyi de ekleyip çırpma teliyle iyice karıştırdıktan sonra önceden ıslatılmış kedi dillerinin üzerine döküyoruz
8 kup için ideal geldi ölçüler, en sonunda da üzerine kakao serpip buzdolabında bekletiyor ve afiyetle yiyorsunuz
Pazar, Ekim 14, 2012
İşaret
Bu hafta 4 gün boyunca sabahın 6'sında kalkıp Gebze yollarına düşmenin, bu 4 gün boyunca eğitim almanın ve trafikle boğuşmanın üstüne sevdiğim iki insana dair aldığım haberlerle canım sıkıldı, direncim düştü...
Tüm haftanın yorgunluğunun getirdiği duygusal alüvyonlar sele dönüşmek üzere göz pınarlarına hücum ettiği sırada kafamı dışarı çevirdiğimde, küçük bir bulutun gök kuşağının tüm renkleriyle bana gülümsediğini gördüm...
Güneş gözlüğünün bir ışık oyunu musun sen diyip, gözlüğümü çıkarıp baktım...
Hala benimle :)
"Tamam" dedim
"Göz yaşı yok, her şey herkes için çok güzel olacak"
Kavacık'tan köprünün ayağına kadar bırakmadı beni, verdiği mesajı anladığımdan emin olana kadar
Tüm haftanın yorgunluğunun getirdiği duygusal alüvyonlar sele dönüşmek üzere göz pınarlarına hücum ettiği sırada kafamı dışarı çevirdiğimde, küçük bir bulutun gök kuşağının tüm renkleriyle bana gülümsediğini gördüm...
Güneş gözlüğünün bir ışık oyunu musun sen diyip, gözlüğümü çıkarıp baktım...
Hala benimle :)
"Tamam" dedim
"Göz yaşı yok, her şey herkes için çok güzel olacak"
Kavacık'tan köprünün ayağına kadar bırakmadı beni, verdiği mesajı anladığımdan emin olana kadar
daire içine aldığım minik bulutta benim işaretim
Yeni Sezon
Chanel'ler geri döndü bu sezon...
Biz de hazine sandığımızı açıp neler var elimizde bi bakalım dedik...
:))))
Kumaşların en yenisi 10 sene önce alınmıştır herhalde, en eski parçaysa (dantel) 45 sene öncesine tarihleniyor
Bir manto, bir elbise, bir etek, bir bluz dikilecek ana parçalar
Ama tabi ki annem gibi bi ustanın elinden yanından yukarsından çıkan parçalarla, daha da çok mahsül bekliyorum bu hasattan
Biz de hazine sandığımızı açıp neler var elimizde bi bakalım dedik...
:))))
Kumaşların en yenisi 10 sene önce alınmıştır herhalde, en eski parçaysa (dantel) 45 sene öncesine tarihleniyor
Bir manto, bir elbise, bir etek, bir bluz dikilecek ana parçalar
Ama tabi ki annem gibi bi ustanın elinden yanından yukarsından çıkan parçalarla, daha da çok mahsül bekliyorum bu hasattan
Cuma, Ekim 12, 2012
Gezme Ceylan
Geçen akşam Fulya Turkuaz Rotary Kulübünün toplantısında Urfa'da ki Göbeklitepe buluntusunu anlatan bir konuşmacıyı dinledim...
Milattan önce 12 bin yılına tarihlenen, dünyanın bilinen en eski tapınağı Göbeklitepe...
Bildiğimiz tarihin (neolitik dönemi kastediyorum) hiç de sandığımız kadar ilkel olmadığını, şaşırtıcı eserlerle gösteriyor bize...
Arkeolojiye olan ilgim nedeniyle belki çok heyecanlandırdı beni...
Ancak Nuray'ın etkileyici sunumu orada bulunan herkeste sabah ilk uçağa atlayıp Urfa'ya gitme isteği uyandırdı hiç şüphem yok...
Sunumdan detaylar vermek isterdim ama Nuray'dan dinlemenin, kaleminden okumanın daha keyifli olacağını düşünüyorum.
Nuray, bizi mahrum etme bilginden...
Milattan önce 12 bin yılına tarihlenen, dünyanın bilinen en eski tapınağı Göbeklitepe...
Bildiğimiz tarihin (neolitik dönemi kastediyorum) hiç de sandığımız kadar ilkel olmadığını, şaşırtıcı eserlerle gösteriyor bize...
Arkeolojiye olan ilgim nedeniyle belki çok heyecanlandırdı beni...
Ancak Nuray'ın etkileyici sunumu orada bulunan herkeste sabah ilk uçağa atlayıp Urfa'ya gitme isteği uyandırdı hiç şüphem yok...
Sunumdan detaylar vermek isterdim ama Nuray'dan dinlemenin, kaleminden okumanın daha keyifli olacağını düşünüyorum.
Nuray, bizi mahrum etme bilginden...
Çarşamba, Ekim 10, 2012
İstanbul
Her adımda
Defalarca görmüş olsam da
Başka bi halini keşfederim senin
Her sabah uyandığımda
Yeniden aşık olurum sana
Her güneş batışında
Ne kadar şanslı olduğumu düşünürüm
Ve şükrederim
Bugün de seninleydim
Bilirim ki tek seven ben değilim
Herkes kendine sever seni
Sen herkesi...
Kimbilir belki de bu sevgi bu aşk
Binlerce yıldır var ediyor seni
Defalarca görmüş olsam da
Başka bi halini keşfederim senin
Her sabah uyandığımda
Yeniden aşık olurum sana
Her güneş batışında
Ne kadar şanslı olduğumu düşünürüm
Ve şükrederim
Bugün de seninleydim
Bilirim ki tek seven ben değilim
Herkes kendine sever seni
Sen herkesi...
Kimbilir belki de bu sevgi bu aşk
Binlerce yıldır var ediyor seni
Pazartesi, Ekim 08, 2012
İbrahim Paşa'nın Kahvesi
İstanbul'da kahve içilesi pek çok yer var şüphesiz...
Ancak bu sefer ki, başından sonuna her anını görüp yaşamak istiyceğiniz farklı bir deneyim...
Biz manzarasını bilip daha önce tecrübe ettiğimiz Sultanahmet'teki İslam Eserleri Müzesi namı diğer Pargalı İbrahim Paşa Sarayı'nın meydana bakan terasında kahve içelim demiştik sadece...
Ancak ben gitmeyeli, görmeyeli müze'nin kahvesi işi büyütmüş yarım saatlik bi sertifika programıyla cekirdekten damağa yolculuğu anlatan bi okul olmuş...
Sertifika programı bi yana dekorasyonu ve konseptiyle kahve tutkunlarının, oyuncakçı dükkanına giren çocuklar gibi kendilerini kaybedecekleri bir yer olmuş...
Başka bi programın içinde küçük bi mola olduğu için doyamadım, en kısa zamanda bi ziyaret daha planlıyorum kendisine...
Her kahve tek kişilik cezvede kum üzerinde ağır ağır pişiriliyor...
Sanırım küp şeker bi çeşit kerpetenle ezilerek ekleniyor kahveye...
Ve bakır bir servis setinde her kişiye özel suyuyla lokumuyla sunuluyor...
Bu setlerden satın almanız da mümkün 200 tl karşılığı...
Böyle bir kahve içmenin bedeliyse sadece 7 tl...
Ancak bu sefer ki, başından sonuna her anını görüp yaşamak istiyceğiniz farklı bir deneyim...
Biz manzarasını bilip daha önce tecrübe ettiğimiz Sultanahmet'teki İslam Eserleri Müzesi namı diğer Pargalı İbrahim Paşa Sarayı'nın meydana bakan terasında kahve içelim demiştik sadece...
Ancak ben gitmeyeli, görmeyeli müze'nin kahvesi işi büyütmüş yarım saatlik bi sertifika programıyla cekirdekten damağa yolculuğu anlatan bi okul olmuş...
Sertifika programı bi yana dekorasyonu ve konseptiyle kahve tutkunlarının, oyuncakçı dükkanına giren çocuklar gibi kendilerini kaybedecekleri bir yer olmuş...
Başka bi programın içinde küçük bi mola olduğu için doyamadım, en kısa zamanda bi ziyaret daha planlıyorum kendisine...
Her kahve tek kişilik cezvede kum üzerinde ağır ağır pişiriliyor...
Sanırım küp şeker bi çeşit kerpetenle ezilerek ekleniyor kahveye...
Ve bakır bir servis setinde her kişiye özel suyuyla lokumuyla sunuluyor...
Bu setlerden satın almanız da mümkün 200 tl karşılığı...
Böyle bir kahve içmenin bedeliyse sadece 7 tl...
Pazar, Eylül 30, 2012
...yorumdur
Yazmak için sıraya koyduğum yazılar, resimler var...
Ama onlardan hiç birini di'il de öyle anlamsızca konusuzca yazmak geldi içimden...
Öylesine sokağa atıp kendini, nereye gittiğini bilmeden yürümek gibi...
Attım kendimi
Tutun beni
Ya da tutmayın en iyisi
Kimbilir belki o kadar hafiflemişimdir ki
Rüzgar kollarına alıp uçurur beni
Barışmışımdır herkesle, herşeyle
Gülüyorumdur,
Kocaman kahkahalarla...
Sevdiklerimin yeni başlangıçları
Umut doldurmuştur yüreğimi
Rengarenk bir balonla yükseliyorumdur göğe...
Güveniyorumdur
İnanıyorumdur
Seviyorumdur
İstiyorumdur
Ama onlardan hiç birini di'il de öyle anlamsızca konusuzca yazmak geldi içimden...
Öylesine sokağa atıp kendini, nereye gittiğini bilmeden yürümek gibi...
Attım kendimi
Tutun beni
Ya da tutmayın en iyisi
Kimbilir belki o kadar hafiflemişimdir ki
Rüzgar kollarına alıp uçurur beni
Barışmışımdır herkesle, herşeyle
Gülüyorumdur,
Kocaman kahkahalarla...
Sevdiklerimin yeni başlangıçları
Umut doldurmuştur yüreğimi
Rengarenk bir balonla yükseliyorumdur göğe...
Güveniyorumdur
İnanıyorumdur
Seviyorumdur
İstiyorumdur
Perşembe, Eylül 27, 2012
Olmazdı
Sana yazmasam
Senin icin yazmasam
Olmazdi...
Sevmem vedalari
Bir daha gormiyceksem veda ederim...
Uzun bir tecrubenin son ceyreginde bulustuk
Dogru zaman dogru yer dogru insan
Diger bir deyisle elektrigimiz tuttu
Oyle bir elektrik ki
Bazen konusmadan anladik birbirimizi
Bazen bir tek kelimeden roman yazdik
Kimsenin bilmedigi ortak bi dili konustuk cogu zaman
Tipki simdi oldugu gibi
Sen beni biliyorsun
Ben seni...
İyi ki varsin...
Senin icin yazmasam
Olmazdi...
Sevmem vedalari
Bir daha gormiyceksem veda ederim...
Uzun bir tecrubenin son ceyreginde bulustuk
Dogru zaman dogru yer dogru insan
Diger bir deyisle elektrigimiz tuttu
Oyle bir elektrik ki
Bazen konusmadan anladik birbirimizi
Bazen bir tek kelimeden roman yazdik
Kimsenin bilmedigi ortak bi dili konustuk cogu zaman
Tipki simdi oldugu gibi
Sen beni biliyorsun
Ben seni...
İyi ki varsin...
Salı, Eylül 25, 2012
Dolandırıcılık Mesajları
Böyle bir mesaj geldi dün telefonuma; sabit numaradan aradım verilen numarayı.
Mesajın geldiği telefonunuzdan arayın bizi dediler, aramam dedim
Dolandırıcı olduğunuzdan şüpheleniyorum dedim.
Siz bilirsiniz istersek aradığınız numarayı görebiliriz ki biz dediler
Siz kimsiniz ki, yeriniz nerde dedim
Gaziantep'te otogarın üstünde bi'yermiş orası
Kapattım telefonu Pepsi'ye yazdım
Öyle para ödülü falan yok, sadece dakika hediye ederek "Pepsi Yaşatır Seni" diyolarmış.
Hemen cevap geldi.
Ama kimbilir kimleri dolandırdı yine kötü niyetli insanlar,
Tüketicilerimiz zaman zaman kötü niyetli kişiler tarafından, Pepsi ve Pepsi Yaşatır Seni adı kullanılarak farklı telefon numaralarından aranmakta; kampanyada ödül kazandıkları söylenmekte ve ödüle hak kazanmak için kendilerinden kontör göndermeleri talep edilmektedir. Kampanyalarımızda hediye kazanmak için herhangi bir ön koşul, dakika transferi yapılması, para havale edilmesi, TC kimlik numarasının istenmesi ve/veya kredi kartı bilgilerinin istenmesi gibi bir durum söz konusu değildir. Bu talebe karşılık veren tüketicilerimiz kayba uğratılmaktadır. Kampanyamızdan bağımsız olarak gelişen bu dolandırıcılık olaylarının markamızla hiçbir ilişkisi bulunmamaktadır. Bu nedenle tüketicilerimizden Pepsi markasının konunun tamamen dışında olduğu ve benzeri durumlar karşısında savcılığa başvurmaları gerektiğini ifade ediyoruz. İlgili açıklama www.pepsi.com.tr adresindeki web sitemizde de yer alıyor.
Pepsi markası olarak ilk günden itibaren elimize ulaşan ihbarları ve zanlı telefon numaralarını savcılıklara takip edilmek üzere bildirmekteyiz. Kampanyamıza katılan tüm tüketicilerimize aydınlatıcı mesajlar göndererek, dolandırıcılık girişimlerinden nasıl korunacaklarını anlattık. Pepsi Tüketici Danışma Hattımız tüketicilerimize mesai saatleri içinde hizmet vermeye devam ediyor. Kampanyalar hakkında her türlü sorun için tüketicilerimiz bizleri istedikleri zaman arayarak şikâyetlerini aktarabiliyor ve tatmin edici yanıtlar alabiliyorlar.
Güncel kampanyalarımız ve detayları hakkında www.pepsi.com.tr adresinden ve 0800 261 70 00 Pepsi Kampanya Danışma Hattını arayarak bilgi alabilirsiniz.
Saygılarımızla
PepsiCo Beverages Türkiye
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)































