Pazartesi, Nisan 16, 2012
Pazar, Nisan 15, 2012
Abud Efendi Han
Son yazımdan da anlaşılacağı üzere cumartesi günü maç erteleten yağmur başlamadan önce ben Eminönü sokaklarındaydım…
Bilmediğim sokaklara sapıp bilmediğim yerlere çıktım ama her halükarda bildiğim yerlere ulaştım sonunda…
Kapalıçarşı bu mevsimde alerjikleri hapşırtıyor, annemle kardeşimin hapşırıkları kısa kesti turumuzu, neyse ki açık havada normale döndüler de turumuza devam edebildik.
Mahmutpaşa yokuşunu çıkarken bu kez, binaların cephesine asılan, kapılardan iplerden sarkıtılan elbiseler, battaniyeler, yatak örtüleri olmasa nasıl görünürdü acabayı düşündürttü bana…
Abud Efendi Han’ı önünden defalarca geçmişimdir ama ilk kez bu sefer durup inceledim, bir kapısından girip ötekisinden çıktım…
Fotoya tıklayıp daha büyük bakarsanız kapının üstünde yazan
STAMBOUL YENNI TCHARCHI
yazısını göreceksiniz.
Hangi dil bu???
James Bond Geldi mi?
Bir önceki yazımda aman ha dikkat, cumartesi Eminönü planlarınız varsa şu tarihlere dikkat edin demiştim…
Yalancı çıktım, çünkü 14 Nisan cumartesi kapalı olacağı söylenen sokakta elimi kolumu sallaya sallaya yürüdüm.
Yoksa gizli çekim mi yapıyolardı???
Çekim yoktu ama Mısır Çarşısı’nın yanındaki çiçeklerin ordaki boşlukta sıra sıra dizilmiş çekim malzemelerini fotoladım sizin için…
Çuvalları kırpıntılarla doldurmuşlar herhalde çekim günü üzerine malzemeler konulup dekor oluşturulacak…
Simitçi, kestaneci arabaları köşede…
Kapanacak sokaklar pankartlarla duyuruluyor…
Cuma, Nisan 13, 2012
Bond, James Bond... Nerde???
James Bond'un son filminin Eminönü ve Balat'ta çekilecek sahneleri için bazı yollar araç ve yaya trafiğine kapanacak...
Liste aşağıda ama ben işi biraz daha ileriye götürüp haritada boyadım kapanacak yerleri ama eksik istihbarat adını bulamadığım için boyayamadığım Fındıkçı Remzi sokaklardan sorumlu tutmayın beni...
Haber detayları şöyle:
“B23” adlı yeni James Bond filminin İstanbul’da yapılacak çekimleri nedeniyle 14 Nisan Cumartasi gününden itibaren Fatih’te bazı yolların saat 06.00 ile 20.00 arasında trafiğe kapatılacağı açıklandı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden yapılan yazılı açıklamaya göre, çalışma güzergahlarında uygun ortamın oluşturulması için araç ve yaya trafiğinin kontrol altına alınması amacıyla ulaşıma kapatılacak yollar ve tarihleri şöyle:
- 14 Nisan Cumartesi: Eminönü’nde Büyük Postane Caddesi, Postane Yanı Sokak, Fındık Remzi Sokak ve Şeyhulislam Hayri Efendi Caddesi.
- 18 Nisan Çarşamba: Bankacılar Sokak.
- 19 Nisan Perşembe: Bankacılar Sokak.
- 25 Nisan Çarşamba: Balat’da Kiremit Caddesi, Çırak Sokak, Kazancı Selim Sokak, Cerrah Kerim Sokak, Usturumcu Sokak, Nakkaş Haydar Sokak, Fetih Sokak, Alay Sokak.
- 26 Nisan Perşembe: Eminönü’nde Bankacılar Sokak.
- 28 Nisan Cumartesi: Eminönü’nde Meydan Sokak ve Bankacılar Sokak, aynı gün 05.00-10.00 saatleri arasında Asmaaltı Caddesi, Kalçin Sokak, Kızılhan Sokak, Ragıp Gümüşpala Caddesi.
- 30 Nisan Pazartesi: Eminönü’nde Meydan Sokak, Bankacılar Sokak.
- 2 Mayıs Çarşamba: Meydan Sokak, Bankacılar Sokak.
- 3 Mayıs Perşembe: Meydan Sokak, Bankacılar Sokak
- 4 Mayıs Cuma günü Balat’ta Kiremit Caddesi, Çırak Sokak, Kazancı Selim Sokak, Cerrah Kerim Sokak, Usturumca Sokak, Nakkaş Haydar Sokak, Fetih Sokak, Alay Sokak.
- 5 Mayıs Cumartesi: Eminönü’nde Büyük Postane Caddesi, Postane Yanı Sokak, Fındıkçı Remzi Sokak ve Şeyhulislam Hayri Efendi Caddesi.
Salı, Nisan 10, 2012
İki Nesil Bir Şehir
Dayanamadım bir kaç gün daha…
İstanbul tutkum; özellikle onun gençliğini kirlenmemiş, kalabalıklaşmamış, en masum hallerini anlatan birilerini bulduğumda en sevdiği masalı tekrar tekrar dinlemek için hiç duymamış numarası yapan küçük çocuklar gibi olmama neden oluyor.
Ona ait elime geçen her kitap, her resim, her kayıt beni büyüleyip o elimdeki her neyse onun içinde eriyip onun bir parçası olmanın hayallerini kurduruyor bana.
D&R’ın yeni çıkanlar reyonunda Aydın Boysan-Burak Boysan İki Nesil Bir Şehir kitabını görünce kapıldım büyüsüne…
Aydın Boysan’ın 90 yıllık İstanbul’u, kendi gibi mimar olan oğlunun rakamlara dayanan İstanbul’un değişimini anlatan iki farklı bölüm ve son bölümde tekrar Aydın Boysan’ın fıkralı, şiirli hayata dair kısa yazılarının olduğu toplam 3 bölümden oluşuyor.
Bir de hediyesi dvd var, daha çok eski İstanbul görüntüsü görmeyi umud ettiğim ama Aydın Boysan’ın anılarını yaşadığı yerlerde anlattığı 50 dakikalık mini bir seyirlik…
Kitabı alıp okumanızı şiddetle tavsiye ederim. Ama öncesinde iştahınızı kabartmak için bi kaç bölüm bir kaç fotoğraf size…
“Sur duvarlarının üstüne dinlenme yeri, kahvehane gibi ilaveler yapılması, Eminönü Meydanı’nda çamaşırı bile olmadan çıplak dolaşmak kadar, terbiye yokluğudur.” syf.22
“…Boğaziçi eski yerleşmeleri, aralarında taşıt yolu bile olmayan “bakir” köyler olurdu…
…Artık Boğaziçi’nin, bekaretini yitirmiş olması bile, önemini yitirdi. Masrafını yapan Boğaziçi’ne istediği gibi ve kadar girebiliyor. Vaktiyle Boğaziçi’ne sahil yolları yapılırken ben yazılarla yetkililere, Boğaziçi’ni daraltmanın feci yanlışlığını anlatmaya çalışmıştım, başaramamıştım.
Bana: “Boğaziçi birkaç metre daralsa ne olur sanki?” diyorlardı.
Bu kişilere bakireliğin, sadece birkaç santimle yok edilmesine çıldıran insanlardı.” syf.72
“O yıllarda planlamada olanların anlattıklarına göre 1950-56 arası imarının en karakteristik sloganı, banka reklamlarının en göze çarpan, en çıkıntılı yerlere asıldığını gözlemleyen Menderes’in verdiği “Nerede bir Yapı Kredi Bankası reklamı görürseniz, orayı yıkmak gerekir.” emriydi. Öne çıkan yerlere konan o leylekli banka reklamı “traşlanacak” yerlerin işaretiydi.” syf.137
“Ağustos 1957 ‘de yayınlanan Times dergisi “Hayırkar Bir Bombardıman” başlığıyla “muhariplerin harp esnasında kötü niyetle attıkları infilak maddelerinin Londra ve Berlin’i hercümerce çevirmek suretiyle yaptığını başvekil Adnan Menderes’in huzurlu ve dinmek bilmeyen müsbet ihtirası İstanbul’a yapmaktadır” syf.147
Orda Ne Vardı?
Nerden nasıl ulaştım birazdan okuycaklarınıza göreceklerinize diye sorarsanız, bir kaç gün içinde daha açıklayıcı bir yazı planlıyorum.
Ama şimdilik dayanamadığım için hemen ama hemen görün istedim.
1954'te R. Squibb and Sons firmasının Türkiye'deki ilaç fabrikası olarak bu araziye kurulan fabrika 80'lerde yıkılmış.
iBB şehir haritasından 1966 ve bugünkü haritaları
Ve asıl buranın sırrına mazhar olduğum yer http://www.hayal-et.org/i.php/site/building/squibb_binas
Binanın hayattaykenki görüntüleri
Ve olsaydı bugüne kalsaydı, nasıl olurdu.
Gerçi 11 yıldır bölgedeki ilaç fabrikalarının yıkılıp bir bir AVM'ye dönüştüğünün canlı şahidi olarak böyle olmayacağına eminim.
Pazar, Nisan 08, 2012
Cumartesi, Nisan 07, 2012
Haftasonu Psikolojisi
Evet aldım ama okumaya başladıktan sonra gazım kaçtı...
Kod adı Berber'e söylediğimde kitapları, o da pek hazzetmeyeceğimi söyleyince biraz soğumuş olabilirim tabi...
Yani döne döne aynı şeyleri tekrar tekrar anlatması sıksa gerek beni...
Neyse kitaptan ilginç notları paylaşıyim de, etrafa bi faydam olsun di'mi ama ;))
"Braudel gibi uygarlık tarihçilerine göre Türklerin kendine özgü uygarlığı yok. Türklerin asıl rolleri "uygarlıklar arasında aracı olmak"
Türkler olmasaydı uygarlıklar arasında etkileşim olmazdı, uygarlık tarihi olmazdı.
"Darısı başımıza" şamanlıktaki saçı töreninden gelmekte.
"Nefs" kelimesi ingilizcedeki "self" kelimesine karşılıktır.
Türk grup davranışlarının özelliklerinden biri hiç bir toplulukta görülmeyecek düzeyde geniş bir dinsel hoşgörüye sahip olmasının yanısıra ırkçılıktan uzaklığıdır. Türkler tarihlerinin hiç bir döneminde böyle bir dava gütme ihtiyacına girmemiştir.
Türklerin psikolojisinin bir diğer özelliği, "asla kimliklerine, dillerine düşkün olmamaları" Türkler gittikleri yerde geldikleri yeri yaşar göç ederken bavulları dışında her şeyi bırakır.
Türklerin göçebelikle yerleşiklik arasında kararsızlığı yaz-kış farklı coğrafyalara taşınıp durmalarının bir göstergesi (yazlıkçı kültürümüzün nerden geldiği belli)
"Haytalık etmek"; büyük ihtimalle Şarkikarağaç'ta güzleyip Antalya'da kışlayan Hayta aşiretinin Orta Asya'daki göçebelik özelliklerini aynen muhafaza etmesine yapılan göndermeden kaynaklanmıştır.
200 yıl öncesinde topluluğumuzun çok büyük bir kısmı en azından yaşam tarzı açısından Yörük yada Türkmen'di. Çoğumuzun beş nesil önceki dedesi büyük olasılıkla göçebeydi.
Göçebe Türkler yeni kurulan çadıra "gerdek" diyorlardı. Gerdek yeni evlilerin, çadır karı koca ve evlenmemiş çocukların yuvasıdır.
Gerdeğe girmek deyimi çadır odaklılığın sonucudur.
Lök gibi oturdu, beserek gibi adam, maya gibi kız deyimleri göçebelerin deveciliğinden kalma
Psikolojide "kayıp" dendiğinde, duygusal enerji yatırdığımız herhangi bir varlığın (sevdiğimiz, evimiz, şehir, eşya vb.) bundan böyle kendisine duygusal enerji yatırılamayacak hale gelmesidir.
Göçebeyiz, göç edenin halinden anlarız, Yahudilere kol kanat gerişimiz hep bundandır
Göçebeyiz, yaşanan yerle iğreti bir ilişki kurar uzun vadeli düşünmeyiz, bu yüzden düzenli bir imar planı oluşturulamamış sürekli şantiye halinde yap boz mahallelerde yaşıyoruz
Göçebeyiz, yazılı kültür yerine sözlü kültür baskın. Farsça ve Arapça gibi dilleri kullanılmasına rağmen etkisi kalıcı olmamış, işlevsel okuryazarlık oranı düşük kalmış, matbaa kültürüne geçmeden sözlü kültürde kaldık biz.
Bu da benim yorumum; göçebelik kültüründe at neyse bugün de araba biz Türkler için aynı bence. At süren yol verir mi birbirine, en önde en hızlı olmaktır rüzgarla yarışmaktır amaç ve en gösterişli ata sahip olan en kıskanılandır. Biz de bu miras varken kurallara kim uyar?
Ve son olarak "Potlaç Kültürü" gösteriş ve şatafat düşkünlüğü, biz Türklerin ruhunda var"
Cuma, Nisan 06, 2012
Nasıl Olmuş?
Evet biraz öyleyim inkar edemem ama sanmayın ki oturup bütün gün Halil Sezai dinleyip pijamalarımla bağıra çağıra şarkılarına eşlik ediyorum, ağlıyorum...
Aksine o çıkınca karşıma son sürat başka bi kanala geçiyorum...
Bu mevsim -halbuki pek çok, pek çok severim kendisini- bi garip geldi bünyeye...
Ya aşık olucaksın bu mevsimde, ağaç dallarına yürüyen can suyu gibi damarlarında heyecan dolaşacak, coşacaksın...
Ya da kendi yazıp yönettiği aşk acısını oynıycaksın...
Ortası yok yani
"Yine mi depresif oldu???"
Salı, Nisan 03, 2012
Dar Yürek
Geçtim onu bilgisayarı bile ikinciye kapatıp açtım...
Hem yazasım var hem kaçasım...
Hem anlatasım var hem susasım...
Öyle bi daralmış ki sığmıyor hiç bi yere, hiç bi yazıya...
Dilime takılmış;
"Yaram ne kanar ne kabuk bağlar"
Aynı öyle işte...
Pazar, Nisan 01, 2012
Şaşkın Kek
B12’dir demir’dir eksikti ya bende, o kadar da ilaçlar kullandım ama hala hafızam ihanet edip duruyo bana…
Sürekli yaptığım kekin ölçülerinde şüpheye düşmeme rağmen, gururuma yedirip de soramadım anneme bu malzeme de bi eksiklik var mı diye…
Kek fırından çıktıktan sonra her zamankinden ufak göründü gözüme bi gariplik var dedim bunda 2 bardak yerine 1 bardak şeker koymuşum meğerse…
Eee kek bu biraz da tatlı olmalı…
Neyse ki kakaolu bir kekti ve elimin altındaki hayat kurtarıcı kahve dünyasının para çikolatalarından eritip biraz sütle karıştırıp üzerine dökünce çok lezzetli ve çok şık oluverdi kendisi…
Tarifini isterseniz eğer
4 yumurta
1 su bardağı şeker
80 gr eritilmiş margarin
kabartma tozu, vanilya
2 bardak un (iki kere elenmiş)
1 portakal kabuğu rendesi
Sade hamurun bir kısmını ayırıp aşağıdaki oranlarda kakao ve sütle çırpın.
1 çorba kaşığı kakao
2 çorba kaşığı süt
Çikolata sosu için
2 çorba kaşığı para çikolata (bitter)
2 çorba kaşığı süt
Püf Noktası: yumurtayla şekeri 5-7 dakika arasında mikserin en yüksek devrinde çırpın mükemmel kabarır kekiniz…
Davet Kabul :)
Bu hafta gelen tüm davetleri kabul edicem ona göre ;))))







