Perşembe, Mayıs 28, 2009

Cuma Tatlısı


Nutella'ya doyamayanlara hediyem olsun :))))) Tam 5 kg.

Yanındaki ufaklık marketlerdeki normal standart kavanoz. Görünce dayanamayıp fotoğrafladık sizinle de paylaşıyim dedim.

Haftanın özeti...

Sınavlarım korkunçtu. Mesela türev araçlar denen ders. Çalıştığınız notlar tamamen metinden oluşuyor. Oysa sınavda 25 sorunun 20'si problem. Arbitraj ve Korunma dersinin soruları yanında masum kaldı.

Genel Ekonomi desen evlere şenlik. 2008 küreselleşme endeksinin birincisi kimdi? Meclis'ten 2008 Şubat ayında geçen teşvik yasasında min. kaç kişilik istihdam gerekiyor? 2008'in net getirisi en yüksek yatırım aracı? 2008 tefesini mi tüfesini mi ne en çok azaltan kalem işte öyle bi şey.

Tamam bu işi yapıyorum da bunlar da sorulmaz ki? Valla sınava giren herkes aynı durumda. Ümitsiz vakayız.

İş yerindeyse her şey değişiyor, hiç umulmadık hayatta olmaz dediğimiz şeyler oluyor. Artık olabilecekleri kimse tahmin edemiyor. Bakalım bizi neler bekliyor?

Veeee etkinlik sezonu başladı :)) Çok durgun geçti bütün kış. Yarın akşam start veriyoruz.

Bostancı Gösteri Merkezi'nde Volkan Konak konseri.

Cumartesi akşamı Harbiye Açıkhava'da "Dün Gece Yolda Giderken Komik Bi'şey Oldu" müzikali.

Haberleri veririm.

Cuma, Mayıs 22, 2009

Fit Floplarım

Aslında ben şu an ders çalışıyorum yani çalışıyor olmam gerekiyordu. Yıllık iznimin bir gününü bu amaç için aldım ama kaçamak yapıyorum. Yarın ve pazar günü sınavlarım var. Hadi hayırlısı.

Fit Flop'u duydunuz mu bilmiyorum. Ben geçen yazdan beri bir kaç yerde yazı okumuştum hakkında. Özel geliştirilmiş taban yapısı ile yürürken bacak kaslarını güçlendirdiği, kalçaları sıkılaştırıp biçimlendirdiği, duruş bozukluklarını giderdiği ve selülitleri azalttığı yazıyordu . Ama özellikle beni ilgilendiren kısmı dize olan baskıyı hafifletiyormuş. Öyle pek ucuz da değil doğrusu, bi ara Kanyon'da denemiş ama almamıştım. Geçenlerde Markafoni'de indirime düşünce bi çift alıverdim.

Pazartesi'den beri sürekli ayağımda gerçekten rahat. Özellikle evde yaptığım egzersizlerde topuklarım ağrıyordu artık kalmadı.
7 önemli faydası olduğu iddia ediliyor.

http://www.fitflop.com/technology/potential-benefits/

Çarşamba, Mayıs 20, 2009

Hafiflemeli

Zaman dolapları dökme kışlıkları kaldırıp yazlıkları çıkarma zamanı. Bu değişim döneminde artık giyilmeyenler, sıkıldıklarımız bir kenara ayrılır.

Nereye kime vermeli diye düşünmek zahmetinden kurtarayım sizi

İyi Kalpler Dükkanı

www.tog.org.tr

Adres: Emniyet Mah. Yıldırım Beyazıt Sokak No:4/1 Üsküdar /İstanbul Tel: (216) 318 01 90


Acil İhtiyaç Projesi Vakfı

www.aipvakfi.org

Adres: İskender Paşa Mah. Ahmediye Cad. No. 60 Aksaray Fatih /İstanbul Tel: (212) 491 06 61


Türkiye Sakatlar Derneği

www.tsd.org.tr

Adres: Aşağı Guraba Caddesi No:31-33 Çapa /İstanbul


Türkiye Yardımsevenler Derneği

www.yardimsevenler.org


İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kadın Koordinasyon Merkezi

www.ibbkkm.org

Adres: Piyale Paşa Bulvarı No:1 (Futbol sahası yanı) Çağlayan/ İstanbul


Sevgi Mağazası

Adres: Acıbadem Gömeç Sok. Ahmet Süt Sitesi Ahmet Süt Camii Kadıköy/İstanbul

Salı, Mayıs 19, 2009

Buluşma


Bugün liseden beri görüşmediğim arkadaşlarımla buluştuk. 16 yıl sonra ilk kez gördük birbirimizi ama sanki en son geçen hafta görüşmüşüz gibi sohbetin en keyiflisini paylaştık. İyi ki de katılmışım bu buluşmaya.

Hepimiz büyümüş ama o yıllarda kalmışız. Evlilikler, çocuklar, hayat büyümüş; aylar yıllar geçmiş ama biz hala aynı yerdeyiz.

Güzel oluyormuş böyle buluşmalar

Cumartesi, Mayıs 16, 2009

Hesaplaşma

Dün Dilek'in gönderdiği yazıdan sonra hayatıma daha farklı bir açıdan bakmaya başladım. Yaptıklarımı, ısrarlarımı, zaaflarımı sorguladım.

Özgüven altına sakladığım güvensizliğimi; 9 yıldır bir adım bile ileri gidemediğimi.

Karşımdakinde suçu bulup, kendi korkaklığımda köşemde sinip onun bir şey yapmasını bekleyerek geçti 9 yılım.

Arada bir kaderi yenmeye çalıştıysam da cesaretim olmadığından başladığım yerden fazla ötelere gidemedim.

Ne onunla gidebildim, ne de ben başımı alıp gidebildim.

Aynı sularda "bana bu da yeter" deyip önce kendimi kandırdım, sonra beni sevenleri.

Beni kırmamak için, kendime yaptığım haksızlığa içten içe kızdıklarını ancak geçenlerde anladım. Aslında hiç biri çok da onaylamıyor.

Onaylamadıklarıysa benim kendime yaptığım aslında.

Olaylar iyi yada kötü değildir.

Bizim onlara verdiğimiz tepkiler iyi yada kötü olmalarını belirler.

Üzgünüm ama bunu ben yarattığıma göre yine ancak ben yok edebilirim.

Cuma, Mayıs 15, 2009

Hep parçaları bir araya getirdim. Kırıntıları topladım.

Eksik parçaları görmezden gelip diğerlerini birleştirmeye çalıştım.

Küçük şeyleri büyütüp ruhumda kocaman yaptım.

Hep idare ettim azla; çoğu budur sandım.

Yanlışları üst üste ekledim.

Talepkar olmadım hiç kimseden, hiç bir şeyden.

Daha fazlası için kimseyi zorlamadım, üstünü ben tamamlarım hep dedim.

Sadece ol yeter.

"Ne bedel isterim ne hesap sorarım
Ne sitemle güzel kalbini yorarım
Sakınma tatlı dillerini "

Almak hiç olmadı hep verdim, karşılığında istediğim sadece...

Mükemmel olmak istedim, beni sevsinler benden vazgeçemesinler diye.

En çok da sabırla bekledim. Takdir gördüm sabrım için ama...

Yoksa "yok" der yokluğunu kabullenir yaşar gidersin. Varsa ama aslında "yoksa" bir ömür boyu güvensizlik olarak döner sana

Hep az istersin hayattan; daha fazlasını istemeye hakkın yokmuş sanırsın.

Yokluk öğretmiştir sana hakkın olmadığını.

Bazen bir küçük hareket, bir kelime yıllardır neden yaptığını anlamadığın bir sürü şeyin anlamını karşına getirir mi?

Getirirmiş!

Çarşamba, Mayıs 13, 2009

Eklemsel Sorunlar

İnsan sağlıklıyken çok da önemsemediği şeylerin önemini ne yazık ki kaybedince anlıyor. Geçen seneden beri git gel diz problemim bir türlü çözümlenemeyince geçenlerde başka bir doktorun kapısını çaldım.

Aslında en doğru teşhisi ve yönlendirmeyi o yaptı. İlk başta ona gitmiş olsaydım belki de tekrarlayan sorunlar yaşamaz ve sorunumu derinleştirmezdim.

Neyse, son 1,5 aydır fizyoterapi yapılıyor dizime. Özellikle iç bacak kaslarımın güçlenmesi gerekiyor diz kapağımın kendini kaybedip sağa sola kaymaması için. Benim öyle sıradan bir fizik tedavi değil, sportif rehabilitasyona ihtiyacım var sporcular gibi.

Ama tam yerindeyim. Milli takım fizyoterapistlerinin Levent'te ki kliniğine gidiyorum. Therapy Art Center. Yani yeşil sahalara dönmek için gün sayıyorum.

www.therapyartcenter.com

Sıkı çalışıyorum valla. Egzersizlerimi aksatmıyorum. Ama artık vitrinlere bakarken topuklu ayakkabılar bana hiç bir şey ifade etmiyor nedense.

Benim hatalar silsilemde sürekli yüksek topuklu ayakkabı giymek bir de onlarla 12 kat merdiven inip çıkmak gibi bir gafletim var ki affedilir gibi değil.

Ben artık hareketlerime dikkat ediyorum. Ama size de önerim; topuklularla, elinizde yük varken mümkün olduğunca az merdiven kullanın, atlayarak zıplayarak merdiven inip çıkmayın. Kısacası dizinize gereksiz travmalar yaşatmayın.

Benim sorunum tek dizimde ama ya iki dizimde birden olsaydı. Ne diyim sadece dizinize değil Allah hiç bir eklemimize zeval vermesin. Nereniz ağrıyorsa canınız ordadır ya benimki bu aralar dizimde. Gözüm gibi bakıyorum ona :)

Cumartesi, Mayıs 09, 2009

Anne Eli

Ağrıyan yerine koyduğunda şifa olan, hayatımızı daha güzel kılan, değdiği yere huzur, temizlik, şifa, iyilik, güzellik ne varsa getiren.

Ne söylesem boş. Asla yeterli olmayacak.

En iyisi ben size annemin elinden çıkanları gösteriyim, ruhunu ve ruhuma kattıklarını anlatmanın bir yolu yok zaten.

Birazdan göreceğiniz resimleri çekmek için mutfağa gittiğimde masada soğumayı bekleyen muhteşem vişneli muhallebiler.

Bu bir ay kadar öncesi. Yağız'ın okulunda yılsonu çalışması için istenen atıklardan kostüm projesi. Fikir ve üretim anneme ait. Tabi üretime katkıda bulunanları da anmadan geçmeyelim.

Efendim yelek market poşetlerinin ince şeritler halinde kesilerek şişlerle ipmiş gibi örülmesi sonucu meydana geldi.

Pantolon büzgülü çöp poşetinden -geri dönüşümlü bir çöp poşetidir-

Su bidonu örtüsü.

Muhtelif modelleri mevcut. Sebil modeli, klasik model gibi. Aslında o dönem hepsini takip edip çekmeyi planlamıştım ama bugün elimde bir tek bu resim var. Diğerlerini de artık akrabalara gittikçe çekeceğim. Çünkü herkese dağılmış durumdalar. Mesela bu model şu an Rize'de bulunuyor.

Ve son dönemlerin en yaratıcı çalışması. Annemin genç kızlığında raf örtüsü olarak işlediği, 15 cm genişliğinde dikdörtgen uzun örtülerdi bunlar. Bu yıla kadar dolaplara uygun olmadığından hiç kullanamamıştık.

Sonunda bir kaç ay önce sadece desen kısımlarını keserek kapitone ve harçla birleştirerek muhteşem bir dönüşüm sağladı.



Buzdolabı ve fırın örtüsü. Yanısıra motifler ziyan olmasın diye mutfak eldiveni ve tutacak.

Dolap örtüleri
Ve mutfak önlüğü.


Masa örtüsü

Ütü kılıfı. Üzerindeki mor çiçek süslemesi benim fikrim ve uygulamamdır.

Ve bu da ütü masası kılıfı. Önden cırt bantlarla açılıp kapanıyor.

Yardım

Bu gece televizyonda Beyaz Show'da Tohum Otizm Vakfı yararına yapılan geceyi seyrediyordum. Hangi hesaba nereye nasıl yapılır diye ekranı takip etmek yerine www.tohumotizm.org.tr ye girdim hesap numarası bulurum diye.

İnternet bankacılığına yazdım hesap numarasını "bağış işlemini bağış menüsünden" yapabilirsiniz dedi.

Utanarak itiraf ediyorum ki hiç bağış menüsünü açmamıştım. Pek çok kurum seçeneği varmış. Yani hesap numarası falan aramaya gerek yok.

Çoğu internet bankacılığında da uygulama aynıdır diye düşünüyorum. Ne kadar kolaymış oysa. Keşke bunu da duyursalar, hesap numarasını bilmiyorumu bahane edemezdik belki böylece.

İhtiyacı olanlara küçük büyük farketmez bir katkımız olmasını istiyorsak, internet bankacılığında ayda bir kez bağış menüsünü kullanmak ruhumuza da başkalarına da iyi gelecektir eminim.

Cuma, Mayıs 08, 2009

Baharın Şarkılarını Arıyorum

Bugünlerde erguvan zamanı haberleri var her yerde. Mutlaka görün diye. Herhalde bunlar önceden programlanmış haberler çünkü ortada doğru dürüst erguvan kalmadı. Çoğu yaprağa döndü.

Bir de bu baharın şarkısı var benim için.

"Çilekli" :))

ama versiyon olmayanı yani 3 nolu şarkı. Hıdrellez, bahar, neşe, aşk, keyif, dans, huzur var bu şarkıda.

Bi de daha eskilerden Candan Erçetin'in "Yaşıyorum"

bahçenin yemyeşil canlanışına,
kirazın hınzırca çiçek açışına,
yüzüm gülüyorsa hala
yaşıyorum demektir.

Var mı size de baharı hissettiren şarkılar? Bi bahar albümü yapmak istiyorum, "Yonca Collection" için önerilerinizi bekliyorum.

Cumartesi, Mayıs 02, 2009

Yeni Kitaplarım


Bu aralar yeniden kitap okumaya başladım, mutluyum :)

Geçen gün Kanyon'a D&R'a gittim. 15 dakikada aldığım kitaplar bunlar. Demek ki beni bir saat bırakırsanız orda kredi kartımı sakın yanımda bırakmayın :)

Aslında Aşk'ı Hande'den veya Aynur Ablamdan alıp okumaktı niyetim. Ama o sabah Aynur ablam arayıp; veririm okursun ama bence kitaplığında olması gereken bir kitap deyince öğlen soluğu D&R'da aldım.

Strese Son ve Meditasyon hepimizin ihtiyacı olan temel kitaplar zaten. Ama özellikle Strese Son benzer bildik kitaplardan farklı olarak olayı tüm yönlerden ele alıyor. Ele almakla kalmıyor, somut çözüm yolları gösteriyor. Henüz okumadım ama üstten bir inceleme yaptığımda çok tatmin edici olduğunu düşünüyorum.

Nora Roberts araya tatlı niyetine; Semih ve Balat'ın Bulutu ise Yağız için alındı ama önce ben okuycam. Ne de olsa çocukluğumun geçtiği benim için büyülü semtin masalı.

İstanbul'da Yaşam Sanatı; İstanbul'da sadece yaşamayan İstanbul'u yaşayan biri olarak kaçıramayacağım bir kitap. Bitip tükenmeyen hazine kentin yeni bir gizemini sırrını öğrenmek için iyi bir fırsat.

Kitaptan küçük notlar...

"Yıldırım Beyazıd'ın Otağtepe'de İstanbul'un fethinin gerçekleşmesi için planlarını hazırlarken namaz kıldığı fetih namazgahı kaybolmuş, kıble taşı kırılmış ve bir açıkhava müzesi olması gereken Otağtepe villalaştırılmış."

"Boğaziçi'nin tanınmış balıkçılarından 76 yaşındaki Şefik Pehlivan, Anadolu Hisarı'ndaki Dere Kahvesi'nde mevsimine göre tuttuğu balıkları aracısız satmaktadır"

"Kayık sefası sürmek isterseniz Anadolu Hisarı'ndan Rumeli Hisarı'na kayıkla geçebilirsiniz."

"...kayda değer erguvanlar şunlardır: Sultanahmet'te Su Terzisi yanındaki Halide Edip Parkı'nda... Kuyubaşı'nda Feneryolu sokağında erguvanlar tek başlarına birer türbe gibi ziyaretçi beklemektedirler."

"Boğaziçi'nde Güzelce bir semt... İstanbul'u ve Boğaziçi'ni belli bir sıralamaya göre gezmek isteyen birisi ilk olarak Anadolu Hisarı'nı görmelidir."

"Akide'nin sırrı...

Cuma, Mayıs 01, 2009

Günlerden cuma; üstelik tatil.

Her iş günü öğle saatlerinde hadi yeter artık bu kadar çalıştığımız deyip hayali kaçma planları yapardık. Bugün de tatil olmasına rağmen sabahtan işe gittim, öğleye kadar çalıştık Oya'yla.

Ama içimde bir firar planı; hayalleri gerçeğe dönüştürme isteği...

Güneş pek kendini göstermese de Tema Parkı beni çağırıyordu...

Plaza'ların önündeki duraktan geçen tüm otobüsler 2. köprüden geçiyor ve Kavacık'ta duruyor. Tam 5 dakika sürdü otobüs yolculuğum. Kısacası indi bindi Plaza-Tema Parkı arası rahat rahat 20 dakika. Artık her fırsatta kaçarım ben.


O ağacın altı var bizim için orda, dayadım sırtımı "o ağaca", karşımda Rumeli Hisarı; yanımda FSM Köprüsü arada bülbül sesleri, boğazın hafif esintisi, değdiği yeri ısıtan güneş, çıplak ayaklarımın altındaki çimenler.


Ara ara gözlerim kapanıyor; açarken "rüyada mıyım acaba?" diyorum.

Hayır di'il :)

En son gördüklerim hala karşımda.

Bi gün denemeyi düşünüyorum kaç saat orada kıpırdamadan oturabilirim diye?

Bana hediyeydi bugünkü güneş; mavi tuvaldeki beyaz fırça darbeleri...


Blogumdaki başlık resmini tekrar çekmek istedim çünkü onda hisar net görünmüyordu. Ama aynı açıyı aynı ağacı bulamadım. Çünkü bu sene erguvanlar küsmüş biraz, kimisi soğuktan yanmış, kimisi çiçek açmadan yaprağa dönmüş.


Bu bahar erguvan hayallerim hayal olarak kaldı ne yazık ki :(

Bu kaçamakta bir suç ortağım iki de yaramazı vardı.

Dayakta yemekte kısmetsiz yenmez derler ya; aynen öyle oldu. Aynur ablamın geçenlerde bir arkadaşında yediği cheesecake'in peşinden Çavuşbaşı'na gittik.

Maria's Cheesecakes

Çavuşbaşı merkezinde Beko bayinin karşısında; bir kaç masası var. Oldukça şık ve zevkli döşenmiş. Cheesecake'i nasıl derseniz gitmeye değer. Limon ve frambuazı denedim muhteşemdi.

Dilek'cim özellikle bu önerim sana, sen kaçırmazsın bu izi :)

Dükkan birleşmiş milletler gibiydi. Bize mi denk geldi bilmiyorum ama belli ki hayranı çok.

Ve günün sonu...

İstanbul'u bir uçtan bir uca gezdim eve girdikten 10 dakika sonra gök gürültüsü ve sağnak yağış.

Açtım camı başımı uzattım; sesi, kokusu...

Yaşıyorum demektir.

Teşekkürler Allah'ım bu güzel gün için, yaşadıklarıma şükredebildiğim için...

Pazar, Nisan 26, 2009

Kırmızı Kazak


Kırmızı bir kazak hiç bisikletin yerini tutar mı?

İlla ki istediğimiz olmadığında onun yerine gelen mutlu eder mi?

Tutturduk mu bir kere; inadım inadım olmazsa olmaz; sevmiyorum hiç birinizi.

Kırmızı Kazak güzel bir kitap...

Kitaptan seçtiğim bir kaç cümle aşağıda; beğenirseniz okuyun bence.

"Mutlu mu mutsuz mu olacağına karar vermen gerek. Ve hiç bir şey -ne bir kazak ne bir bisiklet- bunu asla değiştirmeyecek"

"...doğumlarıyla birlikte sahip olduklarını iç güdülerini günden güne unutmaya eğilimlidir. Herkes sevildiğini hissetmek ister ama sadece yalnızlık hissettiğinde başka bir şeyle bunu tamamlamak çok daha zordur."

"Bazen en çok arzu ettiğimiz armağan zaten bizimdir, ancak ona sahip olmak için mücadele etmemiz gerekir"

"Fırtına hiç bir zaman dinmeyecek. Dinemez. O sana ait...
...Fakat şimdiye kadar hiç kimse fırtına yüklü bulutların arasında kaybolmadı, sadece onunla yüzleşti... Fırtınayla mücadele etmek zorunda değilsin, sadece kabarmasını durdurmak zorunda değilsin, sadece kabarmasını durdurmak zorundasın... Ona kendi gücünden vermeden kabarmasını durdurmak zorundasın..."

Sultanahmet'te Bahar

23 Nisan resmi olarak bahara ait bir gün de olsa; genelde soğuktur. Soğuk olsa da ruhum için sokaklardaydım. İyi geldi.

Sultanahmet'teki en sevdiğim ağaç; sanırım japon kiraz ağacı sakura olabilir.

23 Nisan'da bayraklarla Ayasofya

Su perdesi ardında Sultanahmet Camii

Cumartesi, Nisan 25, 2009

Cumartesi


Pasaklı Tanrıça'yı Dilek bitirince okuyacaktım; Hande müsaitti onunkini aldım.

Benim gibi bu günlerde ciddi ciddi gitmeyi düşünen birisine en verilmiycek kitap aslında. Haklı çıkarttı beni, gidiyorum buralardan.

Hayır, hayır çok istesem de gidemiyorum yerimden bile kıpırdayamam.

Bildik romantik komedilerden. Hafif, keyifli, eğlenceli.

Şimdi biz Sam gibi kaçıp gitsek -neyseki benim yemek ve ev işlerinde sıkıntım yok- Nat gibi yardımsever bir yakışıklı çıkmaz karşımıza, çıksa da aşık olmaz, aşık olsa bile kalkıp peşimizden gelmez.

Aşk olmasaydı, zorlukların üstesinden gelebilir miydi?

Cumartesi gününü bir adet Pasaklı Tanrıça romanı ve Slumdog Millionare izleyerek sona erdirdim. Oysa dışarda bahar var di mi?

Cuma, Nisan 17, 2009

Bebek Şekerleri

Geçen haftalarda yeni bir bebek projesini daha tamamladık. Resimlerini koymam biraz vakit aldı, ancak zamanım oldu.

Her projede bir öncekinden daha güzel şeyler çıkıyor ortaya. Stresli ve riskli mesleği bırakıp huzurlu ve mutlu olayların parçası mı olsak bundan sonra diye düşünmüyor değilim.

Karşınızda Kaan bebek için özel çalışmamız...



Çarşamba, Nisan 15, 2009

Kaç kaçta nereye kadar?

Aynada kendimle göz göze gelmiyorsam eskisi gibi;

Bir şeyler yazıp yayınlamamak için akşamları bilgisayardan uzak kaçıyorsam;

Her şeyin üzerinden şöyle bir geçip derinlere inmiyorsam;

Okuduğum kitabın bir an önce son sayfasına ulaşmaksa farkında olmadan esas hedefim;

Vardır bir sebebi elbet.

Ne yaptığımı ne düşündüğümü bazıları bilmesin istiyorum biraz da onun için eskisi gibi maceralarımı hissetiklerimi yazmıyorum.

Yazmanın en tuzak kısmı da burda başlıyor, bi şeylerden korumaya korunmaya çalışınca ruh özgürlüğünü yitirince olmuyooooor.

Salı, Nisan 07, 2009

Seninle

Akşam eve gelir gelmez yazacaktım, aklımdan geçenler canlıyken. Ama her zamanki gibi geldiği anda değerlendirilmeyen kelimeler, soğumuş yemek gibi lezzetini keyfini kaybediyor. Şimdi ne yazsam boş. Boş mu?

Boş değil.

Bu baharı yaşamak, yeniden doğmak istiyorum. Ama havaların ısınmasını bekliyorum, boğazda erguvanların açmasını, bir de seni.

Bu baharı seninle yaşamak istiyorum. Bir sürü planım var bu baharı değerlendirmek için. Fazla zaman yok biliyorum. Bahar da kısa, yetmez, yetenleri yaparız. Yeter ki iste.

Neler mi?

Üsküdar'da bir sabah, denizin ortasında durup dünyanın en özel ve güzel şehrini alabildiğince seyretmek

Çimenlere oturup erguvan terasından gemileri seyretmek,

Eminönü'nden alacağın uçurtmayla benim için ilk kez -seni bilmem- uçurtma uçurtmak istiyorum. Beceremesek bile beceriksizliğimize gülmek istiyorum.

Mihrabat'ta yürümek istiyorum, yeşil, pembe, beyaz, sarı baharda ne kadar renk ve koku varsa ruhumuza işlesin diye.

Yakın İstanbul'a uzaklarmış gibi gidip buraların grisini bir günlüğüne de olsa unutmak istiyorum.

Ruhumuza ağırlık veren her şeyi bir günlüğüne de olsa emanete bırakıp, uçmak istiyorum.

Ama yalnız değil.

Başkasıyla değil seninle.

Cumartesi, Mart 21, 2009

21 Mart

Resmen baharın başladığı çok özel bir gün bugün.

Baharın tazeliği, kurumuş dalların can bulması gibi hayatımızın da kuru dallarının taze, capcanlı, heyecanlı çiçekler açma zamanı.

Astrolojik açıdan da yeni yıl aynı zamanda.

Ben de bugün ne yaptım?

Kendimi bahara hazırlamak için, kirlerden arınarak taze bir başlangıç yapmak üzere hamama gittim.

Sonra da baharın ilk gününü güneşin sıcağı, rüzgarın aklımı esip götürdüğü, kelebek gibi oradan oraya konarak geçirdim. Başka bir kelebek arkadaşla :)

Bir yere oturup bir şeyler yiyoruz ama ondan sonra ne yapacağımızı bilmeyerek, masadan kalkarken bir anda bir fikir geliyor. İlk gelen fikri sorgulamadan yeni rotaya doğru yola çıkıyoruz.

Eğer bugün için bunları yapmayı planlasaydık eminim yağmur yağardı :)

Bu arada Çemberlitaş Hamamı'ndan bahsetmeden geçemiycem. Restorasyonu tamamlanmış. Önceki haliyle kıyaslandığında muhteşem olmuş. Gerçi başka hamama gitmediğim için genelle kıyaslıyamıycam ama bayıldım.


Görmüş olduğunuz girişi; merdivenle üst kata çıkıp rahat odalarda hazırlanıyorsunuz. Esas hamam kısmında ise büyük sürpriz havuz yapmışlar bir de jakuzi.

Ve jakuzi bugün açılmış, sonradan öğrendim ki jakuziye ilk giren benmişim. Bilseydim bir de kurdele keserdim ;)

Çemberlitaş Hamamı uluslararası ilişkileri geliştirmekte oldukça başarılı bir mekan; Japon dışişleri bakanının eşiyle birlikte hamam keyfi yaptık.

Sonuç olarak hoşgeldin bahar.

Ben de kirlerimden arındım hazırım seninle birlikte çiçek açmaya.

Pazartesi, Mart 16, 2009

Egzersiz

Önce yorumlara cevaplar...

Hande'cim ne demek kutlama yapmamak, sen şehre dönmüşsün ben bunu cümle aleme duyurmamış şenlikler yapmamışsam benim son zamanlardaki sersemliğime ver. Hatta cuma günkülerin üzerine ekle. Aklım başıma dönünce söz telafi edicem.

Yemek Aşığı Kybele; burçların perisi olduğunu o yazıyı yazana kadar ben de bilmiyordum :) zaten her kova kadını bir peridir, belki ondan üstüne düşmedik ;)

Sofi; geçte yazsan hiç yazmasan da yerin ben de hep aynı :)

Gelelim bugüne...

Aslında evde oturmuş bilgisayarın başında çalışıyorum, -tamamen iş- sürekli fare kardeşle tıklamalar yaptığım için parmaklarım, kolum, omzum ve ordan da boynum tutulma tehlikesi geçirmeye başladığından parmaklarımı rahatlatmak için yazmaya başladım. -Yani anlıycağınız amaçsız tamamen parmak egzersizine yönelik bir çalışma-

Yazı yazarken yine olmazsa olmazım müzik. Funda Arar'ın yeni albümü. Zamanın Eli.

Eskiden şarkıları bir kaç dinlemeye ezberler hatta millete söylerdim. -Çocukken-

Şimdi bırak başkasına söylemeyi, sadece ağız oynatarak eşlik ederken bile sözlerini tutturamıyorum.

Biraz da beyin açıcı egzersize ihtiyacım var sanırım.

Salı, Mart 03, 2009

Metrobüs Kadıköy'de

Akşam trafiğine kalmaktan korkmadan oturduk bugün.

18:10'da evden çıktım. 18:41'de metrobüs Söğütlüçeşme'den hareket etmişti. Öndeki metrobüs akbille yolcu alırken, arkadan gelen diğeri tüm kapılarını açıp parasız aldı bizi. Öndeki daha dolarken biz sollayıp girdik yola.

18:59'da Zincirlikuyu'daydık. Avcılar yönüne giden metrobüs hattına geçmek kolay ama turnikelerden geçmek zor. Tam 5 dakika sürdü. Dış tarafa turnikeler yerleştirilmiş ama henüz kullanılmıyor.

19:29'da Merter durağındaydım.

Trafiği düşünmeden Anadolu yakasındaki arkadaşları ziyaret etmek açısından benim için iyi bir hizmet.

Rüya

Hayırdır inşallah...

Rüyamda kendimi arı olarak gördüm. Ben arıymışım ve arı gözüyle, hisleriyle etrafı algılıyorum. Bu arada The Bee Movie'de ki arıyla bi bağlantım var. Ya da ben de o filmin içindeyim.

Ancak uykudan uyandığımda yatmadan önceki baş ağrısından eser yoktu, inanılmaz berrak, rahat ve huzurluydu zihnim. Hiç bir şey düşünmeyerek o halin devam etmesine çalıştım ancak insan doğası gereği düşünmeden yapamıyor sanırım. Düşünceler üşüştükçe de ne huzur kalıyor ne bi şey sinsi baş ağrısı da "beni unutma" "beni unutma" diye bağırıyor arkadan.

Yazının tarih ve saatine bakarsınız, gördüğünüz saat doğru. Sabahın 5'i nerdeyse ve ben 3'ten beri uyanığım. Bundan sonra yatsam da ne kadar uyurum bilemiyorum.

Rüyada kendini arı olarak görmek ne anlama gelir bilmiyorum ama insan ölünce ruh şekil değiştiriyor ve başka bir canlı oluyorsa ben arı olabilirim.

Ona göre lütfen arılara iyi davranın ben olabilirim.

İyi sabahlar

Pazartesi, Şubat 23, 2009

Çalı Süpürgesi

Çocukluğumda en büyük eğlencemiz; anneannemin Fener Sancaktar Yokuşu'ndaki asmalı evinin bahçesinde tel örgülerle çevrilmiş, kilitli ahşap kapısının sadece anahtarla büyüklerce açılabildiği sihirli bahçeye girmekti.

Ekili lahana ve diğer yeşilliklere basmadan bahçenin köşesine gitmek, senede sadece bir kez incir toplanmak üzere çıkılmasına izin verilen incir ağacı, gerçek gül kokan güller, hanımeli, hiç meyve vermeyen -yada çok az veriyordu- mandalina ağacı.

Nedendir bilmem çocukluğumdan beri en sevdiğim iş süpürmektir.

Evet süpürmek. Bildiğiniz sarı süpürgeyle.

Oturduğumuz apartmanın merdivenlerini süpürmek, babaannemin evini süpürmek -nedense annem kesinlikle evi o süpürgeyle süpürtmezdi ya gırgır yada elektrik süpürgesi kullanılırdı-, Emine hanım teyzeyle sokakları süpürmek, süpürgeyle balkonu yıkamak.

Anneannemin bahçesini süpürmek.

Ama ne yazık ki o bahçede sarı süpürge yoktu kullanılmazdı, yasaktı. Küçük bir çalı süpürgesi vardı, ne süpürdüğü belli olan ne de beni mutlu eden.


Hiç bir şeyi süpürmezdi ki yerdeki tozlar -ince tozlar- olduğu gibi dururdu. Anlam veremezdim çalı süpürgesi kullanmadaki ısrarı.

Bugün anlıyorum çalı süpürgesinin marifetini.

İncecik tozları bile katıp önüne ortalığı toz duman eden sarı süpürge yerine, çalının dallarına takılmaya değecek büyüklüktekileri toz etmeden, ortalığı dumana vermeden, gözüne burnuna toz dolmadan seni öksürtmeden hapşırtmadan temizlemekmiş maksadı.

Şimdi ele alıp bir çalı süpürgesi bu hayata girişmeli.

Pazartesi, Şubat 16, 2009

Çoook Teşekkürler

En son yazdıklarıma inat, tüm arkadaşlarım dostlarım yalancı çıkarttı beni :))))

Yalnız olduğumu, kendi kendime konuştuğumu söylemek...

Çok ayıp..........

Arayan, kutlayan, bizzat gelen, sarılan, seven, güzel dileklerini ileten tüm sevdiklerime çooook teşekkürler.

Bir de özür. Kendimi yalnız hissettiğimi söyleyerek sizlere haksızlık ettiğim için. Hepinizi çok seviyorum.

Geçen sene olduğu gibi bu yılda "dört yapraklı yonca"m oldu. Bir değil hem de iki tane. Geçen sene ki gerçekten uğurlu geldi. Bu sene iki tane daha geldiğine göre geçen yıldan çok daha güzel bir yıl bekliyor beni.

Pazar, Şubat 08, 2009

Passiflora


Bu aralar çok çabuk kendimi kaybediyorum. Önemsiz, değersizmişim gibi hissediyorum. Yaptıklarımın yazdıklarımın hiç bir anlamı olmadığını kendi kendime konuştuğumu düşünüyorum.

Üzüntülerimin içinde kaybolmaya, bataklığın beni yavaş yavaş derine çektiği hissine kapılıyorum. Bundan bir kaç sene önce de böyle bir dönem geçirmiştim ancak o dönemde nefes teknikleriyle kendimi yukarı çekmiştim. Şimdi bu yöntemleri bilmeme bilincinde olmama rağmen, konsantrasyonumu sağlayamıyorum.

En sonunda geçen hafta psikiyatra gitmeye karar verdim. Tam o günlerde Osman Müftüoğlu'nun yazısında stresin ürettiği salgıların vücuttan atılmadığı takdirde iç organlarda kalarak zehre dahası kansere dönüştüğünü okudum. Çünkü stres durumunda vücut tehlikede olduğunu düşünüyor ve savaş hazırlıklarını yapıyor, ancak dışarda fiziksel bir saldırı olmadığı ve bizde buna fiziksel güçle karşılık vermediğimiz için aynı koltukta oturarak tehlikede olduğunu düşünen beden aynı koltukta oturarak savaşa karşılık veriyor dahası vermiyor. Salgılar da amacına hizmet edemediğinden organa zarar veriyor.

Acil müdahaleye ihtiyacım olduğuna karar verdim.

Passiflora, yan etkisi yok.

Rahatlatıcı bir bitki çayı aradım market raflarında. Doğadan Relax'ı buldum. İçinde sarı kantaron -iğrenç kokuyor-, lavanta, oğul otu, kedi otu falan filan.

Burnumu kapatarak hiç nefes almadan bir seferde içersem içebiliyorum ancak. Ama hakkını yiyemem uykularım düzene girdi. Ondan önce huzursuz uyku sendromu diye bir şey varsa ben ondandım. Bütün gece abuk subuk rüyalar, sürekli uyku ile uyanıklık hali ve sabahları bir öncekinden daha gergin bir ruh bir beden.

Bir kaç gündür çayı içmedim, passiflora'yı da sürekli içmeyi unutuyorum. Düzenli kullanım şart.

Tabi bir de son dönemlerde hayatımın antidepresanlığını yapan kişiyle görüşemiyor olmanın da, gerginliğimi arttırdığı şüphesiz. Ve bir süre daha da görüşemeyeceğimizden bunu da tolere etmenin bir yolunu bulmam gerekiyor.

Bir zamanlar bloguma yazmak, diğer blogları ziyaret etmek beni oyalayan bana zevk veren bir şeyken, şimdi bilgisayarı açtığımda ne yapacağımı bilemiyor sadece maillerime bakıp çıkıyorum çoğu zaman.

Bugün bloguma bırakılan iki yeni yorum, blogumu izlemeye alan iki yeni blog yazarı bana yazmam gerektiğini hissettirdi. Teşekkürler.

Cuma akşamı klavyenin tuşları yerine kalemimle özel defterime yazdım.

O deftere yazdıklarımı sanırım ilk kez paylaşıyorum. Üzgünüm, hepsini değil.

"Büyük yer minderlerini yan yana dizip uzanmışım, kulağımda da müzik. Uykum vardı aslında. Aklımda da O. Çalan şarkılar duygudan duyguya, iç hesaplaşmalara sürükledi durdu.

Yattığım yerde yatamadım, olan uykum da kaçtı. Kalkıp yazıyim bari dedim. Aslında yazmak kendimle yüzleşmek, onu da daha fazla düşünmek istemiyorum ama yine de gördüğün gibi yazıyorum.

İç hesaplaşmam sadece onunla değil, başka konular da var. Ev, iş, son yaşananlar, yaşamaya devam ettiklerimiz. Ama ben hep onun hakkında yazarım ya.

İçinde öyle bir paranoya yaratıyorsun ki sonra kendini sakinleştirmek umduğundan zor oluyor. Aslında bu akşam görüşmemek tercihimdi. Ama yine de görüşmediğimiz konuşmadığımız için huzursuzum. Belli olmaz belki de ararım.

-Geç bi program yaparız demiştin, yeterince geç mi? diye. Komiklik olsun.

Aradım. Meşgul :(

Zaten ben eğer düşünüyorsam mutlaka yapacağımdır. Sadece kendi kendimi haklı çıkartmak, kendime inandırmak için ısınma turları atıyorumdur. Yani her zamanki gibi diyorsam, yapıyorumdur.

Bir yandan da gerginliğimin başka şeylere dönüşüp ona patlamasından korkuyorum. Doğum günüm üzeri biraz hassas olabiliyorum, malum. Fobim var bu konuda. İki sene önce doğumgünümden 2 gün önce kırılmıştık birbirimize. Koca bir seneye mal oldu.

Ama bir sene sonra tekrar bir araya geldiğimizde dostluğumuzdan hiç bir şey kaybetmediğimizi, aksine güzel şeyler biriktirdiğimizi görmek değerdi.

Bazen de düşünüyorum. Belki de yıllardır ben suyu tarlama çevirmek için bir dal uzatarak yolunu değitirmeye çalışıyorum. Vazgeçtim desem de vazgeçmiyorum. Ruhum vazgeçse aklım geçmiyor, aklım geçse ruhum geçmiyor.

Biri bıraksa diğeri tutuyor.

Şu anda yazmak keyifli. Karanlık odada yatağın üstünde bağdaş kurmuş, defterin kenarına taktığım okuma lambasıyla karanlığın huzuru, notalardan ruhuma, ruhumdan kaleme, kalemden kağıda dökülenler iyi geliyor bana."

Perşembe, Şubat 05, 2009

Periler


KOVA BURCUNUN PERİSİ: ARIEL
Mitolojide, Ariel, neşe ve mizah anlayışı sağlayan Sylph prensesine verilen isimdir. Doğduğunuzda Ariel perisi kulağınıza şunları fısıldar:

'Nereye gidersen git orada iz bırakacaksın, çok yaratıcı olacaksın, büyük bir sanatçı olacaksın, sana ihtiyaç duyan herkese yardım edeceksin, çok zeki olacaksın.'


BALIK BURCUNUN PERİSİ: SELKİE
Selkie, mitolojide Ondine'lerin yani deniz kızlarının prensesidir, genellikle yanında bir fok balığıyla resmedilir, evlerimize ahenk ve neşe getirir.Doğduğunuzda sizin kulağınıza şunları fısıldar:

Altıncı bir duyuyla ödüllendirileceksin Her şeye uyum sağlayabileceksin Sanatçı bir ruhun olacak Çok hoşgörülü olacaksın Ruhsal aleme çok ilgi duyacaksın...


Sizin periniz kulağınıza neler fısıldamış öğrenmek isterseniz tıklayın...

Öğle saati

Bi ağlama hali çöktü üzerime. Öğlen saati, iş yerinde, olacak iş değil. Evde olsam kesin sağnağa çevirirdi. Hem yazar hem ağlardım.

Yok bi şey endişe edecek. Ama ağlamak istiyorum işte.

Yok bi şey ama tabiki var. Hem bir sürü.

Sadece -o saçımı çekti- deyip ağlayacak bir şey yok elimde.

Bir sürü toz parçası bir olup gözüme kaçtılar işte.

Elma Dilimleyici

Çinli çocukların dünyadan habersiz olmasını anlarım ama gazetecilerin yeni keşfetmiş olmaları komik. Bence koyacak haber bulamamışlar eskilerden bu ilginç gelmiş olsa gerek. www.netgazete.com bugün haber yapmış.


Ben Tchibo'dan almıştım, Migros'ta ve her yerde benzerleri var. Yalnız Migros'ta gördüğümün bıçak yerleri plastikti onunla elma dilimlemek değil de püre yapmak mümkün.

Çarşamba, Şubat 04, 2009

Nihayet günler üstüne ayaklarımı şöyle uzatıp müziğimi de açıp kendimi bilgisayarımın karşısına oturtabildim. Gerçi oturtmak da yetmiyor, oturtuğunun bedenin ruhunda bir şeylerin coşması ortaya bir şeyler dökmesi gerekiyor ki; onun için biraz daha çalışmam lazım.

Yani okuyacaklarınızdan çok bi ruh beklemeyin, olup bitenleri, paylaşmak istediklerimi ama sadece koşulların paylaşmama izin verdiklerini yazabileceğim.

Son aylarda beni en mutlu eden haberi dün aldım. Çok sevdiğim bir arkadaşımla yeniden çok sık görüşmeye başlayabileceğim. Bir kaç gündür çok sık aklıma geliyordu. Sürekli bir arada olduğumuz, sabahları masamda küçük sürprizler bulduğum, çok şey paylaştığım gerçek bir dost.

Şehre geri dönüyor. Döneceği günü iple çekiyorum.

Üzülüyorum diğer yandan, her geçen gün birilerinin zorunlu izne çıkarıldığını yada yıllarca birikiminin aksine ilgisiz yerlere yeni görevlendirmelerle gönderilmesi. Dahası sektördeki ani ve hızlı değişimlerin bir gün bizi nasıl ve nereye sürükleyeceğinin belirsizliği.

Ve, ve, veeeeeeeeeee

Hayatın bize neler getireceğini bilemeyeceğimize göre Allah sağlık versin geri kalan her şey yoluna girer. Yeter ki Allah dostlarımızın sevdiklerimizin eksikliğini göstermesin.

Çarşamba, Ocak 28, 2009

Parfüm

Uzun süredir kullanmadığım bir parfümü sürdüm bu sabah.

Ne kadar çok duygu varmış kokusunda, ne kadar tazeymiş hissettiklerim. Daha dün gece gibi.

Sabahtan beri his bombardımanında yanlış bir şey yapmamak için kendimi telkin ediyorum.

Bakalım bugün nelere gebe?

Cuma, Ocak 23, 2009

Bugün

06:10- Nefes alamıyorum yine

06:30-Yağmur yağmamış ama bugün için yağmur demişti küçük şemsiyeyi çantaya atmalı

07:30- Evden eve taşıma kamyonu sokakta demek birileri taşınacak. Hep sabahın en erken saatinde gelirler ki öteki evi de yerleşmeye vakit olsun. Zor iş taşınmak.

07:32- Hayret iki gündür bu kızın elinde poşetler yok. (sanırım bir yerde öğretmen hergün koca koca torbalar yada maketler taşıyor elinde. geçen sabah minik aşçı şapkaları vardı torbasında)

07:33- Bu kız da üniformasız servise biniyor. Tamaaaaaaaam bugün karne günü :)

07:40-Beş altı öğrenci elleri cebinde sırıtarak sallana sallana okula yürüyorlar. Bugün ders yok ya. Bi rahatlık gelmiş üzerlerine. Hele bir de karne iyiyse onlar olmasın da ben mi oluyim?

07:41- Güzel bir yazı konusu.

07:42- Bu sabah hava kapalı. Güneş hiç göstermiyor kendini oysa kaç gündür serviste gözüme gözüme vuruyordu.

07:42- Bu konuda da yazmak istiyorum. Acaba her gün o günkü havayı ve bana hissettirdiklerini yazsam? Ya da bugün aklımdan geçen, kimseye söylemediğim düşünceleri yazsam.
1. okul çocukları
2. kapalı hava. Evet değişik bir yazı olabilir.

08:30- Offffff yine mi sıcak.

08:31- Nefret ediyorum. Zaten nefeste alamıyorum. Bu psikolojiyle kesin bugün birisini paralarım. Hatta yanımdaki en muhtemel aday. Çalışamam ben bu sıcakta bu havasız ortamda. Sıcakta zaten sinirler geriliyo bi de nefes alamayınca bi de abuk subuk insanlara bütün gün laf anlatmaya çalışınca.

Yok yok bugün bitmez.

08:50-Bi de -aaa hasta mısın?- diyor. Yanında yere düşüp; ölmek üzere olan hamam böcekleri gibi bacak atarak can çekişmezsen anlamaz bu.

12:12- Nasıl öğlen oldu anlamıyorum. Ne yazık ki bu süreçte kendime ait hiç bir şey düşünmeye zamanım kalmadığından arası boş kaldı. Bu mu hayat?

12:29- Dııığandım :) Makarnayı yarım söyledim, sonuna kadar gidemediğim için. Ama bunun da sonunu göremiycem galiba :(

13:20- Metro City, Kanyon; Apa Giz (adını daha yeni taktılar); Levent Loft; Tekfen Tower, Sapphire çoğunun yerinde bir zamanlar fabrika vardı. Ne kadar çabuk değişiyor her şey. Geldiğimde Deva'nın fabrikası vardı. Sonra önüne küçük bir plaza yaptılar. Yaz ortasında yıkmaya başladılar bugünse kocaman bir boşluk. Bir varmış bir yokmuş. Ve saydığım bütün bu plazalar benim son 8 yıldır gördüğüm manzarada birer birer yükseldiler. Bebekliklerini bilirim yani :))))

15:27- Nesef alamıyooooooooom. (Nejat Uygur'un bi oyununda geçiyodu) Bu cümleden sonra da "fırça yuttum" diyordu masum bi ifadeyle.

16:20- Havanın da kafası karışık. 1'de şiddetli sağnak varken şimdi de güneş açtı. Ben çıkışa doğru bir sağnak daha bekliyorum

17:12- Bütün gün biraz daha idare ediyim giderim diye diye bu saat oldu :((( ben adam olmam. 8:50'deki cümlemi ithaf ettiğime çok ama...

18:00- Eyyyyyyy Özgürlük :)

18:37- Süpeeeeeer. Muhteşem bir yağmur yağıyor. Tahminim doğru çıktı.

18:38- Arabada yazmanın bir yolu olsa ne yazılar çıkardı şu anlardan. Kelimeler hızla akıp geçiyor oysa.

18:39- Benim dostluklarımın yaşı yok. Hiç bir zaman da hissetmedim. Bu sabah msn'de dodicimle yazışırken ortaya çıktı bu gerçek.

"Benden küçüksün ama seninle çok şeyi paylaşabiliyoruz" dedi. Aramızda sanırım 10 yaş falan ya vardır ya yoktur. Anlaştığım, bir şeyler paylaştığım çok özel insanlar var. Bu ne ben yaşımdan olgun olduğum için ne de onlar yaşından küçük davrandığı için. Hayatta bazı duruşlar algılar var ki, işte biz orada buluşuyoruz.

Benim yaşsız başka bir dostluğum da; yaşça dodicimden daha büyük çok sevdiğim birisiyle. Üniversite yıllarımda tanıştık onunla hala daha da görüşürüz. 13 Şubat'ta ben onu ararım 15 Şubat'ta o beni :)

18:44- Serviste kullanabileceğim minik bir laptop mı alsam acaba?

18:45- Çok özledim.

18:45- Hayır bu duygunun üzerinde fazla durmamam lazım. Son günlerde beni ihmal ettiğini unutmamak lazım.

18:46- Ama malum kriz. Patron olmak zor, çok da üstüne gitmemek lazım.

18:46- Bir günde sadece iç sesimle kendi çatışmamı yazmalıyım. Ne savaşlar çıkıyo bir bilsen :))

19:15- Evde annemin olması, sıcaklığı, yemekleri :)))))

19:45- Ama çok hastayım artık ayakta duramıyorum. Duvarlara dayanarak yürüyorum.

19:50- Son bi güçle "Bugün" yazımı tamamlayabilir miyim acaba? Hiç sanmıyorum, gözlerim küçüldü açamıyorum.

20:00- Yatmak tek çözüm. Apranax, Duact, Supradyn Energy tüm ağrılarımı ve nefes darlığımı yok edin.

20:30- Yataktayım. Zzzzzz............................

Perşembe, Ocak 22, 2009

Ayakkabı Koruma Programı

Bugünkü konumuz ayakkabılar :))))

Tutkumuz :))

Hazır indirimler varken düz bi ayakkabı bakıyim dedim ama yine gittim topuklu aldım. Bağımlılık gibi bi şey engel olamıyorsun.

Almak güzel de bir de bunların saklaması var. Sonra kutunun içinde hangisinin olduğunu bulmak var. Arada bir düzenleyip sistematiği oturtsan bile acil bi zamanda o onun kutusuna diğeri ötekinin kutusuna. Yine karıştı.

Bir kaç ay önce şeffaf ayakkabı kutularını görmüştüm internette. Pazar günü de Migros'ta görünce yeniden aklıma düştü. Resimdekiler onlardan Migros'ta tanesi 5 tl, firmanın kendi internet sitesinde 4 tl.


Google'da ararken bir de globox diye bir marka daha olduğunu gördüm. Hepsiburada'da satılıyormuş 5'li paketi 17tl+kdv. Daha ucuz. Ama diğerinin malzemesi plastik; bayağı kutu. Bunlar bana biraz daha hafif ve çabuk yıpranabilir gibi geldi.



Evet kutu fikri hoş ama dolaptaki bütün ayakkabılar için böyle bi düzenleme yaparsak küçük bir servet harcamak gerekecek :(

Ayakkabılar için bir başka çözüm de yağmurlu havalar, çamurlu yollar için yurtdışından bir ürün.
Ayakkabının üzerine geçiriyorsun, tıpış tıpış yürüyorsun. İstanbul için müthiş bir ürün.

Ama bir çiftin 77 euro olduğu düşünülürse; bunu da önce düşünmek gerekiyor. Malum global ekonomik kriz.

Online sipariş verilebilen ülkeler arasında Türkiye'de var. Sipariş vermek isterseniz

http://swims.com

Çarşamba, Ocak 21, 2009

Ağlamaktan Korkma. Zihindeki Istırap Veren Düşünceler Gözyaşı İle Temizlenir

Bir Düşman Çok, Yüz Dost Azdır

Son Irmak Kuruduğunda, Son Ağaç Yok Olduğunda, Son Balık Öldüğünde, Beyaz Adam Paranın Yenmeyen Bir Şey Olduğunu Anlayacak

Derinin Rengi İnsanları Farklı Kılmaz. İyi İyidir, Kötü Kötüdür. Büyük Yaratıcı Hepimizi Kardeş Olarak Yaratmıştır

Düşmanımı Cesur Ve Kuvvetli Yap. Eğer Onu Yenersem Utanç Duymamayım

İnsanlar Tabiattan Uzaklaştıkça Kalbi Katılaşır. İnsanın Gözleri Öyle Kelimelerle Konuşur Ki Dil Onları Telaffuz Edemez.

Şeytan Hakkında Konuşmayın. Gençlerin Kalbinde Merak Uyandırır

(Kızılderili sözleri, milliyet.com.tr'den.)

Bugünlerde kendimle en çok özleştirdiğim tabiattan uzaklaşınca yaşananlarla ilgili olan.

Tam da buna ihtiyacım var.

Pazartesi, Ocak 19, 2009

Sınav

Haftalardır dersti sınavdı anlatıp duruyorum. Nasıl geçtiğini merak edenler için...

Toplam 8 ders var. Ortalama 70 olmadan geçemiyorsun. Bir tanesini geçen sınavda vermiştim.

7 dersten girdim sınava.

Bu sınavlar mimli zaten. Geçen sene 25 sorudan 9 tanesinin yanlış çıktığı bile olmuş. Yani geçmek biraz da şansa bağlı :)))

Genel ekonomide unutmayacağım iki soru var biri 2009 yılının OECD tarafından ne yılı olduğu, diğeri de 2008 yılı araştırmalarına göre dünya üzerinde en adaletsiz gelir dağılımının olduğu ilk üç ülke.

Yani kitaptan falan çalışarak ezberleyerek de olacak gibi değil.

Biz deli gibi formüllerle problem çözdük ama sınavda toplasan 10 tane problem çıkmadı.

13 Şubat'ta sonuçları öğrenince yazarım.

Merkür geri gidiyor yine bu aralar...

Şubat'ta düzelecek yanılmıyorsam ama o tarihe kadar da hayatımızda etkisini bi takım yöntemlerle belli edecek.

Mesela benim arkadaşlar, eski tanıdıklar hanesine düşüyor olsa gerek ki; hafta sonu planladıklarım dışında planlamadığım çoook eski bi kaç arkadaşımla da karşılaştım.

Yolda yürürken öyle insanlara bakan acaba bunu bir yerden tanıyor muyum diyen birisi değilimdir. Ama bazen öyle zamanlar oluyor ki karşıdan gelen insana bakmak için bir güç seni zorluyor ve sana sen onu tanıyorsun diyor.

Daha spiritüel açıklamak gerekirse; insan ruhunda yaşanan her şeyin, her insanın, her yerin bir kaydı var. Biz onları artık hatırlamadığımızı sansak da onlar kendi bölümlerinde varlıklarını sessizce devam ettiriyorlar. Ancak aynı yaşanmışlıklar birbirine yakın yerlerden geçerken birbirlerine sinyaller gönderip öne çıkıyorlar. Biz de yıllardır görmediğimiz bir arkadaşımızı en olmayacak anda tanıyıveriyoruz.

Lise'den beri hiç görmediğim -ki aşağı yukarı 15 yıla denk geliyor- bir arkadaşımı sınava gireceğim okul bahçesinde ikimizde hızlı adımlarla koştururken gördüm. Ayaküstü bir kaç dakika konuştuk. Facebook'tan haberleşme sözü verdik birbirimize.

Cumartesi günü de Bağdat Caddesinde üniversiteden bir arkadaşımla karşılaştım.

Bunlar Merkür'ün süprizi olarak karşıma çıkanlardı. Bir de planladıklarım vardı ki onları da bir kaç senedir görmemiştim.

Eski dostları, arkadaşları görmek, arada geçen zamanda yaşananları paylaşmak güzel bir zenginlik veriyor insana. Bir kez daha tazeleniyor arkadaşlık.

Cuma, Ocak 09, 2009

Özgür hissetmiyorum kendimi...

Eskiden olduğundan daha fazla kendimi bir şeylerden sorumlu hissediyorum.

Anayolda tam gaz giden araçlara bakıyorum. Bense yavaş yavaş sapaktan dönmeye çalışıyorum.

Yolumu değiştirip gaza basıp gidemem.

Özgür değilim.

Zorla mı?

Hayır değil,

Biraz gönüllü biraz zorunlu.

Zorunlu olduğu için gönüllü; gönüllü olduğu için zorunlu.

Evlenmek, çocuk sahibi olmak da böyle olsa gerek. Kendini başkalarının hayatından sorumlu hissetmek. Bazen kendinden çok onları düşünmek.

Biliyorum bu da yanlış.

Önce ben diyebilmelisin.

Gün gelir uğruna fedakarlık ettiğin vazgeçtiklerin; dönüp arkasını senin verdiklerini çiğner geçer.

Kötü niyetli olmasa bile.

Sadece o sen olmadığı, senin gibi hissetmediği için. Senin neyi neden yaptığını anlamaz, anlayamaz.

Hayatta işte böyle insanlar var.

Sevdikleri uğruna öyle çok fedakarlık yapar, onların hayatını kolaylaştırmak için kendilerinden vazgeçerler ki. Ellerinden gelse onların bütün acılarını sıkıntılarını üstlerine alıp çekmek isterler, yeter ki onlar üzülmesin.

Kendisi çok mu güçlü ki?

Hayır.

Sanırım Allah dünyaya merhamet, sevgi, acıma, acımasızlık, merhametsizlik, iyilik, kötülük duygularını eşit miktarlarda dağıtmış. Ancak sadece toplamları eşit.

Kimin payına ne kadar düştüğüne gelince...

Bu yazıyı okurken kendinden bir şeyler buluyorsan eğer, payından fazlasını almışsın.

Perşembe, Ocak 08, 2009

Kayıp Günler


Günlerden hangisindeyim?

Hangi günde olduğumu anlamak için hafızamı zorladım.

Naptım, nerdeydim?

Hah dün gece Avrupa Yakası vardı. O zaman bugün perşembe.

Neeeeeeeeeeee!!!

yarın cuma mı?

Hafta bitti.

Sanıyorsan çok yanılıyorsun :((

Cumartesi, pazar iki tam gün eğitimdeyim. Hem de ne eğitim, üniversiteden beri en yoğun matematik gördüğüm.

Bi de olayın hafıza boyutu var. Dersi dinlerken süper anlıyorum, hocayla birlikte çözüyorum. Ama sonra notlara baktığımda hiç alakam yok.

Balık hafızalı mı oldum ne?

Tabi bi de hangi günde olduğumu anlamak için tv dizilerinden yolumu bulmam var ki, ne kadar anlamsız bir hayat sürdüğümün işareti. O durum zaten başlı başına bir yazı konusu.

Salı, Ocak 06, 2009

Denklemler

Hayat o kadar garip ki, yıllardır biriktirdiklerin paylaştıkların bir an geliyor hiç birikmemiş paylaşılmamış olabiliyor. Bir arkadaşım oldukça uzun süren bir ilişkisinden sonra kısa bir dönem tanıdığı birisiyle evlenirken söylemişti, fark yok arada. Onu tanımamışım yıllarca bunu da çok iyi tanımıyorum.

Yani ilerde olmakla, başlamanın aynı olduğu anlar olabiliyor hayatta. Belki bu tez sadece karşımızdaki insanları tanımak onlarla yaşamak söz konusu olduğunda doğru.

Geçen yıllar bir ömür. Ne çok şey derken. Dönüp bakıyorsun ve arkanda olması gerekenden çok başka şeyler.

İlk arayan kaybedendir, daha çok seven üzülendir.

Böyle bir denklem de var aynı sayfada.

Ben bu denklemeleri yazıyorum yazmasına da, ne duygusal zeka ne mantık ne matematik ne de kimya hiç biri çözemiyor. Herkes kendi denkleminin bir ucundan çözmeye çalışıyor hayatı; kimi x'leri çekerken formülden her şeyi iyice karıştırıp içinden çıkamaz hale getiriyor.

ax+2b*3=y+z

Kimi kopya çekerken yandaki kağıttan, kendi denklemine başkalarının rakamlarını yazarak çözüm arıyor.

Bulan var mı?

En güzeli 4 işlem. Topla, çıkart, böl, çarp. Bilinmeyenlere, üslere, fonksiyonlara gerek yok.

Sevdiklerini topla

İstemediklerini çıkart,

Mutlulukları bölerek dağıt,

Her böldüğünü kendiyle çarp çoğalt.

Bu kadar basit :))))))

Üzüntü ve sıkıntılar????

Onlar için sadece silgi kullan.

Pazar, Ocak 04, 2009

Kaçkarlara Yolculuk

İnce ince yağan yağmur altında pazarda alışveriş yaparken, tezgahların arkasında pazarcıların ısınmak için yaktığı kasa parçalarından gelen yanık odun kokusu ve yumuşak bir soğuk beni başka bir yerlere götürdü.

Olduğum yerden çok uzağa. Karadeniz yaylalarındaki bir köy evine. Anlık çok kısa bir şeydi.

Migros'tan dergilere bakarken Atlas çekti dikkatimi oysa kapağında beni öylesine de çok cezbeden bir şey yoktu. İtiraf ediyorum masa takvimi güzel olur diye aldım. Ama eve gelip de okumaya başlayınca Kaçkarların sonbahar kış resimlerinin beni çağırdığını anladım.


Bir yıl boyunca oralarda bir köy evinde yaşamak istiyorum. Dört mevsimini yaşamak, sobamı yakmak, toprağımla uğraşmak, güneşi, geceyi, soğuğu yaşamak istiyorum.

Şu an için böyle bir isteği gerçekleştirmemin imkansızlığını biliyorum. Ama ben yükselen bir balık olarak çok güzel hayal kurarım. Bazen kendimi çok bunalmış ve kaçamayacak hissettiğim durumlarda giderim o çok istediğim yerlere.

Geçen seneki Karadeniz tatilim yeterli görsel zenginliği de sağladığı için çok gerçekçi ve bana çok iyi gelen gerçeküstü seyahatler yapabiliyorum.

Onun için bu gece beni ararsanız Atlas Ocak 2009 sayısındaki Kaçkar fotoğraflarındaki yaylalarda bulabilirsiniz. Siz de gelmek isterseniz aman sıkı giyinin, çok soğuk oralar.

Perşembe, Ocak 01, 2009

İlk Gün

2008'in son dakikalarında yazdığım gibi 2009'un ilk gününde de yazmaya devam. Sadece yazmakla kalsam iyi, bir de blog ayarlarımla oynayıp yeni şeyler ekledim.

2008 baharında TEMA parkında erguvan dalları arasından Rumeli Hisarı siluetinin göründüğü fotoğrafımı tema resmime dönüştürdüm. (bi cümlede iki tema)

Takip ettiğim blogları daha rahat izlemek için sağ tarafa ekledim. Profil yazımı birazcık değiştirdim.

Malum yeni yıl öncesinde astrolojik yorumları da ihmal etmek olmaz. Onlar da acayip motive ettiler sağolsun. Bakın ilk günden söylüyorum; 2009 benim yılım olacak. Artık düğün mü olur, terfi mi olur, ev mi olur, iş mi olur, çocuk mu olur yoksa hepsi birden mi olur bilmiyorum ama...

ÇOOOK İYİ ŞEYLER OLACAK :)

Sevgili Kova ve Balık'lar, burçdaş olduğumuz için size torpil geçiyorum ve muhteşem yeni yıl yorumlarınıza link veriyorum.


Balık (Yıllık)

Kova (Yıllık)

Kova -Ocak'09

Balık -Ocak'09

Çarşamba, Aralık 31, 2008

Mutluluk 2009'da bizimle

Ne oldu bilmiyorum kaç gündür ara vermeden yazıyorum :) İnşallah bundan sonra da hep böyle gider

E-kartlar bu seneki yeni yıl kutlamalarıma damgasını vurdu. Bu kez de Dilek beni yoldan çıkardı. Onun kartını görünce dayanamadım bi tane de Yağız için yaptım.


Salı, Aralık 30, 2008

İyi Seneler

Sanal kutlamaları pek sevmem. Ama Arçelik öyle bir yeni yıl sayfası hazırlamış ki, yaratıcılığınızı kullanıp keyifli mesajlar yapabiliyorsunuz. Eee durum böyle olunca ben bile dayanamayıp yeni yıl kartı yaptım.

Benim yeni yıl mesajımı seyretmek için tıklayın.

Pazartesi, Aralık 29, 2008

Örümcek

Dört Yapraklı Yonca'yı bir örümceğin ağına attım haberiniz olsun :)

Ve bu gece çok güzel kar yağıyor. Başım ellerimin arasında alnım camın pervazına dayanmış huzurla düşen kar tanelerini seyretmekten dakikalarca alamadım kendimi.

O kadar pervasız, acelesiz sakin sakin huzurla gökten yere iniyorlar ki; önce onlardan biri olup göklerden yere iniyorum, sonra başka bir tanesi. Kaydıraktan kayıp tekrar yukarı çıkıp tekrar kaymak gibi.

Bu gece kar tanelerini takip edin.

Pazar, Aralık 28, 2008

Dilekler

Sevgili MoonSun kartın geldi, çok hoş. Özellikle üzerinde adresinin yazdığı etikete bayıldım. Özel olarak bastırdın sanırım. Ben de aynı şıklıkta bir yanıt göndereceğim en kısa sürede. Ama 17 Ocak'ta sınavlarım var ve bu aralar onlara hazırlanmaktan kendimi başka bi şeye veremiyorum, kusura bakma.

Her sene yeni yıl kartı gönderdiğim arkadaşlarım, sizler de kusura bakmayın bu yıl kimselere bir şey gönderemedim. Yoksa hiç kimseyi unutmadım.

Bir kaç kez kartları ortaya çıkarıp bu işe başlamaya çalıştıysam da geçen yıllarda ki coşku ve heyecan yoktu kartların arasına koyup size gönderebileceğim. Zorlama olsun da istemedim. Ne zaman kendimi hazır hissedersem, hiç sebepsiz nedensiz zamansız gönderebilirim.

Benden umudu kesmeyin. -bazen ben kendimden kessem de-

Bugünlerde Tom Jones'un Greatest Hits Platinium Edition'a takılmış dönüyorum. Biraz enerji veriyor, iyi geliyor. Tavsiye ederim. Uzun süredir ilk defa hiç bir şey yapmadan oturup bir albümü dinledim.

Hele bir şarkı tuttum ki içlerinden, düğünümde ilk dans şarkısı olmak için güçlü aday. -hemen sevinmeyin ortada bir şey yok ama istemek serbest :)

Hem dönem itibariyle 2009 dileklerini sıralamak için iyi bir zaman, kimbilir belki birileri duyar, dileklerimiz, dilekleriniz gerçek olur.

Eskiyen yılın son günlerinde son dakikalarında yeni bir yazı yazamazsam herkese şimdiden sağlıklı, huzurlu, sevdikleriyle mutlu yıllar dilerim.

*Yazının servis edilmesini bekleyenler var fazla uzatmadan yayınlıyorum. Öptüm ;)

Türevler

Küresel ekonomik kriz neden çıktı?

Herkesin olan biten hakkında bir fikri var. En en basit haliyle borç alanlar borçlarını borçla ödemeye kalkınca domino taşları birbirini devirdi.

İşim gereği türev piyasalarla ilgili çalışıyorum bu aralar. İşi derinlemesine öğrenmek zorunda kalıyorsun mecburen. Formüller, opsiyonlar, vs. vs.

Peki olay ne?

Ortada para olmadan parayı döndürmek, evirmek çevirmek, sonra bi daha çevirmek. 100'le 100.000'miş gibi oynamak. 10.000'e 10.000'i ortak etmek. Sonra biri tökezleyince de ötekiler de üstüne düşer tabi.

Yani bu ekonominin düzelmesini kimse beklemesin. Bugün bunu daha iyi anladım.

Birileri temel ihtiyaçlarını karşılayabilmek için çırpınırken, başkaları da 1'le 100 kazanmaya çalışıyor. Ekonomonin işlemesi, etkin piyasa deniyor bu düzene.

Ama kim için, kime göre?

Tavşanın suyunun suyu masalı var ya her şeyi çok güzel anlatıyor. Suyu iyi, suyunun suyu idare eder, suyununu suyunun suyu...

Cumartesi, Aralık 20, 2008

Elek

Yaşanan günlerin sayısı arttıkça ömründe kullandığın hayat eleği de değişiyor.

Daha az şeyi geçirip diğerlerini üstte bırakıyorsun, katmıyorsun hamuruna.

İnsanlar, olaylar, sözler...

Ama bazıları da o elekten geçmeden de karışıyor hayatının içine istesen de istemesen de.

Gene kızgınım birilerine, bu aralar beni kızdıranlar mı artıyor yoksa ben mi daha az toleranslı oldum bilmiyorum.

Kızdıranları uzak tutarsın olur biter. Olmuyor. Teorik ve pratik imkansızlıklar çıkıyor karşına.

Salı, Aralık 16, 2008

Bakış

Bilgisayar ekranına bazen aşkla, bazen kızgınlıkla, bazen nefretle bakıyoruz. Duygularımızın çoğunu nerdeyse onunla paylaşır olduk.

Hayatımızdaki pek çok şeyi sanal alemden yürütmeye başladığımızdan beri en sessiz sedasız, dilsiz yorumsuz her şeyimizi paylaşan o değil mi?

İşinizin büyük bir çoğunluğunu da birlikte yapıyorsanız hele...

Dün akşam üzeri ekranımdaki mesaja gülümseyerek baktığımda farkettim; kahkaha atmamak için kendimi zor tuttum. Gözlerimin içi gülerek bakıyordum ekrana, ruhsuz donuk bir ekrana :)

Salı, Aralık 09, 2008

Postaaaaa

Bir süredir kendimi ihmal ettiğim gibi blog dostlarımı da ihmal etmiştim. Bu akşam sırtımı sıcak kalorifere dayamış, yumuşak minderlerin üzerinde bağdaş kurup laptopı da kucağıma alınca küçük bir ziyarete çıkayım dedim.

Ne de iyi yapmışım. Sevgili Sofi'nin uzun süredir ara verdiği bloguna taptaze bir yazı koyduğunu gördüm. Asortik'in başka bir adreste yazılarına devam ettiğini öğrendim gidip onu da ziyaret ettim. Ordan da Moonsun'a uğradım. Harika bir şey yapmış mektup arkadaşlığı başlatmış.

Son iki senedir gerçek yılbaşı kartları gönderiyorum sevdiklerime, ancak henüz hiç kimse bana aynı şekilde karşılık vermedi :((

Tabi ki karşılık beklediğim için yapmadım. Aslında hepsi maille yada telefonla kartlarımdan ne kadar mutlu olduğunu iletti, karşılık verdi. Ama iade-i kart olmadı.

Moonsun bekle yazıcam sana :))

Perşembe, Aralık 04, 2008

Bu gece ya oturup ağlayacaktım ya da yazacaktım; ya birine hak ettiği şekilde davranıp yaptıklarının bedelini ödecektim ya da yazacaktım.

Yazıyorum ama ağlamama garantisi veremiyorum ama diğerini yapmayacağımı biliyorum.

Hayatta o kadar büyük yalanlarla ve yanlışlarla yaşıyorsun ki.

Bazen yalan olduğunu bilsen de görmemezlikten gelip büyüyüp serpilmesine izin verdiklerin seni sarıp boğazını sıkmaya kalkabiliyor. Canını almaya çalışması değil de yıllarca verdiğin emeğe kahrediyorsun. Yalanlar gerçek olmayanlar.

Sen bunları hak etmiyorsun ...

Salı, Aralık 02, 2008

Yalnızlık

Çok olmuş yine yazmayalı.

Bugünlerde kimsenin tadı yok ki. Küresel kriz, evdeki kriz, ruhtaki kriz derken birinin bitmesini beklerken diğerinin üzerine gelmesi artık onlarla yaşamayı öğrenmek gerektiğini ısrarla hatırlatıyor.

Bi koşturmacadır gidiyor, büyüdükçe günlerin nasıl geçtiğini gerçekten anlamıyor insan. Al işte koskoca bir yıl daha bitti. Çok şükür sağlıklıyım, kimseye muhtaç di'lim. Aldığım kararların arkasında durabilecek imkanlara sahibim. Yani iyiyim aslında.

Bu aralar alışveriş merkezleri, mağazalar çok itici geliyor bana. Ayakkabı bakmak bile zevk vermiyor. Aslında iyi de oluyor hani, gereksiz alışverişlerin önü kesiliyor böylece. Yarında bizi neler beklediğini bilemeyiz.

Hal böyle olunca benim de içimden oturup laylaylom bi şeyler yazmak gelmiyor, ağır konularla da kendimi de başkalarını da bayıltmıyim diyorum.

Suya sabuna dokunmadan da yazacak bir konu kalmadığı için sayfalarımın son güncellenme tarihi bir hayli eskilerde kalıyor :(((

Artık ne dizi ne televizyon. Başından sonuna kadar izleyebildiğim hiç bir şey yok. Tabi bunda artık bütün dizilerin aynı kabak tadını vermesinin kabahati olabilir bence.

Bu akşam daldan dala atlıyorum kusura bakmayın ama yazım moduna geçmişken bir kaç konunun üzerinden geçiyim istedim.

Yalnızlık...

Geçenlerde blogumdaki bir yazıya bırakılan yorumun üzerine yazmayı düşündüğüm şeyler bunlar.

Yalnızlığı biz mi seçeriz insanlar mı bizi yalnız bırakır?

O yalnız bırakılmaktan şikayet ediyordu bense yalnızlığımın kendi tercihim olduğunu düşünüyorum. Tıpkı susmayı tercih ettiğim gibi.

Yalnız geliyoruz, yalnız gidiyoruz. Aralarda birileri girip çıkıyor ama hep kendi iç sesinle baş başasınız en kalabalık anda bile.

Herkes kendi gözleriyle, hisleriyle yaşıyor dünyayı. Kimsenin doğrusuna yanlış, yanlışına doğru diyemem. Kendi tercihlerimizi yaşıyoruz sonuçta kalabalık yada yalnız. (yalnız yanlış imla hatası yaptım mı derdine düştüm yazarken)

Her nefes yeni bir hayat, her güneş yeni bir umut, her yağmur bereket.

Yani daha yapacak çok işimiz var.