Salı, Haziran 14, 2016

Kitap-Incognito

Bir kaç gün önce alıntı yapmıştım kitaptan ama kitabın kendisinden bahsetmeyi başka bir yazıya bırakmıştım.

İşte bu yazı o yazı.

Incognito- Beynin Gizli Hayatı

Kitabı okuduktan sonra beynimden korkmaya başladım ne yalan söyliyim...

Aslında kararlarının ve hareketlerinin tek sorumlusunun bilinçli ben olduğumu düşünürken, durumun hiçte öyle olmadığını öğrenmek şok etkisi yaratıyor.

Haa nerden biliyor, doğru söylediğini nerden biliyoruz, neden inanıyoruz???

Çok mantıklı açıklamaları var.

Sadece kendimi değil diğer insanların da bir anda değişen tavır ve düşüncelerini işte bu beynin gizli hayatına bağlar oldum.

Yaptığı kötülüklerden sonra bir anda duygusallaşan bir adamı da, yıllarca tanıyıp yapmaz dediğin şeyleri bir anda yapan başka birini de,

Hmmm dur bakalım, aslında beynindeki devreler artık farklı çalışmaya başlamış; bu kimsenin suçu değil, onun suçu değil bu beynin suçu diyorum. Anlayışla karşılıyorum yani.

Ama her okuduğum kitap gibi bir süre sonra bunu da unutmaya başlayacağım ve yine sıradan yüzeysel tepkiler vereceğim.

Sonuçta bu da benim beynimin gizli hayatı, o da böyle çalışıyor.

Biyolojik bedenin değişimleri, bir şeyin eksikliği ya da fazlalığı işte o kafatasının içindeki komuta merkezini sabote eden bir terorist.

Bir kaç yıl önce kod adı Berber; biyolojik depresyondan bahsetmişti.

B vitamini, D vitamini stokları, kan değerleri gibi şeyler şeyler yerlerdeyken başlayan biyolojik depresyonun ruhi depresyona dönüşmesinin dünyanın en doğal şeyi olduğunu söylemişti.

Haklı da...

Mesela her kadının kabusu PMS yani adet öncesi sendromu...

Hangimiz yaklaştığında o malum dönem etrafında terör estirmiyor???

Suçlusu kim? Hormonlar

Söz geçirebiliyor musun?

Hormonları kim yönetiyor?

Orda ki döngü şöyle çalışıyor.

Her ay yumurtluyorsun, dünyaya bir canlı getirmek için biyolojik bedenin koşulları hazırlanıyor. Sen  daha zamanı var, çocuk sevmiyorum doğurmıycam desen de.

O bildiği gibi çalışıyor -yani kontrolsuz-

Olgunlaşan yumurta diğer yarısını bulamaz da bir bebek için büyümeye devam edemezse işte sana yıkım.

Bu sefer de olmadı, yine mi gol değil :((

Moraller düşüyor, herkes ve her şey mi batar???

Ta ki yeni bir umut, yeni bir döngü start verene kadar.

Eee kim bunun suçlusu???




Çarşamba, Haziran 08, 2016

En Eski Bloglar

Marketing Türkiye en eski blogları derlediği bir yazı oluşturmuş...

Uzun süreli ve sadık blog yazarları erkeklerden çıkıyormuş. Burda kadınların iş hayatına girdikten ya da evlendikten, çocuk olduktan sonra bıraktıkları tespiti var.

Bence diğer bir neden de insanların daha az kelimeyle bir çırpıda kendilerini ifade ettikleri sosyal medya alternatiflerinin artması.

Kaldı ki bu konu da en güçlü rakip instagramdır bana göre.

Yani teknolojiyle her geçen biraz daha hızla tükenen hayatımız, yeni mecralarla bir öncekini gözden düşürerek yoluna devam etmekte.

En eski bloggerlar listesine şöyle bir baktığımda bir ikisi hariç çoğununun 2005 ve sonrasına ait olduğunu gördüm.

Ben de bloguna ilk yazısını 2005 yılında yazan biri olarak en eski bloggerlerdan biri olarak etiketleyebilirim yani kendimi :))

Evet eskisi gibi deli divane yazmasam da blogum hep oldu hayatımda unutmadım kapatmadım.

Eski blogları merak ediyor ve yazının tamamına ulaşmak istiyorsanız linki burda...

http://marketingturkiye.com.tr/haber/turkiyenin-en-eski-bloglari-belirlendi-iste-o-liste 

Salı, Haziran 07, 2016

Ölenler Neden Sadece Sayı?

Fiziksel yakınlık olmadığı için, duygusal etkiler de eriyip gidiyor artık...
...

Adamı köprüden aşağı itme düşüncesinin içimizde uyandırdığı tiksinti toplumsal etkileşim açısından  çok önemliyken, bir Tomahawk füzesini fırlatmak üzere düğmeye bastığımız zaman ki vurdumduymazlığımız da uygarlık için yıkıcıdır.
...

Incognito - Beynin Gizli Hayatı sf.116

Bu sabah tam bu satırları okurken, okuyup altını çizerken, üzerine düşünürken Vezneciler'de yine masum birileri ölüyordu.

Öldürenin, öldürme kararını verenin nasıl bir yaratık olduğunu düşünmekten çok bu haberleri izleyenleri, bu gidişata dur demek  için yapılması gerekenleri kararlılıkla yapması gerekenleri düşündüm...


Birbirine dokunmadan değmeden yaşarken, daha kolay yakabiliyoruz birbirimizin canını düşünmeden hissetmeden..

Cuma, Nisan 01, 2016

Bir Kez Daha Hande

9 sene sonra bir kez daha hoşçakal...

ikinci bir güle güle yazısı yazmayacağım...

Ama geçen seferkinden farklı olarak bu kez herkesin yapmak isteyip de cesaret edemediğini yapıp, özgürlüğü seçti...

Şimdilik evinin kadını olarak devam edecek...

İş hayatında çalışan annelerin yaşadığı zorlukları yaşamasam da,  yakınen gören hisseden biri olarak çocuğunu kendin büyütmenin hastalığında yanında olmanın en önemli şirketin üst düzey yöneticisi olmaktan daha değerli olduğunu düşünüyorum.

Bu nedenledir ki hüzünlü değil mutluyum onun adına

Her zaman ki gibi...

Salı, Ekim 09, 2007

Yeni Başlangıçlara

Sessiz sakin yolunda akarken nehriniz, siz güvenli kayığınızda ağır ağır yol alırsınız. Ama birden bire farklı bir yönde akan nehirde yolculuk teklif edilir. Güvenli sakin kayığında gitmek mi, yoksa yeni ufuklara açılabileceğin hiç bilmediğin başka bir nehre geçmek mi?

Bir hafta önce gündeminizde hiç böyle bir şey yokken, bir anda hayatınız değişebiliyor. Bu hafta her zamanki rutin işlerini yapacak, sıkılacak, -geçmiyor saatler- diyecek, bi akşam buluşacaktık. Rutinde her şey birbirinin aynı sıradan günler yaşayıp gidecekti.

Oysa şimdi; işlerini devretme, masasını toplama, arkadaşlarla vedalaşma, yeni hayatında neler yaşayacağının belirsizliğiyle karnında garip ağrılarla rutin olmayan günler yaşıyor.

Ben değil, Hande.

Bir anda gelişen olaylarla 7 yıldır birlikte çalıştığımız işinden ayrılıyor. Bugün yada yarın son. Neyseki ben işte değilim. Vedaları hiç sevmem; artık aynı yerde çalışmayacak her an bir araya gelip sevinçlerimizi, üzüntülerimizi, umutlarımızı yüzyüze paylaşamayacak olsak da yine birlikte olacağımız şüphesiz. Öyleyse niye veda? Neye veda?

Ben yıllık iznimin bir bölümünü "Evde Ramazan" konseptinde kulanmak için aylar öncesinden plan yapmıştım. Gel gör ki kader de beni destekleyip ben orda değilken Hande'yi yeni işine uğurluyor.

Herşeyin onun için çok daha iyi olacağına inanıyorum. Ve tabiki Hande hala bizim yazarımız. Yeni ufukları umarım ilk fırsatta onun kelimelerinden okuruz."

http://dortyaprakliyonca.blogspot.com.tr/2007/10/yeni-balanglara.html 

Cuma, Mart 25, 2016

İs Hayati-Yillarin Özeti



İs hayatina ilk basladiginda 8 ayda bir is degistiren, hayallerindeki is dunyasini bulacagina inanan, fikirlerine projelerine patronlarinin ayni heyecanla sahip cikacagini dusunerek yol alan biri vardi...

8 gun bile surduremedigi bir is deneyiminde, erkek modasinin haute couture bir modacisina daha musteri iliskileri yonetimi turkiye'de crm olmamis herkesin diline pelesenk olmamisken oneren anlatmaya calisan, fikirlerini basip vermek icin ofisinde A4 kagidin bile muhasebeden para alinip bakkaldan taneyle alindigi bi yerde yapamayacagini anlayip giden...

Bakti ki hayalleri uymuyor bu dunyaya, beklentilerini minimuma cekip hayallerini kutuya kaldiran ve uzun kalmam ben burda dedigi; matematigi sevmezken sayilarin dunyasina dusen...

Sigortali 15 yilimi dolduruyim istifa eder tazminatimi alirim, hayallerimi yeniden cikaririm kutusundan planlariyla sayilarin arasinda 12 yilini geciren...

Eline gecen ozgurluk sansini sektordeki tecrubesi, geldigi pozisyon nedeniyle daha sonraya erteleyen...

Belki de o ozgurluge sahip olmanin verdigi ozgurlukle 16. yilina kosan...

15 yil 9 aydir ayni binaya ayni saatlerde giren ve cikan...

Durup bir yabanci gibi disardan baktiginda o yillarin gectigi binaya, bir yabanci gibi hic bir sey hissetmeyen...

Hayallerine mi ne oldu???

O kutu o kadar uzun zamandir kapali ki ne o kutuyu acip onlarla yuzlesmeye cesareti var ne de onlarin elinden tutup yeniden can vermeye gucu...

Bezginlik yada bikkinlik degil bunun adi bu kadar belirsiz duzensiz adaletsiz bir ulkede guvenli alanindan cikmadan yasamaya devam etmeye calismak...





iPhone'umdan gönderildi

Çarşamba, Mart 02, 2016

Su Yürüme Zamanı

Bugun degisik...

Dun gece yatakta siddetli atan kalbim ve uyutmayan gariplikle olctugum tansiyonum hic bir zaman olmadigi 13,5'taydi. -ki o sirada zaten daha sakin atmaya basladigini hissediodum-

Gece garip ruyalar...

İleri ki yillarda seyahatin degisen boyutu...

Havaalanlarinda valiz bantlari gibi bantlarin ustunde yatarak uzun bir hat boyunca guvenlikten gecen insanlar ve yan taraftaki diger bantta uzay seyahatinden donen kapsulumsu ucaklar. Ama bu seyahatler mutlaka bir eslikciyle yapiliyor. Yani bir ucagin yada kapsulun yaninda bir tane daha ama profesyonel...

Sabah kapinin disinda bekleyen kedi, ve dun kopegin parcaladigi kedi...

Kendine mukayyet ol, saklan dedim...

Bahcede oynayan diger kediler...

Allah'im sana emanet dedim...

Sitenin bahce kapisindan cikarken yukardan damlayan bi su gordum, ama yagmur da yagmamisti ki...

Kafami kaldirip baktim...

Kesilmis bir sarmasigin kesik basinda biriken bir sivi damliyordu...

Yeni mi kestiler diye dusunuyordum, dusundum, dusundum, hatirlayamadim...

Sonra, acaba agaclara su yurume zamani dedikleri bu zamanda agaca yuruyen su muydu o gordugum...

Yani doganin mucizesi...

Cumartesi, Şubat 27, 2016

Yaşamak

Bu sene bana bitmeyen dogum gunu yapmislar 😄😄😄

Pek bi mutluyum...

Hala mum ufluyorum, pasta kesiyorum...

Sevildigimi tum heyecaniyla coskusuyla hissediyorum...

Bazen koca bi kalabalik bazen bir tek kisi...

Anda hissettigimiz yasamak...

Ne oldugun yer, ne kartvizitin, ne hesabindaki sifirlar...

Hissettigin, hissettirenler...

Her birinin yeri ayri her birinin ozel...


MSA'da Cheesecake Eğitimi

Nihayet bir cheesecake workshopuna katıldım Mutfak Sanatları Akademisi'nde...

Öncelikle çok keyifliydi... 

Sürekli olarak kullanacağınız malzemelerin önünüze bırakılması, son model mutfak aletlerinin önünüzde kullanmadığınızın arkanızda olduğu iş yapmanın üretmenin çok zevkli olduğu bir mekan...

Haftasonu cheesecake atölyesine yer bulabilmek için yılbaşından önce satın almıştım, düşünün ne kadar talep olduğunu ;)


Şimdi ne anlatsam nerden başlasam bilmiyorum...

Önünüzde tarifler bir yandan kulağınız şef'te söylediklerini harfiyen uygulamaya çalışıyorsunuz. Diğer yandan aralarda gezen diğer yardımcı şefler doğru yolda olup olmadığınızı, kıvamına gelip gelmediğini kontrol ediyor, ihtiyacınız olan malzemeleri önünüze koyuyor.


Bir istasyonda iki kişi çalışıyorsunuz, hiç tanımadığınız biriyle bir anda ortak oluyorsunuz. Ancak şanslıydım ki, mutfakta benim kadar titiz ve düzenli çalışan bir arkadaşım oldu. Cansu ;)

Ki bu eğitim için Eskişehir'den gelmiş...


Yaptığımdan farklı ne öğrendim???

Taban konusunda elle şekil vermek istediğinizde köfte gibi birbirini tutması gerekiyormuş. Kremalı bisküvi kullanırsan tereyağını azaltmak, kıvamı kuru olunca erimiş çikolata, nutella, tahin, bal gibi şeylerle bağlayıcılığı arttırabileceğinizi.

En ideal krem peynirin İçim'in sürülebilir taze beyaz krem peyniri olduğu (yağ oranı %17 üzeri olan peynirler tercih edilmeliymiş)

Yumurta akını bir çimdik tuzla karıştırdığınızda (mereng yapımı) ve sonrasında bunu iç dolguya karıştırdığınızda (alttan yukarı alarak)  daha hacimli olacağını.

Cheese cake'i fırında pişirirken kelepçeyi folyoyla sarmak, fırına su koymanın gerekli olmadığını (ki ben hep öyle yaparım)

Yumurtayı ekledikten sonra çok çırpmamak gerektiğini, çırparken düşük devir kullanmak gerektiğini

Fırından çıkarttıktan sonra bıçakla kenarlarını fazla aşağı indirmeden çizerseniz soğurken içe doğru çekilmesine yardımcı olacağınızı.

Fırın ısısının 100-140 dereceyi aşmaması gerektiği, ama bütün bunlara rağmen cheese cake'inizin canı isterse çatlayabileceğini bilmeniz gerektiğini.





Sevgili şefimizin (Günçe Güneş) bize anlatırken yaptığı cheese cake'lerin tadım aşaması...


Tarif  hani derseniz, siz yine benim blogdaki tariflere bakın ;))



Cuma, Şubat 26, 2016

12. Gece

Uzun bir arada sonra nihayet tiyatro...

Sheakspeare'in 12. Gece...

Bennu Yıldırımlar'ın oynadığı diye biliyordum ama o kadar çok tanıdık oyuncu vardı ki...

Hepsi birbirinden başarılı, mükemmel...

Aslında hepsini tanımamızın nedeni diziler...

Oyunda bir an olsun gözlerimi alamadığım oyuncu Özge Özder'di...

Müzikler, dekor değişimindeki akıcılık ve teknoloji tek perdelik 2 saatlik oyunun nasıl bir çırpıda bittiğini anlamadığınız, ruhunuzda keyfinin kaldığı harika bir performans...

Bir kadınla erkeğin birleşmesi bir tiyatro oyununda nasıl bu kadar gerçekçi gösterilir inanamazsınız :))

Kesinlikle gidilmesi gereken bir oyun...

Evet insan en önde oturup sahneyle bu kadar iç içe olunca zamane hastalığı  "aah bi fotoğraf çeksem" arzusuna kapılsa da; sanata ve sanatçıya saygımdan bırak sessize almayı kapattığım telefonumu alkışta bile açmadım.

Oysa o koltuktan ne harika fotoğraflar çekerdim :(((

Özge Özder'i şimdi burda kelimelerle anlatmak yerine rengarenk kostümü ve iddialı makyajıyla göstermek isterdim.

N'apalım biz de google'ın nimetlerinden yararlanırız...

Fotoğraflara da bakın ama mutlaka gidin...


http://www.ibb.gov.tr/sites/sehirtiyatrolari/tr-TR/Sayfalar/Oyun.aspx?oyunid=470





Pazartesi, Şubat 22, 2016

Şubat Dolunayi

Yine bir dolunay zamani...

En son kibris'ta gazi magusa'da muhtesem bir gece yasamistim kendisiyle...

Bu aksam yine oyle cok etkileyici...

Ortam bas basa olmamiza, sessiz sessiz bakismamizi cok imkan vermese de; korna seslerine akmayan trafige inat yazarak iletisime gecicem onunla...

Kod adi berber'le kibris seyahatim sonrasinda ki bir sohbetimizde, beni o aksam nasil iyilestirdigini kendime getirdiginden bahsettim...

Kendisi cok sevdigim Jung'la tanismama vesile oldugu icin ayrica kiymetlidir...

Ama o sohbetimizde de dolunayla aramizdaki bu cekim gucunun benim hayal dunyamdan ibaret olmadigini Jung'un da isaret ettigi gibi kadin dogurganligiyla uretkenligiyle -sadece cocuk dogurmak degil kastedilen- 28 gunde tamamlanan dongusuyle, bilincaltiyla, benim gibi hisleri guclu bir insanin arasindaki kurulan olaganustu bagin gercek oldugunu, iyilestirici oldugunu soyledi...

O nedenledir ki her dolunayin bana sifa oldugunu, iyi geldigini hissediyorum....

Karsimda gordugum ilk an her seyi unutup ona kilitlenisim, yanimdakilere gosterisim, orda onunla kalmak isteyisim, oturup yazisim, arkadasimin mesaj atip tam senlik bir dolunay demesi...

Daha ne olsun...

Dugunumu de dolunay'da onun aydinlattigi bi yer ve zamanda yaparim insallah...

Bu da dilegim olsun 😉

Çarşamba, Şubat 17, 2016

Sürpriz Doğum Günü


40'a dogru yol almaya basladigimin 2. gununde ablam ve dostlarımın bana surpriz yapmak icin kurduklari cetenin cok fena oyununa geldim...

Gunlerce yanimda yakinimda kumpaslar kurulurken, yalanlar soylenip pilates dersi iptal ettirilip, hadi sikildim aksam toplantiyi ekiyim bulusalim, aksam kocamla buluscam makyaj yapiyorumlardan, iki gun ust uste ogle yemeginde dogum gunup kutlanip; eee bitti artik n'olur ki bundan sonra dedigimde...

"Aaaa bak burda kimler varmis" cumlesiyle benim şoka girdigim andan sonrasi...

Herkes ve her sey flu...

Evine gitmek uzere yolda oldugunu dusundugum herkes, uzun zamandir gormedigim arkadaslarim...

Gerisi mutluluk goz yaslari...

Beni sasirtmak, bana surpriz yapmak zordur...

Soguk kanliyimdir, duygularimi belli etmem, hissederim, ip uclarini cabuk yakalarim...

Ama bu sefer gafil avlandim :-))

Boyle gafil avlanmaya can kurban o ayri...

Hissettiklerimi, dostlarimin dun aksam bana hissettirdiklerini kelimeye dokmek benim gibi kelimelerle arasi iyi olan bi insana bile zorsa varin anlayin gerisini...

Yonca'larla suslenmis dogum gunu pastamin mumlarini uflerken Allahim hayirli bi koca artik evleniyim yerine "yanimda olan tum dostlarima sukurler olsun, iyi ki varlar" dediysem...


Hep boyle sevelim, sevilelim, hayattan hep boyle guzel gunler, yaslar alalim...





Not: bütün gece gülmekten ağzımın hiç kapanmadığı doğrudur :)

Cumartesi, Şubat 13, 2016

Ruh Arkadasim

Hayatinizda bazen oyle insanlar vardir ki,

Ne yasiniz, ne isiniz, ne sekliniz ne semaliniz...

Ortak noktalarinizi sizin disinizda kimsenin anlayamayacagi, anlastiginiz dilin agzinizdan cikan kelimelerden cok icinizden gecenlerden sadece dusuncelerinizden ibaret olmasi; bu anlasilmazligi daha da anlamli kilan...

Aylarca yillarca gorusemeseniz konusmasaniz da ilk temasta az once ayrilmis gibi ayni heyecanla devam ettiginiz...

İci disi bir, en yakin en ozel...

Kendi icin istediginden daha fazlasini sizin icin isteyecek kadar yuce...

Ruh arkadasi...

Oyle ki, artik bu dunyada olmadiklarinda bile onlarla iletisiminiz kopmaz, yillar da gecse uzerinden ilk gunku gibi aklinizda yaninizdadir....

Bugun dogum gunu olan artik hayatta olmayan ilk ruh arkadasim...

Cenazesinden beri hep gitmek istedigim ama bi turlu yapamadigim ziyaretimi bu anlamli gune denk getirmek istedim. Eyup gibi karmakarisik bi kabristanda yerini bulabilecegimden bile emin degilken, ama ruhumun, ruhunun beni oraya goturecegini inanarak gittim...

İkinci yolun sonunda -ki ilk yolda da dogru yerdeymisim ama emin olmadigim icin ilerlemedim- onu bulmak, hayattayken bulup siki siki sarilmak gibi geldi...

İyi ki dogdun, iyi ki tanidim seni dedim tipki hayatteyken her sene dedigim gibi...

Yaklasik 20 sene once Universitede hocam olmasiyla kesisti yollarimiz, sonra ortak sevdigimiz bir insan sebep oldu yakinlasmamiza ve sonra birbirimize actikca kendimizi arkadas olduk, dost olduk, sirdas olduk ve bugun isimlendiriyorum ki ruh arkadasi olduk...

Ozledim onu...

Mekani cennet olsun...

Ve su an hayatimda,  yanimda olan diger ruh arkadaslarim,   zaten okurken siz yazdiklarimi  anlamissinizdir kendinizi....

İyi ki varsiniz,

Tum ruh arkadaslarimiza...

Cuma, Ocak 29, 2016

Saç Meselesi

Kadının süsü,erkeğin olmazsa sıkıntı yaratanı :-)

Yazımızın konusu kadın tarafı...

Bir kere o koltuğa oturup biraz renklendirmekle başlayıp, zamanla komple değişime uğrayıp doğuştan esmerken, artık sarışın diye tariflenmeye başlayanların hikayesi...

O koltuğa bile isteye oturuyorsun, bir bilene güvendiğine teslim ediyorsun ama o paketlerin altından Islak saçtaki havlunun altından çıkanı Gören'e kadar başına neler geldiğinin farkında olmuyorsun...

Ve sürpriiiiiizz....

Bazen çok mutlu kalkarken o koltuktan bazen de "Allah'ım n'olmuşum :-(((" diyebiliyorsun...

Eeee öyle ha diyince de geri dönüşü olmuyor, "undo" yapamıyosun...

Zaten kadınların kuaforleriyle ilişkileri dünyanın en hassas ve anlaşılmaz mevzusudur ki; kimi için kim olduğu farketmezken bir diğeri onun için dünyanın öteki ucuna gider...

En nihayetinde bu konuda yazdığıma göre bir mutsuz var harflerin arkasında....

Perşembe, Ocak 07, 2016

Eğitim mi Saygı mı?

Once egitim, her isin basi egitim...

Egitim sart...

Hep oyle denir ya...

Hayir...

Egitim falan degil, saygi sadece saygi...

Saygi egitimle kazanilmiyor ne yazik ki...

Yetistirmek te degil bence, insanin ozunde olmali...

İcinden gelmeli...

Bana yapilmasini istemedigim seyi baskasina yapmama sag duyusuna sahip olmak bence...

Trafikte her gun yasanan...

Emniyet seridi ihlalinden tutta, saridan kirmiziya gecerken son bi hamle gaza basmak, sikisip kalmis kavsakta gidemeyecegini bile bile diger yonun akisini kesecegini gore gore yesil yandi ya bana, gecerim bencilligine...

Plazada asansor dolu geliyor diye asagi inmek    İcin yukari basip yukari gideni kapmak...

Yukari cikmak icin asagi basmak, yukari gideni bekleyenlerin onune gecip asagi inmek, bu sefer asansor yukari gitmek uzere geldiginde dakikalardir sirada bekleyenin o asansore binememesi...

Pardon biri egitim mi dedi...

% 100'u en az lisans, eser miktarda da lisans ustu egitim almis bir topluluk...


Baska yorumu olan???

Cuma, Ocak 01, 2016

Yazmalarım

Niye yazmiyorum diye kiziyorum kendime belki baskalari da...

Aslinda bu kadar da az yaziyor degilim..,

Yaziyorum hem de cok keyifli, bazen huzunlu, bazen heyecanli, bazen cilgin...

Bazen okumanizi istiyorum, paylasmak...

Ama o kadar ozgurum ki orda...

Yalnizliga tercih ediyorum ozgurlugu...

Aslinda bunu yazmakla bile ifsa ediyorum varligini gizli kelimelerimin...

Bir zamanlar burda da cok ozgurmusum, eskiye donup okuyunca yazdiklarimi nasi bu kadar da acik yazmisim diyorum...

Bildigin gozunu cikarmisim  ama goren, gorup de anlayan olmadiktan, anlayip da anlamamazliktan gelen olduktan sonra neye kime yazmisim ne farkeder...

Kisiyi ozgur ya da tutsak yapan baskalari degil kendidir sadece...

Tutuksa kalemim ben boyle olmasini istedigim icindir, yoksa saklandigim cekindigim icin degil...

Buyurken daha cok susmayi tercih edenlerdenim ben...

İcimi oyle kimselerle paylasmadigim benden ote beni herkesle tanistirmak istemedigim icin...

Tanimayanlara eyvallah...

Sadece kelimelerden ibaretim onlar icin...

Ama taniyanlar, ama icimi bilmeyenler bilemeyenler; bilmedikleri bosluklarimi kelimelerimle gelisi guzel doldursunlar istemiyorum...

Perşembe, Kasım 05, 2015

Gokyuzu


Bugun twitterda bir anket vardi, "her gun gokyuzune bakar misiniz?" Diye...

Son baktigimda % 34 hayir cevabini vermisti...

Nasil yaaaa?!?

Nasil olur da bir insan kafasini kaldirip gokyuzune bakmaz, gercekten nefes aliyor mu diye bir bakmak lazim...

Gokyuzune bakmiyor ama ekrana bakip bu ankete cevap veriyor >:

Gokyuzunu bakmadan, gordugume sukretmeden gecen gun bilin ki ben hayatta degilim demektir...

Saatlerin ayarlariyla oynandigi su iki haftalik surecin en mutlu anlari, sabahlari giderken gunesin dogusunu gorebilmemdir...

Bu mevsimde -nem olmadigindan olsa gerek, eee yagmurlu olmamasi da buyuk sans- o kadar guzel ki kizil, mavi, bulutlar...

Sukur, cok sukur....

Her gun gokyuzune bakabildigim, bakabilmenin farkinda oldugum icin...

Kesin Sonuçlar...


İz- Koku - "Unutulmuş Notlar"

Kokusu olmasa yasadiklarimizin, hissettiklerimizin...

Bi yani hep eksik kalirdi...

O bi koku, butun cocuklugunu alir getirir koyar onune bazen

Akan gozyaslarini zaman buzlugunda donmus buz kupleri olarak getiriverir bazen de

Askin yuzunde biraktigi o anlamsiz kocaman gulumseyisi tekrar getirir oturtur yuzune

Hatiralar, anilar odasinin kilitli kapisini kolayca acan sihirli bir anahtardir o

Ozeldir koku...


Her birinde biraktigi iz farklidir

21 Kasım 2013

**************************************
yazan insanın olmazsa olmazıdır...

geliş güzel kağıtlara yazılmış, unutulmuş notlar...

ya da telefonun notlar kısmına yazılmış yayınlanmamış cümleler...

iki yıl rötarla da olsa, artık yayında...

Çarşamba, Kasım 04, 2015

İşaretler - Kozalak - 7

Ben Jung'u keşfettikten sonra işaretler, daha doğrusu karşıma çıkan semboller, rüyalar, sayılar farkında olmadan ağzımdan çıkan sözler, bilinçsizce yaptıklarım daha bir anlamlı gelmeye başladı hayatımda...

Hayatta hiç bir şey tesadüf değil...

Günlük yaşantımızda eğer açık olursak; aslında açık olursak demeyelim dış uyaranlara kapılmadan içimizle bağı koparmadan yaşarsak ona da söz hakkı verirsek; iyiyi de kötüyü de, güzel haberleri de, sevgiyi de yakalarsın...

Geçenlerde yaptığım seyahatte benim için beklediğimden daha anlamlıydı...

Bir tepenin ortasında etrafında yakınında hiç bir şey olmayan, nefesinden başka ses duymadığın, yıldızların gökyüzünü silme doldurduğu çok güzel duygular hissettiren o yerde şimdilik ifade edemediğim bir şeyler var...

Bir şeylere gebe, boşuna değil...

Seyahatim boyunca kaldığım bütün odaların 7 rakamına çıkması da dikkatimi çeken başka bir şey.

7 ve 304

ve 7'nin ne kadar özel bir rakam olduğu düşünülürse bu da boşuna değil ama ben çözemiyorum hikmetini...

Miladını seçti hayatım...

Başlasın ya da bitsin dedi...

Göze alarak bitmenin acısını...

Bekliyor...

Rüzgarın esmesini...

Sonra bir kozalak çıktı karşıma...

Keçeden minik bir şapkası olan...

Beni alıp olmam gerekene götürmelisin dedi...

Neden diye sormadım, niçin sen, niçin o diye de sormadım...

İçimdeki sesi dinledim sadece....

Öğle tatilinin dar vaktinde, teknolojinin bizi bizden aldığı  robot yaptığı bir iş gününde...

Sonra neden kozalak dedim?

Bunun bir anlamı olmalı...

Öyle çok derin araştırmadım, google'a sordum

"Hayat, üretkenlik, bereket" dedi

Yeni bir hayat başlıyor dedim ...

Eskilerden...

Yazamayınca eskisi kadar, eski yazdıklarım çıkınca karşıma tekrar hatırlayalım o günleri...

http://dortyaprakliyonca.blogspot.com.tr/2007/06/la-fontaine.html